SANTRAL DOGMA,  mRNA AŞISI ve ÖLÜMSÜZLÜK ÇIKMAZI!

SANTRAL DOGMA, mRNA AŞISI ve ÖLÜMSÜZLÜK ÇIKMAZI!

“Tanrı yoksa, her şey mübahtır” Dostoyevski (1).

Kelime mânâsı ‘temel hakikat’ olarak anlaşılması îcab eden ‘santral dogma’dan ilk defa 1957’de DNA’nın helezonî yapısını keşfeden Francis Crick bahsetmiş. Gencecik yaşında DNA’nın yapısını çözmek için maruz kaldığı radyasyon sebebi ile kanserden ölen Rosalind Franklin’in çekmiş olduğu meşhur fotoğraf 51’e ulaşmak sureti ile Crick ve James Watson’ın Nobel almış olmalarını ise ancak satır aralarında görebilirsiniz (2).

Santral dogma tabiri ile basitçe, bilgiden (DNA) bir aracı (Messenger=peygamber RNA) vasıtası ile protein elde edilmesi, proteinden geri dönülemeyeceği, ancak RNA’dan tekrar DNA elde edilebileceği ifade edilmekdedir (Şekil 1) (2).

Bugün klinikde her gün kullanabildiğimiz ve fazla maliyetli olmayan genetik teknolojilerin gelişdirilmesi 1984’de başlatılan ve ancak 2003’de bitirilen ‘İnsan Genom Projesi’ ile elde edilmişdir. O dönemde insan DNA’sında 80-140 bin gen olduğu tahmin edilirken, sadece 22 bin gen bulunmuş olması çok şaşırtıcı olmuşdu (3). Bir meyve sineğinde bile 9000 gen vardı yahu. Bulunan ilk monogenik (tek gen) hastalığı ise Türk hastalığı da denilen MEFV geni bozukluğuna bağlı Ailevî Akdeniz Ateşi idi. Bugün keşfedilmiş, sadece immün yetmezlik genleri 480’e ulaşmış durumdadır.

Burada dikkatinizi ‘Gen-ome’ bütün gen kelimesine vermelisiniz, exome bütün ekson, virome bütün virüsler, proteome bütün proteinler, transcriptome bütün santral dogma ürünleri anlamına gelmekdedir (3). Yani kâinattaki canlılık ile alakalı bütün moleküler bilgiler incelenmekde ve veritabanlarına yerleşdirilmekdedir. Bu veritabanlarının ihata etdiği bilgiyi sıradan insanların kavramasına imkan yokdur. Merak edenler kaynağı inceleyebilir, mesela insan birinci kromozomunda 5091 gen, 1416 psödogen ve bunlardan üretilen 11288 protein olduğu bilgisine hemen ulaşabilirsiniz (4).

Şimdi arkanıza yaslanın ve düşünün, eskiden saat tamircileri klasik saatleri tamamen sökerek mekanizmanın nasıl çalışdığını tesbit edip sorunu hallederlerdi, youtube’dan görebilirsiniz.

İşte genlerin ve ilgili parçaların ne işe yaradığını ecnebilerin ‘experiment of nature’ dedikleri primer immün yetmezlik hastalarının bozuk genlerini tesbit ederek büyük oranda anlaşılmaya başlanmışdır. Bu genlerin bozukluğu bilhassa akraba evliliğinin yaygın olduğu toplumlarda sık görülmekdedir. Bu evliliklerin mahsulü olan bebeklere genetik ve immünolojik çorba olan aşıların yapılması bozuk genin fonksiyonunu ve ilgili olduğu moleküler mekanizmaların anlaşılmasının temin etmekdedir, bir çeşit in vivo deney yapılmakdadır yani.

Bu durumda, nihai hedef olan ‘ölümsüzlüğün’ çaresini bulmak için kabaca santral dogmanın son elemanı olan transkriptomu çözmek ve yeniden düzenleyebilmek kalıyor.

Daha 2017’de bir mRNA firması müdürü açıkça ‘We are actually hacking the software of life, yani hayatın yazılımını hackliyoruz’ demişdi (5).

Bir nanobot olarak apoferritin molekülü içine yerleşdirilen bir mRNA ve belki başka bir parça, mesela lusiferaz ile, ve bu nanobotun milyarlarca insana uygulanmasının temin edilmesi ile yapılabilir mi? Bingo!

Optogenetik, magnetogenetik, sıvı kristalleşme ile hücreye uzakdan kumanda edilmesi ise başka bir yazı konusudur….

Gelelim işin dînî ve felsefî cephesine….

İnsanlar bilim putuna değil fıtrat icabı Allah’a inanmaya ve güvenmeye meyyaldir. Şeytan ve tarafdarları ise işte o fıtratı bozarak bezm-i elestte insana secde etmeyecekleri ve onu sapıttıracaklarına dair sözlerini yerine getirmek için çalışmakdadır. Bunu yapmak için de ellerindeki en mühim fıtrat bozucu immün sistemi ve endoteli allak bullak eden, kronik enflamasyona yol açan ‘pig gelatin’ gibi maddeler ihtiva eden aşılardır… Kalp gözü açık olmayanların görememesini de cenabı Allah ayetleri ile bize bildiriyor; onlar görmezler, duymazlar.

Fıtrat demişken aklıma geldi; Diyanetin (!) yayınına göre ‘Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar’. Daha anasının memesini emmemiş bebeye aşı yapmak şeytan ve tarafdarlarından başka kimin aklına gelir?

Aşılar hakkında senelerdir Allah rızası için efkâr-ı umûmîye dilim döndüğünce bilgiler vermeye gayret ediyorum. ‘Aşı Felsefesi’, ‘Genetik Çorba’ ve virüsler hakkında naçizâne yazmak istediğimi belirtmişdim (6). Bu yazı ile beraber ‘Zayıflatılmış mikrob’ yazımı da hasseten okumanızı arzu ederim.

COVID aşılarının yan etkileri konusunda fakirden daha yetkin kişilerin bilgilerine müracaaat edilebilir (7).

Daha evvel ki tesbitlerimizi güncelliğine ve isabetliliğine istinaden hatırlatıp devam edelim; Toplum bağışıklığı (herd immunity), 1933’de otuz yıl boyunca bu konu üzerinde çalışan ve o dönem için tek ve hala en tipik ve hâlâ geçerli örnek olan kızamık için Hedrich tarafından ilk defa tarif edilmişdir, ancak adamcağızın adı bile anılmaz (8).

Buna göre; bir toplumdaki fertlerin %68’i kızamık geçirmiş ise yeni vaka görülmez. Böylece, yeni kızamık salgını 2-5 yılda bir emzirme döneminden çıkmış çocuk nüfusu artdıkça tekrarlar. Kızamık herd immünitenin en tipik örneğidir, tamamı aşılanmış toplumlarda bile salgın yapar, ancak döngü süresi uzar, çünkü aşı hakikaten virüsün toplumdaki dolaşımını kısıtlar. Çılgınca aşı yapılmasını istemelerinin yegâne dayanak noktası da budur.

COVID için hiç bir ön immünolojik değerlendirme yapılmaksızın, üstelik hastalığı geçiren kişileri de aşılayarak ve insanları belki de bilerek kobay yaparak çok büyük bir yanlış yapılmakdadır. Buradaki en mühim ahlâkî sorun ise insanların büyük kısmının kobay olduklarının farkında bile olmamalarıdır.

Aşı olan kişilerin önümüzdeki senelerde aynı virüs ve mutantlarına ve yeni ÜRETİLECEK koronavirüslere karşı en korumasız grubu teşkil edeceğini zannediyorum. Bu sebeple tekrar hatırlatıyorum;

AŞI İLE HİÇ BİR ZAMAN NATURAL VE ÇAPRAZ (HETEROSUBTİPİK) TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI TEMİN EDİLEMEZ.

Bir solunum yolu virüsünden maske ve mesafe ile korunmak imkansızdır. Toplumun büyük kısmı bir yıl içinde bu virüsle şu veya bu şekilde karşılaşmış ve tabii bağışıklık gelişdirmiş olmalıdır. Bu sebeple, Dr. Yıldız’ın tesbitinin doğru olduğu kanaatindeyim (9). Bu durum, İsveç’in BAŞARI ile sürdürdüğü herd immünite politikasında açıkça ve HÂLÂ görülmekdedir (10).

BİR SOLUNUM YOLU VİRÜSÜNE KARŞI YAPILACAK YEGÂNE MÜDAFAA, ONUNLA KARŞILAŞMAK VE ONU MAĞLUB ETMEKDİR.

Aşılayarak hasta olunmayacağını, bulaşmanın önleneceğini iddia eden otorite, bu iddialarından mecburen (!) vazgeçmiş ve artık sadece hastalığın ağır geçirilmesinin önleneceğini söylemekdedir. Ancak, bu iddia da yanlışdır. Aynı adî gripde olduğu gibi, aşılanan kişilerde yeni mutasyonlar ilerdeki mevsimsel sirkülasyonlarda daha ağır geçirmeye sebeb olacakdır. Yeni ve iyi bir araştırma bu iddiamızı teyid etmekdedir (11).

Bu bakımdan Diyanet’in içindeki kime muhtemelen ‘mabedci’ bir klik ‘orucu bozmaz’, ‘Aşı yapdırmamak kul hakkıdır’ diyerek siyasi otoriteyi de hatalarına ortak etmişdir.

Yukarda ifade etdiğim mücadeleyi kazanamayanların yükünü gayr-i kabil-i kıyas, kan, su ve diğer yollarla bulaşan veba gibi hastalıklarla bir tutarak diğer bîgünah insanlara yüklemek caiz olamaz.

Gazâlî’nin islam düşmanlarının, satanistlerin en sevmediği kişilerin başında gelmesinin, kötülenmesinin sebebi de ilmi metodolojiyi, akıl ve mantığın ehemmiyetini bize akdarmasıdır. Dolayısı ile, Akıl ve mantığa, hayatın akışına uymayan bilimsel araşdırmalar ÇÖPDÜR.

Kâinatdaki her şey binary (ikili) sistemle yani, 1 (arabcası vahid) ve 0 (=var ve yok) yani matematik ile ifade edilebildiğine ve bütün bilgisayarlar da bu sistemle çalışdığına, 1 ve/veya 0 sistemi ile çalışan kuantum bilgisayarları ile de sanal gerçekliğin gerçekden ayırt edilemez hale getireceği (in silico) de göz önüne alındığında yüce kitaptaki şu ayetleri hatırlatmak lazımdır;

Allah şeytanı lânetlemiştir, o da “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler” demiştir (Nisa 118-119).

Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz (Ankebut, 57).

Son söz bilimcilere; Ya tanrı varsa?!

Prof.Dr. Alişan Yıldıran

  1. https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-kaplan/insan-ozgurlugunu-yitirdi-hiz-haz-ve-araclarin-kolesi-simdi-2058752
  2. https://en.wikipedia.org/wiki/Central_dogma_of_molecular_biology
  3. https://en.wikipedia.org/wiki/Human_Genome_Project
  4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/genome/?term=human
  5. https://youtu.be/AHB2bLILAvM
  6. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/03/28/misafir-yazar/zayiflatilmis-mikrop-asi-yani/
  7. https://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2021/06/06/stephanie-seneff-covid-vaccine.aspx?ui=abcef0cb900b82646ebd37fa636a04e4e902f8582dd01c378bd7d29d6073e004&sd=20201114&cid_source=dnl&cid_medium=email&cid_content=art2HL&cid=20210606&mid=DM898000&rid=1176002817
  8. Hedrich AW. Monthly estimates of the child population ‘suscepti-ble’ to measles: 1900 – 31, Baltimore, MD. Am J Hygiene1933; 17:613–36.
  9. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/03/26/etibba-diyor-ki/toplumun-yuzde-50si-kitle-bagisikligi-kazandi/
  10. https://en.wikipedia.org/wiki/COVID-19_pandemic_in_Sweden ‘all cause death 2015-2020 tablosu
  11. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/06/13/yazilar/tip-yazilari/kovid-asisi/varyantlar-antikorlardan-nasil-kaciyor/w3de
Mahmut Demirkan’dan Açık Mektup ve Bir Davet

Mahmut Demirkan’dan Açık Mektup ve Bir Davet

Sayın vatandaşlarımız, bu açık mektubum ve davetim sizleredir.

Bu videomda üç konuya değineceğim.
(Video sayfanın alt kısmına eklenmiştir)

1. Bölümde : Yedi ay önce yaptığım açıklamalarımdan sonra neler yaşadığımı,

2. Bölümde : Son 15 ayda hayatımıza hakim olan kavramların gerçek anlamlarını,

3. Bölümde : Uyanış Hareketi Birliğimizi ve Teşekkür Ziyaretlerimizi anlatacağım.

1. BÖLÜM: NELER YAŞADIM?

Yedi ay önce “Sayın Yetkili!” Konu başlığı altında bir videomu ve açık mektubumu sosyal medya hesaplarımdan paylaşmıştım. Birinci videomu ve açık mektubumu okuyan ve seyredenler olmuştur.

Beni tanımayanlar ve ilk defa görenler için kısaca kendimi tanıtayım ben diş hekimi Mahmut Demirkan. Ankara’da yaşıyorum ve kendi muayenehanemde çalışıyorum.

İlk videomu Youtube Şirketi yayından kaldırdı. Bazı arkadaşlarımızın sayfalarında hala mevcut kayıtlar duruyor. Merak edenler Google dan araştırıp o ilk kayıta ulaşabilirler.

Bu açıklamalarımdan sonra hakkımda İkisi Sağlık Bakanlığı tarafından ve biri Ankara Diş Hekimleri Odası tarafından üç idari soruşturma açıldı. Ayrıca Sağlık Bakanlığının suç duyurusu üzerine savcılık makamı tarafından adli soruşturma başlatıldı. Toplamda dört adet soruşturma açıldı. Birinci soruşturmada savunmam alınmadan hakkımda Uyarı cezası verildi. Ben de İdare Mahkemesine dava açtım. Dava ve soruşturma süreçleri devam ediyor.

Aşı Deneyine Katılmak istemeyenlere “ Onlar vatan hainidir!” diyen Bingür Sönmez hakkında ve beni Sağlık Bakanlığına şikayet eden diş hekimi T.D hakkında da suç duyurularında bulundum.

Yine açıklamalarımdan dolayı sosyal medyadan bana hakaret eden şahıslar hakkında da suç duyurularında bulundum. İnceleme ve kovuşturması devam eden dosyalar mahkemeye intikal ederse davalarımız başlayacak.

Bu süreçte Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüb Akbulut’un başlattığı soruşturmaya da 200 sayfalık belge ve kanıt göndererek müdahil oldum.

Yasal haklarımı biliyorum ve bilmediklerimi öğreniyorum. Bana destek olan avukat arkadaşlarıma ve tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Anayasal haklarımı sonuna kadar kullanacağım. Haksız yere, zamanımı, enerjimi, huzurumu ve paramı çalıyorlar ve inşallah haklı olduğumuz davalarımızı kazanacağız.

Mahkemeler hakkımda olumlu karar verdiği andan itibaren bana zalimlik yapan devlet memurlarına ve beni şikayet eden şahıs ve şahıslara dava açacağım çünkü benden sonra bir başkasına zarar veremesinler.

Artık yetkililerin beni dinlemediğinden eminim. 

Bu yüzden artık onlara seslenmeyeceğim. Bu ülkenin gerçek sahipleri vatandaşlardır. Vatandaş, devlettir. Vatandaşlarımıza sesleniyorum.

Vatandaşın oyları ile görevlendirdiği kişiler vatandaştan üstün değildir. Herkes eşittir.

Bir önceki videomda bir diş hekimi ve sade bir vatandaş olarak düşüncelerimi açıklamış ve yetkilileri tatlı dille ve Kuran ayetleri ile uyarmıştım.

Ne yazık ki yetkililer uyarılarımı kabul etmeyip, otoriteye itaat etmediğim için hakkımda dört soruşturma açılmasına izin verdiler.

“Sen diş hekimisin, alanının dışında bilgi veremezsin ve halkı yanlış bilgilendiremezsin. Senin amacın reklam yapmak ve halka yanlış bilgiler vererek zarar vermektir. Haddini bil” dediler.

Ben haddimi bilirim. Haddini bilmeyenlere, haddini bildirmekte bir vatandaş olarak yasal görevimdir.

Hatalı ve yanlış uygulamalara, yalanlara ve sahte salgına karşı itaatsizliğim devam ediyor, haberiniz olsun.

Öncelikle, ben ‘diş hekimi’ sıfatıyla hareket etmiyorum.

Sosyal medyadaki paylaşımlarım, konunun doğrudan uzmanları olan yerli ve yabancı bilim insanlarındandır.

Yerli ve yabancı virolog ve epidemiyologlardan Türkçe veya yabancı dilden çeviri ve alıntılar yapıyorum. Örneğin, Sucharit Bhakdi, Judy Mikovits ve diğerleri.

Ayrıca, moleküler biyolog, immünolog, kardiyolog, nörolog, vb. pek çok bağlantılı uzmanlık alanlarındaki kişilerden de alıntılar yapıyorum, buna da hakkım var.

Örneğin Wolfgang Wodarg, Andrew Kaufman, Stefan Lanka ve diğerleri

Benim yaptığıma benzer veya aynı sosyal medya paylaşımlarını başka hekimler, avukatlar, gazeteciler, sanatçılar ve her meslekten kişiler de yapmaktadır.

Bunların hiçbirine ‘sizin uzmanlık alanınız değil, susun!’ denemez!

Çünkü onlar da zaten asıl uzmanlık alanı olan kişilere dayanarak, bilimsel paylaşımlarda bulunmaktalar; yani kendi kendilerine kafalarından uydurmuyorlar.

Nasıl ki genel olarak tüm vatandaşların veya avukatların dava dilekçelerinde, Cumhuriyet Savcıların iddianamelerinde, her tür mahkeme kararlarında, avukatlar, savcılar, yargıçlar, kendi uzmanlık alanları olmasa bile, tıp, teknoloji, mühendislik, mimarlık, ticaret, ekonomi, finans, bankacılık, vb. pek çok hukuk dışı alandan bilirkişi ve uzmanların görüşlerine atıf yapabiliyorlarsa, ben de aynı şekilde başkalarına atıfla, kendi ifade özgürlüğümü kullanabilirim.

İfade edebileceklerim, doğrudan ve yalnızca kendi mesleğim icabı teknik bilgiler ile sınırlandırılamaz, bu sınırlar içinde kalmadığım için tarafıma suçlama yöneltilemez.

Kısacası:

1. Uzmanları tekrarlıyorum, kendim uydurmuyorum.

2. Bir tek ben söylemiyorum, başkaları da söylüyor. Başkalarına tanınan ifade özgürlüğü sınırları, sırf diş hekimi olmam sebebiyle aleyhime daraltılamaz; “başka herkes konuşabilir ama sen diş hekimi olduğun için konuşamazsın!” denemez!

Yaklaşık yedi aylık süreçte neler yaşadığımı kısaca anlattım. Daha sonra arkadaşlarımla birlikte yapacağımız video sohbetlerinde ayrıntılara gireceğiz.

2. Bölüm: KAVRAMLARIN GERÇEK ANLAMI

Bu üçüncü videomda sıradan bir vatandaş olarak sizlere bu ülkenin gerçek sahiplerine “SAYIN VATANDAŞLARIMIZ” diye sesleniyorum.

Bu açıklarımdan dolayı soruşturma açılır mı bilmiyorum. 

Sıradan biri olarak yani bir vatandaş olarak açıklama yapıyorum.

Şimdi size bazı kavramları hatırlatmak istiyorum. Kullanılan kelimeler yabancı ise anlayamayız. Anlamadığımızı bilemeyiz ve bilmediğimiz şeyden ise korkabiliriz ya da ayıp olmasın diye anladık numarası yaparız.

Bilmediğimizin bilinmesi yerine, başkalarına güvenip sorumluluğu onların üzerine atarız.

Ya güvendiklerimiz de bilmiyor ya da bizi kandırıyorlarsa?

İşte o zaman sorumluluk kimde olacak?

Bizde mi? Onlar da mı? Bence bizde 

Şu soruyu sormadığımız için bizde olacaktır.

Bu kullandığınız kelimenin Türkçe anlamı nedir? Türkçe ya da Türkçeye yüzyıllardır girmiş yabancı bir kelime zihinlerimizde hemen anlam bulacaktır.

Kelimenin anlamını bildiğimizde, kendimize olan güvenimiz artar.

Türkçe kökenli olmasa bile yüzyıllardır yabancı dillerden ( Arapça, Farsça ya da başka dillerden) Türkçemize kazandırdığımız kelimelerin anlamını biliriz.

Şimdi, Pandemi kelimesinin anlamı nedir?

Vatandaş olarak çoğumuzun anlamını bilmediği yabancı bir kelimedir.

Kavramlar önemlidir ve halkımızın algısında yer bulmalıdır. Yer bulamıyorsa belirsizlik vardır. Belirsizlik, bilgisizliğe ve ardından güvensizliğe dönüşebilir ve korku başlar… Zaten karşı tarafın istediği de vatandaşın korkmasıdır.

Gelin şimdi son 15 ayda bize dayatılan kelime ve kavramların gerçek anlamlarını öğrenelim.

Pandemi kelimesi yerine, Salgın demeliyiz.

Plandemi kelimesi yerine, Sahte Salgın demeliyiz.

Aşı kelimesi yerine, Sahte Aşı demeliyiz.

Halkımız sahte kelimesinin ne demek olduğunu bilir. Farsça kökenli bir kelime olmasına rağmen binlerce yıldır kültür kodumuzda bu kelimenin anlamı yerini bulmuştur.

Sahte kelimesinin anlamı; bir şeyin aslına benzetilerek yapılan, düzme, düzmece, yalan, gerçek olmayan, uydurma, yalancı, yapmacık demektir.

Sahtekar kelimesinin anlamı; sahte işler yapan, düzmeci, sahteci demektir.

Salgın kelimesinin anlamı; kısa zamanda çevredeki insan, hayvan ve bitkilerin büyük bir bölümüne bulaşan ayrıca tıbbi anlamı ise bir hastalığın ya da başka bir durumun yaygınlaşması ve birçok kimseye birden bulaşması demektir.

Bu tanımlamaya göre ülkemizde gerçekten bir salgın var mıdır?

Gerçek salgın olsaydı, yasaklara gerek kalmadan vatandaş kendini korurdu.

Halkımız, sahte peygamber, sahte din, sahte altın, sahte para, sahte çek, sahte senet, sahte doktor, sahte ilaç, sahte tapu, sahte salgın ve sahtekarlığın ne demek olduğunu bilir ve alt kuşaklarına öğretir.

Akletme yeteneğini kullanmak istemeyenler yani aptallar ise sahtekarlar tarafından kandırılır.

İnsan, bilmediği ve anlamadığı şeyden korkabilir. Bilenlere sorar, danışır ve onlar da bilmiyorsa en iyi bilenlere “Profesörlere” sorar ve aldıkları cevaplara güvenirler. Bir şeyi anlamak için bilmek gibi güvenmek te etkilidir. İşte otorite ve medya baskısı ile sahte salgın olduğuna güvendiler yani iman ettiler.

Ataları/ otoriteleri öyle yaptığı için ve akletme yeteneklerini kullanmadıkları için, onlara güvendiler.

Bakara Suresi 170. Ayette ve Kuran’da ata kavramı sadece geçmiş atalar değil aynı zamanda otoritedir. Bu konuda Otorite Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye temsilcileridir. Otorite “televizyon doktorlarıdır.” Otorite, sorgulamayan, sorgulatmayan sahte bilime tapan bilim insanlarıdır. Otorite ilaç ve sağlık şirketleridir. Otorite yani Ata; gerçek bilim insanlarını televizyona çıkartmayan ve farklı bakış açılarını halkın görmesine izin vermeyen medyadır. Otorite GERÇEĞİN üzerini örtenlerdir.

Otorite ve İşbirlikçileri;

  • Algı yönetimi yapıyorlar

  • Sahte Salgın deneyi yapıyorlar.
  • Maske Deneyi yapıyorlar.

  • Sosyal Mesafe Deneyi yapıyorlar.

  • İlaç deneyi yapıyorlar.

  • PCR testi deneyi yapıyorlar.

  • Aşı deneyi yapıyorlar.

  • Sahte virüs varyantı yapıyorlar. En son adı Delta varyantı .

Yine yabancı iki kelime ile korkutmaya devam ediyorlar 

İnsanlarımızın bedenlerinde deney yaptıklarını söylemiyorlar çünkü halkımız bir deneyin içinde olduğunu anladığında olaylar değişecek. Otorite ve işbirlikçileri, işte bunun olmasından korkarlar. Bu yüzden medya ve televizyon doktorlarını kullanarak yine uydurma haberler ve bilgiler ile yeni sahte salgın dalgaları ve varyantlar uyduruyorlar. Buna tam anlamı ile sahtecilik denilir.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyde, kullanılan hayvanlara KOBAY denilir. İnsanlar üzerinde yapılan deneylerde kullanılan insanlara ise DENEK denir. Kobay kelimesi size bir şeyler hatırlatacaktır.

Aşı deneyinde kullanılan sıvıya “AŞI” diyorlar. Kendi kendilerine , “Acil Kullanım Onayı alıyorlar.”

Ama bu tıbbi ve hukuki açıdan aşı değil ki. Sahte aşı. Çünkü üretici firmanın bu sıvıya dair aşı ruhsatı yok. Ayrıca bilimsel deneyleri tamamlanmadı.

Üretici firmalar sorumluluk almıyorlar. Devlet, sağlık bakanlığı, aşı deneyini vücudunuza zerk eden doktor, hemşire sorumluluk almıyor. Başınıza gelecek hastalıklardan, sakatlanmalardan ya da ölümden siz sorumlusunuz.

Üretici şirket iğneyi hükümete verirken sorumluluğu hükümete yükleyen kağıt imzalatıyor. Hükümet de size sorumluluğu bütünüyle size yükleten kağıt imzalatıyor. Hasta hakları yönetmeliğine aykırıdır. Hekimlik meslek etiğine de aykırıdır. İçinde yer alan maddeleri size bildirmedikleri, olmama hakkını da tanımadıkları iğnenin sorumluluğunu size yüklüyorlar.

Hukuka da aykırıdır

Vatandaşlarım, bu bir Sahte Salgındır, bunu lütfen anlayın. Çünkü Covid 19 hastalığından ölen vatandaşlarımıza kesin ölüm raporu olan yani neden öldüğünün araştırıldığı işlem olan “OTOPSİ” yapılmamıştır.

Ayrıca sahte aşı diyorum çünkü ruhsatı yok ve sahte aşıyı bedenine alanların tamamı bir deneyin içindedir. Aşı deneyine katılıp hastalananlar ya da ölenler hakkında rapor tutulmamaktadır ve aşıdan sonra hastalananlar ya da ölenlerin raporu toplum ile paylaşılmamaktadır.

Şimdi size küçük bir örnekle ne olduğunu açıklayacağım.

Akletme yeteneğinizi hemen kullanmak isteyeceksiniz. Çünkü yaradılış olarak hepimizde mevcuttur. ( Doğuştan engeli ya da hastalıkları olanlar müstesna)

Hikayemiz şöyle olsun:

Devlete ait tapu müdürlüğünde, arsa sahibi tarafından üretilmiş, devlet memurları gözetiminde tapuları verilen ve on daire yapabileceğiniz bir arsa 100.000 Türk Lirasını nakit olarak ödeyen herkese veriliyor. Arsayı görmüyorsunuz var mı, yok mu bilmiyorsunuz. Tapu var ama sahte tapu.

Kime güveniyorsunuz devlet tapu müdürlüğüne. Ancak bir sorun var. Arsaların tapu ruhsatı yok. Yani size satılacak olan arsanın tapusu sahte. Sahte tapuya müdür imza atmam diyor, arsayı satan kişi, imza atmam diyor ve sahte tapuyu yazıcıdan çıkartan ve sizin paranızı alan memur da imza atmam diyor.

Sen “bu güce güven” arkadaş deniliyor ama sorumluluk senin arsa olabilir de olmayabilir de 

Tapu sahte ben “acil tapu yazma” izni çıkarttım.

Sen yatır 100.000 TL yi ve “bu güce güven” deseler o sahte aşıya koşa koşa gidenler sahte tapulu olduğunu bile bile o arsayı alır mı?

Akletme yeteneklerini hemen kullanmak isterler. Bu iş sakat arkadaş derler.

Bir bilene de sormazlar çünkü güvenmezler mesele orada kapanır.

Peki, bu dünya hayatında küçük bir toprak parçasına bile para yatırmadan önce araştırma yapıp akletme yeteneğini kullananlar neden burada akıllarını kullanmak istemezler? Başkalarının akıllarına güvenirler?

“Ben bilmem uzman değilim, bir bilene sordum ve ona güvendim. Bu kadar insan aptal olamaz” derler.

Peki, bir insan bedeninin değeri ne kadardır. Mesela bir göz kaç lira eder? Böbrek kaç lira eder? Ya akciğerleri? Peki, vücudunun tamamı kaç lira eder?

İşte bu kadar basit bir meselede sahte tapusu olan arsayı almak istemeyen insan anında uyanır. Cebindeki 100.000 TL nin uçmasına izin vermez.

Medya ve otoritenin algı operasyonları ile pandemi kelimesi ve “acil kullanım onayı” ile ruhsatsız yani sahte aşıları yani arsaları sattılar.

Çiftlik bankı hatırlayın 

Sahtekar kelimesini vatandaşımız çok iyi bilir ve anlar.

Sahtekarlar da şöyle dermiş: “Ben her zaman sahtekarları kandırdım.”

Sahte peygamberler bile çıkmış, sahte dinlerini anlatmışlardır.

Vatandaşımız sahte kelimesinin anlamını gerçekten iyi bilir. 

İncil- Matta 7: Ağaç ve Meyvesi Bölümünü hatırlatmak isterim. Lütfen okuyun.

İşte böyle… Yaşadığımız sürece farklı bir bakış açısı sunmaya çalıştım. Uykuda yani hipnozda/ sihrin içinde olanlar inşallah uyanırlar…

Sevgili arkadaşlarım küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Otorite ve medya korku, nefret ve ayrıştırma ekiyor. Bu akıntıya arkadaşlarımızın da katıldığına şahit oluyorum. Sahte aşı yaptıranlar hastalık yayıyor, ailemizden bile olsalar onlardan uzaklaşalım algısı yayıldı. Ben buna katılmıyorum. Daha önce yakın çevreme söylemiştim. Ayrıca aylardır birçok sahte aşı yaptıran hastalarımıza diş tedavisi yaptım yapıyorum. Allah’a şükür bir sorun yaşamadık. Klinik olarak bu bir deneydir ve kanıttır. Sevgi, barış ve cesaretle merhamet ekelim.

Sahte Salgına inandılar, sahte aşı yaptırdılar çünkü uyanmadılar henüz. Uyandıklarında bize ve merhametimize ihtiyaçları olacak. Bilinçli olarak zalimlik yapanlar müstesna diğerlerine destek olmalıyız.

Damdan düşeni damdan düşen anlar. Onlar bizi dışladılar huzurumuzu bozdular. Şimdi en çok ihtiyacımız olan sevgi, barış, cesaret ve merhamet zamanıdır. Enam 12. ve 54. Ayetleri hatırlatmak isterim.

Toplumlardan ayrılmak, izole olmak için bence çok erken çünkü o kadar büyük bir zulüm henüz yok. İçimdeki ses o duruma gelmeden ilahi bir müdahale ile konu kapanacak diyor.

Aramızdaki ayıklanma başladı yani iyiler ve kötüler, akıllılar ve aptallar ayrılacak. İnsan ne ekerse onu biçer. Sevgi, barış, cesaret ve merhamet ekelim.

Merak etmeyin Allah’ın izniyle her şey yolunda Arıları gözlemleyin. Nahl suresi 68. ve 69. Ayetleri hatırlatmak isterim. Arılar gibi çalışalım elimizden gelenin en iyisini yapalım.

3. Bölüm: UYANIŞ HAREKETİ BİRLİĞİMİZİN TEŞEKKÜR ZİYARETLERİ

Sevgili vatandaşlarımız, bu işlerden bizim çıkarımız ne diye düşünenler olabiliyor. Sizlere benim bu işten çıkarım ne anlatayım.

Öncelikle bir Müslim yani Allah’ın indirdiği o tek din olan İslam’ı seçen biri olarak Allah’a karşı sorumluluklarım var. Rabbimize güvenen bir insan ve insanlar tarafından da güvenilen bir insan olmalıyım, barış ve iyiliğe yönelik işler yapmalıyım. Kuran Kitabında geçen öğütleri yerine getirmeye çabalıyorum.

Sonra kendim için, ailem ve sevdiklerim için, uyanmış olan arkadaşlarım, tanımadığım uyanmışlar için ve son olarak da uykuda olan ve uyanmayı bekleyen iyi insanlar için çalışıyorum.

Bunlar benim görevlerim.

Peki benim kazancım nedir?

Tek kalırsam benim ve sevdiklerimin huzurunu kaçırabiliyorlar. Ne kadar çok olursak yani kalabalık olursak huzurumuzu bozamazlar. İşte bu yüzden sizlere ihtiyacımız var. İşte bizim bu işlerden çıkarlarımız bunlardır. 

Bu davada size ihtiyacımız var. Biliyoruz uyanmayan ve olayların farkında olmayan milyonlarca insanımız var. Algı yönetimi yaparak bizlerin sayısının çok az olduğunu söylüyorlar. Biz sandıkları kadar az değiliz. Her gün uyanan yüzlerce kişi sorgulamaya başladı.

Resmi rakamlara göre, ilk doz sahte aşıyı yaptıranların sayısı 35 milyon, ikinci dozu yaptıranların sayısı ise 15 milyon. Bu kadar bol malzeme varken ve bedava iken 2. Dozu yaptıranların sayısı azalmış. Uyananların mücadelesi ve sahte aşıların yan etkileri sayesinde vatandaşlarımız sorgulamaya başladılar.

Sosyal Mesafe aptallığı ile aramızı açmaya çalıştılar. En az iki metre mesafe bıraktırdılar. Atalarımız bize, çok uzakta olanla bile aramızdaki mesafenin iki adımlık yer olduğunu öğrettiler. İlk adımı atmak önemli, diğer ikinci adım ardından geliyor. İkinci adım ise atılacak tüm adımlarım tamamına verilen isim.

Kaynaşmalıyız, kucaklamalıyız, sosyalleşmeliyiz, dertleşmeliyiz, paylaşmalıyız. Merhamete, sevgiye ve adalete ihtiyacımız var. Çok uzaklarda olan arkadaşlarımıza iki adımlık mesafedeyiz. Yollara çıkmalıyız, yoldaşlar. Aramızdaki mesafe iki adımlık yol kadardır. 

Uyananlar, Uyanış Hareketi Birliğimize gönüllü olarak katılıyorlar. Bu resmi bir kuruluş değildir. Sahte salgının farkına varan, uyanan her insanın doğal olarak yaptıkları hareketleri yapan ve çoğunlukla da birbirini tanımayan milyonları içermektedir.

Uyanış Hareketini tek başlarına içlerinden gelen sesler ile başlatan ve bu davaya benden önce gönül vermiş ve benden sonra da başlayan arkadaşlarımıza, teşekkür ziyaretlerinde bulunacağız. Onlarla aramızda sadece iki adımlık mesafe var.

Hadi ilk adımı atalım.

Bu mücadelede ilk teşekkür ziyaretimizi Caycuma/Zolguldak’ta yaşayan esnaf arkadaşımız Erkan Cinbir’e ve bizlere desteğini hiç esirgemeyen sevgili arkadaşımız Yasin Bilgin’e yapacağız.

Bu iki arkadaşımızın videoları yayınlandığında verdikleri cesaret, sevgi, barış ve hukuki bilgi dolu mücadelerine hayran kalmıştık. Tutarlı bir şekilde yollarına devam ediyorlar ve ne yazık ki unutulmaya başladılar. Biz de ilk teşekkür ziyaretimizi onlara yapmaya karar verdik.

İnşallah 10 Temmuz 2021 tarihinde Cumartesi saat 13.00 te Erkan Cinbir ve Yasin Bilgin arkadaşlarımızı Çaycuma/ Zonguldak’taki iş yerinde ziyarete gideceğiz. Teşekkür ziyareti ile onları verdikleri mücadeleleri için onurlandıracağız.

Ardından Ankara’da Meryem Tokgöz, Büşra Balcı ( Sorgulayanbircan), Fatih Yerli (Küreselleşmeyehayır), Kemal Koçak ve Dr. Gülümser Heper hocamıza ve arkadaşlarımıza misafir olacağız. Onlara da teşekkür edip, onurlandıracağız.

Onurlandıracağımız birçok isim var. İnşallah hepsini tek tek gidip yaşadıkları ilde ziyaret edeceğiz.

Sizin bildiğiniz isimleri de yazın sosyal medyada mücadelemiz için çabalayan Türkiye’de ve Yurt dışında kim varsa teşekkür edelim. Çünkü onların hepsi bizim kahramanlarımızdır.

Bu küçük ama güçlü hareketler ile bireyden yani tek olmaktan birlik olmaya yani kalabalık olmaya geçiş yapacağız. Gerçek kalabalıklara

Uyananlar olarak, hepiniz bana göre kahramansınız ve cesursunuz 

Birçok paylaşım yapıyorsunuz, sizin gibi kahramanları takip ediyorsunuz, paylaşımlarımızı dağıtıyorsunuz, beğeniyorsunuz, çevrenizdeki insanları uyandırıyorsunuz o yüzden iyi ki varsınız.

Sizlere teşekkür ediyorum ve onur duyuyorum. Bu davada aynı yolda yürüyoruz yani Yoldaşız ve artık yüz yüze tanışalım, kucaklaşalım ve Arkadaş olalım gerçek arkadaş.

Herkes kendi ilinde, ilçesinde ve mahallesinde tanışsın.

Enerjimizi sevgi, cesaret ve barışa odaklayacağız. Medya ve otorite korku ve nefret ekerek aşılı ile aşısız insanlar arasında ayrım yapıyor. Bu oyuna gelmeyelim. Hepimizi kucaklayalım.

Sahte aşı yaptırmak isteyenlere ya da yaptıranlara da saygı duyalım. Yaşam haklarını savunalım. Onları asla dışlamayalım. Uyandıkları zaman bize ihtiyaçları olacak. Her insan hata yapabilir.

Nesrin Durgut arkadaşımızın söylediği gibi “zalimler kalabalıklardan korkar. Ayağa kalktık ve GELİYORUZ.”

Bizler sadece Allah’tan korkarız.

Bizim birbirimizi tanımaya, sevmeye, sevilmeye, birlik olmaya yani kalabalık olmaya ihtiyacımız var. Enerjimizi buna odaklayalım. En ufak fırsatta yüz yüze tanışalım en az 2 kişi olalım.

10 TEMMUZ 2021 DE ÇAYCUMA DA BULUŞALIM.

Ayrıntıları sosyal medya hesaplarımızda paylaşacağız.

ANKARA dan yeterli sayıya ulaşırsak otobüs kalkacaktır. Hepinizi tüm illerden, Çaycuma’ya ve Ankara’ya bekliyoruz. Arkadaşlarımıza sosyal medyadan sanal desteklerimizi verdik şimdi sıra gerçek desteklerimizde.

Bu davada mücadele eden, hiç kimseyi tek başına bırakmayacağız inşallah.

Hepsini yaşadıkları illerde ziyaret edip onları onurlandıracağız.

Tüm övgüm bilmediklerimi bana öğreten yüce Allah’adır.

Yunus Emre’nin söylediği gibi,

Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz.

Selam, sevgi ve cesaret ile…

Mahmut Demirkan 3 Temmuz 2021 Ankara

VİDEO:

https://youtu.be/u9YgPlz2oPI

AŞI ve ANTİKOR BAĞIŞIKLIK ANLAMINA GELMEZ!

AŞI ve ANTİKOR BAĞIŞIKLIK ANLAMINA GELMEZ!

Çocuk İmmünoloji-Allerji Uzmanı, Prof.Dr. Alişan Yıldıran

Allah Teâlâ ARK hocada razı olsun, sayesinde, hem hadiselerden haberimiz oluyor, hem de bizim erişemediğimiz yerlere münasib cevapları, münasib şekilde veriyor (1).

Üzücü olan husus şu ki, memleketimizin bilimsel, akademik seviyesi, bırakın bilimsel çalışma yapmayı ve yayınlamayı, makale okumanın, takib etmenin bile bilinmediğini telkin etmekde…

Mevzu-u bahis makaleye geçmeden evvel, konu hakkında bir iki kelime ile okuyucuların bilgi sahibi olması lazım; sahibi big pharma ile arası iyi bir tıp fakültesinde çalışan bir emekli enfeksiyon hocası, bir kaç gün evvel RF tıbbının meşhur dergisi Nature’ün magazin versiyonunda çıkan bir habere pek sevindirik olmuş; “COVID-19 aşılarının ikinci dozunu geç yapmak (3 hafta yerine 11-12 hafta) yaşlılarda daha yüksek antikor cevabı oluşturdu. İmmunolojik süreçlere göre beklenen bir durum olmasına rağmen konu ülkemizde yersiz şekilde günlerce tartışıldı.” Beyefendi ARK hocanın fevkalade yerinde tenkid ve suallerine ise “Deontolojik ve etik üsluptan yoksun bir tartışmanın tarafı olmam” diyerek cevabı olmadığını izhar ediyor. Konunun ehemmiyeti şu, beyefendinin muhterem reis-i cumhur hazretlerinde fevkalade tesiri var.

Bir mRNA aşısının, klasik aşılardaki primer, sekonder antijenik karşılaşma ile alakası olmadığını bilmediğini de gösteriyor (Şekil 1. meşhur Siegrist’in klasikleşmiş yazından alınmışdır) (2).


Yaşlı kişilerde antikor seviyesinin mRNA aşı dozunun üç ay sonra yapılması ile daha yüksek antikor seviyesi elde edilmesinin, timusu olmayan bu kişilerde T hücreleri ile değil muhtemelen B hücreleri ile ve nötralizan değil non-nötralizan yani faydalı değil, tehlikeli (antibody dependent enhancement) alakalı olabileceği için, bu bulguyu gerekli tetkikler yapılmadan aşı lehine yorumlamak vicdan azabına bağlı olmalıdır.

Gelelim bahsedilen araştırmaya; araştırma Eurosurveillance’da rapid communication olarak yayınlanmış, yani muhtemelen acil kullanım onayı denilen hukuksuz belgeyi alma maksadı güdülmüş (3). Araştırmacılar bir halk sağlığı ekibi, amaçları da şu; ‘pahalı ve uygulanması zor olan bu aşının mümkün olduğu kadar çok kimseye hiç olmazsa bir doz yapalım da kimse açıkda kalmasın, ne kadar da insanî ve de ilmî!

Çalışmada T hücre cevapları ile ilgili bir değerlendirme yapılmamış, sadece antikor seviyeleri PCR testi pozitif olan medyan yaşı 50 olan 285 kişinin nekahat devresindeki antikor cevapları ile mukayese edilmiş. İstatistik kısmı da tatminkâr değil ama fakiri aşar.

Bu vesîle ile RF tıbbının klasik mavrasını tekrar hatırlatmak isterim, doku içine bir antijen verilmesi ile elde edilen serumda antikor seviyesinin yükselmesi o antijene karşı bağışıklık olduğunu değil, sadece o antijenin tanındığını gösterir.

Antikorlar ile ilgili tıp doktorlarına bir tüyo daha vereyim; serumda IgGAME’nin ölçülmesi, onların efektif (işe yarar) olduğunu izhar etmez. Primer immün yetmezliklerin büyük bir kısmında serum immünglobulinleri ekseriya normaldir. Hatta serum immünglobulinlerinin düşük olmasının yaygın değişken immün yetmezlik kriterleri arasından çıkarılması gerekdiği, çünkü bu hastalık spektrumunun sadece B hücre değil, T hücre defektlerine de bağlı olduğu, hatta bu hastalığın artık bir kombine immün yetmezlik olarak kabul edilmesi gerekdiğni de ifade etmeliyim.

O saçma turkuaz tablo ile bilim yapılmaz değerli kardeşim.

(1) https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/05/15/yazilar/tip-yazilari/kovid-asisi/ikinci-dozun-gecekmesi-antikor-seviyesini-3-5-misli-artiriyor/
(2) https://www.who.int/immunization/documents/Elsevier_Vaccine_immunology.pdf?ua=1
(3) https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2021.26.12.2100329?crawler=true
NUREDDİN YILDIZ HOCANIN AŞIYA FETVA VEREN YAZISI HAKKINDA DEĞERLENDİRME!

NUREDDİN YILDIZ HOCANIN AŞIYA FETVA VEREN YAZISI HAKKINDA DEĞERLENDİRME!

Nureddin Yıldız, kovid aşılarının caiz olduğu iddiasını şu cümlelerle beyan etmiştir:

“Aşı konusunda yapılan itirazlar ne yazık ki “mışlı” mişli” ifadelerle bitmektedir. Yaşadığımız durumda hastalık afet boyutuyla kati ve tartışılmaz durumdadır. Müslümanlar ve insanlığın çaresizliği de kati ve tartışmasız durumdadır. Bir güvenilir Müslümanın veya kurumun kurtuluş umudu olabilecek çalışması ise yok denecek durumdadır. Bu ortamda Müslümanlar olarak bizim vazifemiz, durumun vahametini sayıp durmak değildir. Kalbimiz mutmain olmasa da mevcut umudu kullanmaktır. Müslüman tıp adamlarımızla yaptığımız istişarelerde en ehveni tercih etmekten başka bir çarenin olmadığı söylenmektedir. Netice olarak şunu tespit edebiliriz; konumu, mesleği, risk durumu ve çevresi itibariyle sağlık uzmanları ve resmî mercilerin aşı olmasını gerekli gördükleri kimseler aşı olmalıdırlar. Meseleye aşı gözüyle bakmadan önce “Allah’ın emaneti olan can” ve “kul hakkına riayet” gözüyle de bakılmalıdır.” (12.03.2021)

Nureddin Yıldız’ın bu açıklaması bir fetva değil, daha çok aşıya şüpheyle bakanları ve itirazı olanları küçümser tavrıyla kaleme aldığı bir küçük köşe yazısına benzemektedir. Üslup meselesinin muhtevayı gölgede bırakmasına kendime müsaade vermeyerek direk mevzuya geçmek gerekiyor. Bu aslında üsluptan ziyade usulen de bir fetva değildir. Zira kavga edercesine harala gürele kaleme alınan ve hangi usule dayandığına dair küçücük bir ibare, ifade ve işarenin olmadığı bir yazıdır.

Zarf tenkidini uzatmadan mazrufa geçelim inşallah. İşin fıkhî boyutuna temas etmeden evvel, diğer konulara değinmek istiyorum. Nureddin Yıldız, aşı hususundaki kuvvetli şüpheleri hatta yer yer bilimsel verileri bir çırpıda “mışlı-mişli” kategorisine koyarak bir algıyla çöpe attı. Hâlbuki şu an mevcut 7 aşı hususunda, aşıları icat eden doktorların (misal “aşıyı bulan mucize Türk” olarak takdim ve reklam edilen Prof. Dr. Uğur Şahin) ve firmaların ifadeleriyle, aşıların hastalığa tamamen şifa olamayacağı, bu aşıların devamlı yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Çünkü 12 bin(!) kere mutasyona uğrayan bu virüsün; hangi sıklıkla ve hangi aşılarla iyileştirici olacağı kesinlik kazanmamıştır. Yani bilim dünyasının ve aşıları icad eden doktor ve firmaların çok net söylediği şey; şu an bu aşıların deneme sürecinde olduğudur. Yani şu an aşı olunanlar denektirler, tekraren söylüyorum; bu, aşıya şüpheyle yaklaşanların değil aşıyı üretenlerin sözüdür.

Deneme sürecinde olan bu aşıya yukarıdaki yazıyla olur veren Nureddin Yıldız’a biz değil, 6 ay evvelki Nureddin Yıldız cevap verse yeterlidir aslında:

“Soru: Hocam, Covid-19 aşısını insanlar üzerinde test süreci başladı ve gönüllüler aranıyor. Bu süreçte gönüllü olmanın ve bu aşıyı kendi üzerimizde denettirmenin dini boyutu nedir?

Nureddin Yıldız’ın cevabı: İnsan sağlığı ile ilgili ilaç ve uygulama araştırmalarında insanların üzerinde deney yapılması her ne kadar ‘insana hizmet’ ekseninde dönüyor olsa da ‘sakıncası yok’ şeklinde tanımlanamaz. ‘Sakıncası yok’ çizgisi ile ‘mümkün değildir’ çizgisi arasında şeriatımızın temel prensipleri doğrultusunda şöyle bir tespit yapılabilir:

a- İnsanlık bugüne kadar geliştirdiği ilaçlarda ne yazık ki mahkûmlar, savaş esirleri, paraya muhtaç fakirler üzerinde bedeli ağır deneyler yapmıştır. Sesi çıkmaz insanlar üzerinden diğer insanların sağlığı düşünülmüştür. Gariplerin servet sahiplerine yem edilmesi şeklinde gelişmiş olan bu süreç kabul edilebilir değildir. Yapılan işin ne olduğunu bile bilemeyecek durumdaki insanların kobay olarak kullanılması ilaç şirketlerinin kara lekesi olarak kalacaktır. İnsanı insana kurbanlık koç olarak feda etmenin dinimizce kabul edilirliği olamaz. b- Sonunda denek olarak kullanılan insanın öleceği kat’i olarak bilinen bir deneme ‘diğer insanlara yarar felsefesi’ üzerine kurulu olsa da caiz olmaz, öyle bir deney kat’i haramdır. Hiçbir insan başka bir insanın kurbanı değildir bu dünya hayatında. Söz konusu kobay insanın bunu kabul etmesi bile haram olmayı değiştirmez. İnsanın kendi bedenini veya bir organını feda etme hakkı yoktur. c- Üzerinde deneme yapılan kişinin aklını yitireceği kat’i olarak bilinen bir deney ve çalışma da hiçbir insanda yapılamaz. Zira insanın aklı insan gibidir. Aklın yitirilmesi Allah’ın teklifine muhatap olma kabiliyetinin yitirilmesidir. Hiçbir insanın aklı bazı ileri akıllılara harcanabilecek bir nimet değildir. d- İnsanı ayakta tutan organlardan birini kaybedeceği kat’i olarak bilinen bir deney için de caiz olma yönü yoktur. e- Reşit olmayanlar üzerinde yapılacak deneylerde ‘insanlığın başka hiçbir çaresi kalmamış’ olma gibi çok yüksek bir hassasiyet üzerinden belki caizlik bulunabilirse de reşit olmayanların yani yapılacak deneye kanuni kimliği ile evet deme kabiliyeti olmayanların kullanılmaları caiz olmaz. f- Öncesinde insanlar dışındaki canlılarda denenen, uzun vadede de olsa öldürücülüğü kat’i olmayan, – Resmi kayıtlarla, etik kurul denetiminde ve şeffaf bir şekilde bilimsel bir kurulla yürütülen, – İlk tespitlere göre öldürücü yönü bulunmadığı zannedilen, – Yapılacak çalışmaya katılacak insanın onuru ve kişiliği zedelenecek bir yöntemin kullanılmadığı – Denek olarak kullanılacak kişiye baskı yapılmamış, kendi rızası ile aday olmuş bir durumdaki denemeler caizdir, bir fazilet kaynağıdır. Böyle bir çalışma ile ortaya çıkarılacak sağlık ürünü bütün çalışanlar için hayırla anılma vesilesidir. Müslüman olanlar için de sadaka-ı cariyedir. Böyle umar ve bunu temenni ederiz.” (20.09.2020)

Peki, hocamıza sormak isteriz, Eylül ayından bugüne deyin 6 ay zarfında yazdıklarınızdan ne değişti, dile getirdiğiniz şüphelerden hangisi izale oldu, Eylül ayında ‘gariplerin servet sahiplerine yem edilmesi şeklinde gelişmiş olan bu süreç kabul edilebilir değildir’ ifadenizdeki garibanlar mı değişti, o servet sahipleri (Rockefeller, Bill Gates) gitti de yerlerine servet sahibi olmayan merhametli zenginler mi geldi? Değişen nedir hocam? Hatta tam da o bahsettiğiniz insanlığı yem eden, yok eden o iki isim aşıların finansörleri değil mi? Aşıyı icad eden bütün şirketlere destek veren Bill Gates değil mi? Aşıların içindeki malzemelerin ve hangi aşıda ne kullanıldığının, içeriğinin helalliğinin haramlığının hiçbir cevabı verilmeden, caizdir denilmesini yani fıkhî fetva boyutunu hadi biz de göz ardı edelim, ama sanki hastalığa şifası kesinmiş gibi, tıbbî şüpheler kesin izale edilmiş gibi yazılması da 6 ay içinde kendisiyle çelişmesinin en bariz delilidir.

Nasıl bir felaketse bu, hastalıktan evvelki senede yani 2019’da vefat sayısı, hastalık senesinden yani 2020’de vefat edenden daha fazla. Direk sağlık bakanı canlı yayında açıklamışken, Nureddin Yıldız hoca, medya eliyle kurulan algı ağını, yasaklarla hapsedilme olayını herhalde ölümler, hastalıklar felaketi olarak zannetmiş.

Nureddin Yıldız Hocaya bir soru daha sual edip işin fıkhî boyutuna girmek istiyorum; bugün bu aşıyı finanse edenler, zorlayanlar aynı zamanda yapay eti de insanlığın geleceği ve tabiatın (!) korunması için zaruri görmektedirler ve büyükbaş hayvanların yok edilmesi gerektiğine dair beyanatlar vermektedirler. Acaba Nureddin Yıldız hoca buna da bir fetva verecek midir ve büyükbaş hayvanların yok edilmesini savunacak mıdır? Zira sizin öne sürdüğünüz “emanet olan canın korunması” meselesi, küreselcilerin öne sürdüğü de “emanet olan tabiatın korunması”! sebep aynı, netice ve fetva da aynı olur galiba!

Şimdi fıkhî boyutunu ele almaya çalışalım:

Hanefi fıkhında, ibadat haricindeki mevzularda misal yiyecek, içecek, tıp gibi mevzularda fetva verirken, fıkıh usulü ve ilmi haricinde yan bilgi olarak bu sahalara dair de malumatlar icap etmektedir. Yani misal tıbba dair bir mevzuda fetva verilecekse fıkıh ilmi yanında tıp bilgisi veya bilen birisi icap etmektedir. Lakin ilginç olan şudur, fetva verecek fakihte eğer tıp bilgisi mevcut değilse, danışacağı doktorun fıskından emin olunması gerekmektedir. Bu çok mühim bir noktadır. Yani önüne gelen doktordan, küreselcilerden nemalanan doktordan, hayatını nebevî tıbbı imhaya adamış doktordan demiyor, hatta doktorun Müslüman olması da yetmiyor. Fıskından emin olunması gereklidir diye şart koyuyor. Burada zahir olan ilk mana, o danışılacak doktorun mutlaka Müslüman olması gerekmektedir. Zira fıkha göre bütün fâsıklar kâfir değildir, amma bütün kâfirler her daim fâsıktır. İkincisi Müslüman olması da yetmiyor fâsık yani günah işleyen birisi de olmayacak. Burada günahın boyutunda fakihler arasında ihtilaf olmakla beraber İbn Abidin’e ve Fahreddin Razi’ye göre fısk; zina, içki, faiz gibi büyük günahları irtikâp etmektir.

Şimdi evvela Nureddin Yıldız hoca bu usule göre hareket etti mi? Yani danıştığı doktorların fıskından emin miyiz? Evvela onu bilmemiz lazım. Ve günümüzde maalesef herkese güvenemeyeceğimiz için hocadan 7 aşının içeriğini araştıran ve helal olduğunu veya kullanılması lazım geldiğini söyleyen “fâsık olmayan” o doktorlar kimlerdir, öğrenmek istiyoruz. Ayrıca 7 aşı birden mi caiz, yoksa bazısı caiz bazısı değil mi, hangisi hangi sebebe istinaden caiz, hangisi hangi sebebe mebni caiz değil, ya da hepsi de caiz ise nasıl caiz? Bunları detaylıca cevaplamasını istiyoruz, bekliyoruz.

Yine usulen devam edeceksek; tedavide kullanılacak ilaçta/aşıda haram olan bir şey mevcut değilse bunda zaten bir beis yoktur, kullanılabilir. Eğer içerisinde haram bir madde varsa velakin aynı hastalığa iyi gelen başka helal bir terkip/ilaç varsa, içinde haram madde olan ilaç kullanılamaz, caiz değildir. Şimdi ben direk kendimin ve ailemin geçirdiği bu koronayla alakalı hem şahitler huzurunda hem Allah için yemin ederim ki; bir tane bile ilaç almadan, aşı da vurulmadan sadece tabii ürünleri kullanarak iyi oldum. Hem ben hem zevcem hem ağabeyim hem başka yüzlerce kişi örnek veririm ki ilaç, aşı kullanmadan iyi olduk Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. Ama yine uzaklara gitmeyerek yine kendi ailemden örnek verirsem 80 yaşında bir komşumuz aşı olduktan 4 saat sonra vefat etti, yoğun bakıma giden amcam da entübede vefat etti. Yine bu menfi misalleri de onlarca çoğaltabilirim. Neticede bunlar hastane kayıtları olan şeylerdir ve hoca araştırırsa hiç de “mışlı-mişli” şeylerin olmadığını görecektir bu hususta. Yani Nureddin Hoca bu ikinci mevzuda da yanılmış, helal olan tedavi varken kesinlikle şüpheli olan (sadece bizce değil Nureddin hocanın 6 ay evvelki yazısına göre de, bugünün bilim adamlarının söylemesine göre de şüpheli) tedaviyi kullanamaz.

Hoca hâlâ “yok kullanır” diyorsa, bir üstteki paragrafta sorduklarıma net cevap vermelidir.

Son olarak Nureddin Yıldız bunca muğlaklığına ve şüpheye rağmen cevaz meselesini sağlık uzmanları ve resmî mercilerin onayına bırakmış durumda olması ise hayret vericidir. Zira İslam’la ve İslamî hassasiyetle idare edilen hukuk sahibi miyiz ki, resmî ricali veliyyülemr belledik. Hadi bunu da farz-ı muhal kabul edelim, ama yakın tarihimizde hepimizin yaşadığı ve daha doğrusu resmi mercilerin yaşattığı acı tecrübeleri nasıl görmezden gelelim?

  • O resmî merciler değil miydi, bu halkın evlatlarına ABD’den gelen süt tozlarını mekteplerde zorla içirip, normal sütlerin zararlı olduğunu senelerce anlatanlar?
  • O resmî merciler değil miydi, Nureddin Hocanın da pek övdüğü hacamatı tıbba aykırı bulup yasaklayanlar?
  • O resmî merciler değil miydi doğum kontrol haplarını Anadolu’da kapı kapı ev ev dolaşıp dağıtan ve nüfus planlaması yapanlar?
  • O resmi merciler değil miydi Çernobil patlamasıyla kanser bulaşan çayları Karadeniz halkına içirip bugün bölgedeki her evden kanser hastasının çıkmasına sebep olanlar?
  • O resmî merciler değil miydi hemşire fotoğraflarıyla sigaranın sağlığa faydasını (!) anlatanlar?

Velhasıl Nureddin Yıldız’ın kaleme aldığı fetva ne usul ne üslup ne dayanılan merciler açısından müspet bir yazı olmamıştır ve sorularla, şüphelerle malüldür.

Harun Çetin

Kaynaklarla Corona- “Arkası yarın” yazı dizisi-2

Kaynaklarla Corona- “Arkası yarın” yazı dizisi-2

Bir önceki yazımda size araştırdığım, etkilendiğim, bilgilendiğim kaynakları paylaşacağımdan bahsetmiştim.

Sözlerine, araştırmalarına, çalışmalarına itibar ettiğim, mart ayından beri dünyada ana akım medyada yer bulamayan, ama çok izlenen, takip edilen kişileri kısaca sıralayacağım. Amacım verdiğim linklerle de, onlar ne söyleşmişler, ne gibi çalışmalar yapmışlar, nasıl biraraya gelip ortak ses olmaya çalışmışlar; işte bunları ortaya koymak.

Bu kişilerin fotoğraflarının da bu blogda yer almasına önem veriyorum. Çünkü fotoğraflar, görseller çok daha kolay hafızaya kazınıyor, hele hele tabii tekrarlanınca.

.

Önce şunu söyleyeyim, Almanca diline iyi hakim olduğumdan, uzun yıllar Avusturya ve Almanya’da yaşadığımdan, ve oralardaki gelişmeleri sürekli takip ettiğimden, biri 21, diğeri 31 yaşında olan kızlarım Alman eğitim sisteminin içinde yetiştiklerinden şimdiye kadar araştırmalarımı hep Almanca yaptım. Kısa bir süre öncesine kadar Avusturya vatandaşıydım ayrıca.

14 yıl Viyana’da yaşadım. Büyük kızım orada doğdu. 2005in aralık ayında kanserden ölen eşim Süha Şenol ile orada evlendik. Daha sonra Halle/Almanya’da yaşadık bir süre. 1998 den beri tekrar İstanbul’dayım. Farklı kültürleri,yapıları, politikaları tanıdım süreç içinde.

“Die Würde des Menschen ist unanstastbar= insanın onuru zedelenemez” Alman Anayasasının birinci maddesi, ve ben bunu hep çok önemsedim, ve konuyu hukuki, psikolojik ve sosyal boyutuyla ele almaya, irdelemeye, deşmeye çalışıyorum. Deşdikçe de, bundan bir- iki yıl önceye kadar edinmiş olduğum bilgilerde ne gibi eksikler olduğunu görüyorum.

31 ocak 2021, yani dün, Viyana’da Corona tedbirlerine karşı bir protesto vardı. İzin verilmedi protestoya. Ama yine de çok sayıda katılımcı ile protesto gerçekleşti. Polis toplananları dağıtmak istedi, fakat daha sonra bir ara polisin kasklarını indirip onlarla beraber yürüdüğünü gördük. Canlı yayından artık bunları görmek mümkün. Ana akım medyada ise Avrupa’da mayıs ayından beri süren protestolar yer bulmuyor, “protestocular için aşırı sağcılar, Naziler, komplo teorisyenleri, Covidiotlar, aşırı solcular, Reichsbürger, Aluhuttraeger, aşı karşıtları”gibi etiketlemelerle insanların Anayasal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaları hafife alınıyor baştan beri. (Araya karışan radikal gruplar olabilir tabii, ama bu her zaman olabilecek bir durumdur)

Viyana’da dün konuşma yapacağının duyurusu yapılmıştı çok önemsediğim Prof. Dr.Sucharit Bhakdi’nin (protesto yürüyüşüne birgün önce yasak getirilmiş, o yüzden Bhakdi de konuşma yapamamış olabilir, henüz bakamadım)

Benim bir dönem Avusturya vatandaşı olduğumdan dolayı pek de mutlu olduğum gibi, Tayland kökenli, 56 yıldır Almanya’da yaşamasına rağmen 3 sene önce Alman vatandaşı olan çok önemli bir bilim insanı Prof. Bhakdi. Mart 2020 den beri takip ettiğim, internette onlarca konuşmasını dinlediğim ,Mainz üniversitesinde çoğu virolog olan binlerce tıp öğrencisine eğitim vermiş mikrobiyolog, enfeksiyon epidemiyoloğu Prof. Dr. Sucharit Bhadi Almanya’dan ayrılmaya karar vermiş. Almanya’da demokrasinin işlemediğini, ifade özgürlüğünün kalmadığını, buna seyirci kalamayacağını söylüyor. (buna bilim özgürlüğü demek daha iyi olur, çünkü gerçek bilime, tecrübelere ve kanıta dayalı bilime değer vermiyor politikacılar ve medya)

Almanya’da 18 kasımda enfeksiyon koruma yasasındaki değiişiklik parlamentoda onay alınca, hükümet artık tek başına yetkili, ve Olağanüstü hali uzatmada da ve örneğin aşı gibi birçok başka konuda.

Almanya’daki Corona ile ilgili daha doğrusu hastalıklar ile ilgili nasıl bir sistem olduğunu söyleyeyim önce. Merkel hükümeti, Robert Koch enstitüsünün, Charite Berlin’den başvirolog, başdanışman Prof. Christian Drosten, Leopoldina-Ulusal Bilim Akademisinin danışmanlığında, onların tavsiyelerine dayanarak tedbirler, önlemler ile ilgili karar veriliyor. Ve medyada, hükümetin basın toplantılarında da onlar yer alıyor. Sağlık bakanı Jens Spahn (eğitimi sağlık üzerine değil, bankacılık üzerinedir) , Robert Koch enstitüsü(RKI) zaten hükümete bağlı, ABD nin CDC si (centers for disease for control and prevention, Hastalık kontrol ve koruma merkezi) RKI yıllardır hastalıklarla, virüslerle hastanelerden, doktorlardan detaylı veriler de orada toplanıyor, raporlar yayınlanıyor). Paul Ehrlich enstitüsünün, STIKO’nun ise aşılar, ilaçlarla ilgili büyük sorumluluğu var. (STIKO Aşılama Daimi Komitesi, Almanya’nın Berlin kentindeki Robert Koch Enstitüsü’nde, bağımsız Alman devletleri tarafından kullanılan aşılama programları için resmi öneriler sağlayan 18 üyeden oluşan bilimsel bir komitedir).

Benim dikkatimi çeken ise her yıl binlerce grip ölümünün gerçekleştiği grip sezonunda (2017-2018 25.000 ölü), covid-19 un gündeme oturduğu 2019/2020 yılında sadece 411 gripten ölüm vakası var RKI ye göre. Oysa çoğu influenza olduğu düşünülen grip sezonu ekim-mart ayları arasında, corona virüsleri ise kasım ortası ile nisan arasında. Grip aşıları da bir yıl önceki ve/veya erken en ağır vakaların yaşandığı kış grip sezonuna göre grip hasta ve ölümlerinin olduğu güney yarımküredeki ülkelerdeki verilere göre influenza virüslerine göre hazırlanıyor.

Almanya’da R- Wert dediğimiz bulaştırma değeri tüm kapanmaların, sert tedbirlerin alındığı dönemde 1 e 1 e düşüyor, yani bir kişi bir kişiye bulaştırıyor, yani tedbirler alınmadan bulaşı düşüyor ve oran küçük oynamalarla sabit kalıyor. RKI’nin web sitesinde de bu oranları günü gününe takip edebilirsiniz. Ayrıca: https://www.sulesenol.com/post/corona-influenza-vakalar-say%C4%B1lar

Nasıl oluyor da , esas influenza gripleri bitmeye yakınken ama yine gribal semptomlara yol açan Corona virüslerinin azalmasına/bitmesine 1-1,5 ay kala her yıl binlerce grip ölümü gerçekleşen Almanya’da sadece 411 grip ölüm vakası görülüyor?

Diyelim lock-down, maske, mesafe, hijyen tedbirleri işe yaradı da, covid-19 ile mücadele ederken, influenza vakaları da bitti, ama ekim 2019 dan beri gripten ölümler niye bu kadar azdı? Bu yıl niye influenza vakaları, ölümleri göremiyoruz?

Semptomu olup da, PCR pozitif çıkanlarda, başka virüs, bakteri aranıyor mu? İnfluenza virüsleri nerede? Corona virüsleri geçmiş yıllarda arandı mı?

Ya da semptomu olmayan kişilere eskiden test yapılıyor muydu örneğin influenza testi? Hatta semptomları olan kaç kişiye influenza testi yapılmasına gerek gördü doktorlar?

Tüm tıp eğitiminde önce muayene, hastayı dinleme, sonra gerekirse tahliller yapılması öğrenilmedi mi. Ve doktorun tedavi tavsiyesi, reçete yazması, ama hastanın tedavi konusunda kendi karar vermesi gerekmez mi?

PCR testleri teşhis için kullanılabilir mi?

Semptomu olmayanların hastalığı bulaştırdığı varsayımı neye dayanıyor?

Sayıları sürekli artan PCR testleri ile vakalar tespit edilerek, oluşturulan pandemide 2020 yılı Alman cumhurbaşkanı tarafından bilim liyakat nişanı da alan virolog Prof. Drosten’ın aldığı rolü, sustuğu, söylemediği, söyledikleri ile yanılttığı bilgileri de bir dahaki yazımda ele alacağım. Corona-ausschuss’dan avukat Dr. Rainer Füllmich bir müvekkili adına açtığı davanın gerekçelerin de açıklayan Prof. Drosten’a gönderilen tercüme ettiğim yazımı da ekleyeceğim.

Ama önceliğim , dediğim gibi, fikirlerine, duruşlarına, çalışmalarına büyük saygı duyduğum, ve çok şey öğrendiğim bilim insanları, düşünürler, yazarlar, gazeteciler.. ve oluşturulan birlikler.

İlk olarak Prof. Sucharit Bhakdi’yi tanıtmak isterim. Birkaç kısa Türkçe link var tabii, ama maalesef bunlar youtube gibi kanallardan kaldırılıyor. İlk türkçe videolardan https://www.bitchute.com/video/XCajxaF4qTm4/rof

Bhakdi, Almanya’da çok defa alternatif medya kanallarına(özgür medya kanalları demek daha doğru) çıktı. Avusturya’da ise Servus TV de de yer aldı. Bhakdi ilk olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel’a yazdığı açık mektupla dikkati çekti. Prof. Bhakdi eşi Prof. Dr. Karina Reiss ile birlikte “Corona-Fehlalarm?? = Corona-yanlış alarm” kitabını yazdı, kitabın İngilizcesi de yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=Pxyc3fTHi0I

Ben sadece bir arkadaşın gönderdiği birkaç sayfasını ve internetten indirdiğim başka sayfaları okudum, ama onlarca söyleşisini, konferansını izledim. Bence en önemlisi de, Macaristan’da doktorların çağrısı ile gittiği konferans, ve Bhakdi konferans sonucunda onların o zamana kadar virüs ve bulaşıcılığı ile ilgili algısının nasıl değiştiğini görmüş. Doktorların doğrudan Prof. Bhakdi gibi deneyimleri, tecrübeleri olanlardan öğrenecekleri çok şey var. Prof. Bhakdi Alman2009 H1N1 Domuz gribi zamanında (Almanya’da 255 kişi ölmüş) Dr. Wolfgang Wodarg ile birlikte hükümetlerin, Dünya sağlık örgütünün tutumunu, aşı politikalarını eleştiren eski SPD milletvekili, akciğer uzmanı, epidemiyolog, Avrupa Komisyonu sağlık komitesi nde ve ayrıca transparency görev yapmış halk sağlığı ve hijyen uzmanı . Zaten pandemi tanımı da 2009 da değiştirilmeseydi, bugün pandemi ilan edilemeyecekti. Pandemi ilan edilmesi için (Bu konu başlı başına detaylı ele alınması gerekir -Trust WHO ve Profiteure der Angst belgesellerinde de , Corona-Auschuss oturumlarında da detaylı ele alınıyor)

Ayrıca yine başka bir mikrobiyolog var ki, o da pandeminin başlangıcında yaptığı araştırmalara dayanarak covid-19un tehlikesinin ağır bir grip sezonundan daha fazla olmadığını belirtmişti. Stanford üniversitesinden Dr. John İoannidis. Dünyada, çalışmalarda en çok atıf yapılan bu bilim insanıymış kendisi , ve özellikle mevcut araştırmaları eleştirel değerlendirmeleri , düzeltmeleri ile ünlüymüş kendisi. Maalesef onun söylediklerini politikacılar değerlendirmedi. (Trump’ın son dönemde ABD de Dr. Scott Atlas onun çalışmalarının değerini ortaya koydu) https://www.youtube.com/watch?v=biC4nHPYtbA

2021 ocak ayında Stanford üniversitesinden mikrobiyolog ( aynı zamanda istatikçi) Prof. John İoannidis’in de içinde bulunduğu bir ekip, geniş kapsamlı bir çalışmada tüm kilitlenmelerin (lockdown) faydasının olmadığını ortaya koyuyor.

https://de.rt.com/international/111745-stanford-studie-belegt-unwirksamkeit-von-lockdown/

Bugün sadece 2 farklı ülkeden ayrı mikrobiyologdan çok kısa bahsettim. Ama onlarca tıp alanındaki bilim insanı, psikolog, filozof, yazar ve Corona-Ausschuss gibi oluşumlar tanıtılmayı bekliyor.

Sırada kimler var…Tabii ki Almanya’dan başta Dr. Wolfgang Wodarg, Prof. Hockertz, Dr. Bodo Schiffmann, Prof. Christian Schubert, Prof. Ulrike Kaemmerer, Prof. Hendrik Streeck, Prof. Klaus Püschel, Dr. Klaus Köhnlein, Dr. Margareta Griesz Brisson gibi isimler var. Ama aynı zamanda bir Türkçe isime de rastlıyoruz hem doktor hem homeopat, hem de beste yapıp şarkı söylüyor, Dr. Perin Dinekli

Avusturya’da: Dr. Raphaell Bonelli, biyolog Clemens Arvay

Düşünür, yazar, filozof: Peter Schreyer, Gunnar Kaiser, tarihçi Dr. Daniele Ganser

Ve en çok bilgi sahibi olduğum Corona Ausschuss (Corona komitesi) ve avukatları, ayrıca yine oturumlarda sıksık bağlanan Prof. Martin Schwab

Robert F. Kennedy’i, Yeni Zelandalı genç doktor Dr. Sam Bailey’i de, Pfizer’in eski başkan yardımcısı Michael Yeadon’u ise takip ediyorum,

Ayrıca tabii Great Barrington Declaration çok önemli. Almanya’da Aerzte für Aufklaerung, Anwaelte für Aufklaerung gibi oluşumlar da var.

ARKASI YARIN a

Sağlıkla, umutla kalın.

Şule Şenol 01.02.2021

Not: Benim değil, televizyona çıkan, sosyal medya hesaplarında binlerce takipcisi olan profesörlerin, bilim kurulunun, TTB nin de yukarıda verdiğim isim ve kurumları, son dönemdeki çalışmaları, tespitleri de bilmeleri halka da hükümete de sağlıklı bilgiler verebilmeleri için önemlidir.

ÖNEMLİ !! : Corona-Ausschuss-Prof. Drosten, PCR, asemptomatik yanlışları… Davalar

ÖNEMLİ !! : Corona-Ausschuss-Prof. Drosten, PCR, asemptomatik yanlışları… Davalar

Almanya’da Corona-Ausschuss (corona komitesi) temmuz 2020 de kurulmuştur. O zamandan beri oturumlar düzenlenmekte, canlı olarak yayınlanmakta. Oturumların çoğunu izledim, onun dışında oturumlardaki konuları, kişilerinin çoğunu mart ayından beri takip ediyorum.

Corona-Ausschuss hükümete danışmanlık yapan, Almanya’da PCR testlerini geliştiren ve yayan, virolog Prof.Drosten’ı alınan tüm yanlış politikalarda en büyük sorumlu olarak değerlendiriiyor. Ve bu bağlamda sadece Almanya’da değil başka ülkelerde de davalar açılıyor.

Aşağıda Corona-Ausschuss’da avukat Dr. Rainer Füllmich’in bir müvekkili adına Prof. Drosten’a henüz dava açmadan yazdığı (Abmahnung Prof. Drosten- diye bulabilirsiniz internette) mektubun dava gerekçelerinin kendi yaptığım tercümesini, notlarımla sunuyorum, bazı küçük hatalar,ifade bozuklukları olabilir tabii, ama mümkün olduğunca orijinal metne sadık kaldım)

Sizlerden çok önemli ricam, önce metni sonuna kadar okumanız, sonra kaynak da göstererek bu yazıyı paylaşmanız:

Saygıdeğer Prof. Drosten;

Müvekkilimiz, Green Mango Ltd. şti., Bülowstrasse 56 10783 Berlin adresindeki şirketin yöneticisi Nils Roth tarafından onun hak ve çıkarlarını temsil etmek üzere vekaletini almış bulunmaktayız. Müvekkilimiz COVID-19 pandemisini kontrol altına almak adına orantısız ve kanıta dayalı olmayan temel sonucunda oluşturulan tedbirlerden önemli ölçüde zarar gördü ve hala önemli ölçüde zarar görüyor.

Bu zarardan şahsen siz sorumlusunuz, çünkü, siyasetçilere önemli ve kararlı bir şekilde tavsiyede bulunan kişilerden biri olarak, bilerek, isteyerek (kasıtlı) yanlış gerçeklerin doğruluğunu ileri sürdünüz, yanlış iddialarda bulunmaktasınız ve – ayrıca kasıtlı olarak – önemli gerçekleri sakladınız ve saklamakta devam ediyorsunuz. Müvekkilimiz adına, sizden COVID-19 kriziyle bağlantılı olarak siyasilere danışmanlığınızdaki yaptığınız yanlış katkıyı düzeltmenizi ve daha önce meydana gelen hasarı müvekkilimize tazmin etmenizi isteyeceğiz.

Tek tek ele aldığımızda::
I. Corona Politikasının Temel Varsayımları:
Covid-19 pandemisiyle (bir pandemi ise)başa çıkmak için   önlemler aşağıdaki varsayımlara dayanmaktadır.
• SARS CoV-2 yepyeni bir patojendir. Hayvanlardan insanlara sıçrayan, insan organizmasının  tanımadığı, kimsenin bağışık olmadığı ve bu nedenle üssel (exponensiyal) olarak yayılabilen tamamen yeni bir patojendir. .
 • Bu patojen o kadar sinsidir ki hiçbir semptomu olmayan kişiler tarafından bile başkalarına taşınabilir.
. • Tek çıkış yolu, COVID-19 (fark edilmiş veya fark edilmemiş) hastalığını  bir PCR testi kullanarak teşhis etmektir.
  • Devlet tutarlı bir şekilde müdahale etmezse, aşırı ölüm riski ve yoğun bakım       kapasitelerinde dramatik bir aşırı yüklenme olur.. 
  • Enfeksiyon süreci, test kapasiteleri genişletilerek izlenebilir. Buna göre, 1   milyondan fazla insan şu anda her hafta PCR ile SARS CoV2 için test ediliyor. 
II.  Bu varsayımların altında yatan hatalar: Beş yanlış  Lockdown, iddiası:
Ancak bu varsayımlar, birbiri üzerine inşa edilen iç içe geçmiş birkaç yanlış olgu, boş bir temele dayanmaktadır.
1. İlk yanlış iddia: Temel Bağışıklık Yok 
Herhangi bir kanıt olmaksızın, virüsün Wuhan / Çin'de hayvanlardan insanlara sıçradığı varsayımına dair herhangi bir kanıt  bulunmamaktadır.. Böyle bir zoonozu kanıtlamak için, patojenin herhangi bir prevalansının  insanlar arasında olmadığının güvenilir bir şekilde dışlanması gerekir. Bunun burada yapıldığı görülmemektedir. . Buna göre zoonoz hipotezi hakkındaki şüpheler, tamamen yepyeni bir patojen olduğu teziyle ilgili şüpheleri de beslemektedir. Kimsenin virüse karşı bağışık olmadığı iddia edildiğinde , tam olarak bu tezin doğrulanması gerekirdi. Bunun aksine, NDR podcast'inizin birkaç bölümünde, 
SARS CoV-'nin 2003'teki eski SARS virüsüyle yakından ilişkili olduğunu belirttiniz (örneğin, 18 Mart 2020 podcastinde, Koronavirüs Güncellemesi No. 16, transkript s. 3). 
SARS CoV-2 gerçekten tamamen yeni bir patojen olsaydı, neden (ve özellikle kilitlenmemiş yani lockdown olmamış durumlarda) bu kadar çok insanın pandemiden sağ kurtulduğunu açıklamak mümkün olmazdı - bu, duruma  . Kimya Nobel ödüllü Michael Levitt ‘in etrafındaki üst düzey  bir yazar grubunun olduğu dikkat çekiyor (Udi Qimron / Uri Gavish / Eyal Shahar / Michael Levitt, 20 Temmuz 2020'de Haaretz'de,). https://www.dropbox.com/s/72hi9jfcqfct1n9/Haaretz-20Jul20_ENGLISH%2012082020%20v3.pdf?%20dl%20=%200
Ayrıca enfeksiyon ölüm oranının neden şimdi açıkça normal bir grip dalgası aralığında olduğunu açıklamak da mümkün olmayacaktır.
Bu, Ekim 2020'de WHO Bülteninde çevrimiçi olarak yayınlanan John Ioannidis tarafından yapılan meta çalışmayla açıklanmıştır. (https://www.who.int/bulletin/online_first/BLT.20.265892.pdf).  DSÖ bile artık dolaylı olarak ölüm oranının normal gripten daha yüksek olmadığını kabul ediyor. Orada (ilgili yorumun yapıldığı tarihte ) dünya nüfusunun% 10'unun, yani 780 milyon insanın COVID-19 ile enfekte olduğu ve yaklaşık 1.061.000 kişinin bu hastalıktan öldüğü tahmin ediliyorsa, tahmini enfeksiyon ölüm oranı% 0.14 olur.

Kit Knightly in Off Guardian vom 8.10.2020 https://off-guardian.org/2020/10/08/who-accidentally-confirms-covid-is-no-more-dangerous-than-flu/?__cf_chl_jschl_tk__=9f4e045500ae4e4062d41f84f1bf49d4f7b4929d1602442086-0-Aeu4umOETH4stqemIIA-Qk9uKfr8ZGG5JqPW6PjLNpjCvsHlCzjwiUuc3-%20gKjoBVnygh0e0qvTJPRu6QCsDyv5o_aYhCjJ-eYOhi4wa51lq2ECayebYGh-3gdGyanaPGtDkM9_IYjQbCWXB3RB4IgcECF2LjnFFQJkgPyAm0M0CfV0VXzwQEmsE6CpiqekbDZF11WXbq2qgvedXCJtFABx7kGDMBIb1rjNLc4ZpDdyzvk7SBkOQ7kt7CkjkSUEf_8vntWG-fmFAqmT2d5MEmEhwQ_h1_bmFb6WbCiiZEG3UrKWTAUF_CxLa-VEh7BP26zOmUHN7cI0IHQvdm9wAg8Z6lBCtYUPJ3Uk9GTsS2exftG-zLmifHafMvCRqnK5jw).

Son olarak, 14 güne varan uzun kuluçka süresi de insanın bağışıklık sisteminin patojen için zaten hazır olduğunu gösterir. Beda Stadler, Swiss Weltwoche'de (https://www.achgut.com/artikel/corona_aufarbeit_warum_alle_falsch_lagen
 adresindeki ikinci yayın) bir makalede buna dikkat çekmişti. 
Bahsedilen araştırmacı yazarlar Udi Qimron / Uri Gavish / Eyal Shahar / Michael Levitt, katkı sundukları yayında  (https://www.dropbox.com/s/72hi9jfcqfct1n9/Haaretz-20Jul20_ENGLISH%2012082020%20v3.pdf ? dl = 0),  halihazırda bir ön bağışıklık sistemi olduğuna dikkat çekmekte ve bu nedenle incelenen hiçbir ülkede nüfusun% 20'sinden fazlasının SARS CoV-2 ile enfekte olmadığına  dikkatinizi çekmektedirler.
Kimsenin bağışık olmadığı ve herkesin  enfekte olabileceğine dair  iddialar asılsızdır. 
Yanlış anlaşılmamak için: COVID-19'un ciddi ve ölümcül durumlar  olabileceği burada inkar edilemez. Ancak tehdidin niceliksel boyutu dramatik bir şekilde abartıldı. Bu nedenle yanıltıcı olan , üssel- exponentiel  artıştan (örneğin, 18 Mart 2020 tarihli NDR podcastinde, Coronavirus Update No. 16, transkript s. 2 ve 28 Mayıs 2020 tarihli NDR podcast, Coronavirus Update No. 44, transkript s. 5) veya üssel-exponentiel bir çoğalmadan (örneğin 19 Mart 2020 tarihli NDR podcast'inde, Coronavirus Update No. 17, transkript s. 6 ve 19 Mayıs 2020 tarihli NDR podcast'inde, Coronavirus Update No. 42, transkript s. 2) bahsetmeniz yanıltıcıdır..
Virüs, hasta bir kişinin yakınında bulunanları etkileyebilir. Ancak exponential üssel-bir artış, bu etkilediği insanların tamamının veya en azından çoğunun kendi hastalanacağı anlamına gelir. İşte, tam da böyle bir durum gerçekleşmemiştir.. Bağışıklık sistemi patojenle baş edebildiğinde , daha fazla yayılma sona erer. Bu nedenle, kapatılma halinde (lockdown) değilsek hastalığın katlanarak artabileceği doğru değildir (ancak 7 Nisan 2020'de NDR podcast'inde bunu söylediniz, Coronavirus Güncelleme No. 29, transkript s.4)
2.    İkinci yanlış iddia: Semptomsuz enfeksiyon riski 
Kanıtsız ve korkunç derecede zayıf çalışmalarla desteklenen bu  varsayım, bir kişinin COVID-19'u hiç fark etmeden kapabileceği ve virüsü, semptomsuz olduğu için olduğu gibi fark edilmeden diğer insanlara aktarabileceği yönündedir. 
Bu yanlış gerçek iddiası, New England Journal'daki bir vaka sunumuyla başladı.
5 Mart 2020 tarihli Tıp (NEJM 382; 10), Sizin ve diğerlerinin anlattığı, 
asemptomatik Çinli  iş kadınının Münih'teki iş gezisinde şirketin dört çalışanına  virüs bulaştırdığı, ve bunların daha sonra   sonra COVID-19 ile hastalağına yakaklandığı idi. . Wuhan'da bu Çinli kadının daha sonra SARS CoV-2 testinin  pozitif  olduğu belirtildi.  Dolayısıyla nihai kanıt olarak Asemptomatik insanların   bulaşıcı olduğu gösterildi.. Bu vaka raporu 30 Ocak 2020'de ön baskı (preprint) olarak yayınlandı. Bundan birkaç gün sonra, 3 Şubat'ta ise,  Çin'den Almanya’ya gelen bu kadının semptomları olduğunu ve
bunu sadece ilaç yardımı ile bastırdığı  ile ilgili bir yazı yayınlandı (Kai Kupferschmidt, 3.2.2020'de
https://www.sciencemag.org/news/2020/02/paper-non-symptomatic-patient-transmitting-coronavirus-wrong )
 
Bunlar, bu  Çinli kadınla yapılan konuşmaların sonuçlarıydı - siz de dahil olmak üzere vaka raporunun yazarlarının ihmal ettiği konuşmalar.
Bununla birlikte, vaka raporu 5 Mart 2020'de New England Journal of Medicine'de yayınlandı.
Bu vaka raporundaki hatanın geri çekilmemesi,  açık bir bilim sahtekarlığını temsil ediyor.
Bir takip çalışması olarak daha  sonra, yine işbirliğinizle, 15 Mayıs 2020'de The Lancet'te yayına girdi  (Lancet Infect Dis 2020; 20; 920-928) ve Münih’deki şirketteki "salgın kümesinin" epidemiyolojik olarak izlendiği, ardından Çin'den  Münih'e gelen kadının gitmeden kısa bir süre önce hala  COVID-19 hastası ebeveynleri ile temas halinde olduğuna dair açıklayıcı bilgileri gün ışığına çıkardı. 
5 Mart 2020 tarihli vaka raporunda alıkonulmuştu. The Lancet'teki çalışma
15 Mayıs 2020, hem kendi içinde,  hem de 3 şubat  vaka raporu ile ilgili olarak
başka bir yerde zaten işlenmiş olan vaka raporuyla ilgili çok sayıda tutarsızlık içermektedir. 
https://www.corodok.de/die-legende-uebertragung/
Robert Koch Enstitüsü bile , SARS CoV-2 tanımında (27 Kasım 2020 itibariyle) asemptomatik enfeksiyon riskinin yalnızca ikincil bir rol oynadığını belirtmektedir.
https://www.rki.de/DE/Content/InfAZ/N/Neuartiges_Coronavirus/Steckbrief.html;jsessionid=E17D33BAD7D55D3449CE3729AFCD4104.internet052#doc13776792bodyText2
Bu bağlamda, yüzlerce makaleyi değerlendirdikten sonra , bir meta çalışma,nihayetinde sağlam kanıtların ortaya çıkması gerektiğine dair  acil ihtiyaç gerektiğini belirtmiştir. (Oyungerel Byambasuren ve diğerleri, Kanada Tıbbi Mikrobiyoloji ve Bulaşıcı Hastalıklar Resmi Gazetesinde- Oyungerel Byambasuren et al. in Official Journal of Medical Microbiology and Infectious Disease Canada https://jammi.utpjournals.press/doi/pdf/10.3138/jammi-2020-0030
Ek olarak, Robert Koch Enstitüsü, patojenin semptomların ortaya çıkmasından 1-2 gün önce bulaştırılabileceğini  düşünüyor, ancak yalnızca bir Çin çalışmasına ve Singapur'dan bir çalışmaya atıfta bulunur, ancak her ikisi de zayıf çalışma olmalarından muzdariptir, başka  yaygınlıklar -prevelans olabileceği dikkate alınmamıştır. Robert Koch Enstitüsü'nün söylemediği (gizlediği) presemptomatik bulaştırma  varsayımı, uzman literatüründe ciddi eleştirel saldırıya uğradı (Mark Slifka / Lina Gao, Nature Medicine,
https://www.nature.com/articles/s41591-020-0869-5
Bern Üniversitesi'nde fahri profesör olan immünolog Beda Stadler, İsviçre Dünya Haftası'nda (Schweizer Weltwoche) çokça dikkat çeken bir makalede, virüslerin insan vücudunda kontrolsüz bir şekilde yayılabileceği, kişi farkına varmadan çoğalmanın, immünolojik olarak düşünülemez, olduğuna dikkat çekti.  Enfeksiyon riskini yaratan tam da bu kontrolsüz artıştır (ikinci yayın
https://www.achgut.com/artikel/corona_aufarbeitung_warum_alle_falsch_lagen
Wuhan'daki korona salgını için SARS CoV-2'nin tek bir asemptomatik yayılımının tespit edilememesi şaşırtıcı değildir (Shiyi Gao ve ark.
(2020) 11: 5917 https://www.nature.com/articles/s41467-020-19802-w
Bir kişinin virüsü semptomsuz geçirebileceğine dair yanlış iddia,  haincedir,  çünkü toplumsal yaşamı yok edici : herkes sadece kendi çevresindeki insanları
son derece tehlikeli bir virüs bulaştırıcısı olarak görüyor, buna tiksinti, saldırganlık veya
ve hep korku ve panikle karşılık veriyor. Bundan etkilenen ebeveynlerden ve öğretmenlerden okul çocuklarına yansımalar da var. 
Bu yönde telkin edilen çocukların  büyük davranış ve gelişimsel bozuklukları olduğu şimdiden öngörülebilir. Bundan da siz sorumlu tutulacaksınız.
3. Üçüncü yanlış iddia:PCR tabanlı teşhis
Ve semptomsuz enfeksiyon riski yalanı olmasaydı, kimsenin aklına PCR testleriyle SARS COV-  teşhis   etmek gelmezdi.
Gerçekte, PCR tabanlı teşhisler o kadar çok hata kaynağıyla doludur ki
bunları semptomları olmayan insanlara uygulamak düpedüz sorumsuzluktur:
• Bir PCR testi, bir yandan enfeksiyondan kurtulan cansız virüs kalıntılarını tespit edebilir
 Çoğalabilen (reproduktionsfaehig)  virüsler ise ayırt edilemez.. 
Bu durumda toplu olarak  semptomsuz kişileri olarak test edilirse, bu ölümcül
sonuçlar doğurur : COVID-19 enfeksiyonlarının büyük çoğunluğunun hiçbir semptomatik sonucu olmadığından, çok sağlıklı ve çok sayıda insanı test edeceksiniz.
Bağışıklık sistemi patojenle başa çıkmış, ama sonra sadece bu
cansız parçacıklardan taşıyan. . Görülebileceği gibi bu bir hata kaynağıdır, önümüzdeki birkaç hafta ve aylarda çoğalacaktır. .Ve bu hata kaynağı, sizin
29 Eylül 2020 podcast'indeki iddia için de geçerli olmalı,
“cansız virüsler de de hala tespit edilebilir tam virüs genomuna sahip”iddiası.”.
• Hiçbir test% 100 doğru değildir. Prevalans düşükse, kullanılan test sisteminin özgüllüğündeki küçük eksiklikler, pozitif bir test sonucunun pozitif tahmin değerini fark edilir şekilde bulandırmak için yeterlidir.. Hatta Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn, 14 Haziran 2020'deki ARD deki  röportajında ​​bizzat itiraf etti. Bununla birlikte, testler toplu olarak yapılmaya devam ediyor -COVID-19'un hala düşük prevalansına rağmen. . Tüm kullanılan test sistemleri eşit derecede spesifiktir olmamasına rağmen,  - böyle bir test sistemin sahip olması gereken minimum özgüllüğün -herhangi bir yerde belirtilmemesine rağmen kullanılmasına izin verilmesinden dolayı.
Örnek teşkil eden bir olay;
Augsburg’da , 60 kişilik bir gruptan 58'inin yanlış pozitif test ettiğinin farkına varıldı. Ve bu, kilitleme kararına çok yakın Başbakanlar (eyalet başbakanları) Konferansı zamanında.  Bu tür kararlar böyle bildirimlere  dayanmaktadır, yanlış belirlenmiş vaka sayılarının  bu nedenle geniş kapsamlı sonuçları vardır.
• Test sistemi yalnızca çok sayıda tekrarlama döngüsünden sonra çalışıyorsa,
viral yük o kadar düşük ki aktif bir enfeksiyon imkansız. Siz kendiniz
7 Mayıs 2020'deki NDR podcast'inde bir araştırmaya işaret ettiniz.
25 siklusun  (döngü) üzerindeki hastaların "daha az bulaşıcı" olarak kabul edildiğini belirttiniz. Nitekim Kanada'daki araştırmacı yazarların yaptığı bir araştırma, 24 döngüden fazla çoğalabilen virüs bulamadı, detaylı olarak (Jared Bullard et al. in Clinical Infectious Diseases, https://doi.org/10.1093/cid/ciaa638).
 
Buna rağmen, eğer bir kez daha yenisi Vaka sayıları üst üste toplanmakta , hiçbir yerde,
pozitif test durumu, hangi  kesme (cut-off) ye  hangi CT değerine  göre ayarlandı, kontrol edilmemektedir.(yani hangi döngü sayısında kesilmesi gerektiği)   PCR testinin sonucu bu nedenle manipülasyona son derece müsaittir - ve bu nedenle, PCR testleri topluma  çok sayıda vaka sayılarıyla korkutmaya yarayan "ihtiyaç duyulduğunda" siyasi etkiye açık bir araçtır.  Her durumda, bir PCR testi temelinde ortaya çıkan  değerler, kamusal hayatı tamamen kapatmak ve insanların özgürlük haklarına benzeri görülmemiş bir şekilde tecavüz etmek için yeterli bir dayanak değildir.
• Bir PCR testi, bir basit bir kontaminasyonu, enfeksiyondan ayıramaz.
Virüsler mukoza zarları üzerinde durduğu, hücreler vücuda girmediği sürece, kişi sadece kontamine olur, ancak enfekte olmaz. 
Bu durumda virüsler çoğalmaz ve bu nedenle herhangi bir bulaştırma riski oluşturmaz. Bununla birlikte, bir PCR testinin de bu kişilerde olumlu sonuçları vardır.
2014 yılında Wirtschaftswoche ile sizle yapılan bir röportajda bizzat kendiniz, bu soruna dikkat çekmiştiniz..
• Pozitif bir PCR testinin önemi, hangi primerin ve kaç primerin arandığına  bağlıdır
.Bu primer  SARS-COV2 de  spesivitesi ne kadar düşükse, bilgilendirici değeri  de o kadar azdır.
Sonuç: Pozitif bir PCR testi her zaman pozitif bir PCR testi değildir. Test yapılan labaratuarda ne olduğunu bilmiyoruz..
Şaşırmamalı ki, Mike Yeadon, İlaç şirketi Pfizer'in eski Baş Tıbbi Sorumlusu, daha yeni bir makalede COVID-19 teşhisi için PCR kullanımına şiddetle karşı çıkıyor .

(https://lockdownsceptics.org/lies-damned-lies-and-health-statistics-the-deadly-danger-of-false-positives/).

Buna rağmen , her pozitif PCR testi, Robert Koch Enstitüsünün istatistiklerinde 
 "yeni bir enfeksiyon" olarak görülmektedir. .Dolayısıyla bu  ölçülen değişkene bağlı olarak da siyasi kararlar verilmektedir. . Diğer bir karmaşık faktör de, bir kişi hızlı bir şekilde arka arkaya birkaç kez test edilirse, her pozitif test sonucunun "yeni bir enfeksiyon" olarak deklare edilmetesidir. 
Tam da bu nedenle, PCR testleri sadece bireysel teşhis için değil, aynı zamanda tarama için bile uygun değildir. Önemli olan şey esasında; nasıl birçok kişi hastalanıyor, kaç kişi hastaneye gitmek zorunda, kaç kişi yoğun bakım ünitesinde tedavi ediliyor ve kaçının entübe edilmesi gerekiyor, bunların bilinmesi. 
Bu tespitlerin yapılabilmesi için gerekli ve güvenilir araç Robert Koch Enstitüsü bünyesinde bulunmaktadır ve vakaların  güvenilir değerlendirmeleri yapılabilmektedir. 
Uzun zamandır,  grip sürveyansı alanında: Sentinel programı kullanılmaktadır. (bkz. §
13 para. 2 IfSG). Bunun,  neden COVID-19 için çok daha fazla kullanılmadığı, anlaşılır gibi değildir.. Aichach-Friedberg sağlık departmanı (bu arada başka yere transfer edilen (sürülen!)  başkanı Friedrich Pürner, kısa süre önce haklı olarak sentinel ağı araçlarının COVID-19 sürveyansı için de kullanılmasını istemişti.
4.Dördüncü yanlış iddia: sağlık sistemlerinin aşırı yük altında kalması
Model hesaplamaların içeriğine bakıldığında  yalnızca  Almanya'da milyonlarca yoğun bakım hastasının  ve yüzbinlerce ölüm olacağına dair  korku asla gerçeğe dönüşmedi.
Görünüşe göre politikacılar sağlık sektöründeki yaklaşan kıyamete  kendileri de inanmadılar. 23 Mart 2020'deki lock-down  kilitlenme başka nasıl açıklanmalı?
Kapatmalar yürürlüğe girdiğinde 24 Mart 2020'de,  sadece bir gün sonra Fransa ve İtalya'dan COVID-19 hastalarının kabul edildiği bildirildi (https://www.aerzteblatt.de/nachrichten/111286/Deutsche-Krankenhaeuser-haben-COVID-19-Patientenaus-Italien-und-Frankreich-auf
Esasında bizim sağlık sistemimizin aşırı yük altında kalacağından hiçbir zaman korkmamalıydık . Bunun dışında, Corona, yaz boyunca argümana dayalı  temellerinden giderek daha fazla uzaklaştı. Sağlık sisteminin aşırı yüklenmesine dair hiçbirşey hissedilmiyordu.. Aksine, klinikler tedbirler nedeniyle yetersiz kullanımdan muzdaripti, çünkü diğer hastalara temel tıbbi hizmetler sağlanmadı, çünkü COVID-19 hastalarının çoğalacağı çok yoğun tedavisine  ihtiyaç duyulacağı varsayımından hareket ediliyordu.. Doktorlar ve Hemşirelik personeli kısa süreli çalışmaya gönderildi.
DIVI  /Deutsche Interdisziplinäre Vereinigung für Intensiv- und Notfallmedizin e.V)= Alman interdisipliner yoğun bakım ve acil tıp birliği)  kaydına bakarsanız
21 Temmuz 2020 ve 21 Kasım 2020 günlük raporları karşılaştırırsanız,
 21 Temmuz 2020'de Almanya'da  – boş ve dolu toplam - hala 32.000'den fazla yoğun bakım kapasitesi olduğu, ama 
21 Kasım 2020'de ise  28.000 yoğun bakım yatağı olduğu görülmekte.. Nasıl olur sizin önemli tavsiyeler verdiğiniz bir hükümete güvenilir? 
Pandeminin ortasında tüm yoğun bakım kapasitelerinin sekizde birinden fazlasını azaltan hükümet, bizi bir salgından korumak istediğine hala inanıyor mu?
Klinikler aşırı yük alarmı verdikçe, bunun nedeni "yeni ve sinsi" bir virüs değil, klinik sistemimizin her yıl grip mevsimi bize gelir gelmez kapasite sınırlarına ulaşmasıdır:
BILD 12 Mart 2018'de manşetinde: +++ hastaneler aşırı kalabalık +++ tıp uzmanları bile enfekte +++ şimdiye kadar 39 ölü +++ grip GAU Leipzig kliniklerinde
Doktorlar: "Grip dalgası şimdiye kadar var olan tüm durumlardan çok daha kötü"
https://www.bild.de/regional/leipzig/grippe/grippe-gau-in-leipzigs-kliniken55075602.bild.html    (Ş.Ş notu: Bu sayfaya ulaşılamıyor)
19 Şubat 2013'te WELT zaten "Köln'de grip dalgası var
Okumak için https://www.welt.de/regionales/koeln/article113760346/Grippewelle-hat-Koeln-fest-im-Griff.html
“Köln hastanelerinde yatak sıkıntısı. Birçok grip hastası olduğu için
yoğun bakım üniteleri tamamen dolu. Zaman zaman hastaneler o kadar aşırı yüklenir ki artık yeni hasta kabul edemezler. Gergin durum nedeniyle operasyonların ertelenmesi gerekiyor. "
 Ve 11 Şubat 2020'de (sic!) "Pandemi" nin başlamasından kısa bir süre önce, Kuzey Almanya
Rundfunk (NDR), Bremen ve Aşağı Saksonya'daki yoğun bakım ünitelerinin felaket durumuna dikkat çekti. Önemli darboğazlar nedeniyle, hastaneler. Uzun süreler boyunca  yaşanılan sıkışıklık nedeniyle hastane girişleri kapatıldı ve   ve bu nedenle ambulanslarla bu hastanelere hasta götürülmemesi istendi. Durum 2018 ve 2019 arasında daha da kötüleşti.
“Darboğazların artmasının bir nedeni, elbette ki personel yetersizliği. Personel eksikliği varsa yataklar süresiz olarak kapatılır. . Panorama 3 araştırmasına göre,
bazı hastaneler mevcut yoğun bakım kapasitesinin üçte birine kadarını gerekli yoğun bakım personeli olmadığı için kullanılamıyor. Alman Hastaneler Birliği'ne göre yoğun bakımdaki yatakların dolmuş olması ülke çapında bir sorundur.
Görünüşe göre, Ocak 2019'dan mevcut  olan asgari personel seviyelerin düşük olmasında bazı kliniklerde görülen sorun daha da kötüleşti. Alman Hastaneler Derneği, açık  olan 17.000 pozisyonuna rağmen yeni sınırların olmasını "oldukça sorunlu" olarak değerlendiriyor. Alt sınırlar ile  "ek besleme kapasiteleri  iptal edildi ve tedarik darboğazları ortaya çıktı, "diyor Alman Hastaneler Birliği'nin (DKG) genel müdürü Georg Baum.
Aşağı Saksonya'dan bir hastane durumu şu şekilde tanımlıyor: "Yatakların dolumu  ortaya çıkabilir ve hastalar reddedilir. Ambulanslar, bu durumda hasta kabul eden hastanelere  uzun yolculuklar sonunda hastayı ulaştırmak zorunda bırakılır. 
Bu gergin durumun uzantısı olarak,   hastaneye uzun  transfer süreleri ve acil durumlar gündeme  geldiğinde ,  halihazırda planlanmış olan ameliyatların  iptal edilmesi, söz konusu olmaktadır."

https://www.ndr.de/nachrichten/niedersachsen/Immer-mehr-Intensivstationen-ueberlastet-,intensivpflege106.html

Kısaca: sağlık sistemimizin durumuna ilişkin bulgular bugüne kadar devam etti, 
hiçbirşey değişmedi. Daha da kötüsü: iddia edilen bir pandemiye rağmen, yoğun bakımda kemer sıkma kursu devam ettirildi ve karşı önlemler almak yerine, sizin gibi danışmanlardan duyuyoruz ki, sadece sosyal hayatın tamamen kapatılması her derde deva olmalıdır.
Şimdi yurtdışına bir göz atalım: Sağlık sistemlerine aşırı yüklendi ve aşırı ölümler sadece  her zaman zaten sorunlu olan bölgelerde meydana geldi.
Aynı sorunlarla ve yanlış siyasi kararlarla karşı karşıya kalınıldı ve ilaç kullanımındaki  ciddi hatalar krizin şiddetlenmesine katkıda bulundu.
Bu özellikle İtalya için geçerlidir. Televizyondaki korku görüntüleri bunu  sağladı.
Alman seyirci oradaki koşulların bir kesidini izledi.. Gerçekte, medyadaki korkutma taktikleri ve aceleci siyasi kararlar hastaların çekinerek, korkarak kliniklere  gitmemesi ve ayrıca 
kliniklerde ve bakımevlerinde bulunan personelinin korkup gitmesine sebebiyet verdi. . Ve bunların hepsi - şu anda orada bulunan savcılarınki gibi
Araştırmalar göstermiştir ki - Dünya Sağlık Örgütü'nün dünyanın geri kalanı için korku görüntüleri yaratmak amacıyla yaptığı hedefli bir müdahalenin sonucu (slogan: "Disiplinli Almanlar gibi verilen kurallara uymazsanız, nereye gittiğini görün”) verileri girmekten çekinmeyen bir WHO temsilcisi atayarak Pandemi planları oluşturmaktı. Bu durumları kısmen açıklayan DSÖ'den bir rapor, şu anlaşılır hale geldiği zaman geri çekildi:
2016 yılından olduğu iddia edilen pandemi planı 2006 yılından idi
ve tarih değiştirilmişti. https://www.dors.it/documentazione/testo/202005/COVID-19-Italy-response.pdf
5. Beşinci yanlış iddia: Çare olarak özgürlüğün kısıtlanması
Son olarak, bireysel veya toplu özgürlük kısıtlamalarının pandemiyle başa çıkmada herhangi bir olumlu etkiye sahip olduğu varsayımı hiçbir şekilde güvenilir değildir.
Aksine, durum bunun tersidir.
Bu, her şeyden önce, yaygın olarak dükkanların ve eğitim ve öğretim merkezlerinin, boş zaman geçirme, dinlence tesislerinin kapatılmasında  (Freizeiteinrichtungen) kapatılmasında  geçerlidir. Epidemiyolojik olarak ;Robert Koch Enstitüsü'nün R-değerinin (bulaştırma değeri)geliştirildiği 17/2020 numaralı bülteninine bakıldığında,  14. Sayfadaki 4. Resimde kapanmanın gerçekleştirildiği 
 23 Mart 2020'den önce bulaştırma oranının 1'in altına düştüğü açıkça gösteriliyor. Stefan Homburg buna erken ve haklı olarak işaret etti (örneğin bkz.28 Haziran 2020 tarihli tweet'i https://twitter.com/shomburg/status/1277197624186208257?lang=de
 ve 21 Nisan 2020'de WELT'deki konuk  yazar olarak  yazısı,
https://www.welt.de/wirtschaft/plus207392523/Uebersterblichkeit-sinkt-Fuer-denLockdown-iegen-der-Regierung-die-Argumente-aus.html)
Robert Koch Enstitüsü'nün bu gelişmeyi test kapasitelerinin genişletilmesi ile açıklama girişimi bir duman mumunda tükendi. Bu grafiği test sayılarıyla ilişkilendirirseniz netlik kazanırsınız (özellikle yaz aylarında gelişim için bakınız:
30 Eylül 2020 tarihli COVID-19 ile ilgili günlük durum raporu, s.10). 2020'nin başında çok az  test edildi ve çok az sonuç bulundu. Mart ayının ilk yarısında, gittikçe daha fazla test yapıldı ve daha çok sonuç bulundu. Bundan sonra, sürekli olarak yüksek bir seviyede test edildi  ve daima daha az bulundu.
Bu sadece şu anlama gelebilir: Mart ortasına kadar önemli sayıda bildirilmemiş vaka vardı. Virüs, biz fark etmeden Almanya'ya çoktan gelmişti. Ve biz fark ettiğimizde , hoşçakal demek üzereydi. Eylül ayına kadar 2020'de yapılan toplu testlerde, olağan hata oranı vardı. . İlkbaharda enfeksiyon sayısındaki düşüş, enfeksiyonların azalması, temasın azalmasından değil,    ilkbaharda tekrar daha sıcak havaların olmasından kaynaklanıyor.
Kilitleme önlemleri bir şey getirecekse, en sert kısıtlamaları  uygulayan ülkeler en büyük başarıları elde etmeliydi. Bir ülke karşılaştırmasında, ancak böyle bir korelasyon teyit edilemez. Aksine, şu anda sınırlama önlemlerinin etkisizliğini kanıtlayan çok sayıda çalışma var. Ve hatta DSÖ Ekim ayında 91 sayfalık bir taslak yayınladı ve bu taslakta bu tür önlemlerin (okulların kapanması, ilgili kişi karantinası, sosyal mesafe vb.) Griple influenza ile  mücadeleye ne kadar uygun olduğunu açıkladı. Ve bunların hepsi tam da   Corona için geçerli kurtuluş olamaz mı?
Haziran 2020'de Nature'da ortaya çıkan ve kilitlenmenin 3,1 milyona kadar hayat kurtardığı sonucuna varan Imperial College'ın çalışması (Seth Flaxman et
al in Nature 584: 257-261. doi: 10.1038 / s41586-020-2405-7), ilkel hatalardan muzdariptir,
Stefan Homburg ve Christof Kuhbandner Frontiers in Medicine'deki bir makalede
5 Kasım 2020 tarihli yayında bunu  açıkladılar:
(https://doi.org/10.3389/fmed.2020.580361
Nature –Studie   araştırması zaten subjektiftir, 
inanılması mümkün değildir,   çünkü o zaman ne olduğunu bulmak için açık ve şeffaf olarak deneylemlendiğinde,  korku tahminlerini doğrulayayım derken, varsayımlar, tezler kendini tüketiyor.
Ölüm oranının birçok ülkede, özellikle özgürlüğe toplu kısıtlamaların getirilmesinden hemen sonraki zaman pencerelerinde keskin bir şekilde arttığı dikkat çekicidir. Bunu
John Pospichal ayrıntılı olarak çalışmıştır (https://medium.com/@JohnPospichal/questions-for-lockdown-apologists-32a9bbf2e247
Bunun için COVID-19'u açıkça sorumlu tutmak için yeterli gerekçemiz yoksa,  odaklanma ikincil  hasaradır (Colleteralschaeden) ve özgürlüğün kısıtlamalarına yönelmeldir: demanslı insanlar bakımsızlıktan öldü. 
Doğrulanabilir şekilde daha az felç ve kalp krizi oldu.  Evine barikat kurmuş ve kelimenin tam anlamıyla kendi evlerinde çürüyen insanların çürümüş cesetleri bulundu. İntiharlarda önemli bir artış bildirildi. Büyük ölçekte yapılan testler ölümcül sonuçlara yl açıyor
Testlerden, Covid önlemlerinden  dolayı, diğer görevlerini aksatan sağlık hizmetleri çeşitli rahatsızlıkların oluşmasını sebebiyet verdi.  Böylece içme suyu kontrolü tamamen durdu; eskisinden daha fazla lejyonella (akciğer enfeksiyonuna yol açan bir bakteri)ölümü var.
Kamusal yaşamda kesintileri teşvik eden, bu tür kesintileri kararlaştıran ve uygulayan tüm ilgili kişiler, siz Prof. Drosten dahil olmak üzere binlerce canından vicdanen sorumlusunuz.
Ve yaklaşan kış gerçekten yoğun bakım tıbbıyla ilgili çok sayıda solunum yolu hastalığını gün ışığına çıkarırsa, bu COVID-19 tehlikesinden değil, . Corona politikası nedeniyle gerçekleşmektedir. Baharda da vaaz edilen sosyal mesafe, bağışıklık sistemimizi eğitmemizi engelliyor. Ve yurtiçi ve yurtdışından gelen panik raporlarının bombalanması geri kalanına katkıda bulundu:
Anksiyete, insan bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. İmmünsüpresyon, 
enfeksiyonla mücadele için hiçbir zaman uygun bir araç olmamıştır.
Bugünün bakış açısından, eğer bir kişiye kilitleme önlemleri empoze etmek istendiğinde, bu önlemlerin arkasındaki temel  mantığın (flatten de curve) bu arada oluşan gerçek gelişmelerle  tarafından geçersiz olduğu görülmektedir. Epidemiyolog Gérard Krause’nin belirttiği gibi: 
Virüs zaten her yerde (https://www.spiegel.de/consent-a-?targetUrl=https%3A%2F%2Fwww.spiegel.de%2F%3Ffrom%3D404&ref=https%3A%2F%2Fwww.spiegel.de%2Fgesundheit%2Fcorona-masshaben-wie-sinnvoll-ist-die-sperrstunde-a-7d5c63b1-05f4-4ab1-bbf6-%2520b820553ff3ba%3F%2520utm_source%2520%3D%2520pocket-newtab-global-de-DE
Sadece durdurulamaz.
6. Kasıtlı olarak asılsız tecrit iddialarının birbirine kenetlenmesi
Korona önlemlerinin ardındaki yalanların ne kadar bariz bir şekilde iç içe geçtiği ve birbirine bağlı olduğu dikkat çekicidir. Buna bir göz atmak önemlidir, çünkü bakıyoruz
Bu şekilde genel resimde tüm önlemlerin gerçek enfeksiyon süreci dikkate alınmadan sürdürülebilecek şekilde tasarlandığını kabul edin.
.
• Sırf çok bilmişlikten, bir kişinin başkalarına kendi hastalanmadan virüs taşıdığı, varsayıldığı için, SARS CoV-2'yi enfeksiyonunu arayan çok yüksek miktarda  testler  bu patojen üzerinde gerçekleştirildi:
Doktrine göre her birimiz,  ölümcül virüsün taşıyıcısı  olabilir.
• Şimdi, tüm solunum patojenlerinin tekrar aktif olduğu sonbahar ve kış aylarında
Hastalıklar arttığında, SARS CoV-2 çok sayıda insanı da etkileyecektir. Birçoğunda  
virüsler mukoza zarlarının üzerine oturur ve vücut hücrelerine bile nüfuz etmez. Diğerlerinde virüsler vücut hücrelerine nüfuz eder, ama bağışıklık sistemi tarafından öldürülür. Bu insan grupları net çoğunluğu oluşturacak. Hepsi için pozitif test sonuçları açıklanacak - ve uzantısız enfekte olanlar için,  üç ay sonra da test edilseler, bu  insanlar daha sonra pozitif test edildiğinde ,onlar "yeni enfeksiyonlar" olarak listelenecek. Soğuk mevsimlerde bağışıklık sisteminin virüsü öldürdüğü kişi sayısı artıyor. Bu nedenle, pozitif test sayısı da artacaktır 
sonuç olarak bazı sağlık bakım kaynaklarının kullanılmamasına rağmen
• "Yeni enfeksiyonların" eklenmesi artacak ve bu
politikacılar tarafından daha fazla kısıtlamayı  haklı çıkarmak için kullanılabilir. Çünkü, daha iyi bilgiye karşın, pozitif testler yeni enfeksiyonlarla eşittir,
Bu şekilde ilan edilen "yeni enfeksiyonların" sayısındaki artış, virüsün oldukça bulaşıcı olduğu ve kimsenin bağışık olmadığı yalanını besleyerek tehdit etmekte ve .
sağlık hizmetlerinde çöküş tehdidi oluşturduğu söylenmektedir.
Bulaşma sürecinin şu anda tasvir edilme şekli, kilitlemenin asla sona ermeyeceği şekilde kasıtlı olarak tasarlanmıştır. Bu tür bir veri işleme ve veri sunumu hızlı bir şekilde durdurulmazsa, hepimiz bir sonraki adıma geçip önümüzdeki İlkbahara kadar  kilitleneceğiz. . Bu ekonomik durum ile ilgili  için değil sadece , aynı zamanda için
nüfustaki yalnızca  yukarıdaki gibi kabataslak sayılan sağlıkla ilgili gelişmelerden  etkileniyor herkes,siz  bunun dışında kalamaz, ve düzeltemezsiniz..
III. Kişisel sorumluluğunuz
Yukarıda sıralanan yanlış bilgilerin önemli kısımlarını siz kendiniz kasıtlı olarak verdiniz.
1. Temel dokunulmazlık sorunu üzerine
NDR podcast'lerindeki ifadelerinizde, SARS CoV-2 ile eski SARS virüsü arasındaki genetik ilişkiye kendiniz işaret ettiniz. Bunun dışında  
Nüfustaki bağışıklığın ne kadar büyük olduğu sorusu, .insan organizmasının patojeni ne kadar tanıdığına bağlıdır..
Ancak 18 Mart 2020 tarihli NDR podcast'inizde Almanya'nın 
üstel büyümenin yükselen kanadında  bulunduğunu iddia etmektesiniz.(koronavirüs
Güncelleme No. 16, transkript s. 2) ve diğer podcastlerdeki karşılaştırılabilir formülasyonlar
kullanmışsınız (yukarıya bakın), o zaman bu belirsiz bir iddiadır. 
Siz mutlaka biliyorsunuz,  virüsün yeni olması iddiası ile   ilgili  ve iddia edilen bağışıklık eksikliği için yüksek düzeyde kanıt sağlanması gereklidir. (yani, üstel bir yayılma için bir ön koşul). Hukuki  bir bakış açısına göre, karanlıktaki iddialar koşullu niyetin gerekliliğini karşılar.
Sizin temel bağışıklığın  bilinip yayılması için halkın  - sağlam temelli – umuduna  dayalı hiçbirşeyi araştırmamış olmanız. dikkat çekicidir..Bu her şeyden önce sürü bağışıklığı için geçerlidir (örneğin bkz.
24 Haziran 2020 tarihli NDR podcast'i, Coronavirus Güncelleme No. 49, transkript s.9: Bize
Sürü bağışıklığı hala çok uzakta; 5 Mayıs 2020 tarihli NDR podcast, Koronavirüs Güncelleme No. 38, transkript s. 2 :  Halkın:% 70'inin sürü bağışıklığına ulaşmak için bağışık olması gerekir,ve o zaman bile enfeksiyonlar durmaz, bu sadece zirveydi, ancak - sonuçta kabul edilir ki  - diğer faktörlere de bağlı olarak % 70'in altında elde edilebilir; 20 Nisan 2020 tarihli NDR podcasti, Coronavirus Güncelleme No. 33: sürü bağışıklığına  hiç de yakın yaklaşmadık). ama aynı zamanda T-hücre bağışıklığı için: Burada farklı araştırma sonuçlarına atıfta bulunuyorsunuz, ancak bir T-hücresi bağışıklığının % 30'luk bir
diğer insan korona virüsleriyle önceki karşılaşmalardan oluştuğu görüşünü doğru bir sav olmadığını söylüyorsunuz  (Ş.Ş. notu: Prof. Drosten başka konukların da nisan ayındaki o başka bir televizyon programında, Çocuklarda bulaştırmanın az olduğunu, bunun nedeninin de belki daha önce geçirmiş oldukları Corona virüsünden dolayı olabileceğini belirtmişti
(13 Ekim 2020 tarihli NDR Podcast, Coronavirus Güncelleme No. 60, transkript s.7). Aynı noktada (ibid. Transkript s. 2) immünolojik olarak virüse karşı korumalı olmadığımızı iddia ediyorsunuz.
Sizin savunduğunuz bulgular dışındakini göz ardı edip, temel bağışıklığın uzun zamandır var olduğunu görmezden geliyorsunuz.
Semptomsuz bulaştırma tehlikesi
Bu noktada, özellikle ciddi ve önemli bir suistimale dayalı bir yanlış davranış  yükü altındasınız . Açıkça söylemek gerekirse: Çin kaynaklı semptomsuz olduğu iddia edilen enfeksiyon kaynağının aslında çok semptomatik olduğunu kendiniz anladıktan sonra,
sadece siz ve ortak yazarlarınız için bunu açıklayarak verilen reaksiyon yeterli olurdu, ve bahsedilen örnek olay incelemesini hemen geri çekmiş olmalıydınız. . Bu çalışma New England Journal of Medicine'de Editöre mektup olarak gitmeyip, yayınlanmamalıydı. 
Çalışma şu anda 1000'den fazla kez alıntılanmıştır. Yani bu şekilde gerçek kanıtlara dayalı olmayan  bilgilerin yayılmasına yardımcı oldunuz. 
Görünüşe göre, insanların SARS CoV.-2 ile semptomsuz birbirlerine bulaşabilecekleri şeklindeki kasıtlı yanlış iddianıza veda etmemişsiniz. 
1 Kasım 2020'de ZDF'ye (https://www.zdf.de/nachrichten/panorama/coronavirus-drosten-ostern-100.html
 herkesin diğerine böyle bakması gerektiğini söylediniz;
“kişi kendisi enfekte olmuş gibi davranır ve başkalarını kendisinden korumak ister; aynı zamanda diğerinin enfekte olduğunu ve kendinizi ondan koruduğunuzu varsaymalıdır.” Bu şekilde, toplumda giderek artan bir şekilde saldırganlığa ve vahşete yol açan bir zihin tavrına sahip olunmasını körüklediniz: herkes herkesi yalnızca virüs taşıyıcısı olarak görür. Ve açıkça bunun doğru  olduğunu düşünüyorsunuz.
3.PCR testine dair
Yakın zamana kadar, bir PCR testi kullanarak COVID19 teşhisi konusundaki mevcut uygulamayı savunuyordunuz. Laboratuvar tıbbına çok aşinasınız, bu zaman zarfında
PCR testinin. Çoğalabilen virüsler ve cansız virüs parçaları,  ve bulaşma ile enfeksiyon arasında ayrım yapamayacağını bilmeniz gerekirdi. NDR podcast'inde gerçi  CT değeri ile bağlantılı olarak
1 Eylül 2020 tarihli (Koronavirüs Güncelleme No. 54, transkript s. 15),
Test sonucunun önemi viral yüke bağlı olduğunu belirttiniz.. Bununla birlikte, test reaktiflerinin ve makinelerin kalitesinde farklılıklar olduğundan, üst limit olarak Ct = 30'un ayarlanmasına karşı çıktınız. Siz de böylelikle Kabul ediyorsunuz bir 
pozitif test sonucu başka  pozitif test sonucuyla aynı değildir. Bu sonuca göre; 
Böyle bir testin sonucuna göre  teşhis konulamaz. . 
Ama sizin  o zaman  peki eylüldeki ifadeleriniz  ne olacak?
2020'den 7 Mayıs 2020'ye (Koronavirüs Güncelleme No. 39, transkript s. 3)
Ct = 25'i “sihirli sınır” olarak savunan bir çalışmaya işaret etmemiş miydiniz?
Aşağıdaki düşünce biçimiyle de  yanlış pozitif orandan şüphe uyandırıyorsunuz
(bkz. 2 Eylül 2020 tarihli Berliner Morgenpost, https://www.morgenpost.de/webwissen/article230318584/Falsch-positive-Erresult-bei-ausgeweiteten-CoronaTests.html
Çoğu zaman  ikinci bir test yapılır ve bu nedenle özgüllük 
% 99,99 olur , yanlış pozitif sonucu neredeyse imkansızdır, bu  şekilde siyaseti ve halkı kasıtlı olarak yanlış yönlendiriliyorsunuz. Çünkü ikinci testin yapılmasının sebebi  tam olarak yanlış pozitif sonucu elemek istediğiniz içindir. Bunun anlamı:
İkinci test negatifse, test sonucu da negatiftir veya  anlamlı değildir, ancak hiçbir şekilde  pozitif değildir. Ancak bundan kaçınılmaz olarak şu  ortaya  çıkar: İkinci test
yanlış pozitifse, tüm test yanlış pozitiftir. Ve aynı zamanda; birinci test yanlış ise 
 ve ikincisi gerçek pozitifi gösteriyorsa aynı durum sözkonusudur.  Bunun için her iki testin de pozitif olması gerekir ki tüm test sonucu pozitif olsun. . İşte bu yüzden her iki testin de gerçekten pozitif olması gerekiyor ki, böylece tüm test sonucu gerçekten olumlu olarak kabul edilebilir.
4.Kilitleme(lockdown) önerileriniz
Zaten 18 Mart 2020'de podcastde (Coronavirus Güncelleme No. 16, transkript s. 2) 
siz şiddetli ve keskin bir müdahale olmasını talep ettiniz. (ki bu sadece politik bir müdahale olacak)
SARS CoV-2'nin iddia edilen üstel yayılma oranın durdurımak için bunun gerekli olduğunu belirttiniz.   Ve 28 Ekim 2020'de ikinci kilitlemeye karar verilmeden kısa bir süre önce,
27 Ekim 2020 tarihli NDR podcast'inizde  (Koronavirüs Güncelleme No. 62):
vaka sayısı göz önüne alındığında politikacılara geçici bir tecrit önlemi alınmasını önerdiniz
(ibid. transkript s. 5); bu sadece belirli sayıdaki vakada  uygulanır, dediniz.
(ibid. transkript s. 6). Bunu yaparken, bugünün ilkbahardaki lockdownlarla  düşük insidans rakamlarına  dikkat çektiniz, Robert Koch Enstitüsü'nün figür ve grafiklerinin bile bu analizi desteklemediğini çok iyi bilmenize rağmen, 
Bu "vaka sayıları ", teşhis amaçlı uygulanan PCR testleri sonucundan başka bir şey değildir, değeri yoktur  ve önemli bir kısmı gittikçe daha fazla test edilmesinden dolayı ortaya çıkmaktadır.. 
Son birkaç haftada pozitif test sonuçlarının  test sonuçlarının  yükselmesi , manipülasyona yatkın Ct değeri açısından hiçbir şey açıklamıyor.  7 Mayıs 2020 deki Podcast'te kendi sunumunuzda, gerekli döngü sayısı arttıkça bir PCR testinin anlamlılığının ne kadar azaldığını tam olarak bildiğiniz, görülmektedir. Yine de   vlaaka sayılarının ne şekilde oluştuğunu sorgulamadan ikinci bir kapanmayı önerdiniz.
Yani siz  çok iyi biliyorsunuz ki,  işletmelerin varoluş tehdidi oluşturan kapanması, saf hava rezervasyonlarına göre??(tercümeyi beceremedim) -yani sayılar temelinde,-- hiçbir şekilde (tamamen bilim dışı olarak görülmelidir) bariz hata kaynaklarından arındırılamaz. Aynısı 
 özgürlük üzerindeki diğer kısıtlamalar - sokağa çıkma yasağı getirilmesi ve . 
"Corona alarm seviyesi " kırmızıya döndüğünde, daha sıkı maske gereksinimi için de geçerlidir. Ve bu istenmeyen gelişmeleri durdurmaya çalışmadınız , aksine cesaretlendiriniz.
Ayrıca. 6 Ekim 2020'de ZEIT ile yaptığınız bir röportajda,   anlamsız bir şekilde vaka sayısının üst üste  eklenmesini ve tamamen keyfi 7 günlük insidans değerlerinin politik olarak belirlenmesini savundunuz, çünkü  "yeni enfeksiyonlar" un gelişimini  erken bir aşamada fark edilebileceğinizi savundunuz (https: // www.zeit.de/wissen/2020-10/christiandrosten-corona-masshaben-neuinfektiven-herbst-winter-covid-19/komplettansicht

Zaten siz bilerek yanlış bir şekilde pozitif bir testi yeni bir enfeksiyonla eşitlediğiniz için, bu ifade yalnızca sizin düşüncenize göre, böyle bir denklemi tercih ettiğinizdendir.  
 Ama  bu şekilde "yeni enfeksiyonlar" - yani pozitif test sonuçlarının sayısındaki artışın tüm  enfeksiyon süreci ile ilgisi yoktur.
Genel olarak, gerçek oldukça farklı: Virüs değil, yalnızca hava rezervasyonları katlanarak yayılıyor. Virüsün kendisi tüm alana yayılamaz - tam olarak çünkü yayılma uzun süredir ilerledi ve temel bağışıklık popülasyonda uzun süredir mevcuttur.
Korona önlemlerinin ikincil hasarı mutlaka biliyorsunuz..Bununla birlikte, önlemlerin insan yaşamına yönelik diğer tehditlere karşı tartışmaları önemsemeden, 27 Ekim 2020'de yeni bir kilitlenme önerdiniz  ve  kişisel olarak Corona önlemlerinin neden olduğu tüm hasarlardan müştereken sorumlusunuz.
 14 Mayıs 2020 tarihli NDR podcast'inde (Koronavirüs Güncelleme No. 41, transkript s. 4) o kadar alaycı bir değerlendirme ile  ifade ettiniz ki, onu burada tam olarak aynı metni yeniden yayınlıyoruz. 
"Bu birkaç on binlerce kişinin ölümü , şiddetli bir grip mevsimi gibi bir şey olurdu.
.Ancak bunun, diğer yıllara kıyasla önemli ölçüde daha yüksek bir ölüm oranıyla karşılaştırılacağına inanıyorum. Bu, sağlığa olan ikincil zarar, çünkü insanlar hastalıktan dolayı hastaneye gitmiyor. Bu, tüm senaryolarda mevsimsel griple bir karşılaştırma yapamayacağımız anlamına gelir, ancak bunlar doğrudan virüsün neden olduğu saf vakalardır. Ve bu aşırı ölüm oranıyla yaptığımız şey değil, gribe oranla önemli ölçüde daha yüksek bir ölüm oranına sahip oluruz. " (“yani mevsimcel influenzadan çok daha tehlikelidir” demiş Drosten. daha önce de influenza tanındığı, hafife alındığı için, bu virüsüun de influenza gibi görülmesinin tehlikeli olabileceğinin, bundan dolayı insanların teste, hastaneye gitmekten çekineceğini belirtmiştir.Corona Ausschuss’un oturumlarında Dr. Wolfgang Wodarg’ın ve diğer uzmanların da belirttiği gibi. Kış grip vakalarının büyük bir kısmı influenzadandır, ama aynı zamanda corona virüsleri de üst solunum yolu hastalıklarına yol açmada yoğundur. (%7-17 çocuklarda- Glasgoz’daki istatistiklere göre. Aynı zamanda virüslerin eşzamanlı olarak vücutta var olduğu. Yani influenza ve corona virüsleri eşzamanlı olabilir.  
Şimdiye kadar genelde corona virüslerinin fazla tehlikeli olabileceği düşünülmediğinden- genelde göğüse inmiyormuş, boğaz, gırtlaktan aşağı inip çoğalmıyormuş. –Corona-Ausschuss’ds Tayland’da hekimlik yapan Dr. Ly’in söylediklerini de ayrıca tercüme edeceğim)
Basit  bir dille: Sadece ikincil hasar olduğunu bilmiyorsunuz, ona sahip oluyorsunuz
Ayrıca korona önlemleri nedeniyle ölenlere corona ölümleri olarak nitelendirilmesi  cüretinde bulunuyorsunuz. 
8 Aralık 2020 tarihli Leopoldina (hükümete danışmanlık yapan bilim eğitim  kurumudur; ) https://www.leopoldina.org/leopoldina-home/   kurumunun bildirisinin  imzacıları arasındasınız.
Bildiriye göre Noel'den sonra sıkı bir kilitlenme önerilir. İddia edilen eylem ihtiyacının açıklaması bile, tüm ortak imzacılar gibi, kendinizi kanıta dayalı bilimin ilkelerinden tamamen uzaklaştırdığınızı gösteriyor:
"Son 7 günde koronavirüs yol trafik kazalarıyla  nedeniyle 2019'a kıyasla daha fazla insan öldü
.
Belirleyici faktör "ile" edadıdır "An" = den, dan  .  edatı kullanılmaz.
corona ile  öldü, corona’dan öldü ayrımının yapılması baştan beri istenmektedir, Hamburg’da Robert Koch enstitüsü önermemesine rağmen otopsiler gerçekleştiren Prof. Püschel, da bunu sıkça dile getirmiştir. “Corona, Fehlalarm” kitabının yazarı mikrobiyolog, enfeksiyon empidemiyoloğu Prof. Sucharit Bhakdi de mart ayında  Başbakan Angela Merkel’a yazdığı açık mektupta bunu dile getirmiştir.Bununla birlikte, makalenin yazarları ölümler hakkında konuşurken SARS CoV-2'nin nedenselliğinin kanıtlanmamış olduğunu söylüyorlar. Metnin geri kalanıyla bağlantılı olarak .Bu paragrafta - klinikler kapasiteleri sınırında, sağlık otoriteleri aşırı yüklenmiş vb. – gibi bir çerçeveleme ile , sorunun kliniklerde COVID-19 ile ilgili olduğu algısı da oluşturuluyor.  bir şeyler yapmak. Durumun böyle olmadığına daha önce değinilmişti, mektubun 4'ü bölümünde değinilmişti.  Böyle bir yaklaşım, uzman siyasi tavsiye gerekliliğinden ışık yılı uzakta. Makalede Almanya ve İrlanda arasındaki "yeni enfeksiyonlar" karşılaştırılmakta ve , bu yine pozitif PCR testlerine dayanmaktadır ve test sonuçlarını yorumlamak için yeterli veri olmadan hiçbir ifade etmemektedir,  ayrıca enfeksiyon süreci hakkında hiçbir şey söylemiyor.
Podcast'te geçici bir mini lockdown sözde faydalarını öne çıkardınız. 
27 Ekim 2020 (Coronavirus Güncelleme No. 62, transkript s. 5 f.): 
Böyle bir önlem, topraklama yapmak için bir devre kesici olduğunu kanıtlayabilir
virüse kaybetti. O zaman bile herkes için net olmalıydı
orada kalmazdı - tam da çünkü kitle testlerinden eklenen vaka sayısı her zaman gerçeğe karşılık gelmeye bile başlamayan bir enfeksiyon sürecini simüle edecektir. Şimdi, Leopoldina makalenize göre, 10 Ocak 2021'e kadar sıkı bir tecrit, kurtuluşu getirecektir. Şimdi bunu kimin yapması gerekiyor?
Yapay olarak oluşturulan enfeksiyon sayılarının 11 Ocak 2020'den itibaren  tekrar düşeceğine 
İnanılacak mı? Robert Koch Enstitüsü, 45/2020 Sayılı Epidemiyolojik Bülten'de yayınladı.
(orada s. 20) haftalarca ve artan bir eğilimle, değerlendirilmemiş smear örneklerinin laboratuarlarda biriktiğini kabul etti - ki bu, semptomsuz insanların anlamsız toplu testleri göz önüne alındığında pek de şaşırtıcı değil. Bu testlerin sonuçları istenilen herhangi bir zamanda pozitif test sonuçları üretmeye devam etmek için da kullanılacak, ve bundan yola çıkarak 
 nüfusu ve Alman ekonomisini zora sokan nihai yıkım sürüklenilecek.
8 Aralık 2020 tarihli Leopoldina belgesini birlikte imzaladınız. Siz de  
içerikten tamamen sorumlusunuz . Kilitleme önerileri şöyleydi:
Gerçek olsun, haftalarca süren yoksunluktan sonra insanlara kurtuluş sözü vermeyi asla amaçlamadı. (Bu belge, tüm tedbirler için temel teşkil etmektedir. Leopoldina’nın bu tutumunu protesto ederek Tübingenli Prof. Thomas Aigner Leopolda’daki görevinden istifa etmiştir.Leopoldina’nın hükümet içindeki uzantıları da Corona-Ausschuss’da dile getirilmiştir)
Sizler hepimizi  çıkmaza sürüklüyorsunuz - dünya çapında, sadece Almanya'da değil -
Kasıtlı olarak ahlaka aykırı zarar anlamında kasıtlı olarak yanlış tavsiyelerinizle , kalıcı olarak kilitlenme hedefleniyor ve bu nedenle ceza ve medeni hukuk kapsamında tazminat  talep edilecektir.
 
Sayfa 16/18
5. Nedensellik ve isnat
Bu tür bir hasar için kişisel sorumluluğunuzu kabul etmemeniz, mümkün değil. .
 Siz değil, ama seçilmiş politikacılar ve buna uygun olarak resmi   yetkililer, tüm bu mahkumiyet tedbirlerine karar verdiler, diyebilirsiniz. .
Ama daha çok bu  hasar tutarlı bir şekilde işiniz olarak size atfedilmeli. Tavsiyelerinizin siyasi karar vericiler üzerinde belirleyici bir etkiye sahip ve bu karar vericilerin sizi
bu nedenle, SARS'ın riskini kendileri göremeyecekleri için sizi danışman olarak seçtiler ki, 
CoV-2'yi doğru şekilde değerlendirilsin.  Kesin, doğru  bilgi  vermek, her siyasi danışmanın görevi.
Korona durumuyla ilgili yanlış iddialarınızın etkisini gösteriyor.
özellikle mahkemeler  söz konusu olduğunda: ağzınızdan çıkanlar incelenmeden kabul edilmiş. 28 Temmuz'da, SARS CoV-2'nin gerçekten önemli bir yaygınlığının olmadığı bir zamanda, OVG Münster Oberverwaltungsgericht Münster (13 B 675 / 20NE) hala bize tamamen ölçülmeden, sağlık sistemlerinin aşırı yüklenmesini önlemek önemlidir, sonucuna vardı. 
 4.Aralık 2020, OVG Bremen (1 B 385/20) bizi, semptomsuz olarak enfekte kişilerin özellikle tehlikeli olduğuna bir kez daha inandırmak istedi. Bu iki örnek iç karartıcı bir bulguyu göstermektedir:
Hiç kimse - şimdiye kadar - genel nüfusu ve özellikle kilitleme politikasının altında yatan yanlış bilgilendirmeden korumadı.
Ve bu yanlış bilgilerden, yöneticilerin tavsiyelerden sorumlu olan sizsiniz.
Hem cezai hem de medeni olan en çok, kişisel olarak en çok  sorumlu  olan sizsiniz. .
Yukarıda açıklanan hasara ilişkin kişisel sorumluluğunuz vardır,  bu yargısal delil toplama sırasında - politik karar vericilerin korona krizini hedefli bir şekilde kötüye kullanıp enfeksiyondan korunma kisvesi altında bir gündemi Agenda uyguladığı ortaya çıksa bile, ki bunun  (iddia edilen) bir pandeminin kontrol altına alınmasıyla hiçbir ilgisi yoktur ve bu karar vericiler, mesleki uzmanlıklarını yalnızca gerçek niyetlerini gizlemek için yaptıkları işi görünürde meşrulaştırmak için kullanırlar. Çünkü bu durumda yukarıda belirtilen  asılsız iddialarda bulunarak 
§ 830 Abs. 2 BGB, § 27 Abs. 1 StGB'den çok sayıda kişinin zarara
İnsanlara - ve ayrıca müşterimizin hakkaniyetsiz   zararına – katkıda bulundunuz . Bu katkının,  olanlar üzerinde büyük etkisi oldu.
Çünkü
İnsanlar yalnızca hükümetlere ve yetkililere güvendi çünkü
risk değerlendirmesinin bilimsel olarak sağlam olduğuna inanıyorlardı. Ve bu
İnanan  insanlar tam olarak bu  yüzden bu güvene yatırım yaptı (tam doğru kelimeleri bulamadım)  .
Nihayetinde, sağlık yetkililerinin kitle testlerinin yapılıp, sonuçların ortaya çıkması ve temas takibine artık ayak uyduramayınca  ve böylece federal hükümete kaldıraç aracılığıyla bir bahane sunulması sizin  tavsiyeniz nedeniyle Temel Yasanın 35. maddesinin Bundeswehr'i (askeriye) temasları takip etmede kullanmak ve böylece ek olarak halkı korkutmak yoluna gidiliyor. Bundeswehr'in klasik müdahale yönetimi alanındaki bu konuşlandırılmasının hiçbir şekilde Temel Yasaya bağlı olmaması gerçeğinin yanı sıra, önerileriniz çok büyük bir senaryoyu destekledi, büyük endişeye nedenoldu. Federal hükümet, Bundeswehr'in konuşlandırılmasıyla ne kadarileri gidecek?  Bugün insanları takip eden aynı askerlerin (yani enfekte olduğu iddia edilen kişilerle iletişim kurduğu iddia edilen kişiler), federal hükümetin kışkırtmasıyla yarın insanlara daha da kötü saldırılar gerçekleştireceği niyetinden  endişelenmeli miyiz?
IV. Hukuki Sonuçlar
Şimdi el yazısı ile ve ayrıntılı olduğunu iddia etmeden öğrendiğimize göre, tavsiyenize göre, ilaç dışı müdahalelerin neden olduğu zararı listeledik.
Politikaya Corona krizi neden oldu, şimdi müvekkilimizin durumuna bir bakalım
Politikacılara kasıtlı olarak bilimsel temelsiz önerilerde bulunarak veya etkili bir konumdan bu tür önlemler için kampanya yaparak kasıtlı olarak ahlaka aykırı sittenwidrig  bir zarara neden oldunuz ve bu nedenle müşterimize 
§ 826 BGB, zaten meydana gelen zarardan sorumlusunuz.. Ayrıca siz 
kişisel olarak dünyaya verdiğiniz yanlış bilgileri düzeltmek ve bu şekilde müvekkilimizin daha fazla zarar görmesini önlemek için.
Zaten meydana gelen hasar birkaç yüz bin avroyu buluyor. Ve üzerinde
müşterimizin karaoke barının açılmasına izin verilmeyen her gün
hasar bu devam ediyor. Müşterimiz adına 
50.000 € tutarında kısmi bir meblağ talep ediyoruz. Müvekkilimizin bu tutarı elimize ödemesi için antetli kağıtta belirtilen banka hesabı müvekkilimize, yetki alma yetkisi bir avukat tarafından sigortalanmaktadır. Tarihine kadar ödemenizi bekliyoruz
22.12.2020
Müvekkilimiz, bunun ötesine geçen iddialarda bulunma hakkını saklı tutar
başlangıçta talep edilen miktarı aşabilir.
Siyasetten sorumlu kişilere ve kamuoyuna yapılan aşağıdaki ifadeleri de düzeltmenizi rica ediyoruz:
• SARS CoV-2'nin bunu yapabileceğine inanmak için hiçbir neden olmadığını netleştirin.
kontrol edilemeyen sayıda ölüme ve yoğun bakım hastalarına neden olur!
New England Journal of Medicine, Jan.
Dahil olduğunuz ve asemptomatik bir enfeksiyon riskini kanıtlaması beklenen Mart 2020, yanlış veri tabanına dayanmaktadır ve bu nedenle
çoktan geri çekilmeliydi!
• Pozitif bir PCR testinin aktif enfeksiyonu tespit etmediğini açıkça belirtin
ve bu nedenle tek başına bir COVID-19 teşhisi koymak için uygun değildir!
• Toplu özgürlük kısıtlamalarının, yayılmanın yayılmasını kontrol altına almak için herhangi bir şey yapacaklarını garanti etmediğini açıkça belirtin.
bariz bir şekilde büyük ikincil hasara neden olur!
Ayrıca gelecekte sizden aksi yönde herhangi bir beyanda bulunmaktan kaçınmanızı rica ediyoruz. Siyasetçilere artık bilimsel olarak yetersiz bilgi verilmemelidir. Ve halk artık bu tür bilgilerden dolayı rahatsız edilmemelidir.
22.12.2020
Bu mektuba ekli sona erme ve vazgeçme beyanını ve yükümlülük beyanını sunun.
COVID-19'un kasıtlı olarak yanlış risk değerlendirmesini sürdürdüğünüz her gün, işleri yalnızca daha da kötüleştirdiğinizi anlayın -
Bu ülkedeki sayısız insan için, ama aynı zamanda kendiniz için. Çünkü biz bu olacağız
Mektubu müşterileri temsil etmek isteyen tüm meslektaşlara ulaştırmak,
Corona önlemleri sonucunda zarar gören Yukarıda yapılan talebimize uymazsanız, yasal bir anlaşmazlık kaçınılmaz olacaktır. Bu anlaşmazlığın bir parçası olarak, tecrit ile ilgili tüm gerçekler, adli delillerin konusu olacak.
Daha fazla soru için hazırız.
Saygılarımla. 

Dr.Rainer Füllmich

Not; Bu durumla ilgili Prof. Drosten avukatları kanalıyla harekete geçmiştir.

https://2020news.de/drosten-stellt-sich-dem-kampf/

Prof. Drosten’ın PCR testlerini ortaklaşa birlikte geliştirdiği firma TIB-Molbiol un sahibi Olfert Landt pozitif test sonucu olanların muhtemelen yarısının enfekte olmadığını belirtmiştir. https://2020news.de/drosten-partner-landt-viele-infizierte-nicht-infektioes/

Ayrıca Prof. Drosten’ın hazırladığı PCR testleri, Dünya Sağlık Örgütü tarafından tavsiye edilmiş, Almanya dışında başka ülkelerde de bu testler kullanılmış. Bu testlerin 45 döngüye göre ayarlandığı, ve özellikle 30 döngüden sonra yanlış pozitif sonuç verdiği ortaya çıkmıştır.

Prof. Drosten’ın ayrıca PCR testleri kitlerine de temel teşkil eden yayın kurulunda olduğu bilim dergisinde yayınlanan araştırma raporuna göre, 22 bilim insanı bu çalışmada birçok hata olduğunu bulmuşlardır.

Kısa bir zamandan beri Corona-Ausschuss’un bir yayın organı şeklinde hareket eden 2020newsda dava ile ilgili yazı: https://2020news.de/die-drosten-bombe-und-ihre-folgen/

Ayrıca bilindiği gibi bu yıl Alman Cumhurbaşkanı tarafından Prof. Drosten’a bilim liyakat nişanı verilmiştir.

Prof. Drosten ile ilgili rubicon-news’ın da desteğiyle “meine Pandemie mit Professor Drosten” diye bir kitap yayınlanmıştır. KenFM’deki yazar ile röportajın linki: https://kenfm.de/meine-pandemie-mit-professor-drosten-rubikon/

Bonn Üniversitesinden Prof. Drosten’ın Charite Berlin’e atanmasıyla boşalan yere Prof. Hendrik Streeck geçmiştir ,Heinsberg araştırmasını yapmıştır(yüzeylerden virüsün bulaşmadığını ve ölüm oranının Johns Hopkins’in bildirdiğinden çok daha düşük olduğunu, sadece virologların değil, yoğun bakım uzmanlarının, sosyologların, birçok uzmanın birlikte çalışması gerektiğini, monotematik yaklaşılmaması gereğini dile getirmiştir.

Prof. Drosten ise, Prof. Streeck araştırmanın ara sonuçlarını basına açıkladığı için eleştiride bulunmuştur. Robert Koch Enstitüsü ve Prof. Drosten, gerek Prof. Püschel’in gerekse Prof. Streeck’in araştırmalarına konulan tavır ile adeta araştırmaların önünü kapamıştır.

Ayrıca Almanya’da çok iyi işleyen sentinel sisteminden de yararlanılmamıştır. Corona ile ilgili (Corona’dan, Corona ile gibi, ya da hastalık nasıl geçiriliyor) bilgilerin datalarının tutulması gereğini, ve bunu mevcut yapıyla kolay yapılabileceğini savununan sağlık müdürü görevden alınıp başka bir göreve gönderildi)

Son blok yazılarımda bu konular, çeşitli grafiklerle ele alınmıştır.Faydalınılacak linkler de bulunmaktadır.. https://www.sulesenol.com/egitim

Corona-Ausschuss’dan birkaç avukatın da Dr. Rainer Füllmich’in de bulunduğu, “die Basis” adında bir parti kurulmuştur. Ayrıca küçük küçük partiler kurulması hedeflenmektedir, bu alanda “team Freiheit” partisi örnektir.

Weimar mahkemesinden Corona tedbirlerinin ORANTISIZ, ZARAR VERİCİ, İNSAN ONURUNU zedeleyici olduğuna dair detaylı gerekçeli karar vardır .Fakat bu tek bir hakimin verdiği karar olduğu için muhtemelen emsal karar teşkil etmesi olasılığı düşüktür. Maalesef Almanya’da birçok anayasal hak askıya alınmıştır.

Hukukçular çeşitli şekilde bir araya gelip, Almanya’da tedbirlere itiraz etmekte, kamuoyunu aydınlatmaktadır. Aerzte für Aufklaerung avukatların birararaya gelmesi ile oluşmuştur. Şimdilik 150 avukat aktiftir.

Ayıca sadece Almanya’da değil, ABD ve Kanada’da, Avusturalya’da da davalar açılmaktadır. Kaliforniya’da da avukatlık yapan Dr. Rainer Füllmich ABD’de Robert F.Kennedy jr. un kurduğu Childrens Health Defance ile birlikte çalışmaktadır.

Corona-Ausschuss’da konuşulanları, raporları, haber ve makale şeklinde de yayınlayan, bazı haberlerin birçok dile çevrildiği sayfayıkurulduğu günden beri takip ediyorum. Şimdi de türkçe tercüme desteği vermek için yazdım.İlgilenenler Türkçeye çeviri desteği için başvurabilirler. https://2020news.de/

Bunun dışında bence önemli bir sayfa da, Paul Schreyer’in kurduğu multi-polar magazin. https://multipolar-magazin.de/

Ve en önemli kaynak: https://corona-ausschuss.de/

Şule Şenol 4.2.2021

Not: Dr. Rainer Füllmich’in Prof. Drosten’a yazısının tarihi 15.12.2020 dir. Tercümeyi ben gönüllü olarak bir araştırmacıya yaptım, yeni davalar için temel teşkil etmesi için benden istedi. Fakat başta bu konuyla ilgili çalışan doktorlar, bilim kurulu, hukukçular olmak üzere, Almanya, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerde olan bitenden, araştırma, rapor ve davalardan haberdar olması lazım, ilgilenenlerle öğrendiğim diğer bilgileri de seve seve paylaşırım. Birçok bilgi de zaten bloğumda var.

Coronaloji.com ve coronagercegi.com gibi siteler de önemli paylaşımlarda bulunuyor, ama çok daha fazla bilginin, kaynakları ile birlikte gerekli yerlere ulaşması için çaba sarf etmeliyiz. Bu da bizim sorumluluğumuz.

Şule Şenol

https://www.sulesenol.com/post/%C3%B6nemli-corona-ausschuss-prof-drosten-pcr-asemptomatik-davalar

.