Virüs İzolasyonuna Dair Bildiri

Virüs İzolasyonuna Dair Bildiri

Virüs İzolasyonuna Dair Bildiri (VİB)

Izolasyon: Ayırma, ayrı tutma; etrafındakilerden soyutlanıp bir başına kalma; başka şey veya insanlardan ayrı bulunma; tecrit. 

– Oxford English Dictionary


SARS-CoV-2 virüsünün bugüne kadar izole edilip edilmediği yahut saf haliyle ortaya konulup konulmadığı konusundaki tartışmalar sürüyor. Oysa konuya tarafsız yaklaşan herkesin yukarıda verilen tanım, sağduyu, mantık ve ilmi kurallar gereği SARS-CoV-2 virüsünün hiçbir şekilde ne izole edilmiş ne de saf hale getirilerek tek başına ortaya konmuş olduğu sonucuna varması gerekir. Zaten bu yüzden virüsün mevcudiyeti kimse tarafından teyit de edilememektedir. Bu maddi gerçekten doğan akli, mantıki ve ilmi sonuçlar ise şu şekildedir:

  • Varlığı gösterilememiş bir şeyin şekil ve yapısal özelliklerini bilmenin imkânı yoktur ve buna farazi “spike” proteini veya başka proteinlerin mevcudiyeti, yapı ve işlevsel özellikleri de dahildir;
  • Bulunmamış bir şeyin gen dizilimi de bilinemez;
  • Mevcudiyeti gösterilmemiş bir şeyin “varyantları”nı bilmenin de imkanı yoktur;
  • SARS-CoV-2’nin Covid-19 diye bir hastalığa yol açtığını göstermenin imkânı yoktur.

En kısa ve anlaşılır şekliyle yeni bir virüsü izole edip, özelliklerini tanımlayıp ortaya koymanın düzgün yolu şudur: İlk iş olarak, baktığınızda bu kişinin hastalığı şudur diyebileceğiniz ölçüde kendine has ve spesifik semptomlar sergilemekte olan çok sayıda insandan (örn. 500 kişi) örnek (kan, balgam, sekresyon) alınır. Kendi de genetik materyal ihtiva eden başka HİÇBİR doku veya ürün ile karıştırmadan virolog alır, bu örnekleri masere eder [suda bekletip yumuşatmak], filtreden ve daha sonra da ultrasantrifüjden geçirir, yani örneği [numune] saf hale getirir [pürifikasyon]. Onyıllardır hangi viroloji laboratuvarına giderseniz gidin bakteriyofaj(1) ve dev virüs [giant virus] tabir edilen yapıların izolasyonunda kullanılageldiğini göreceğiniz bu sıradan viroloji tekniği sayesinde virolog, daha sonra elektronmikroskobu ile bakıp aynı yapı ve boyuttaki binlerce partikülün görüntüsünü alabilecektir. Virüs, [hastadan alınmış örnekten] izole edilmek suretiyle saf haliyle ortaya konmuş işte bu partiküllerdir.

Hepsi birbirinin aynı bu partiküller daha sonra fiziksel muayene ve/veya mikroskobi teknikleri ile eşbiçimlilik kontrolünden geçirilir. Materyalin saflığından emin olunduktan sonra ise sırada partikül özelliklerinin ayrıntılı biçimde çalışılması vardır. Partiküllerin fiziksel yapısı, morfolojisi ve kimyasal kompozisyonu incelenir. Ardından, doğrudan bu saf haldeki partiküllerden çıkarılan genetik materyalin, yine onyıllardır kullanımda olan Sanger sekanslama tekniği gibi yöntemlerle genetik yapısı ortaya konur. Virüslerin vücut dışından içeri alındığı konsepti üzerinden sıra, bu eşyapılı partiküllerin gerçekten de dış kaynaklı (eksojen) olduğunun, ölmek üzere yahut ölmüş olan dokuların geçmekte olduğu normal yıkımlanma sürecinin ürünleri(2) olmadığının teyidine gelmiştir. (Mayıs 2020 itibarıyla virologların, gördükleri partiküllerin virüs mü yoksa ölü veya ölmekte olan dokuların normal yıkımlanma ürünleri mi olduğunu anlamalarının yolu olmadığı bilinmektedir.)(3)

(1) Isolation, characterization and analysis of bacteriophages from the haloalkaline lake Elmenteita, KenyaJuliah Khayeli Akhwale et al, PLOS One, Published: April 25, 2019. https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0215734 — accessed 2/15/21
(2) “Extracellular Vesicles Derived From Apoptotic Cells: An Essential Link Between Death and Regeneration,” Maojiao Li1 et al, Frontiers in Cell and Developmental Biology, 2020 October 2. https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fcell.2020.573511/full — accessed 2/15/21
(3) “The Role of Extraellular Vesicles as Allies of HIV, HCV and SARS Viruses,” Flavia Giannessi, et al, Viruses, 2020 May


Bu noktaya gelindiğinde artık, eksojen (dış kaynaklı, vücut dışından doğan) bir virüs partikülü tam manasıyla izole edildi, özellikleri ortaya kondu ve gen dizilimi yapıldı demektir. Gelgelelim daha bunun hastalık yaptığının gösterilmesi lazım. Bunun için bir grup sağlıklı deneğe (bu iş için ekseriya hayvanlar kullanılır), hastalığın nasıl bulaştığı düşünülüyorsa o yolla eldeki bu izole edilmiş, saf haldeki virüs tanıtılır. Hayvanlar aynı hastalığı geliştirdiği takdirde, ki bu klinik bulgular ve otopsi sonuçları ile konfirme edilmek durumundadır, işte o zaman virüsün hastalık oluşturduğu hakikaten gösterilmiş demektir. Enfeksiyöz ajanın enfektivite ve bulaş kabiliyetini gösterir bu.

SARS-CoV-2 virüsü için bu basamakların tekine bile girişilmemiştir ve esasında bakılacak olursa, patojeniktir denilen virüsler arasından bu basamaklar tamamlanıp hastalık yaptığı başarılı bir şekilde gösterilmiş bir tanesi bile yoktur. Araştırmamız, tıp literatüründe bu basamakları kapsayan tek bir çalışma olmadığını göstermektedir.

Bunun yerine, 1954 yılından bu yana virologlar, benzer hastalığa sahip bir avuç, ekseriya 10’u bile bulmayan insandan aldıkları saf hale getirilmemiş numuneler ile çalışmışlardır. Bu numuneleri çok az bir işlemden geçirdikten sonra içinde — hepsi de “virüs” denilen yapı ile birebir aynı genetik materyale sahip — dört ila altı başka tip materyalin olduğu doku kültürüne ilave etmektedirler. Besinsiz bırakılan ve zehir eklenen doku kültürü doğal olarak dağılıp ayrışmaya başladığında da ortaya haliyle, bazısı genetik materyale sahip türlü partiküller çıkmaktadır. Akıl, mantık, dil ve anlam bilgisi ve dahi bilim namusuna tamamen aykırı biçimde ise bu prosese “virüs izolasyonu” adı verilmektedir. Kültürdeki bir dolu kaynağın ortama bıraktığı kısım kısım  genetik materyal alınıp genetik analize tabi tutulmakta ve bir bilgisayar simülasyon prosesi dahilinde bu genetik materyal fragmanlarından ortaya, virüs olduğu iddia edilen yapıya ait olduğu öne sürülen bir gen dizilimi çıkarılmaktadır, buna da in silico genome, yani bilgisayar ortamında oluşturulmuş genom denmektedir. Virüsün kendisi hiçbir noktada ortada yok, hiçbir şekilde elektron mikroskopisi ile konfirmasyon filan yapılmamışken olmaktadır bu. Tutup hakiki bir virüsten çıkarılmış, ardından dizilimi yapılmış bir genetik materyal de yine, bulunmamaktadır. Bu yapılan bilimsel aldatma, hile, bilim sahtekârlığıdır.    

Saf hale getirilmemiş — toksik antibiyotikler, sığır fetüsü dokusu, amniyotik sıvı ve başka dokular ile birlikte doku kültürüne eklenen — numune, içine katıldığı (inoküle edildiği) böbrek dokusunu tahrip edip öldürdüğünde de bu, virüsün mevcudiyetine ve patojenisitesine delalettir denilmektedir. Bilimsel aldatma suçu işlenmektedir.

Bundan böyle biri size SARS-CoV-2 virüsünün izolasyonuna dair bir yayın ilettiğinde lütfen ‘kullanılan metodlar’ bölümüne bakın. Araştırmacılar maymun (Vero) hücresi veya herhangi başka bir kültür metodu kullanmışsa, yapılanın izolasyon olmadığını anlayabilirsiniz. Gerçek izolasyonun neden yapılmadığına dair de şu bahaneler öne sürülecektir:

  1. Hastalardan alınan numunelerden analiz etmeye yetecek virüs partikülü çıkmadı.
  2. Virüs, hücre içinde barınan parazittir; virüsü öyle hücre dışında bulamazsınız.

İlk maddede söylenen doğruysa ve biz hasta insanların çıkardığı balgamda virüs bulamıyorsak, bu virüsün tehlikeli, hatta ve hatta ölümcül olduğunu hangi kanıta dayanarak söylüyoruz? 2. maddede denilenler doğruysa, bu virüs insandan insana nasıl geçiyor peki? Bize bunun hücreden çıkıp başkalarını enfekte ettiği söyleniyor. O halde niye bulunamasın ki?

Sonuç olarak, bu viroloji tekniklerinin ve vardıkları sonuçların sorgulanması ne kamuyoyunun dikkatini dağıtacak ne de bölünmelere yol açacak bir meseledir. Bu gerçeğe ışık tutulması, insanlığın karşı karşıya olduğu bu korkunç aldatmaca ve sahtekârlığa son verilmesi için elzemdir. Bu virüs hiçbir zaman izole edilmemiş, gen dizilimi ortaya konmamış ve kimseyi hasta ettiği gösterilmemişse, bu hayali bir virüsse, niye maske takıyor, sosyal mesafe bırakıyor ve tüm dünyayı kodese tıkıyoruz ki?

Son olarak şunu soruyoruz: Patojenik virüs diye bir şey yoksa, yanlış şekilde “aşı” olarak anılan o vücuda-zerk edilebilir-cihazların içine ne konmaktadır ve bunlar ne amaçla kullanılmaktadır? İşte bu bilimsel sorgu, zamanımızın en acil ve önemli konusudur. 

Hayır, yanılmıyoruz, dediğimiz şey doğru. SARS-CoV2 diye bir virüs yok.

Not: Bu bildiriye destek vermek isteyenler Dr. Andrew Kaufman’ın sitesine giderek ismini kaydettirebilir.

Teşekkür ederiz.

Prof.Dr. Alişan Yıldıran: Bu aşı programı derhal durdurulmalıdır

Prof.Dr. Alişan Yıldıran: Bu aşı programı derhal durdurulmalıdır

Ülkemizde uygulanmakda olan maymun böbrek hücrelerinden (1) elde edilmiş sinovac/coronavac aşısının sorumlu araştırıcıları olan Dr. Akova ve Dr. Ünal’ın resmi başvurusunda çalışmanın başlangıç tarihi 14 eylül, bitiş tarihi 15 Nisan, ilk bitiş tarihi ise 15 Şubat 2021 olarak verilmiş (2).

Sorumlu kuruluş olarak ise TUSEB (Health Instıtutes of Turkey) görünüyor. Ancak TUSEB’in websitesinde bu çalışma görünmüyor.

Çalışma tasarımı ‘Randomized, Double-Blind, Placebo-Controlled Phase III Clinical Trial’ plasebo ise serum fizyolojik yani tuzlu su değil ‘Aluminium hydroxide, disodium hydrogen phosphate, sodium dihydrogen phosphate, sodium chloride 0.5mL/dose’ olarak verilmiş (2).

Çalışmaya 18-59 yaş arasında 13bin katılımcı alınması planlanmış.

Aynı zamanda Bilim Kurulu üyesi de olan (3) Sorumlu araştırmacılar 25 aralık’da Bakan ve bilim kurulu huzurunda yapdıkları açıklamada, aşı kolunda 752, plasebo kolunda 570 olmak üzere 1322 kişinin neticesini değerlendiriyor ve %91.25 etkinlik belirtirken, güvenlik konusunda plasebo kolunda 6’sı yatış gerekdiren 26 vaka olduğunu, aşı kolunda semptomu olmayan 3 kişinin belirlendiğini (neye göre, PCR mı, antikor mu?) söylüyor (4).

Aşılar ülkemize geldikden ve 14 günlük incelemeden (kim, nerede, nasıl inceledi, verileri nerede?) sonra 14 Ocak 2021’de aşılama programı başladı ve bugün itibarı ile 2.6 milyonda fazla kişiye ilk doz (ne kadarı plasebo?) yapıldı (5).

Hatta, 2009’da domuz gribi aşısı olmayarak o günki aşıların bertaraf edilmesini temin eden muhterem cumhurbaşkanını bile aşılamaya (plasebo?) muvaffak oldular. Ancak, bu durum hukuki açıdan sorunlu görünmekde, ülkenin cumhurbaşkanı denek yerine konuldu diyenler var (6).

Aşılama programı nasıl başladı? Faz 3 çalışması tamamlanmadığı için Acil kullanım onayı diye bir belge ile (7).

Aşının üretildiği ülke bile yaygın kullanımına daha dün izin verdi (8).

Adı geçen aşı ile ilgili bugüne kadar sadece bir yayın o da ağustos 2020’de yapıldı (9, 10).

Bilim kuruluna göre günde 1.5 milyon kişiye haziran ayına kadar toplam 65 milyon kişiye aşı yapılması planlanmış (11).

Bakanlığın verilerine göre 1 milyon 61bin sağlık çalışanı olan ülkemizde (12), 980bin sağlık çalışanı aşı olmayı kabul etmiş ve onların aşılanması bitdikden sonra 85 yaş üstü kişiler aşılanmaya başlanmış (13).

Bugün itibarı ile dünyada tam 130 ülkenin henüz hiç bir korona aşısı yapamadığı da biliniyor (14).

Yukardan beri anlatdıklarım hakkında, bazı çekincelerim olmasına rağmen söylenmesi gereken şey, ülkemizin ve hükümetin bu noktaya kadar süreci iyi yönetmiş olduğudur….

Tek kullanımlık aşıların kişiye tahsisli olduğunu da hatırlatalım (Resim) (15).

Sinovac’ın ülkemizde uygulanmasından birinci derecede sorumlu bilim kurulu üyesinin, ülkemizde çalışmanın başlamasından hemen sonra hastalığı geçirdiği için aşı olmayacağını açıklaması (16), aynı zamanda 29 nisanda başlatılan ve Aralık 31’de 2020’de yayınlanan Biontech çalışmasında da araştırmacı olarak katılmasını da not edelim (17).

Bir araştırmacı tarafından aşıyı üreten şirketin geçmişi araşdırıldığında beş parasız güvenilmez bir profil ile karşılaşılması (yakında sansürlenir) da ilginç doğrusu (18).

Bendenizin aşılar hakkındaki şüphelerimi sağır sultan bile duydu, bu aşı programı hakkında ise çekincelerimi ve herkesi riske etme yerine yapılması gerekenleri (korunmak için d vitamini ve hastalar için ivig uygulanması) kısa süre evvel izhar etmişdim (19).

Tam salgının ortasında toplum bağışıklığının tanımını değişdiren ve tamamen aşıya bağlayan sahtekar örgüte (20) rağmen İsveç’in başarı ile uyguladığı, düzeltici enzimi olmasına rağmen sık mutasyon geçiren bir virüse (21) karşı kendiliğinden husule gelmesi mutad olan ‘toplum bağışıklığı’ uygulamasının başarısını görelim (Resim 2) (22).

Resim: Açıkça görüldüğü gibi, salgının başlamasından kısa bir süre sonra, hastalığın nasıl tedavi edileceğinin henüz bilinmediği dönemde pik yapan ölümler, daha sonra mutadın altında seyrediyor.

Deneklere tahsis edilen ve bir kısmında plasebo olması eşyanın tabiatı icabı olan, uygulamadan evvel hukuki haklarından feragat etdiğine dair muvafakat alınan bu aşı programı derhal durdurulmalıdır….

Prof.Dr. Alişan Yıldıran

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Vero_cell
  2. https://clinicaltrials.gov/ct2/show/record/NCT04582344?view=record
  3. https://www.takvim.com.tr/guncel/2021/02/05/iste-bilim-kurulu-uyeleri-isim-isim-tam-liste
  4. https://www.indyturk.com/node/290586/sağlik/çin-aşısının-türkiye’deki-testlerinin-sonucu-açıklandı-etkinliği-yüzde-9125
  5. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-55657237
  6. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/01/19/misafir-yazar/cumhurbaskani-denek-oldu/
  7. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/01/20/misafir-yazar/kimin-eli-kimin-cebinde/
  8. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cin-sinovacin-kovid-19-asisinin-yaygin-kullanimina-onay-verdi/2135998
  9. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bilim-kurulu-uyesi-acikladi-gunde-kac-kisiye-asi-yapilacak-1798734
  10. https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2020.07.31.20161216v1
  11. https://www.bbc.com/news/world-asia-china-55212787
  12. https://www.sozcu.com.tr/2020/saglik/turkiyede-kac-saglik-personeli-var-bakan-koca-turkiyedeki-toplam-saglik-personel-sayisini-acikladi-5739923/
  13. https://www.ntv.com.tr/turkiye/son-dakika-haberibakan-koca-acikladi85-yas-ustu-asilama-yarin-basliyor,72kd09TzqUOdBYOwv4JI4Q
  14. https://www.yenisafak.com/koronavirus/130-ulke-asiya-ulasamiyor-2-bucuk-milyar-kisiye-tek-doz-dahi-yapilmadi-3597932
  15. https://www.trthaber.com/haber/saglik/koronavirus-asisi-ismine-tahsis-edilen-kisi-disinda-kullanilmayacak-547159.html
  16. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bilim-kurulu-uyesi-prof-dr-serhat-unaldan-carpici-aciklama-ben-asi-yaptirmayacagim-nedenini-tahm-302034h.htm
  17. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33301246/
  18. https://twitter.com/burak_turna/status/1350162061247000580
  19. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/12/misafir-yazar/bos-inanc-bilim-ve-akil-karsitligi/
  20. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/25/haftanin-haberi/who-suru-bagisikligi-sadece-asilama-ile-saglanabilir/
  21. https://www.nature.com/articles/d41586-020-02544-6
  22. https://en.wikipedia.org/wiki/COVID-19_pandemic_in_Sweden
Aşı Adjuvanı Alüminyum ile İlgili Yayın ve Görüşler

Aşı Adjuvanı Alüminyum ile İlgili Yayın ve Görüşler

Not: Bu bölüm, Türkçeye kazandırılmış olan Miller’ın Eleştirel Aşı Literatürü Derlemesi kitabından, yazar ve yayınevinin yazılı izni alınarak paylaşılmıştır.

miller_dizgi_son-II

Bu video, Amerikalı ünlü pediatr Bob Sears ve Immunıty Education Group tarafından hazırlanmıştır.

Altyazı için araç çubuğundan Türkçe’yi seçiniz.

Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.

Başta nanopartiküler alüminyum olmak üzere, bunun beraberinde aşı ile vücuda tanıtılan içeriklerin bedenimizde izlediği yol ve açtığı hasara dair tıbbi bilgilendirme için pediatr Larry Palevsky’nin Amerikan eyalet meclisinde verdiği ifadeyi dineleyelim.

Kaynaklarla Corona- “Arkası yarın” yazı dizisi-2

Kaynaklarla Corona- “Arkası yarın” yazı dizisi-2

Bir önceki yazımda size araştırdığım, etkilendiğim, bilgilendiğim kaynakları paylaşacağımdan bahsetmiştim.

Sözlerine, araştırmalarına, çalışmalarına itibar ettiğim, mart ayından beri dünyada ana akım medyada yer bulamayan, ama çok izlenen, takip edilen kişileri kısaca sıralayacağım. Amacım verdiğim linklerle de, onlar ne söyleşmişler, ne gibi çalışmalar yapmışlar, nasıl biraraya gelip ortak ses olmaya çalışmışlar; işte bunları ortaya koymak.

Bu kişilerin fotoğraflarının da bu blogda yer almasına önem veriyorum. Çünkü fotoğraflar, görseller çok daha kolay hafızaya kazınıyor, hele hele tabii tekrarlanınca.

.

Önce şunu söyleyeyim, Almanca diline iyi hakim olduğumdan, uzun yıllar Avusturya ve Almanya’da yaşadığımdan, ve oralardaki gelişmeleri sürekli takip ettiğimden, biri 21, diğeri 31 yaşında olan kızlarım Alman eğitim sisteminin içinde yetiştiklerinden şimdiye kadar araştırmalarımı hep Almanca yaptım. Kısa bir süre öncesine kadar Avusturya vatandaşıydım ayrıca.

14 yıl Viyana’da yaşadım. Büyük kızım orada doğdu. 2005in aralık ayında kanserden ölen eşim Süha Şenol ile orada evlendik. Daha sonra Halle/Almanya’da yaşadık bir süre. 1998 den beri tekrar İstanbul’dayım. Farklı kültürleri,yapıları, politikaları tanıdım süreç içinde.

“Die Würde des Menschen ist unanstastbar= insanın onuru zedelenemez” Alman Anayasasının birinci maddesi, ve ben bunu hep çok önemsedim, ve konuyu hukuki, psikolojik ve sosyal boyutuyla ele almaya, irdelemeye, deşmeye çalışıyorum. Deşdikçe de, bundan bir- iki yıl önceye kadar edinmiş olduğum bilgilerde ne gibi eksikler olduğunu görüyorum.

31 ocak 2021, yani dün, Viyana’da Corona tedbirlerine karşı bir protesto vardı. İzin verilmedi protestoya. Ama yine de çok sayıda katılımcı ile protesto gerçekleşti. Polis toplananları dağıtmak istedi, fakat daha sonra bir ara polisin kasklarını indirip onlarla beraber yürüdüğünü gördük. Canlı yayından artık bunları görmek mümkün. Ana akım medyada ise Avrupa’da mayıs ayından beri süren protestolar yer bulmuyor, “protestocular için aşırı sağcılar, Naziler, komplo teorisyenleri, Covidiotlar, aşırı solcular, Reichsbürger, Aluhuttraeger, aşı karşıtları”gibi etiketlemelerle insanların Anayasal hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaları hafife alınıyor baştan beri. (Araya karışan radikal gruplar olabilir tabii, ama bu her zaman olabilecek bir durumdur)

Viyana’da dün konuşma yapacağının duyurusu yapılmıştı çok önemsediğim Prof. Dr.Sucharit Bhakdi’nin (protesto yürüyüşüne birgün önce yasak getirilmiş, o yüzden Bhakdi de konuşma yapamamış olabilir, henüz bakamadım)

Benim bir dönem Avusturya vatandaşı olduğumdan dolayı pek de mutlu olduğum gibi, Tayland kökenli, 56 yıldır Almanya’da yaşamasına rağmen 3 sene önce Alman vatandaşı olan çok önemli bir bilim insanı Prof. Bhakdi. Mart 2020 den beri takip ettiğim, internette onlarca konuşmasını dinlediğim ,Mainz üniversitesinde çoğu virolog olan binlerce tıp öğrencisine eğitim vermiş mikrobiyolog, enfeksiyon epidemiyoloğu Prof. Dr. Sucharit Bhadi Almanya’dan ayrılmaya karar vermiş. Almanya’da demokrasinin işlemediğini, ifade özgürlüğünün kalmadığını, buna seyirci kalamayacağını söylüyor. (buna bilim özgürlüğü demek daha iyi olur, çünkü gerçek bilime, tecrübelere ve kanıta dayalı bilime değer vermiyor politikacılar ve medya)

Almanya’da 18 kasımda enfeksiyon koruma yasasındaki değiişiklik parlamentoda onay alınca, hükümet artık tek başına yetkili, ve Olağanüstü hali uzatmada da ve örneğin aşı gibi birçok başka konuda.

Almanya’daki Corona ile ilgili daha doğrusu hastalıklar ile ilgili nasıl bir sistem olduğunu söyleyeyim önce. Merkel hükümeti, Robert Koch enstitüsünün, Charite Berlin’den başvirolog, başdanışman Prof. Christian Drosten, Leopoldina-Ulusal Bilim Akademisinin danışmanlığında, onların tavsiyelerine dayanarak tedbirler, önlemler ile ilgili karar veriliyor. Ve medyada, hükümetin basın toplantılarında da onlar yer alıyor. Sağlık bakanı Jens Spahn (eğitimi sağlık üzerine değil, bankacılık üzerinedir) , Robert Koch enstitüsü(RKI) zaten hükümete bağlı, ABD nin CDC si (centers for disease for control and prevention, Hastalık kontrol ve koruma merkezi) RKI yıllardır hastalıklarla, virüslerle hastanelerden, doktorlardan detaylı veriler de orada toplanıyor, raporlar yayınlanıyor). Paul Ehrlich enstitüsünün, STIKO’nun ise aşılar, ilaçlarla ilgili büyük sorumluluğu var. (STIKO Aşılama Daimi Komitesi, Almanya’nın Berlin kentindeki Robert Koch Enstitüsü’nde, bağımsız Alman devletleri tarafından kullanılan aşılama programları için resmi öneriler sağlayan 18 üyeden oluşan bilimsel bir komitedir).

Benim dikkatimi çeken ise her yıl binlerce grip ölümünün gerçekleştiği grip sezonunda (2017-2018 25.000 ölü), covid-19 un gündeme oturduğu 2019/2020 yılında sadece 411 gripten ölüm vakası var RKI ye göre. Oysa çoğu influenza olduğu düşünülen grip sezonu ekim-mart ayları arasında, corona virüsleri ise kasım ortası ile nisan arasında. Grip aşıları da bir yıl önceki ve/veya erken en ağır vakaların yaşandığı kış grip sezonuna göre grip hasta ve ölümlerinin olduğu güney yarımküredeki ülkelerdeki verilere göre influenza virüslerine göre hazırlanıyor.

Almanya’da R- Wert dediğimiz bulaştırma değeri tüm kapanmaların, sert tedbirlerin alındığı dönemde 1 e 1 e düşüyor, yani bir kişi bir kişiye bulaştırıyor, yani tedbirler alınmadan bulaşı düşüyor ve oran küçük oynamalarla sabit kalıyor. RKI’nin web sitesinde de bu oranları günü gününe takip edebilirsiniz. Ayrıca: https://www.sulesenol.com/post/corona-influenza-vakalar-say%C4%B1lar

Nasıl oluyor da , esas influenza gripleri bitmeye yakınken ama yine gribal semptomlara yol açan Corona virüslerinin azalmasına/bitmesine 1-1,5 ay kala her yıl binlerce grip ölümü gerçekleşen Almanya’da sadece 411 grip ölüm vakası görülüyor?

Diyelim lock-down, maske, mesafe, hijyen tedbirleri işe yaradı da, covid-19 ile mücadele ederken, influenza vakaları da bitti, ama ekim 2019 dan beri gripten ölümler niye bu kadar azdı? Bu yıl niye influenza vakaları, ölümleri göremiyoruz?

Semptomu olup da, PCR pozitif çıkanlarda, başka virüs, bakteri aranıyor mu? İnfluenza virüsleri nerede? Corona virüsleri geçmiş yıllarda arandı mı?

Ya da semptomu olmayan kişilere eskiden test yapılıyor muydu örneğin influenza testi? Hatta semptomları olan kaç kişiye influenza testi yapılmasına gerek gördü doktorlar?

Tüm tıp eğitiminde önce muayene, hastayı dinleme, sonra gerekirse tahliller yapılması öğrenilmedi mi. Ve doktorun tedavi tavsiyesi, reçete yazması, ama hastanın tedavi konusunda kendi karar vermesi gerekmez mi?

PCR testleri teşhis için kullanılabilir mi?

Semptomu olmayanların hastalığı bulaştırdığı varsayımı neye dayanıyor?

Sayıları sürekli artan PCR testleri ile vakalar tespit edilerek, oluşturulan pandemide 2020 yılı Alman cumhurbaşkanı tarafından bilim liyakat nişanı da alan virolog Prof. Drosten’ın aldığı rolü, sustuğu, söylemediği, söyledikleri ile yanılttığı bilgileri de bir dahaki yazımda ele alacağım. Corona-ausschuss’dan avukat Dr. Rainer Füllmich bir müvekkili adına açtığı davanın gerekçelerin de açıklayan Prof. Drosten’a gönderilen tercüme ettiğim yazımı da ekleyeceğim.

Ama önceliğim , dediğim gibi, fikirlerine, duruşlarına, çalışmalarına büyük saygı duyduğum, ve çok şey öğrendiğim bilim insanları, düşünürler, yazarlar, gazeteciler.. ve oluşturulan birlikler.

İlk olarak Prof. Sucharit Bhakdi’yi tanıtmak isterim. Birkaç kısa Türkçe link var tabii, ama maalesef bunlar youtube gibi kanallardan kaldırılıyor. İlk türkçe videolardan https://www.bitchute.com/video/XCajxaF4qTm4/rof

Bhakdi, Almanya’da çok defa alternatif medya kanallarına(özgür medya kanalları demek daha doğru) çıktı. Avusturya’da ise Servus TV de de yer aldı. Bhakdi ilk olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel’a yazdığı açık mektupla dikkati çekti. Prof. Bhakdi eşi Prof. Dr. Karina Reiss ile birlikte “Corona-Fehlalarm?? = Corona-yanlış alarm” kitabını yazdı, kitabın İngilizcesi de yayınlandı. https://www.youtube.com/watch?v=Pxyc3fTHi0I

Ben sadece bir arkadaşın gönderdiği birkaç sayfasını ve internetten indirdiğim başka sayfaları okudum, ama onlarca söyleşisini, konferansını izledim. Bence en önemlisi de, Macaristan’da doktorların çağrısı ile gittiği konferans, ve Bhakdi konferans sonucunda onların o zamana kadar virüs ve bulaşıcılığı ile ilgili algısının nasıl değiştiğini görmüş. Doktorların doğrudan Prof. Bhakdi gibi deneyimleri, tecrübeleri olanlardan öğrenecekleri çok şey var. Prof. Bhakdi Alman2009 H1N1 Domuz gribi zamanında (Almanya’da 255 kişi ölmüş) Dr. Wolfgang Wodarg ile birlikte hükümetlerin, Dünya sağlık örgütünün tutumunu, aşı politikalarını eleştiren eski SPD milletvekili, akciğer uzmanı, epidemiyolog, Avrupa Komisyonu sağlık komitesi nde ve ayrıca transparency görev yapmış halk sağlığı ve hijyen uzmanı . Zaten pandemi tanımı da 2009 da değiştirilmeseydi, bugün pandemi ilan edilemeyecekti. Pandemi ilan edilmesi için (Bu konu başlı başına detaylı ele alınması gerekir -Trust WHO ve Profiteure der Angst belgesellerinde de , Corona-Auschuss oturumlarında da detaylı ele alınıyor)

Ayrıca yine başka bir mikrobiyolog var ki, o da pandeminin başlangıcında yaptığı araştırmalara dayanarak covid-19un tehlikesinin ağır bir grip sezonundan daha fazla olmadığını belirtmişti. Stanford üniversitesinden Dr. John İoannidis. Dünyada, çalışmalarda en çok atıf yapılan bu bilim insanıymış kendisi , ve özellikle mevcut araştırmaları eleştirel değerlendirmeleri , düzeltmeleri ile ünlüymüş kendisi. Maalesef onun söylediklerini politikacılar değerlendirmedi. (Trump’ın son dönemde ABD de Dr. Scott Atlas onun çalışmalarının değerini ortaya koydu) https://www.youtube.com/watch?v=biC4nHPYtbA

2021 ocak ayında Stanford üniversitesinden mikrobiyolog ( aynı zamanda istatikçi) Prof. John İoannidis’in de içinde bulunduğu bir ekip, geniş kapsamlı bir çalışmada tüm kilitlenmelerin (lockdown) faydasının olmadığını ortaya koyuyor.

https://de.rt.com/international/111745-stanford-studie-belegt-unwirksamkeit-von-lockdown/

Bugün sadece 2 farklı ülkeden ayrı mikrobiyologdan çok kısa bahsettim. Ama onlarca tıp alanındaki bilim insanı, psikolog, filozof, yazar ve Corona-Ausschuss gibi oluşumlar tanıtılmayı bekliyor.

Sırada kimler var…Tabii ki Almanya’dan başta Dr. Wolfgang Wodarg, Prof. Hockertz, Dr. Bodo Schiffmann, Prof. Christian Schubert, Prof. Ulrike Kaemmerer, Prof. Hendrik Streeck, Prof. Klaus Püschel, Dr. Klaus Köhnlein, Dr. Margareta Griesz Brisson gibi isimler var. Ama aynı zamanda bir Türkçe isime de rastlıyoruz hem doktor hem homeopat, hem de beste yapıp şarkı söylüyor, Dr. Perin Dinekli

Avusturya’da: Dr. Raphaell Bonelli, biyolog Clemens Arvay

Düşünür, yazar, filozof: Peter Schreyer, Gunnar Kaiser, tarihçi Dr. Daniele Ganser

Ve en çok bilgi sahibi olduğum Corona Ausschuss (Corona komitesi) ve avukatları, ayrıca yine oturumlarda sıksık bağlanan Prof. Martin Schwab

Robert F. Kennedy’i, Yeni Zelandalı genç doktor Dr. Sam Bailey’i de, Pfizer’in eski başkan yardımcısı Michael Yeadon’u ise takip ediyorum,

Ayrıca tabii Great Barrington Declaration çok önemli. Almanya’da Aerzte für Aufklaerung, Anwaelte für Aufklaerung gibi oluşumlar da var.

ARKASI YARIN a

Sağlıkla, umutla kalın.

Şule Şenol 01.02.2021

Not: Benim değil, televizyona çıkan, sosyal medya hesaplarında binlerce takipcisi olan profesörlerin, bilim kurulunun, TTB nin de yukarıda verdiğim isim ve kurumları, son dönemdeki çalışmaları, tespitleri de bilmeleri halka da hükümete de sağlıklı bilgiler verebilmeleri için önemlidir.

Aşı Değil, Gen Terapisi!

Aşı Değil, Gen Terapisi!

Avukat Reiner Füllmich: “İnsanlar bu bir “aşı” bile değil, genetik deney diyorlar. Siz ne diyorsunuz?”

Prof. Dolores Cahill: 

“Evet, aşı kriterini karşıladığı söylenemez bunun, fakat aşıya bağlı olumsuz etkiler 3 dalga halinde gelecek bence: Birinci grup, aşılamadan sonraki 1 hafta içinde görülen anafilaksi tarzı olumsuz olayları kapsıyor, böyle bir durumda bu aşının ikinci dozunun verilmemesi gerekir. Birçoğunun 2 doz şeklinde uygulanması planlandı çünkü aşıların. Aşıda her ne mRNA kullanılmış olursa olsun, bu insanlar Şubat veya Mart 2021 veya bir sonraki yıl [ikinci doz aşıyla] bunu vücutlarına yeniden aldıklarında, esas olumsuz etkiler işte o zaman yaşanacak, çünkü hayvan deneylerinde görülen de oydu;

etmenle ikinci karşılaşmada hayvanların %20, %50’si veya tamamının öldüğü görülmüştü.

80 yaş üstündekilerden 1. dozda olumsuz etki yaşayacaklar bazı aşılar için %2.5 olarak belirlenmiş, yani her 40 kişide 1’i aşıdan dolayı çalışamaz veya normal hayatına devam edemez hale gelecek demektir.

2. aşılamada bu oran 10 kişide 1’e yükselebilir, fakat 80 veya 75 yaş üstündekilerin bu mRNA ile yeniden karşılaşmada %80’inin yaşam kısıtlayıcı olumsuz etki yaşayacağını yahut öleceğini düşünüyorum.

Diğer yaş grupları için bir şey öngörmek güç ama belki yarısı ağır yan etki yaşayacak.

Çünkü bu gen terapisi veya tıbbi cihazın yaptığı şey vücudunuzda kronik bir otoimmün hastalık yaratmak;

[fıstık alerjisine atıfla] fıstıkları vücuda enjekte etmek gibi düşünün bunu fakat tabii bilmiyorlar da enjekte edilenin ne olduğunu. Sonra gidip bir şeyle [virüs] karşılaştıklarında elbette olumsuz yanıt verecek vücut buna. Bu olumsuz yanıt da önce anafilaksi (yani alerjik tepki) ile başlayacak, ikinci dalgada da anafilaktik tepkiler görülecek ve fakat vücuda aldığın mRNA her neye karşıysa, bununla üçüncü karşılaşmada vücutta artık hafif şiddette otoimmün hastalık başlatmış olacaksın, bağışıklık kazanmakla filan alakası yok olayın.


Vücuda aldığın mRNA, virüs proteini yapmaya yarıyor ve sen genetiğiyle oynanmış bir organizmasın artık.

İmmün sistemin işi bulduğu virüs veya bakteriyi vücuttan atmak, oysa kendi bedenin, bizzatihi hücrelerin imal ediyor bu virüsleri artık ve yine kendi bedenin bu hücrelere savaş açmak zorunda şimdi ve hafif çaplı bir otoimmün hastalığa sahipsin artık. 

Şubat veya Mart gibi bu virüsle yeniden karşılaşman, immün sisteminin virüsten kurtulmak için uyarılmış olması demek. Oysa bakacak ki aynı virüs proteinleri senin hücrelerinde, organlarında cirit atıyor, immün sistemin eli mahkum, kendi organlarına saldırmaya başlayacak. 1 hafta içinde organ yetmezliğine girmen demek bu, zira kendi immün sistemin kendi organlarını öldürmekle meşgul. Bu durumu yaşayan hastalarda önce sepsis baş gösterecek, bir-iki hafta kadar bu tabloda kaldıktan sonra da organ yetmezliğinden ölecekler.   

Yaşlıların durumundaysa, zaten bir veya iki eşlikçi hastalıkları bulunduğundan bu insanlar immün sistemin randımanlı çalışması için gerekli enerjiye de sahip olmayacaklar ve vücutta süregiden tüm işlemlerden bitap düşüp, fizikman tükenecekler. Bedenlerinin her bir hücresi bu mRNA’yı taşıdığından gidişatı durdurmanın pek bir yolu da yok ve kalp, dalak, ciğerler, karaciğer … birbiri ardına iflas edecek bu mücadelede, çünkü vücudunda bu mRNA’nın protein yapmadığı hücren yok! 

İşte o yüzden acilen, özellikle de bakım evlerindeki yaşlılara vurulan aşı viyallerinden her 100 veya 200’ünden 1’ini alıp muhafaza edeceğimiz bir depo oluşturmamız elzem. Rasgele seçilmiş aşı viyallerini tutacak bir biyolojik depo gibi bir şeyimiz olacak ki, insanlar patır patır ölmeye başladığında açıp bakabilelim bu aşıların içinde tam olarak ne varmış. Hatta bunu şimdi yapıyor olmamız lazım, çünkü verilen aşılarda yalnız korona değil, birden fazla mRNA bulunuyor olabilir. Bilmem anlatabildim mi? Aşıdaki mRNA’nın dizilimini çıkarmamız lazım ki, tutup influenza (grip) veya başka doğal virüslerin genetik materyalini de koymuşlarsa aşıya, insanların immün sistemlerini dolaşımdaki diğer doğal virüslere karşı da uyarmış oluyorlar çünkü, bunu anlayabilelim. Hiç vakit kaybetmeden bir kalite kontrol sistemi oluşturulmalı, doktorların rasgele, uyguladıkları her 100 aşıdan 1’ini depoya teslim etmeleri sağlanmalı ki benim gibi birileri gidip forensik inceleme yapabilsin, bu viyallerde ne var ne yok görülebilsin. Yaşlılar ölmeye başladığında bu aşılarda ne kullanıldığını bilebilmemiz lazım çünkü.

Sonuç olarak, kesinlikle tehlikeli bir gen terapisidir bu ve yaşlı insanlara verilmemelidir.”

İngilizcesi:

Reiner Füllmich: “People say it’s not even a vaccination, it’s a genetic experiment. What do you think?”

Prof. Dolores Cahill:  

“Yeah, so it doesn’t really meet the criteria. But I suppose there are 3 waves of adverse events. Right? There is the adverse events which is more or less like anaphylaxis in the first week. The these vaccines shouldn’t be given in second dose. You know? So I know they’ve planned a lot of them as 2 vaccinations. But the real adverse events will happen, whatever the mRNA is in the vaccine, that when the person comes across that, it could be in February-March, 2021 or a year later, that would be when in the animal studies maybe 20%, 50% or all of the animals died. So I’m also saying that people over 80 who get these between the combination of the first adverse events, which is about 2.5 % in some vaccines, (1 in 40 people) adverse events 

where they’re not able to function or work or live life normally, the second vaccination it could be 1 in 10, but for the over 80 year olds, or 75 year olds, I would think that about 80% of them, 

will have life limiting adverse events or die, when they come across the mRNA again, and for others it’s hard to know, it could be half of the people  will be severely, and what it does is, this gene therapy or medical device is actually setting up, an autoimmune disease, chronically, that’s what it’s setting up, so it’s a bit like injecting peanuts, you know, but they don’t know what it is, and you come across sth and then you go into your adverse events. And the adverse events is you start this anaphylaxis first, the first wave, anaphylaxis, allergic reaction, the second wave, but the third reaction when you come across whatever the mRNA is against, you have stimulated your immune system to a low-grade auto-immune disease, not immunity, to yourself, because the mRNA is expressing a viral protein, you make yourself a genetically modified organism, so the immune system is meant to push the viruses out or the bacteria, but you actually see it in your body, in your cells, the autoimmune disease is attacking yourself low-grade, when you come across the virus, say-February-March, that stimulates the immune system to get rid of the virus, but then it suddenly sees that you have viral proteins in your cells and in your organs, your immune system attacks your own organs, you then after a about a week of that go into organ failure, because your immune system is killing your own organs, and those patients will present as sepsis initially for another week or two, and then will die from organ failure.

And while the elderly die, is that when you have one or more comorbidities, the energy that the immune system requires to boost your immune system will make them very tired, and exhausted, and then they just don’t have the capacity if they have underlying conditions for the immune system–well, you know normally, because this mRNA is in every cell of their body, it’s almost unstoppable because each time they destroy let’s say the heart, or the spleen, you know the lungs or the liver, the mRNA is expressing the protein in every cell, so, just as a solution what we urgently need ia a repository like every 1 in a 100, or 1 in 200 vials that are injected especially into the elderly in the care homes, they need to be stored in a bio-repository of the vaccine vials randomly, so that when the people start to die we can actually see what is in this vaccine, or we should be doing it now, so that– I am concerned that maybe there are multiple mRNAs in this vaccine and not just something for the corona. You know? We should be sequencing the mRNA, because if it was influenza as well or other viruses, we would be priming these people to the natural viruses that are circulating. So there needs to urgently be quality control, random, for doctors to be required to give 1 in a 100 to repository, and someone like me could forensically analyse what’s in these vaccine vials, so that when the elderly start dying, we will know, you know, we should be knowing now what’s in them.

So, it’s absolutely a dangerous gene therapy, should not be given to the elderly.”      

PUBLISH OR PERISH (YAYINLA VEYA MAHVOL) ÇİÇEK VE AIDS BAĞLANTISI

PUBLISH OR PERISH (YAYINLA VEYA MAHVOL) ÇİÇEK VE AIDS BAĞLANTISI

Muhterem okuyucular, bildiğiniz gibi çocuk sağlığı ve hastalıkları ihtisasımı Hacettepe ekolünün kurduğu Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapmak nasib oldu.

İlk başladığımda başasistan olup nöbet listesini hazırlayan, Allah selamet versin değerli ağabeyim Yakup Aslan, elime aylık nöbet listesini verdiğinde, listenin çömez kısmında adımın yukardan aşağıya 16 defa yer aldığını gördüm ve sordum, gün aşırı nöbet bu muymuş? Nöbet ertesi izinliyim değil mi? Hoh hoh diye güldü, ‘nöbetten sonraki gün de çalışmaya devam edeceksin’!

Anabilim dalı başkanımız ise o dönem ülkemizin en genç ve alımlı profesörü olan muhterem hocam Hilal Mocan idi ve başlıkdaki akademik kariyerin en mühim unsuru olan ‘Publish or Perish’ sözünü de ondan öğrenmiştim.

AŞILARLA HASTALIKLAR ORTADAN KALDIRILDI (MI?)

Bunları neden anlatdığıma gelince, yıllardır, aşıların nasıl olup da yenidoğmuş bir bebeğe daha anasını emmeden yapıldığının akademik arka planını okurken, karşıma çıkan ve aslında koca bir yalandan başka bir şey olmayan ‘AŞILARLA HASTALIKLAR ORTADAN KALDIRILDI’ aforizmasıdır.

Bu cümlenin arkasından hiç bir referans verilmez, örnek olarak da sadece çiçek hastalığı verilir.

Çiçeğin sadece 20. Asırda 300 milyondan fazla insan öldürdüğünü bizatihi hadisenin kahramanları olan Koprowski ve Henderson tarafından uydurulmuş dur (1). Wiki’deki o meş’um resimdeki (Resim) bahtsız Bangladeş’li müslüman çocuk kuvvetle muhtemeldir ki bir interferonopati olup, Fenner’in kitabında (2) okuduğumu ve eradikasyon programı için uygulanan aşıdan sonra gelişdiğini anlatsam herhalde inanmazsınız (linkde pdf’si var).

Resim: Çocuğun bütün vücudunu kaplayan çiçek lezyonlarına rağmen, malnutrisyon ve ateş emaresi dalgınlık görünmüyor.

Esasen bir akademisyen olarak konuyu iyice tekamül ettirip öyle kaleme almayı düşünüyordum, ama gidişat benden evvel bombanın patlayacağını hissettiriyor, bu sebeple perish yerine publish’i tercih edip bu yazıyı dikkatinize sunuyorum ya nasib! Bu noktada 2120 civarında kıyametin kopacağını iddia eden arkadaşlara naçizane hatırlatmak isterim, gaybı yalnız Hz. Allah cc bilir.

Biliyorsunuz bir yılı aşkın bir süredir, tarihde daha evvel hiç yaşanmamış bir salgın ve buna bağlı sosyoekonomik hadiseler yaşanıyor. Evvela ard arda SARS, MERS, ZIKA, H1N1 gibi salgınlardan sonra bu defa daha ciddî bir etki husule getiren SARS-Cov-2 sebebi ile evlere kapanmak zorunda kalındı.

Haziran 2020’de de Dünya Ekonomik Forumunda ‘Great Reset-büyük sıfırlama’ gündeme getirildi (3). Bir taşla kuş katliamı yapmayı iyi bilen bir mekanizma mazlumları daha da ezerek borçlarını sıfırlamayı açıkça bu salgın yardımı ile yapılacak herhalde.

ABD’de çalışan Türk kökenli bir virologun SARS-Cov-2’de insan eli ile HIV sekansı konulamayacağını iddia ettiğini de görünce de iyice canım sıkıldı. Değerli okuyucular şu anda biyoteknolojinin ulaştığı yeri tahayyül bile edemezsiniz, virüs mühendisliği buna tipik örnektir (4).

ÇİÇEK (SMALLPOX)

Gelelim daha evvel de bahsetmek istediğimi yazdığım Smallpox yani kadîm ‘çiçek’ hastalığına!

Baltimore tasnîfine göre bir dsDNA virüsü olup tehlikeli olan tipi variola’dır (majör), minoru diğer poxvirüslar husule getirir, ve umumiyetle virüs tiplendirmenin yapılamadığı eski zamanlarda salgınlar minör tipinde idi (5). Jenner’in meşhur aşısı ise cowpox/horsepox, tetanoz ve diğer pek çok şeyin karışımı bir çorba idi (6).

Bizatihi kanun zoru ile uygulanan aşının bilhassa İngiltere’de çiçek salgınları yaptığını daha evvel yazmıştım, Osmanlı döneminde kazıklı humma denilen tetanozun da muhtemelen ilk defa çiçek aşılarından sonra görülmesi de, aşı denilen çorbaların insanlara uygulanmasından kaynaklanmada idi (6, 7).


Mikrop Avcıları

Burada kısa bir parantez açalım; altı numaralı kaynak ülkemizde unutulmuş bir kitaptır. ‘Mikrop Avcıları’ 1926’da mikrobiyolog Paul de Kruif tarafından 13 meşhur mikrop kâşifinin hikayesi anlatılmaktadır, son bir kaç tanesini yazar şahsen tanıdığını yazmışdır. Bu kitaptan yeni haberim oldu ve hemen okudum. Aşı çorbasını (!), meşhur Pasteur ve Koch’un aşı denemelerinin kötü neticelerini vs okuyun, tavsiye ederim. Tabii kitabı ancak sahaflarda bulabilirsiniz.

Yazarın önemli bir hususiyeti ise, daha evvel Rockefeller Tıbbının hikayesini anlatmış olduğum yazılarda bahsettiğim meşhur Flexner raporunu yazan adamla çatışması neticesinde çalıştığı Rockefeller Institute’den istifa edip bu kitabı kaleme alması (8,9). Acaba müteveffa, Landsteiner ve polio hikayesinin aslını biliyor olmasın?

Kitabın ehemmiyetini ise ‘mikrobiyal moleküler patojenez’in babası kabul edilen Stanley Falkow’un mikrobiyolog olmasına yol açması göstermekdedir (10).

HENDERSON VE BREMAN

Meş’um Dünya Sağlık Örgütü (!) halen hayatta olan (92 yaşında, nasıl bu kadar yaşıyorlar acaba, Hayflick’e sormak lazım) elemanı Joel Breman’a yazdırdığı ve altına bizim haberimiz olmadan alıntı bile yapılamaz dediği ve dünya tarihinde ilk defa bir hastalığın eradike edildiği yani, kökü kazındı denilen yazısında eradikasyonun hikayesi anlatılmakda (11). İlginenlerin, bilhassa enfeksiyoncu ve mikrobiyologların (ki, onları ne kadar sevdiğimi yıllar evvel anlatmışdım (12)) okumasını tavsiye ederim.

Bu yazıda açıkça smallpox’un hayvan rezervuarı olmadığı, insandan insana geçdiğini, kronik taşıyıcılık durumu olmadığını, aşısının sıcakta dayanıklı olduğunu, hastaların kolaylıkla klinik belirtiler sayesinde takib edilebildiği için eradike edilme hedefine çok uygun olduğu belirtilmiş (11).

Daha mühimi 1967’de 131bin rapor edilmiş vaka (ölüm değil, ki bunların ekserisi varola minör olmalı) halbuki kendileri sadece o yıl için (tekrar ediyorum 1967 için) 10-15 milyon olduğunu tahmin ettiklerini söylüyor. Yukarda 20. Asır için 300 milyon ölü rakamını hatırladınız değil mi? Yılda 15 milyon vaka x 100 yıl= 1.5 milyar vaka, %30’u 300 milyon ölü, hesapları bu. Şimdi de makaledeki kesin rakamlara göre kendimiz hesaplayalım, hastalığın eradike edildiğinin iddia edildiği yıl 1980 olduğuna göre 80 yıl x 131000 vaka=10.480.000 total, azami %30’u ölmüş olsa (variola major) topu topu 3 milyon 144 bin gariban Afrika’lı eder. Yani karşımızda 100 kat şişirilmiş bir vâkıa var….

Makalede söz edilmeyen veri ise şu; toplam 300 milyon dolar mukabilinde 2.4 milyon aşı kullanılmış, Yani sadece 2.4 milyon insan aşılanmış ve bir aşının maliyeti 100 doların üzerinde (bugün 1000 dolar civarında) (13). Yine küçük bir hesap yapalım, transmisyonu önlemek maksadı ile kullanılan ring vaksinasyon için hastanın yakınındaki asgari 20 kişiyi aşılama gerektiğine göre (2), on yıllık programda toplam hasta sayısı 120bin civarında, %30’u toplam kesin ölüm sayısı 4600 civarında demekdir, ne kadar da bulaşıcı bir hastalıkmış!

Aynı makalede resimler çok kötü kalitede ve yerimiz mahdud olduğu için resimleri vermeden bahsetmek istiyorum, isterseniz bakabilirsiniz. Şekil 3’de; 1960’da vak’a sayısı 280475, 1974’de ise 218367 (küsuratı bile var) olarak verilmiş. Alınan örnek ve pozitif virüs sayısı ise şekil dörtte; 1967’de 182/74, 1977’de 3931/269 olarak verilmiş, alınan örnek artmış ama hiç düşme yok. Son vakanın görülme yılı da 1977 olarak veriliyor. İki sene beklenmiş ve ardından eradikasyon müjdesi verilmiş (11).

Olmayan bir hastalığı eradike etmek mümkündür tabii, rakamlar günümüzdeki PCR kepazeliğine ne kadar da benziyor.

Aslında bu konuda bir kitap yazılır, meğer yazılmamış iyi mi?

AIDS: THE CRIME BEYOND BELIEF

(AIDS, inanılmaz suç) (14).

Kanada’lı baba-oğul yazarların 2007’de yayınladıkları bu kitap hacimli, iyi bir araştırma ile yazılmış kaynak eser mahiyetinde ve acilen lisanımıza kazandırılması gerektiği kanaatindeyim.

Wikipedia’da yazar tafsilatlı bir şekilde anlatıldığı halde bu kitabından hiç bahsetmemesi dikkate değer (15). Baba Scott bir öğretmen, fakat, iyiliksever birisi olup, dejeneratif hastalıklar ve mikoplazma alanında kendini yetişdirmiş, hatta bir üniversiteye kabul edilmiş. Kitabın ithaf edildiği Harold W. Clark ise yaradılışçı (evrim aleyhdarı) ve yine mikoplazma konusunda uzman bir kişi (16). Yazarlar kitabı sunarken, evvela mikoplazmanın ne olduğunun anlaşılması gerektiğine dikkat çekiyorlar.

Mikoplazma ve Leonard Hayflick

İlk defa Hayflick tarafından yeni bir tür olduğu tescillenen, bilinen en küçük ve virüslerde olmayan self-replicating (kendini çoğaltma) hususiyetine sahip organizmadır. Kanser, otoimmünite gibi hastalıklara yol açabildiği gibi, hücre kültürlerinde ve aşılarda yaygın olarak bulaşık vaziyette bulunur (17, 18).

Hayflick ise halen 90 küsur yaşında olup, yine hala çalışan bir bilim adamıdır. Mikoplazmayı keşfetmesinden başka, hücreleri canlı olarak takîb etmeyi temin eden invert (ters) mikroskobu îcad etmiş, aşıların maymun böbreklerinde üretilmesi mecburiyetini ortadan kaldıran ‘insan diploid hücre kültürü WI-38’ (Wistar Institute 38. Deneme, isveçli bir kadının hücrelerini muvafakatini almadan üretmiş, diğer hücre serileri gibi bu da immortal-ölümsüz olup, bu kültürde üretilen aşıyı olan herkese o kadıncağızın DNA’sını ekmiş olursunuz), normal diploid hücrelerin ölümlü olduğu, ancak belirli bir sayıda bölünebileceği (Hayflick limit) gibi fevkalade mühim keşifleri var (17).

Mevzu-u bahis kitaba devam…

Baba oğul Scott’lar bu kitabda resmî belgelere dayanarak, olayları kronolojik şekilde ele alıp, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilmi, siyasi ve iktisadi imkanlarını kullanan bir yapının (Derin devlet?) gayet organize bir şekilde, DSÖ dahil pek çok kurumun belli bir hedefe yönelik olarak, 20. Asrın başından beri manipüle edildiğini anlatıyor. Oldukça hacimli olan bu kitabı burada özetlemek mümkün olmadığına göre, güvenilirliğini tesbit edip, konumuzla alâkasını vurgulamak kifâyet edecekdir ümidindeyim.

Çiçek (smallpox) virüsünün eradike edildiği palavrası ile ilgili olarak, DSÖ’nün (derin devlet) mutemet elemanı Donald Ainsle Henderson’un bu görev için bilhassa yetiştirildiğini, bunun denemesinin Punta Gorda’da sivrisineklerle nörolojik bir salgın çıkarılması ile başarıldığını anlatıyor (sayfa 227-231).

Mutemedin Punta Gorda’daki nöromiyasteni salgını ile ilgili makalesini okuyabilirsiniz (19).

Bu eradikasyon bahânesi ile herşeyden habersiz Afrikalı’lar üzerinde Kissinger’ın NSSM 200 (National Security Study Memorandum) mucibince nüfusu kontrol maksadı ile denemeler yapıldığını söylüyor (Sayfa 261). Acaba doğru mu?

Henderson’la muhtemelen aynı ekipten olan ve yine 96 yaşında ölen Hillary Koprowski’nin Afrika’da 1950-1961 yıllarında polio aşısı çalışmalarının AIDS ile bağlantısı iddiası bilinmektedir (20).

Yine muhtemelen aynı ekipten (NIH bağlantısı sebebi ile), aynı yıllarda, aynı kıtada Nobel ödüllü PEDOFİL Carlton Gajdusek uydurma Kuru hastalığını araştırırken Simian virüs ile AIDS bağlantısını keşfetmiş (21).

Rockefeller Enstitüsü’nün araştırmacılarından Bijorn Sigurdson’un 1940’larda keşfettiği Visna virüs (daha sonra Simian immunodeficiency virüs adı verildi)’ün mikoplazma ile entegrasyonunun yine aynı ekipten Robert Gallo’nun (1984’den beri NIAID’nin başkanlığını yapan, bugün ki SARS-Cov-2’deki tutumu tepki çeken Dr. Anthony Fauci’nin yakın arkadaşı) 1980’de AIDS etkeni olduğu ileri sürülen HIV retrovirüsünü keşfettiği ilan ediliyor (Luc Montaigner ile çekişmesi de ilginç) (22). ‘Patient Zero’ ile de 1984’de AIDS salgını patlak veriyor, üstelik muhtemelen hepatit B virüsünün ortaya çıkması ve homoseksüalite ile de alakası buradan geliyor (23).

Simian maymun anlamına geliyor, hatırlayın insan diploid hücre kültürü WI-38’den evvel aşılar nerede üretiliyordu, maymun böbreğinde mi, duyamadım?

Kitapda ABD’nin ilk katolik başkanı olan John Fitzgerald Kennedy’ye yapılan suikastın da yine bu biyolojik silahların üretilmesi ile ilgili projeleri kabul etmediği için yapıldığı da anlatılıyor, CIA ‘in Special Virus Cancer Program (SVCP)’ının ancak suikastden sonra Lyndon Johnson’ın başkan olması ile hayata geçirilebildiğini belirtiyor. Suikast ne zamandı? Eradikasyon programının tekrar başlatıldığı 1963 de mi? Kızamık ve hemen ardından kızamıkçık aşısı dünyada ilk defa ABD’de hangi yılda başlatılmıştı, 1963 olmasın? SVCP ile ilgili bilgileri linkdeki çalışmadan bulabilirsiniz (24).

Kennedy suikastine karışan David Ferry’nin, zamanın en meşhur kanser araştırmacısı Dr. Mary Sherman cinayeti ile alâkası ne idi? Dr. Sherman’ın kanser yaptığı bilinen SV40 (yine simian virüs) ile bulaşık polio (unutmuş olabilirsiniz çocuk felci) ile bağlantısı ne idi. Patronu Dr. Alton Ochsner’in kendi torununa verdiği polio aşısı ile ölümüne yol açtığı doğru mu idi (25, 26).

Merak ediyorsanız verdiğim kaynakları tek tek kontrol edin lütfen….

Yalnız dikkat edin, sonra size ‘Aşı Karşıtı’ (ne demekse) demesinler!

Son bir not, SARS-Cov-2 virüsü ve aşısından bilerek veya bilmeyerek yeterli sonuç alamadıkları, bu ikisi ile elde ettikleri immün sistem etkilerini kullanarak, elde bulundurdukları variola major (Ölümcül çiçek) virüsünü de yaymayı deneyebileceklerini, muhakkak ve tez zamanda Millî İstihbarat Teşkilatı’na bağlı Tıbbi İstihbarat ve Takib birimi teşekkül edilmesi gerektiğini acizane hatırlatırım.

(1) https://en.wikipedia.org/wiki/Smallpox
(2) https://apps.who.int/iris/handle/10665/39485
(3) https://en.wikipedia.org/wiki/Great_Reset
(4) https://en.wikipedia.org/wiki/Synthetic_virology
(5) https://en.wikipedia.org/wiki/Smallpox
(6) Mikrop avcıları, Paul de Kruif, Milli Eğitim Yayınları, İstanbul 1951.
(7) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3371778/
(8) https://lilliputian.me/2020/03/virus/
(9) https://lilliputian.me/2018/03/immunogenetik-ve-tarihi-acidan-asi-illuzyonu-prof-dr-alisan-yildiran/
(10) https://www.the-scientist.com/the-nutshell/stanley-falkow-father-of-molecular-microbial-pathogenesis-dies-36365
(11) https://apps.who.int/iris/bitstream/handle/10665/67099/WHO_SE_80.156.pdf
(12) https://ahmetrasimkucukusta.com/2015/07/14/misafir-yazar/mikrobiyolog-ve-enfeksiyonculara-gozumuz-gibi-bakmaliyiz/
(13) https://www.bbc.com/news/world-us-canada-37149900?ocid=socialflow_twitter
(14) https://www.amazon.com/AIDS-William-L-C-Scott/dp/1425141579
(15) https://en.wikipedia.org/wiki/Don_Scott_(Ontario_author)
(16) http://www.ra-infection-connection.com/HWClarkMemorium.htm
(17) https://en.wikipedia.org/wiki/Leonard_Hayflick
(18) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC441270/
(19) https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/13587882/
(20) https://en.wikipedia.org/wiki/Hilary_Koprowski
(21) https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27640332/
(22) https://en.wikipedia.org/wiki/Simian_immunodeficiency_virus
(23) https://en.wikipedia.org/wiki/Gaëtan_Dugas
(24) https://www.google.com/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=&ved=2ahUKEwiptJ-088vuAhWMw4sKHTQ3BDsQFjAEegQIBhAC&url=https%3A%2F%2Fhistory.nih.gov%2Fdownload%2Fattachments%2F1016824%2FSpecialVirusCaPrgm.pdf%3Fversion%3D1%26modificationDate%3D1550592737422%26api%3Dv2&usg=AOvVaw0v1b6qoR2A7QxKy2IK0I4w (Sayfa 214).
(25) https://medium.com/@yanartas/yanartaş-dipnot-tekerrür-1-2094e7e7553e
(26) https://en.wikipedia.org/wiki/Alton_Ochsner