mRNA Aşılarının Minik Sırrı – Vaksinologdan Büyük İfşa

mRNA Aşılarının Minik Sırrı – Vaksinologdan Büyük İfşa

“Büyük hata yaptık. Diken proteininden şahane hedef antijen olur diye düşündük ama bunun aslen bir toksin olduğunu, patojenik (hastalık yapıcı) bir protein olduğunu bilmiyorduk. İnsanlara aşıyla toksin veriyoruz, bunların bir kısmı kan dolaşımına giriyor ve başta kalp-damar sistemi olmak üzere bedende hasara yol açıyor.” – Byram Bridle

https://www.canadiancovidcarealliance.org/
  • Kanadalı immünolog Byram Bridle, işi aşı geliştirmek, özellikle de “virüs aşısı”. Pfizer’ın Japon idari makamlarına teslim ettiği ancak gizlilik ibaresi nedeniyle kimsenin erişim sağlayamadığı ‘aşının ‘biyodağılımı’ ile ilgili çalışma sonuçlarının yer aldığı rapora resmi taleple ulaşıyor. Ve ortaya Cv-19 aşılarıyla ilgili problemler saçılıyor. Bunu bir radyo programında ifade eder etmez de yoğun saldırılar başlıyor. Kariyerine bitti gözüyle bakılıyor.

  • Aşı üreticisi şirketlerin yola çıkış varsayımı, aşıdaki mRNA’nın çokça vurulduğu yerde (omuz kasları) kalacağı, vücut geneline dağılmayacağı yönünde. Pfizer’ın kendi verileri ise hem mRNA’nın hem de bunun sayesinde üretilen “diken proteini”nin saatler içerisinde vücuda dağılıverdiğini gösteriyor.

  • “Diken proteini” doku ve organlarda birikmeye başlıyor. Biriktiği organların başında dalak, kemik iliği, karaciğer, adrenal bezler ve “oldukça yüksek konsantrasyonlarda” da yumurtalık geliyor. Doç.Dr. Bridle soruyor: “Bu aşılar çocuklara vurulmaya başlandığı takdirde bir kısmını kısırlaştırmış olacak mıyız?”

  • “Diken proteini neredeyse tek başına bu hastalıktaki kalp ve damar sistemi hasarından sorumlu kısmı virüsün. Tutar saflaştırılmış diken proteinini deney hayvanlarının kanına enjekte ederseniz kalp-damar sisteminde oluşmadık hasar bırakmadığını görürsünüz. Üstüne, kan-beyin bariyerini geçerek beyinde de hasar bırakır.”Vaksinolog Byram Bridle

  • Kanda dolaşıma girdiği andan itibaren diken proteini kan pulcuğu reseptörlerine ve kan damarları çeperindeki hücre reseptörlerine bağlanıyor. Bu olduğunda kan pulcukları öbeklenerek kan pıhtısı oluşumuna gidebilir veya anormal kanamalar görülebilir.

  • Kanada’dan hakemli dergide yayımlanmış çalışmada, yine bir mRNA aşısı olan Moderna vurulmuş 13 genç sağlık çalışanı takibe alınıyor ve 11’inin kanında diken proteini bulunuyor. 

  • Byram Bridle: “Diken proteininin patojenik bir protein olduğu çoktandır bilinen bir şey. Toksindir bu protein ve vücutta dolaşıma girerse hasar bırakır. Ve şimdi elimizde, omuzdaki kas dokusuna bu proteini yapsın diye zerk edilen aşıların hem kendisinin hem de ürettirdiği diken proteinlerinin kan dolaşımına girdiğine dair kesin kanıt var.”  

  • Aşı gebelere ve emziren kadınlara vurulurken ne güzel, annenin ürettiği hazır antikorlar da bebeğe aktarılmış, bu sayede bebek pasif bağışıklık kazanmış olacak denmişti. Fakat ortaya çıktı ki antikor filan değil, anne sütünden bizzat aşı içeriği bebeğe geçiyormuş! Sütle birlikte aşı vektörünün kendisi bebeğe aktarılmış oluyor. Bu da diken proteininin bebekte dolaşıma girmesi demek. Kanda ne var ne yok tüm proteinler konsantre halde anne sütüne gidiyor çünkü! Ve ABD’deki VAERS (aşı yan etki bildirim sistemi) programına bakıldığında da anne sütü emen bebeklerde mide-bağırsak kanamaları görüldüğüne dair raporları buluyor Byram Bridle.

  • Byram Bridle’a göre bu durumda sorunlu alanlar şunlar:

    a) Kan bağışı. Patojen diken proteinlerinin kan nakli bekleyen, sağlık durumu nazik hastalara aktarılmaması gerekiyor.
    b) Anne sütü alan bebekler risk altında
    c) Orijinal “virüs”le enfeskiyonun hiçbir şekilde sağlık için risk oluşturmadığı gruplara (bütün çocuklar!) bu aşı uygulandığı takdirde sadece risk/zarar meydana gelmiş olacağından sakıncalı.
    d) Kadınlarda yumurtalıkta anormal diken proteini birikimi nedeniyle kısırlık sorunu olabilir. 
KIRK KATIR MI, KIRK SATIR MI? ALMAN MI, ÇİNLİ Mİ?

KIRK KATIR MI, KIRK SATIR MI? ALMAN MI, ÇİNLİ Mİ?

Prof.Dr. Alişan Yıldıran

Bu yazıyı dün arzetdiğimiz ‘Aşı ve antikor bağışıklık anlamına gelmez’ başlıklı yazımıza zeyl olarak yazmak iktiza etdi (1).

Daha evvel söylediğimiz gibi bir makaleyi bihakkın mütalaa etmek saatlerce sürebilir, hatta tamamına vâkıf olamayabiliriz de.

O yazıda bir magazin haberi olarak verilen çalışma ile mRNA aşısının ikinci dozunu 3 hafta değil de 3 ay sonra yapıldığında elde edilen aşıya özgü antikor cevabının buna değeceğini ‘preprint’ makalenin ortak yazarı olarak söyleyen kişi, boğmaca aşısı çalışmaları olan bir halk sağlığı uzmanı olan Gayatri Amirthalingam (2).

Daha evvel okuduğumda ‘preprint’ kelimesi dikkatimden kaçmış, yani bahsedilen çalışma dün verdiğim (3) çalışmanın muhtemelen devamı olan başka bir çalışma olmalı!. Hemen ‘preprint’ makale sitesi ‘MedRxive’e ‘second dose amirthalingam’ ile soralım; cevap oniki adet makale var. Aradığımız çalışmaya benzeyen yalnızca ikisi, bunların da birisi derleme olduğu için geriye kalan tek çalışmanın başlığı şu “Antibody Responses After a Single Dose of ChAdOx1 nCoV-19 Vaccine in Healthcare Workers Previously Infected with SARS-CoV-2” (4). Eee, nereye gitdi bizim mRNA aşısının ikinci dozu?!…. Muhtemelen bu fakir bulamamış olmalı, her ne hâl ise.

O halde, elimizdeki antikor çalışmasından biraz daha istifade edelim, çünkü dikkate değer ve söylenmesi gereken bulguları var (3).

Makalenin başlığı ‘Ocak-Şubat 2021’de İngiltere’de, 70-80 yaş arası kişilerin Pfizer/BioNTech COVID-19 aşısına verilen güçlü antikor cevabı’.

Özeti ise şöyle; COVID-19 aşılarına verilen immün cevabı değerlendirmek için Londra’da 70 yaş üstü 185 erişkinin serumları toplanmış. Tek doz Pfizer/BioNtech aşısı, Roche Spike antikor ölçümü kullanılarak daha evvel etkenle karşılaşmamış kişilerde aşıdan üç hafta sonra %94’ünde seropozitiflik (anti-spike antikor varlığı) belirlenirken, iki doz ile çok yüksek antikor seviyeleri elde edilmiş ki bunlar, PCR ile doğrulanmış hafif-orta hastalık geçirenlerin nekahat safhasındaki serumlarındaki antikor seviyesine göre anlamlı şekilde daha yüksek imiş. Bu bulgular İngiltere’nin ilk doza ağırlık verip, ikinci dozu gecikdirme yaklaşımını desteklemekde imiş.

Anlaşılması için hemen ilave edelim, çalışma sadece bir ay içinde, küçük bir grupda sadece antikorlara çeşitli şekillerde bakılarak yapılıyor, aşılananlara PCR ve aşıdan evvel antikor testi yapılmıyor. Aşının etkinliği anti-spike antikoru ile, hastalığın geçirilip geçirilmediği ise virüsün çekirdeğine (nükleokapsid) karşı antikorların seviyesi ile ölçülüyor. Bildiğimiz kadarı ile mRNA aşısı insan hücresine anti-spike antikor üretme emri vermek üzere kodlanan bir aşı idi, o halde hastalığı geçirmediği ve başka bir aşı yapılmadığı bilinen kişilerde virüsün çekirdek antikorlarına bakarak daha evvel vahşi virüs ile karşılaşanların dışlanması hedeflenmiş, aferin!

Tek doz aşı yapılan 99 kişinin serumları 0, 18 ve 33. Günlerde, iki doz olan 86 kişide ise 21 ve 25. Günlerde toplanmış, böylece virüs çekirdek antikoru pozitif bulunan on kişinin verileri değerlendirmeden çıkarılmış, haberde verilen 175 kişiyi bulduk yani. Demek ki, Nature’deki magazin haberi RF tıbbının üstâdı olduğu algı yönetiminin tipik bir numunesi imiş (2, 5).

Gelelim bulgulara (şekil);

Şekilde Roche N virüs çekirdek antikoru negatif ve pozitif olan bir ve iki doz aşı yapılan kişiler, convalescent (nekahat) ise aşısız hastalık geçiren kişilerin serum antikor seviyelerini gösteriyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var o da geometrik ortalamaların kullanılmış olması, ancak nekahat için de aynı metod kullanılmış, cihazın kullandığı birim verilmemiş. Şimdi nekahatdeki 100 kişide ortalama 31 iken, hastalık geçirmemiş, bir doz aşılılarda 27 ve 20, iki doz aşılılarda 740 ve 640 bulunmuş. Yani ikinci dozda 20 kat daha yüksek serum seviyesine çıkılmış. Zurnanın zırt dediği yer ise her ne kadar 10 kişi ile sınırlı olsa da birinci doz aşıda 23bin ve 5bin; ikinci doz aşıda 18bin ve 150 (?).



Yani olması gerekenin nerede ise bin katı*.

Makalenin geri kalanını bırakalım ve bu serum seviyesinin ne olduğunu izah edelim. İnsan kanını santrifüje etdiğiniz zaman geride kalan hücresiz kısmına serum denilir ve hayatî proteinleri taşır, bunlardan birisi de antikorlardır (immünglobulinler). Bunların mikdarı yaşa göre belli seviyeleri tutturmalıdır, aksi halde hastalığa işaret edebilirler. Serumda bir antikorun böyle yüzlerce kat yükseldiği duruma ise HİPERGAMAGLOBULİNEMİ denilir. Multipl myelom bunun tipik örneğidir, bu seviyenin onda birini pek geçmez. Aşıların etki ve yan etki mekanizmalarını arz etmişdim (6-8). mRNA aşısının myelom yani hipergamaglobulinemi yapabileceğini yazmışdım. Buraya hemen bir tesbit daha yapalım, bu kadar yüksek serum immünglobulin seviyesi kılcal damarlar mesela koronerler için bilhassa yaşlılarda akut inme ve kalp krizi sebebi olabilir! Bu durum kırk katır ise, kırk satır yani Çinli’nin ne marifeti olabilir? Daha evvel bir röportajımızda verdiğimiz bilgiyi yazıya dökelim (9).


Bundan sadece 30 sene evvel, aşı kâşiflerinin en meşhuru, 40 kadar aşı gelişdiren ve ömrünü en büyük aşı firması olan Merck’e vakfetmiş Dr. Maurice Hilleman’ın itiraf mahiyetinde olan makalesinde günümüzdeki Çin aşısı gibi hücre kültüründe üretilen aşıların yabancı genetik materyal ve üretildiği hücre kültürüne ait yabancı virüslerle kaynadığını ve bu durumun KANSEROJEN olduğunu yazmış. Hilleman bir felaket olan, Enders ve ark kızamık aşısı gelişdirdiği primer (ilkel) kültürlerden sonraki gelişmiş hücre kültürlerinin de bir genetik çorba olduğunu, bir ‘tek hücre fenomeni’ olan kanserin çevresel tetikleyicisinin bu aşılar olduğunu söylemiş (10). Bugün bu durumun hâlâ devam etdiğinin en mühim delili ise mRNA aşıları değil midir?

Ne dersiniz? Kırk Katır mı, Kırk Satır mı?

Duyamadım orucu bozmaz mıymış?

  1. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/05/16/misafir-yazar/asi-ve-antikor-bagisiklik-anlamina-gelmez/
  2. https://www.nature.com/articles/d41586-021-01299-y
  3. https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2021.26.12.2100329?crawler=true
  4. https://www.medrxiv.org/search/second%252Bdose%252Bamirthalingam
  5. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/05/15/yazilar/tip-yazilari/kovid-asisi/ikinci-dozun-gecekmesi-antikor-seviyesini-3-5-misli-artiriyor/
  6. https://vitamingiller.com/covid-19-asisi-devsirme-ve-kobay/
  7. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/27/misafir-yazar/asinin-muhtemel-yan-etkilerine-hazir-misiniz/
  8. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/12/misafir-yazar/bos-inanc-bilim-ve-akil-karsitligi/
  9. https://www.glutensizdunya.com/prof-dr-alisan-yildiran-ve-asi-gercekleri/
  10. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1002/jmv.1890310104

*Merak edenler için sual; neden tekrarlayan mRNA dozu artan protein üretimine sebeb oluyor? Muhtemelen her dozun enfekte edip ele geçirdiği hücre mikdarı, yani kimerik popülasyon artdığı için olmalı!

Doktor ve Bilimadamlarından Avrupa İlaç İdaresi’ne İhtar – Yargılanacaksınız

Doktor ve Bilimadamlarından Avrupa İlaç İdaresi’ne İhtar – Yargılanacaksınız

Aralarında immünoloji, nöroloji ve mikrobiyoloji profesörlerinin de yer aldığı tüm dünyadan katılımcı doktor ve bilimadamlarının desteği ile kurulmuş “Covid Etiği Savunucusu Doktorlar” birliği Avrupa İlaç İdaresi’ne (EMA), yol açma potansiyellerini ilmi olarak ortaya koymuş oldukları hayati risklerden ötürü, şu anda Avrupa’da pasaportu dayatılmaya çalışılan “deneysel gen bazlı ajanlar”ın toplumlara uygulanmasına derhal son verilmesi gerektiği yönündeki 2 çağrısı da dikkate alınmayınca, kurum üyelerinin şahsen hukuki mesuliyet taşımakta olduklarını ve doğacak zarardan ötürü dava edilebilecekleri yönündeki ihtarnameyi üyelere göndermiş bulunuyor.

Doktor ve bilimadamları EMA’yı, kamuoyunu aşıların taşıdığı gerçek risk/fayda profili konusunda yanıltmakla itham ediyor. 

“23 Mart tarihli yanıtınız ikna edici değil ve kabul de edilemez,” diyen doktor birliği, aşılama sonrası kaydedilen ve ölümcül olabilen serebral venöz tromboz (beyin damarlarından herhangi birinde pıhtı oluşması) vakalarının “buzdağının sadece görünen kısmı olması” kuvvetle muhtemeldir diyor. Aşıların yaygın yan etkileri arasındaki başağrısı, mide bulantısı, bulanık görme ve istifranın serebral venöz tromboz belirtileri olduğunu ve bu vakaların tıbben de derhal bu gerekçeyle müşahade altına alınmaları gerektiğini belirtiyorlar.

Aşılama sonrası pıhtı oluşumu ve kanamaların ayrıca “müteakip her yeni aşılama ve dahi coronavirüslerle her karşılaşmada daha da artmasının beklenebileceği” yönünde de uyarıyor doktorlar. Zaman ilerledikçe bu durum, “normalde  — “aşı” olmadığı takdirde — COVID-19’un hiçbir şekilde önemli bir risk teşkil etmeyeceği yaşı genç ve sağlıklı popülasyon grupları için aşı tekrarını da dolaşımdaki sıradan koronavirüsleri de tehlikeli hale getirecektir,” deniyor.

Serebral Tromboz / İskemi

“COVID-19 “aşıları”nın gerçek risk/fayda analizi bu şekildedir. Ya EMA bünyesindeki uzmanlar ortadaki bu hakikatin moleküler bilmini anlamalarını sağlayacak alan bilgisinden yoksun, ya da bu bilginin gereğini yapmalarını sağlayacak tıp etiği prensiplerinden.”

Covid Etiği Savunucusu Doktorlar birliği, aşılar ile ilgili ifade etmiş oldukları çekincelere EMA’nın vermiş olduğu yanıtları “gayr-i bilimsel”, “muğlak” ve “güvenilirlikten yoksun” şeklinde nitelendiriyor. Bu aşılamalarla ilgili riskleri aza indirgeyecek, etik ihlâli problemlerini de aşmalarını sağlayacak düzenlemeleri yapabilmeleri için EMA’ya yardım teklifinde de bulunmuş grup, aşılama sonrası ortaya çıkmış trombozu işaret eden baş ağrıları, mide bulantısı gibi tüm emare ve semptomlarda, trombotik olaylara “hızla teşhis konulabilmesi” mutlaka D-dimer testleri ile bakılması gerektiğinin altını çiziyor.

Güvenliği yeterince sınanmadığı gibi yan etki izlemi de yetersiz olan gen bazlı COVID-19 aşılarının vurulmaya devam etmesini tehlikeli bir tıbbi deney olarak nitelendiren grup, bu aşıların “gerçek risklerinin teorideki her tür faydasını fazlasıyla aştığı”nı, bu haliyle “tıp etiğinin ve vatandaşın tıbbi haklarının ciddi biçimde ihlâl edilmekte” olduğuna dair uyarısını tekrarlıyor.

Son ihtarları ise, “halk kitlelerini COVID-19 “aşı”ları gibi deneysel ajanları olması için yanlış yönlendirilmek ve dahi “aşı pasaportu” tahsisi yoluyla dayatmak, Nuremberg İlkesi’ne kesinlikle aykırıdır,” şeklinde oluyor.


Covid Etiği Savunucusu Doktorlar (Doctors for Covid Ethics), 25 ülkeden 100’ü aşkın doktor ve bilimadamının katılımıyla oluşmuş bir grup.


İnternet sitesi: https://doctors4covidethics.medium.com

Twitter: https://twitter.com/Drs4CovidEthics

Yorum veya iletişim için ulaşılacak isimler:

Pr. Dr. Sucharit Bhakdi: [email protected]
Yard.Doç.Dr. Michael Palmer:[email protected]


Covid Etiği Savunucusu Doktorlar grubunun bilgi talebine EMA’nın cevabi mektubu:

EMA’nın cevabına istinaden doktorlar birliğinin eleştiri yüklü yazısı için buraya tıklayınız.

Gen bazlı aşıların yarattığı düşük ve ölü doğumlarda %475’lik artış

Gen bazlı aşıların yarattığı düşük ve ölü doğumlarda %475’lik artış

İngiltere’de devreye giren gen bazlı Covid aşılarının bir önceki yazıda ele aldığımız 8 Aralık – 24 Ocak tarihleri arasında resmi makamların “gebelere uygulanmaması gerek”tiği yönündeki şerhine rağmen uygulanması nedeniyle gelişen düşük ve ölü doğum sayısı, bir sonraki 6 hafta içinde (7 Mart 2020 itibarıyla) %475 artış görüyor!

Bu durumun müsebbibi ise, devletin gen bazlı Covid aşılarının gebelerde kullanım yönergelerinde yaptığı değişiklik oluyor. 

Deneysel aşının gebelikte kullanımına yönergeler şu açıklamalardan:

‘Gebelik’ 

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelerde kullanımı ile ilgili veri bulunmamaktadır.

Hayvanda üreme sistemi toksisitesi ile ilgili deneyler henüz tamamlanmamıştır

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelikte kullanımı önerilmemektedir. 

Doğurganlık çağındaki kadınların, aşılanmadan önce gebe olmadıklarını teyit etmeleri gerekir. Ayrıca, doğurganlık çağındaki kadınlara 2. aşı dozundan sonraki en az iki ay boyunca gebe kalmamaya dikkat etmeleri salık verilmelidir.

Bu açıklamalara dönüşüyor:

4.6 Doğurganlık, gebelik ve emzirme dönemi

Gebelik

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’in gebelerde kullanımı ile ilgili fazla deneyim bulunmamaktadır.

Yürütülen hayvan deneyleri gebelik, embriyo/fetal gelişim, doğurma veya doğum sonrası dönem bakımından zararlı addedilecek doğrudan ya da dolaylı etki göstermemektedir.

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’in gebelikte kullanımı ancak be ancak, elde edilecek fayda potansiyeli anne ve fetüsün sağlığı için doğacak riskten fazla olduğu durumlarda düşünülmelidir. 

Aşı üreticisi şirketlerin derhal, hayvanlarda yürütülmüş her türlü deneyin orijinal verilerini bağımsız kişi ve kurumlarca incelenmek üzere kamuoyuyla paylaşması gerekir. Şayet bu enjeksiyonlar yetersiz bilimsel veri üzerinden onaylanmış ise sorumlulular görevlerinden azledilerek haklarında dava açılmalı, aşıyı önerdikleri ister gebe ister sıradan vatandaş olsun gerekli tıbbi bilgilendirmeyi doğru ve usulüne uygun şekilde yapmadan uygulayan sağlık personeli hakkında derhal inceleme başlatılarak meslekten men edilmeleri sağlanmalıdır.

Bu insanlık suçlarına bir an evvel son verilmelidir.

Gen Bazlı Aşıların İngiltere’deki ilk 6 Haftalık Zarar Dökümü

Gen Bazlı Aşıların İngiltere’deki ilk 6 Haftalık Zarar Dökümü

ŞOK RAPOR!

İngiliz resmi makamlarının ülkede 8 Aralık 2020 tarihinde uygulanmaya başlanan Pfizer ve Oxford / Astrazeneca aşılarına bağlı olumsuz reaksiyonlara dair raporu hiç iç açıcı gözükmüyor.  

İngilizler MHRA Sarı Kart sistemi ilaç ve aşı yan etkilerine dair bildirim topluyorlar. 8 Aralık 2020’den 24 Ocak 2021 tarihine kadarki dönemde İngiltere’de Pfizer/BioNTech aşısından 5,4 milyon doz, Oxford Üniversitesi/AstraZeneca aşısından da 1,5 milyon doz uygulandığı tahmin ediliyor. İkinci doz olarak da çokça Pfizer/BioNTech aşısından 0,5 milyon doza yakın bir miktarın uygulandığı bildiriliyor.

Lâkin beklenildiği gibi, aşılananların sayısı arttıkça ortaya çıkan olumsuz reaksiyonların sayısı da artıyor ve Pfizer aşısı için bildirimi yapılmış 49.472 reaksiyon, Oxford / Astrazeneca için de 21.032 reaksiyon kayda geçiyor. Elbette, Sarı Kart sistemine ilaca ve/veya aşılamaya bağlı oluşmuş reaksiyonlar hiçbir zaman tam bildirilmediği için, gerçekte rakamların çok daha yüksek olabileceğini akılda tutmak gerekir. 

The Daily Expose grubu, aslını buradan görebileceğiniz raporun Pfizer aşısı ile ilgili bölümünü derinlemesine inceliyor ve bizler de size bu çalışmadan bilgiler aktarıyoruz.

İnsan hücrelerine “belirli bir görev” icra etmesi yönünde komut verme aracı olarak geliştirilmiş mRNA teknolojisine sahip Pfizer aşısı sayesinde şu an 5 kişi kör kalmış, 31’i de görme duyusunda ağır tahribat yaşamış durumdalar. Sadece 24 Ocak tarihine kadar, 5-6 haftalık süreçte aşıya bağlı görme kaybı/sorunu yaşayanlarca bildirimi yapılmış 634 vaka var. 1 senedir evde dört duvar arasında ailenizi, eşinizi dostunuzu göremeden yaşamışsınız, sonra hayatınızı size geri vereceği iddiasıyla “deneysel” bir aşıyı olmaya razı olup, ardından bir daha ne kimseyi ne de bir şeyi görebilir hale gelmişsiniz. Bu insanlara yaşatılan bu işte.

Deneysel Pfizer aşısı yüzünden gelişmiş 21 de serebrovasküler kaza (cerebrovascular accident – CVA) var. Serebrovasküler kaza, beyin damarlarındaki tıkanma yahut yırtılma nedeniyle beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak ölmesine deniyor. Buna, inme dendiği de oluyor.

Serebrovasküler Kaza: Beyin damarlarında ani yırtılma, emboli vb. bir olay sonucu bilinç kaybı, felç ve bazen ölüme uzanan akut durum; akut beyin hasarı.

4 Aralık‘ta İngiliz devleti halka önerdikleri Pfizer aşısının doğurganlık üzerindeki etkisi hakkında bilgisi olmadığını itiraf ederken şu bilgileri de sağlıyor:

‘Gebelik’ 

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelerde kullanımı ile ilgili veri bulunmamaktadır.
Hayvanda üreme sistemi toksisitesi ile ilgili deneyler henüz tamamlanmamıştır

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelikte kullanımı önerilmemektedir. 

Doğurganlık çağındaki kadınların, aşılanmadan önce gebe olmadıklarını teyit etmeleri gerekir. Ayrıca, doğurganlık çağındaki kadınlara 2. aşı dozundan sonraki en az iki ay boyunca gebe kalmamaya dikkat etmeleri salık verilmelidir.

Peki o halde Pfizer aşısı yan etki dökümünde 4 düşük ne arıyor?

Devletin kendi yönergeleri gebe olanların veya 2 ay içinde gebelik düşünenlerin Pfizer aşısı olmaması gerektiğini söylerken, gebe kadınlara bu aşı ne demeye vuruluyor? 

Ana akım medyada bu konular neden hiç gündeme getirilmiyor?

Maalesef, Oxford / Astrazeneca aşısından sonra da 2 düşük bildirimi var.


Bunlar yetmezmiş gibi analizimizde daha da sarsıcı bilgiler çıktı karşımıza. Sarı Kart sisteminde Pfizer aşısına bağlı 59 ölüm, 7 de ani ölüm bildirimi var. Bay Hancock’un (İngiltere Sağlık Bakanı) demeyi sevdiği gibi bu “iğne”yi olur olmaz düşüp ölüveren 7 insandan bahsediyoruz.

24 Ocak 2021 itibariyle Pfizer aşısına bağlı Toplam Ölüm sayısı ise 107. Yani, kör kalan 5 kişi, inmeli 21 kişi, devlet olmasın demesine rağmen aşı vurulup bebeğini kaybetmiş 4 kişi ve ne yazık ki aşıdan sonra hayatını kaybetmiş 107 kişi var elimizde. Hepsi de bu deney aşamasındaki, devletin firmalara hukuki tam koruma verdiği, acil durum izni icat edilerek halkın üzerine  boca edilen ve oluşmuş zararı kimsenin tazmin etmeyeceği aşılardan dolayı oluyor.

24 Ocak 2021 itibariyle ayrıca Pfizer/BioNTech aşısına bağlı 69 da yüz felci (Bell’s Palsy) bildirimi var. Yüzün bir tarafındaki kasları güçsüzleşmesi yahut felci ile karakterize bir durumdur.



Devlet tabii ki Covid aşılarının bu korkunç yan etkilerini geçiştirmeye çalışmakla meşgul, o yüzden rapord şöyle bir bildirimleri yer almakta:

Kampanya gereği aşılananlar şu ana kadar ağırlıklı olarak yaşı oldukça ileri olan nüfus grubundan oluşmaktadır ve elbette bu insanların birçoğu altta yatan tıbbi durumlara sahip bireylerdir. Yaşın ileri olması ve altta yatan kronik hastalıkların bulunması, hele de milyonlarca kişinin aşılandığı düşünülecek olursa, tesadüfi advers olaylarla da daha sık karşılaşılacağı manasına gelmektedir. O yüzden, gelen bu bildirimleri çok dikkatli bir biçimde ele alıp, aşılama olsun olmasın zaten oluşabilecek hastalıkları aşı yan etkisinden ayırmamız gerekir.

Ve değerli okurlar, okumuş olduğunuz bu açıklama “Riyakarlık”ın daniskasıdır. Altta yatan yığınla kronik hastalığa sahip onbinlerce insan SARS-CoV-2’ye pozitif verdikten sonraki 28 gün içinde hayatını kaybettiğinde ölüm nedeni olarak “Kesin Covid” yazıldı ve Covid ölümlerine ait  istatistik hanesine ekleniverdiler. (ONS ve NHS (sağlık bakanlığı) verileri üzerindeki analizimizi okumak için buraya bakınız). Fakat tabii ölümleri bir tek Covid için bu şekilde sayabiliyoruz, iş aşıdan ölümlere geldiğinde ise bu insanlar olsa olsa “altta yatan hastalıklar”ından dolayı ölmüştür, her gelen ölüm bildirimini kabul edemeyiz, inceleyip ayıklamamız lazım deniyor.

Oysa Covid ölümlerini bu şekilde saydıkları için İngiliz halkı bir yıldır diktatöryel tahakküm altında yaşıyor. Ortadaki sorunu görebiliyor musunuz?

O “iğne”yi olacak mısınız?

AstraZeneca Aşısı Kanda Pıhtı Oluşumuna ve Ölümlere Neden Oluyor

AstraZeneca Aşısı Kanda Pıhtı Oluşumuna ve Ölümlere Neden Oluyor

Norveçli Tıp Profesörü, AstraZeneca Aşısı’nın Ölümcül Kan Pıhtıları ile Tıbbi Bağlantısını Ortaya Koyuyor ama EMA “Zarardan Çok Yararı Var” Diyerek Avrupa’da Aşının Kullanımına Devam Edilmesini Söylüyor


AstraZeneca’nın COVID aşısının kullanımını durduran ülke sayısı 20’ye yükselmiş durumda. İtalya’da bu aşıyı olduktan saatler sonra hayatını kaybeden 57 yaşındaki müzik öğretmeninin eşi ‘kasıtsız adam öldürme’ suçlaması ile dava açmış bulunuyor.

Oslo Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Pål Andre Holme 18 Mart 2021 tarihinde düzenlediği basın toplantısı ile, hastanelerinde 50 yaşın altındaki 3 sağlık çalışanında AstraZeneca’nın deneysel aşısını olduktan sonra gelişen kan pıhtılanması ve aralarından birinin de ölümü üzerinde açılan soruşturmanın bulgularını açıklıyor.

ZeroHedge News sitesinin habeirne göre Dr. Holme, kan pıhtısı oluşumunun sebebinin AstraZeneca aşısı olduğunu doğruluyor:

Baş hekim Prof. Pål Andre Holme 18 Mart Perşembe günü, Avrupa Tıp Birliği EMA’nın aynı gün sunması beklenen “aşı güvenlik değerlendirme raporu” öncesinde basına yaptığı açıklamada, sağlık personelinin yaşamış olduğunu aşı reaksiyonunda tetikleyici faktörün ne olduğuna dair yeni bir teorilerinin olduğunu ve ne yazık ki, tetikleyici faktörün AstraZeneca aşısı olduğuna kanaat getirdiklerini bildiriyor.

Aşı 50 yaş altındaki hastane çalışanlarına uygulandıktan sonra kanda ciddi pıhtılanma ve trombosit seviyelerinde düşüş nedeniyle hastaneye yatışları yapılıyor. Pazartesi günü sağlık çalışanlarından biri kaybediliyor.

Uzman hekimlerden oluşan bir kurul derhal sebebi araştırmaya girişiyor ve bu beklenmedik ve güçlü immün yanıta aşının yol açmış olabileceği teorisini de masaya yatıyorlar. Ve Dr. Holme’ye göre sonuç:

“Bunun büyük ihtimalle aşıya bağlı olarak oluşan güçlü bir immün yanıt olduğu yönündeki teorimiz doğru çıkmıştır.”

“Kuzey Norveç’ten alanında uzman meslekdaşlarımızla beraber yürüttüğümüz araştırmada, hastaların kanında trombositlere karşı gelişmiş spesifik antikorlar olduğu saptanmış ve bunun da gördüğümüz reaksiyon tablosunu oluşturabileceğine kanaat getirilmiştir. Aynı reaksiyon ve tıbbi tabloya bazı ilaçların da neden olabileceği tıbben bilgimiz dahilindedir.”

Her ne kadar bu bir teori olarak öne sürülmüş olsa da, Dr. Holme üç hastada birden böylesi güçlü bir bağışıklık yanıtını aşıdan başka bir şeyin oluşturmasının mümkün olmadığının altını çiziyor. “Üç hastanın tıbbi açıdan tek ortak noktası, oldukları aşıdır,” diyor.

“Sebebi biliyoruz. Bu kişilerin neden böyle bir immün yanıt vermiş olduğunu aşıdan başka açıklayan bir şey yok.”

İmmün sistemdeki bu yanıtı aşıdan başka bir şeyin tetiklemiş olamayacağını neye dayanarak söylediği sorulduğunda Dr. Holme’nin yanıtı şu oluyor:

“Hastaların sağlık öykülerinde böylesi güçlü bir yanıt oluşturacak hiçbir etmene rastlanmadı. Sebebin bulduğumuz antikorlar olduğundan şüphem yok. Bunu tetikleyen faktör için de aşıdan başka geçerli bir açıklama göremiyorum.”

Dr. Holme’nin kamuoyuna mesajı şu:

“Covid geçirmiş olsalar muhtemelen rahat atlatacak, yaşı genç insanlar bunlar ve ne yazık ki çok ağır bir şekilde hasta düştüklerini, hatta hayatlarını kaybetttiklerini görüyoruz.”