Virolojinin Gözler Önündeki Büyük Sırrı – İzolasyon Yalanı

Virolojinin Gözler Önündeki Büyük Sırrı – İzolasyon Yalanı

Sahte tanı kitleri, pandemiye özel hukuki altyapısı ve simülasyonlu tatbikatı seneler öncesinden hazır edilmiş Covid-19 adı verilen sahne şovunun grafik tasarım ürünü, “Mr. Spikey” Sars-CoV-2 virüsünü tek başına ortaya koyup gösterene verilecek para ödülü 1 milyon Avro‘ya çıkmış durumda.

“Kanıta Dayalı Bilim”, “Bilime Dayalı Tıp” icra edildiği iddiası ile küresel dikta rejiminin silahı haline dönüştürülüp namlusu insanlığa çevrilmiş, toplu kıyımların öncelikli aracı halindeki sistem “tababeti”, en önemli “kanıt”ı kamuoyuyla paylaşmaktan ısrarla kaçınmakta?

Neden?

Üzerine küresel aşı endüstrisini inşa ettikleri zayıf halka virolojinin kağıttan kulesi tek fiskeyle yıkılmasın, insanlar bedenlerine “hayat kurtarıyor” diye yalan ve yanlış iddialar eşliğinde doluşturulan biyolojik ve kimyasal silahları sorgulamaya ve reddetmeye başlamasın diye olabilir mi?

Dr. Sam Bailey

Sitemizde geniş alıntılarla yer verdiğimiz ‘The Virus Mania’ kitabının yazarlarından Yeni Zelandalı Dr. Sam Bailey virolojinin sırlarla dolu dünyasına bizler için ışık tutuyor. İzleyelim, sonra hep birlikte şu sorular üzerine kafa yoralım:

“Bu büyük yalan ilk defa mı söylenmiş?”

“Acaba izole edilip varlığı ispatlanmamış olan diğer hangi “virüs”ler var?”

“İzole edilip tek başına ortaya konulmamış bir partikülün hastalık yaptığına nasıl kanaat getirmişler ve hatta acaba ispatlamışlar mı?”

“Ortada fail olarak ne virüs, ne de bunun herhangi bir kişiyi hasta düşürmüş olduğuna dair deneysel bir ispat yokken, birileri tam olarak neden aşısını yapabiliyor olabilir?”

Jenner zamanının pislik yuvası, cerahat toplamlarını kola kazıyarak çiçek pandemisi bitirdiği gibi ispatsız bir savdan hareketle takvime virüs aşıları doluşturan egemen tıbbın, basit kızamığı, su çiçeğini neredeyse %100’e yaklaşan çoklu aşılanma seansları ile 60 yıldır bir türlü bitirememesini, acaba ortada hastalık etmeni olarak bir “kızamık virüsü” olmaması açıklıyor olabilir mi?”

“Sevgili çelimsiz copy-cat skeptik oyunbozanların tüm dezenformatif çabalarına rağmen, Alman Robert Koch Enstitüsü’nün ortada kızamık virüsü filan olmadığını mahkemede kabul etmek zorunda kalmış olması gibi bir hakikat ortada apaçık dururken, insan beyninin gerçekleri algılamada bunca zorlanmasını “bilim” nasıl açıklar?”

Sorular çeşitlendirilebilir, gerçeklere gözlerini yeni yeni açmaya başlamış olanlar için tavşanın kazdığı çukur dipsizmiş gibi gelebilir.

Brace yourselves, and let’s dive in!


Bu dönemin en yanlış anlaşılmış konseptlerinden biri de ‘ virüs izolasyon’ konusu sanki.
Bu işin aslı nedir diye her hafta biri çıkıp sormazsa olmuyor, ki haklılar da.
Çünkü bilim literatüründe bile işler içinden çıkılmaz halde resmen!
Bu video ile konunun modern ve tarihi birtakım yönlerini ele alacağız ve İZOLASYON ile İZOLAT terimlerinin insanların zannettiği manaya neden GELMEDİĞİNİ anlatacağız.
Bir virolog çıkıp, “virüsü izole ettik” dediğinde bir katiyet anlarız bu cümleden
ve önünü ardını soruşturma gereği görmeyiz.

Virolog ve bilimcilerin NE YAPTIKLARINI BİLDİKLERİNDEN DE PEK EMİN DEĞİLİM ARTIK.
Gazetecilerden de bu ayrıntılarda gizli açıkları yakalayıp yüzlerine vurduğu vaki değil tabii.
Şöyle nadir örnekler dışında tabii….
-Kaliforniya Teknik Üniversitesi’nden Prof. D. Baltimore-\N”Virüsü şöyle izole edersiniz, ıııhhh….aaaah”

Sağlık Kanalı Parmak Uçlarınızda
Dr. Sam Bailey

Bir defa önce ‘virüs’ nedir, bunu bir tanımlayalım.
Enfeksiyöz minik bir partiküle deniyor bu, içinde de DNA veya RNA şeklinde genetik materyal bulunuyor.

Önceki videolarda da anlattığım gibi, bugün Covid için kullanılan PCR testlerinin YALNIZ BU virüsün RNA bölümlerini yakalayıp buluyor olması lazım!
Fakat bu testlerin verdiği sonucu GEÇERLİ kabul etmeden ÖNCE, mevzubahis RNA’nın VİRÜS partikülünün İÇİNDEN çıkmış olduğundan emin olmamız gerekir.
Niye? Çünkü virüsler birtek HÜCRE İÇİNDE çoğalmaya gidiyor malum, ancak hücre içi ZATEN DÜNYANIN GENETİK MATERYALİ ile dolu durumda.
O yüzden önce bunları bi’ birbirinden AYIRMAK lazım, yoksa elinizdeki karışımda NE VAR, BİLEMEZSİNİZ.
VİRÜS İZOLASYONU işte BU noktada devreye giriyor.

Ancak ufak bir SÜRPRİZ de bizleri bekliyor…

Viroloji jargonunda bu noktada epey bir “anlam karmaşası” olduğunu görüyorsunuz.

“İzole edilmiş” kelimesinin kökü Latincedeki “insulatus”a uzanıyor; “ada haline getirilmek” manasına geliyor bu da.
Bu terimlerin bugün anlaşıldığı hali neymiş, sözlükten bir de ona bakalım.
Son zamanlarda birçok insan kelimenin İLK manasını birinci elden deneyimlediler biliyorsunuz;
[İzolasyon: Kişiyi mutsuz kılacak şekilde yalnız başına kalma hali, TECRİT.]
Resmi statünüz “MAHPUS” olmasa da, yaşanılan buydu.
Velhasıl, “izolasyon”un manası, başka şeylerle bağlantısı kalmayacak şekilde bir şeyi ayırmak, ayrı tutmak demek.

O zaman, bu tanımdan hareketle, bir mikroorganizmanın (VİRÜS) izolasyonu (tecridi)
dendiğinde de, bunun DİĞER BİYOLOJİK MATERYALDEN AYRILARAK
TEK BAŞINA ortaya konmuş olduğu manasına geldiğini düşünürüz.
Sözlükten “İzole etmek” fiilinin manasına baktığımızda da, Kimya ve Bakteriyoloji’de bunun
‘bir madde yahut mikroorganizmanın [başka şeylerle] KARIŞIK OLmayan, SAF HALİYLE ortaya konması’ şeklinde tanımlandığını görüyoruz.

‘İsim’ olarak kullanımına baktığımızda da, “sözgelimi üzerinde araştırma yürütülmek amacıyla,…”
“…diğerlerinin yanından alınıp ayrı tutulan, tecrit edilen kişi, varlık veya grup halinde birileri/bir şeyler,” demek bu.

Gelgelelim, VİRÜS özelinde bu İZOLASYON kelimesi tam olarak ne manada kullanılıyor diye araştırmaya giriştiğinizde, ortada tanımı net bir terminoloji dahi olmadığını görüyorsunuz.

Hatta “VİROLOJİNİN MİNİK SIRRINA GİRİŞ” niteliğinde bir ders gibi de düşünebiliriz bunu.
2020 yılı, çok daha fazla insanın virolojinin TERİM VE TEKNİKLERİNİN farkına varmasıyla
sorunun iyiden iyiye görünür hale geldiği yıl oldu.

“Siz bokyedibaşılar gelip de burnunuzu sokana kadar gayet iyi götürüyorduk işi.”

Problemlerden bazılarına işaret etmek için viroloji profesörü Vincent Racaniello’dan alıntılar yapacağım.

“Virüs” adı verilen yapıların temel prensipleri ve hastalık yapıp yapmadıkları konusunda GÖRÜŞLERİMİZ
Prof. Racaniello’nunkinden KESİNLİKLE AYRILIYOR, keza kendisi ortodoks bilimsel görüşten,
yine de, diğer virologlara kıyasla kendisinin ifadelerini kendi içinde daha tutarlı buluyorum.
İlmi açıdan temel görüş ayrılıkları ve şahsi kanaatlerimizdeki farka rağmen kendisinin görüşlerini önemsiyorum. MÜESSES VİROLOJİ’nin TEORİLERİ nedir, öğrenmek isteyenler kendisinin çalışmalarını takip edebilir.

Lâkin, şimdi göreceğimiz gibi, söz “VİRAL İZOLAT”tan açıldığında profesörün bile ifadeleri çözülmeye, dağılmaya başlıyor.
Profesörün terminoloji ve günümüzdeki kullanımı ile ilgili açıklamasına bakalım:

Prof. V. Racaniello’nun 2021 tarihli açıklaması:

“Virüs konusuna kafa yormaya başlamış birçok insan bakıyorsunuz pek de aşina olmadıkları ‘izolat’, ‘varyant’, ‘suş’ gibi terimleri kullanmaya başlamış.”

Racaniello, viroloji alanında çoğu zaman doktor ve akademisyenlerin, nüfuzlu üstlerinden duydukları, ancak kendi içinde bir tutarlığı dahi olmayabilen terimleri alıp papağan gibi tekrarladıklarından bahsediyor.
Diyor ki: “Maalesef “SUŞ”, “VARYANT” ve “İZOLAT” terimleri için VİROLOJİ CAMİASINDA üzerinde herkesçe uzlaşılmış TANIM bulunmamakta.”

“ÇOĞU VİROLOG DA BAŞKALARI NASIL KULLANMIŞSA ONU KOPYA ETMEKTEN ÖTEYE GEÇMİYOR.”

İlginçtir Racaniello, yazarı olduğu ‘VİROLOJİNİN PRENSİPLERİ’ başlıklı DERS KİTABInın 4. baskısında bile,
diğer eşyazarlar da dahil olmak üzere hiçbirinin bu terimlere açıklık getirme zahmetine girmemiş olduğunu belirtiyor.

İleriki baskılarda yapmak isteyebilirler belki??!

Ortada KOCA bir problem olduğu sanırım bu noktada bile anlaşılıyordur.
Bilim dilinin son derece NET ve KATİ olması gerekir.
Mesela ‘havacılık ve uzay mühendisliği’ dalında bilimcilerin “ivmelenme” gibi mühim terimlerin manasını
“havada bırakması”nı isteyemeyiz hiç, öyle değil mi?

Geçtiğimiz yıl şu malum virüsü “izole ettik” diyen birçok yayın yapıldı biliyorsunuz.
Sosyal medya alanlarının bekçisi “bilgi doğruyucular” ve yardakçı sistem medyası da,
VİRÜS İZOLE EDİLMEDİ diyen olsa olsa “KOMPLO TEORİCİSİ”dir bildirimlerini yaymaya başladı.
Oysa, daha “İZOLASYON” teriminin bilimsel olarak NE MANAYA GELDİĞİ bile belli değil ve “komplo teroricileri”ni hedef alan öfkeli mesajların sahipleri de, “izole edildi” dendiğinde neyin kastedildiğini bilmeyenlerden oluşuyor gibi duruyor.

Birlikte kitap kaleme aldığımız gazeteci Torsten Engelbrecht de, sözkonusu virüsü dünyada ilk bulan, izole eden biziz iddiasıyla yayın yapmış yazarlarla iletişime geçerek numuneleri “saf haliyle” ortaya koyup koymamış olduklarını sormuş bulunuyor.

Bulgularımız, “Virus Mania” kitabının güncellenmiş son baskısında yayımlanmış durumda.
Çoğunuzun bildiği gibi, bu yayınları yapanlar arasından “evet, VİRÜSÜ SAF HALİYLE ortaya koyduk,” diyebilen KİMSE ÇIKMADI.

“İzole etmek” fiilinin sözlük anlamına geri dönecek olursak, “bir madde yahut mikroorganizmayı başka bir şeyle karışmış olmayacak şekilde, saf haliyle ortaya koymak”tı manası.
İnsanların aklı bu yüzden karışmış durumda işte, çünkü “virüsü bulduk” diyen viroloğun kasdettiği ile bizim anladığımız BAMBAŞKA şeyler.

Sonuç şu ki, BAŞKA BİR ŞEYLE KARIŞMIŞ HALDE OLMAYAN, SAF HALİYLE BİR BAŞINA DURAN VİRÜS İŞTE BURADA DİYEBİLEN KİMSE YOK.

Bu “izolasyon” kelimesinin bir öyle bir böyle kullanıldığı fark eden başka araştırmacılar da var.
2020 ortasında bizim burada, Yeni Zelanda’da basın, Otago Üniv’den Prof. Quinones-Mateu’nun
SARS-CoV-2 virüsünü kültürde çoğaltıp RNA’sını (genetik materyalini) izole etmeyi başardığını yazdı mesela.
Oysa Kanadalı araştırmacı Christine Massey ve Yeni Zelandalı Michael Ess Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince dünya genelinde bu açıklamayı yapan tüm sağlık kurumlarına başvuruda bulunuyorlar
ve bu ekip Otaga Üniversitesi’ne aynı RESMİ sorguyu yönelttiğinde, üniversite kendilerine, var olduğu öne sürülen virüsün SAF halde ortaya konmuş olduğunu belgeleyen herhangi bir bilimsel çalışma kayıtlarının BULUNMADIĞINI söylüyor.

Bakalım arapsaçına dönmüş bu işi, bizzat ortodoks bilim temsilcisi hale yola koyabilecek mi diye
sözü yine Prof. Racaniello’ya bırakıyoruz..
Diyor ki: “Enfekte konakçıdan izole edip kültürde çoğalttığımız virüse, izolat diyoruz…”
“…numuneyi hücrelere koyup kültürlüyoruz, virüs çoğaltma/üretim işini böyle yapıyoruz…”
“…virüsü böyle çoğalttın mı, izolatın hazır demektir.”


Nasıl yani?!! Herkes ortadaki bariz problemleri görebiliyor, değil mi?
Yani diyor ki profesör, biri bardağa aldı tükürdü, o tükürüğü alıp hücre kültürüne koydunuz mu, “virüsü izole etmiş” oluyorsunuz??!
Bu izolasyona filan HİÇ benzemiyor!

Çünkü elimizde [hastadan alınmış] numuneler ile kültür vasatları [besiyeri, kültür ortamı] var,
ve şayet SAFLAŞTIRMA yapmıyorsanız da her ikisinde de TÜRLÜ MADDELER CİRİT ATMAKTA demektir!
Bu konuya istinaden Virus Mania kitabında, Nobel ödüllü virolog Françoise Barré-Sinoussi’nin görüşlerine yer verdik.
Diyor ki, “Dünya kadar şeyin olduğu bu bulaşık ortamdan virüsü çekip çıkarmanız lazım.”

Prof. Racaniello sonra diyor ki,

“…ekseriya solüsyondaki bu nazofarenks sürüntüyü alıp, hemen buradan genom dizileme işlemine geçiyoruz, ve esasen elimizde FİZİKSEL olarak (izole edilmiş) VİRÜS de OLMUYOR ki bu nokta ÇOK ÖNEMLİ.”

Pekala, muazzam bir İTİRAF gelmiş oldu profesörden:
“İzolat” dedikleri bu şeylerin çoğunda aslında bulunanın, hastadan alınmış HAM materyaldeki (numune) gen dizileri olduğunun itirafıdır bu!!

Ne yazık ki, Prof. Racaniello’nun terminolojide gözettiği disiplin, şu sözlerle birlikte göçük altında kalıyor:
Burada görmüş olduğunuz şeyin, SARS-CoV-2 “izolatları”nın 4000 küsür gen sekanslık filojenik ağacı olduğunu söylüyor.
Ardından, gafı telafi etmek için diyor ki,

“…noktalar, ilintili bir İZOLAT olsun olmasın, kaydedilmiş münferit gen dizilimlerini temsil etmekte…”

Ortadaki devasa problemi görebiliyor musunuz?

Ortamdan NÜKLEİK ASİT DİZİLERİ çıkmış olması bunların VİRÜSE ait olduğunu göstermez!

Hatta profesör 2017’deki blog yazısında bunu bizzat kendi de ifade ediyor:
“Birçok laboratuvar virüs geni var mı diye PCR cihazı ile analizi tercih ediyor.”
“Kabul edilebilir bir teknik bu da, fakat kısıtlı yönleri anlaşıldığı müddetçe -“
“-bu cihaz nükleik asit [DNA-RNA] bulmaya yarıyor, enfeksiyöz virüs [partikülü] değil.”

Profesörün daha dar tuttuğu “izolat” tanımlamasını da baz alsak, hâlâ karışım halindeki kültür ortamı sözkonusu ve izolattan kasıt hâlâ saf halde ortaya konmuş virüs değil.

Yayımlanmış bu 4000’i aşkın RNA dizisinden HERHANGİ BİRİNİN bile bir VİRÜSE ait olduğunu bilebilmenin İMKANI VAR MI?
Kim, nasıl belirliyor bunu?

SARS-CoV-2 virüsünün izole edilmiş, ona ait olduğu ileri sürülen genetik materyalin de o virüsten çıkarıldığını kanıtlayana verilecek para ödülünün 1 MİLYON AVRO‘ya çıkmış olduğunu da hatırlatalım.

E haydi virolog camiası?? İlginizi çekmiş olmalı bu meblağ, ne dersiniz??

Peki acaba terimlerin anlamlarını saptırarak kullanma işi virolojide yeni rastlanan bir şey mi?

1987‘de The Lancet tıp dergisi baş editörüne hitaben yazılmış ve yayımlanmış mektuba göre hayır.
Glasgowlu virolog Cea Meddaley ve Glasgow Üniversitesi’nden filolog CJ Kay, virolojide kullanılan dilin netleştirilmesi için birlikte bir çağrı yapıyorlar.
Şöyle diyorlar: “İzolat için saf kültürde çoğaltılmış bir mikroorganizma diyebiliriz ve
“böyle denince de (bilhassa virüsler için) genellikle çoklu pasajlama yapılmış olduğu anlaşılır,
“ve bu şekilde çoğaltılmış mikroorganizma artık ileri safha araştırmalarda kullanılmak üzere hazır hale gelmiştir,
“ve tüm bu süreçte kastedilen, hastadan alınmış organizmanın yalnız tek bir suşunun mevcudiyetidir.”
Kullanımdaki diğer saptama yöntemlerine istinaden de şöyle diyorlar:
“Bu tür testlerin verdiği pozitif sonuçtan hareketle [numuneye] “izolat” demek YANLIŞ olur,
zira bunlar [kültürde] çoğaltılmış DEĞİLDİR,
… ve başka organizmalardan ari oldukları da söylenemez.”

Yani, 40 küsür sene önce insanlar “İZOLAT” teriminin HATALI kullanıldığını söyleyip uyarmışlar da!
Ne yazık ki uyarıları dikkate alınmışa benzemiyor.

Bugün yapılan şeye EN İYİ HALDE, “DOLAYLI yollardan tetkik” denilebilir, elektron mikroskopisiyle de, SAF hale GETİRİLMEMİŞ numuneler çalışılmakta zaten.

PCR perdesinin ardındaki CV-19” adlı videomu izlerseniz, virüs genetik materyali “saptama testi” diye lanse edilen PCR ile ilgili problemleri öğrenebilirsiniz.

“Fotoğraf görüntüleri” konusuna da değinelim hızlıca…
Medyanın aklınızı çelmek için gözünüze soktuğu bilgisayar tasarımı görüntülerden bahsetmiyorum,
akademisyenlerin elektronmikroskobu ile aldıkları görüntülerden bahsediyorum.
O gördüğünüz tabii gerçek manada “virüs izolatı” filan değil, hücre duvarı yakınında toplanmış birtakım nanopartikülleri gösteren bir fotoğraf sadece.
Kültürdeki canlı hücreler gelişir, ömrünü tamamlayınca da bozulmaya başlar ve ölür.
Bunu yaparken de hücre yüzeyinden dışarı nano ölçekte farklı partiküller verir.
Bu partikülleri tanımlamada kullanılan eksozom veya hücredışı veziküller gibi terimleri duymuşsunuzdur.
Bu noktada, bu terimlerin de literatürde sabit bir kullanım şekillerinin olmadığını duymak sanırız şaşırtmayacaktır sizleri.

Bir türlü düzgün ismi konamamış partiküllerden bahsetmişken, tam da geçtiğimiz sene The Lancet‘te yayımlanmış şu müthiş makaleyi buldum bakın:
Elektron mikroskobu ile çalışan gruplardan bazıları, başka bazı grupları virüs fotoğraflamada SAHTECİLİK yapmakla suçluyor!

“Bu yayınlardaki görüntüler, belirsizliğe mahal olmayacak şekilde virüs olduğunun anlaşılmasını sağlayacak nano ölçekte yapı karakteristiklerinden yoksun birtakım partikülleri virüs partikülü olarak göstermektedir.”

Hmm… Hiçbir belirsizliğin olmadığı, net ve kesin VİRÜS gösterimi… Görmek istemez miyiz hiç??

Konumuza dönecek olursak, yüksek bilim icrası gerektiren böyle bir alanda belirsizliklerle dolu tüm bu terminoloji ne demeye düzeltilmeden bırakılmış olabilir ki?

Virologlar 100 yıldır virüs izole ettiklerini iddia etmiyorlar mı?
Bu terminoloji konusunu aydınlığa kavuşturmaya bunca gönülsüz olmalarının nedeni, dikkati zayıf noktalarına çekmek istememelerinden olabilir mi dersiniz?

Kelimenin GERÇEK manasıyla VİRÜS İZOLE ETTİKLERİNİ gösteren DOĞRUDAN KANIT BULUNMADIĞI anlaşılmasın diye mi bu çekimserlik?

Öyle ince dilimledim ki, gözle görülmüyorlardı resmen.
Gerçekten kestiğine emin misin?
Kesmişimdir diye farz ettim ben ama?

Doğuracağı sonuçlar ve uyandıracağı yankı bakımından muazzam önemli bir konu bu ve elbette gelecek bölümlerde bu mezuyu enine boyuna tartışıyor olacağız.

Konfüçyüs’ün ironi yüklü şu sözleriyle veda etmek istiyorum sizlere:

Kullandığın dil doğru değilse, ağzından çıkanla demek istediğin bir değildir;
Ağzından çıkanla demek istediği bir değilse, yapılması gereken yapılmadan kalacak demektir;
Eğer bu yapılmadan kalırsa, ahlâk çöker sanat yozlaşır;
Hak yerini bulmaz, adalet de şaşarsa, insanoğlu kafası karışmış öylece kalakalır.

O yüzden, muallak laf edilmemeli, anlam dümdüz verilmelidir. Bu, her şeyden önemlidir.

Bu sansür çağında sizlerden çalışmalarımı SubscribeStar kanalıma abone olarak desteklemenizi rica ediyorum.

Bağlantı, bu video altındaki açıklama bölümünde.

Dr. Sam Bailey

Yanlış Virüs Teorisi ve Anlamsız PCR Testi – Video

Yanlış Virüs Teorisi ve Anlamsız PCR Testi – Video

“Viroloji ve aşı bilmi tamamıyla tek bir önerme üzerine kurulu, o da virüslerin hasta edici, enfeksiyöz ajanlar olduğu”, demiştik sitemizdeki bir başka yazıda. Oysa ağdası tıbbın içindekiler bile bakmaya cesaret edemesin diye özellikle koyu tutulmuş jargonu, gözümüzle gördüğümüz gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmasa da dogma adına biat etmeye zorlandığımız temelsiz “teoriler” ve asılsız “varsayımlar” bütünü virolojinin şu an, gen ve bilgisayar teknolojileri ile girdiği dünyaevinin ortaya çıkardığı bilim-kurgu filminin sonu gelmeyen ve ancak bizim sonumuzu getireceği kesin bölümlerinin hiçbir söz hakkı olmayan figüranları durumundayız.

Akla yatkın açıklamaları reddetmeyelim.

Doğruları görmekten ve ifade etmekten çekinmeyelim.

Ezberlerimizi ya şimdi bozalım ya sozsuza dek susalım.

Virüs denilen genetik kod paketleri gerekli anlarda hücremizin yaptığı, vücudumuzun kendini savunma, temizleme, önlem alma ve hücreler-dokular-organlar-sistemler arası haberleşme sisteminin ulakları, mesaj kodları mı? Evet.

Adına ister virüs ister eksozom deyin, bunlar bizi iyileştirmek için var, hasta etmek için değil.

Bulaşmıyorlar; herkes kendi virüsünü (eksozomunu) kendisi yapıyor; gerektiği tipini yapıyor; anında uyarlıyor (kimileri buna “mutasyon” diyor); gerektiği miktarda yapıyor.

Gerçek manada virüs izolasyonu yapılıp, “virüs” tek başına alınıp herhangi bir canlıya tanıtıldığında hasta etmiyor. O yüzden virüsü illâ başka hayvan hücre ve dokuları ile birlikte, içine birtakım antibiyotikler, formaldehid, alüminyum gibi zehirler ilave edip vücuda tanıtıyorlar ki bağışıklık sistemi —virüse değil— bu zehirlere karşı görevini yapsın, alarma geçsin. Saf halde, yalın olarak bir virüs (eksozom) yapısının kimseyi hasta ettiği şu ana kadar ispatlanabilmiş değil.

Sitemizden virüs izolasyonundaki sorunları anlatan yazılar eşliğinde videoyu izlemenizi salık veririz.

.aude sapere.




Aşı Adjuvanı Alüminyum ile İlgili Yayın ve Görüşler

Aşı Adjuvanı Alüminyum ile İlgili Yayın ve Görüşler

Not: Bu bölüm, Türkçeye kazandırılmış olan Miller’ın Eleştirel Aşı Literatürü Derlemesi kitabından, yazar ve yayınevinin yazılı izni alınarak paylaşılmıştır.

miller_dizgi_son-II

Bu video, Amerikalı ünlü pediatr Bob Sears ve Immunıty Education Group tarafından hazırlanmıştır.

Altyazı için araç çubuğundan Türkçe’yi seçiniz.

Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.

Başta nanopartiküler alüminyum olmak üzere, bunun beraberinde aşı ile vücuda tanıtılan içeriklerin bedenimizde izlediği yol ve açtığı hasara dair tıbbi bilgilendirme için pediatr Larry Palevsky’nin Amerikan eyalet meclisinde verdiği ifadeyi dineleyelim.

Aşı Değil, Gen Terapisi!

Aşı Değil, Gen Terapisi!

Avukat Reiner Füllmich: “İnsanlar bu bir “aşı” bile değil, genetik deney diyorlar. Siz ne diyorsunuz?”

Prof. Dolores Cahill: 

“Evet, aşı kriterini karşıladığı söylenemez bunun, fakat aşıya bağlı olumsuz etkiler 3 dalga halinde gelecek bence: Birinci grup, aşılamadan sonraki 1 hafta içinde görülen anafilaksi tarzı olumsuz olayları kapsıyor, böyle bir durumda bu aşının ikinci dozunun verilmemesi gerekir. Birçoğunun 2 doz şeklinde uygulanması planlandı çünkü aşıların. Aşıda her ne mRNA kullanılmış olursa olsun, bu insanlar Şubat veya Mart 2021 veya bir sonraki yıl [ikinci doz aşıyla] bunu vücutlarına yeniden aldıklarında, esas olumsuz etkiler işte o zaman yaşanacak, çünkü hayvan deneylerinde görülen de oydu;

etmenle ikinci karşılaşmada hayvanların %20, %50’si veya tamamının öldüğü görülmüştü.

80 yaş üstündekilerden 1. dozda olumsuz etki yaşayacaklar bazı aşılar için %2.5 olarak belirlenmiş, yani her 40 kişide 1’i aşıdan dolayı çalışamaz veya normal hayatına devam edemez hale gelecek demektir.

2. aşılamada bu oran 10 kişide 1’e yükselebilir, fakat 80 veya 75 yaş üstündekilerin bu mRNA ile yeniden karşılaşmada %80’inin yaşam kısıtlayıcı olumsuz etki yaşayacağını yahut öleceğini düşünüyorum.

Diğer yaş grupları için bir şey öngörmek güç ama belki yarısı ağır yan etki yaşayacak.

Çünkü bu gen terapisi veya tıbbi cihazın yaptığı şey vücudunuzda kronik bir otoimmün hastalık yaratmak;

[fıstık alerjisine atıfla] fıstıkları vücuda enjekte etmek gibi düşünün bunu fakat tabii bilmiyorlar da enjekte edilenin ne olduğunu. Sonra gidip bir şeyle [virüs] karşılaştıklarında elbette olumsuz yanıt verecek vücut buna. Bu olumsuz yanıt da önce anafilaksi (yani alerjik tepki) ile başlayacak, ikinci dalgada da anafilaktik tepkiler görülecek ve fakat vücuda aldığın mRNA her neye karşıysa, bununla üçüncü karşılaşmada vücutta artık hafif şiddette otoimmün hastalık başlatmış olacaksın, bağışıklık kazanmakla filan alakası yok olayın.


Vücuda aldığın mRNA, virüs proteini yapmaya yarıyor ve sen genetiğiyle oynanmış bir organizmasın artık.

İmmün sistemin işi bulduğu virüs veya bakteriyi vücuttan atmak, oysa kendi bedenin, bizzatihi hücrelerin imal ediyor bu virüsleri artık ve yine kendi bedenin bu hücrelere savaş açmak zorunda şimdi ve hafif çaplı bir otoimmün hastalığa sahipsin artık. 

Şubat veya Mart gibi bu virüsle yeniden karşılaşman, immün sisteminin virüsten kurtulmak için uyarılmış olması demek. Oysa bakacak ki aynı virüs proteinleri senin hücrelerinde, organlarında cirit atıyor, immün sistemin eli mahkum, kendi organlarına saldırmaya başlayacak. 1 hafta içinde organ yetmezliğine girmen demek bu, zira kendi immün sistemin kendi organlarını öldürmekle meşgul. Bu durumu yaşayan hastalarda önce sepsis baş gösterecek, bir-iki hafta kadar bu tabloda kaldıktan sonra da organ yetmezliğinden ölecekler.   

Yaşlıların durumundaysa, zaten bir veya iki eşlikçi hastalıkları bulunduğundan bu insanlar immün sistemin randımanlı çalışması için gerekli enerjiye de sahip olmayacaklar ve vücutta süregiden tüm işlemlerden bitap düşüp, fizikman tükenecekler. Bedenlerinin her bir hücresi bu mRNA’yı taşıdığından gidişatı durdurmanın pek bir yolu da yok ve kalp, dalak, ciğerler, karaciğer … birbiri ardına iflas edecek bu mücadelede, çünkü vücudunda bu mRNA’nın protein yapmadığı hücren yok! 

İşte o yüzden acilen, özellikle de bakım evlerindeki yaşlılara vurulan aşı viyallerinden her 100 veya 200’ünden 1’ini alıp muhafaza edeceğimiz bir depo oluşturmamız elzem. Rasgele seçilmiş aşı viyallerini tutacak bir biyolojik depo gibi bir şeyimiz olacak ki, insanlar patır patır ölmeye başladığında açıp bakabilelim bu aşıların içinde tam olarak ne varmış. Hatta bunu şimdi yapıyor olmamız lazım, çünkü verilen aşılarda yalnız korona değil, birden fazla mRNA bulunuyor olabilir. Bilmem anlatabildim mi? Aşıdaki mRNA’nın dizilimini çıkarmamız lazım ki, tutup influenza (grip) veya başka doğal virüslerin genetik materyalini de koymuşlarsa aşıya, insanların immün sistemlerini dolaşımdaki diğer doğal virüslere karşı da uyarmış oluyorlar çünkü, bunu anlayabilelim. Hiç vakit kaybetmeden bir kalite kontrol sistemi oluşturulmalı, doktorların rasgele, uyguladıkları her 100 aşıdan 1’ini depoya teslim etmeleri sağlanmalı ki benim gibi birileri gidip forensik inceleme yapabilsin, bu viyallerde ne var ne yok görülebilsin. Yaşlılar ölmeye başladığında bu aşılarda ne kullanıldığını bilebilmemiz lazım çünkü.

Sonuç olarak, kesinlikle tehlikeli bir gen terapisidir bu ve yaşlı insanlara verilmemelidir.”

İngilizcesi:

Reiner Füllmich: “People say it’s not even a vaccination, it’s a genetic experiment. What do you think?”

Prof. Dolores Cahill:  

“Yeah, so it doesn’t really meet the criteria. But I suppose there are 3 waves of adverse events. Right? There is the adverse events which is more or less like anaphylaxis in the first week. The these vaccines shouldn’t be given in second dose. You know? So I know they’ve planned a lot of them as 2 vaccinations. But the real adverse events will happen, whatever the mRNA is in the vaccine, that when the person comes across that, it could be in February-March, 2021 or a year later, that would be when in the animal studies maybe 20%, 50% or all of the animals died. So I’m also saying that people over 80 who get these between the combination of the first adverse events, which is about 2.5 % in some vaccines, (1 in 40 people) adverse events 

where they’re not able to function or work or live life normally, the second vaccination it could be 1 in 10, but for the over 80 year olds, or 75 year olds, I would think that about 80% of them, 

will have life limiting adverse events or die, when they come across the mRNA again, and for others it’s hard to know, it could be half of the people  will be severely, and what it does is, this gene therapy or medical device is actually setting up, an autoimmune disease, chronically, that’s what it’s setting up, so it’s a bit like injecting peanuts, you know, but they don’t know what it is, and you come across sth and then you go into your adverse events. And the adverse events is you start this anaphylaxis first, the first wave, anaphylaxis, allergic reaction, the second wave, but the third reaction when you come across whatever the mRNA is against, you have stimulated your immune system to a low-grade auto-immune disease, not immunity, to yourself, because the mRNA is expressing a viral protein, you make yourself a genetically modified organism, so the immune system is meant to push the viruses out or the bacteria, but you actually see it in your body, in your cells, the autoimmune disease is attacking yourself low-grade, when you come across the virus, say-February-March, that stimulates the immune system to get rid of the virus, but then it suddenly sees that you have viral proteins in your cells and in your organs, your immune system attacks your own organs, you then after a about a week of that go into organ failure, because your immune system is killing your own organs, and those patients will present as sepsis initially for another week or two, and then will die from organ failure.

And while the elderly die, is that when you have one or more comorbidities, the energy that the immune system requires to boost your immune system will make them very tired, and exhausted, and then they just don’t have the capacity if they have underlying conditions for the immune system–well, you know normally, because this mRNA is in every cell of their body, it’s almost unstoppable because each time they destroy let’s say the heart, or the spleen, you know the lungs or the liver, the mRNA is expressing the protein in every cell, so, just as a solution what we urgently need ia a repository like every 1 in a 100, or 1 in 200 vials that are injected especially into the elderly in the care homes, they need to be stored in a bio-repository of the vaccine vials randomly, so that when the people start to die we can actually see what is in this vaccine, or we should be doing it now, so that– I am concerned that maybe there are multiple mRNAs in this vaccine and not just something for the corona. You know? We should be sequencing the mRNA, because if it was influenza as well or other viruses, we would be priming these people to the natural viruses that are circulating. So there needs to urgently be quality control, random, for doctors to be required to give 1 in a 100 to repository, and someone like me could forensically analyse what’s in these vaccine vials, so that when the elderly start dying, we will know, you know, we should be knowing now what’s in them.

So, it’s absolutely a dangerous gene therapy, should not be given to the elderly.”      

Bill Gates’in Kitap Tavsiyesi: “İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir” – Video

Bill Gates’in Kitap Tavsiyesi: “İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir” – Video

Önceki videolardan birinde Bill Gates’in yıllar önce herkese “İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir” diye bir kitap önerdiğinden bahsetmiştim.
Aradan geçen aylarda şu kitabı bir de ben okuyayım dedim.
Şok olacaksınız!
Hemen arka kapakta diyorki,

“Hilebazı kendi oyununda yenmek istiyorsan numaralarını öğreneceksin”

ve Darrel Huff da bu kitapta size tam olarak bunu öğretiyor.

Çarpılmış grafikler, taraf hatası yüklü örneklemlerden yanıltıcı ortalama değerlere kadar ajandası yahut satacak ürünü olan birinin ardına gizlenebileceği sayısız istatistiksel ayak oyunu var.

Atlantic’in yorumu şöyle:

“Yücelerin yücesi istatistiğe inancını yitirtmesi garanti, hoş bir yoldan çıkarıcı kitap bu.”

Bunu biz söylemiş olsak çoktan “komplo teoricisi” yaftası yemiş, Facebook’tan atılmış, sansüre boğulmuş, Instagram’dan kovulmuş, tıpkı şu an olduğu gibi gibi kariyerimiz yerle bir edilerek, hayatımız karartılmaya çalışılıyor olurdu. Fakat bunu diyen ben değilim, Gates’in herkes okusun dediği kitapta yazıyor bunlar.
Kitap birebir bugün yaşamakta olduklarımızı anlatıyor.
Fakat olay şu, burada anlatılanları bir bir yaparlarken kimse onları sorgulamasın istiyorlar. Bunun için de attıkları her adımın etrafına komünist rejim tarzı sansür ağı örüp olan biteni sorgulayan olursa da anında ortadan kaldırılması gereken kötü adam ilan ediyorlar.

Birkaç yıl önce Bill Gates neleri okumanızı istemiş, gelin kitaptan bir bakalım:

Diyor ki:

“1952’nin polio için tıp tarihindeki en kötü yıl olduğunu duymuşsunuzdur. Bundan iyi kanıt mı olur diye düşünebileceğiniz bir veriye dayanılarak yapılıyor bu çıkarım: Önceki yıllara göre o yıl polio vaka bildirimlerinde muazzam bir artış olduğundan bu sonuca varılıyor. Fakat uzmanlar bu rakamları incelediğinde olumlu sayılabilecek birkaç noktaya rastlıyor. Bunlardan biri, o yıl çocuk popülasyonda süseptibilenin yaş itibariyle zirve yapmış yıl olduğunun anlaşılması, yani hastalık görülme hızı aynı kalsa bile vaka sayısının rekor düzeye ulaşacağı belli. Bir başka faktör de, polio ile ilgili genel farkındalığın artmasıyla teşhis alanların sayısının artması ve hafif vakaların bile kayda geçirilmeye başlaması. Son olarak da, polio için sigorta şirketlerinin ödemeyi artırması ve Milli Yenidoğan Paralizisi Vakfı’nca polio vakalarına maddi yardım miktarının artırılmasıyla finansal teşvik durumunun ortaya çıkması. Tüm bu faktörler biraraya geldiğinde, polioda gerçek manada artış olduğu fikri şüpheli duruma düşmüş, toplamda kaydedilen ölüm oranları da şüpheyi doğrulamıştır.”

Tanıdık geliyor mu bu söylenenler size??
Elbette!
Devam edelim…

“Kesin bir dil kullanılarak bilirkişi edasıyla yapılan açıklamalar her nasılsa sağdunun önüne geçmeyi başarmıştır.”

Peki bu tanıdık geliyor mu?
Elbette! Devam ediyoruz…

“Suç herzaman salt tıp profesyonellerinde de değil aslında. Toplumsal baskı ile savsak ve aceleci gazetecilik, bilhassa talebin çok, istatistiksel arkaplanın da puslarla kaplı olduğu zamanlarda ekseriya ispatsız birtakım tedavilerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Birkaç sene evvelinin akın akın koşulan “grip” aşıları için de durum böyleydi, şimdinin antihistaminleri için de durum aynı. İşe yaramadığı görülmüş bu “çare”lerin bunca tutulmasına sebep ise, bahsi geçen rahatsızlığın güvenilmez doğası ve mantık fukaralığıdır. Bekleseniz, nezle/grip zaten kendiliğinden geçecek bir şeydir. Muğlak çıkarımlarla kandırılmaktan nasıl korursunuz kendinizi peki?”

TANIDIK GELİYOR MU?
Elbette.
Devam ediyoruz…

“Bazen örneklem [kişi] sayısı yansıtıldığı gibi olmayabiliyor. Birkaç yıl önceki bir polio aşı deneyi bu duruma şahane bir örnek. Tıbbi deney hiç fena sayılmayacak bir örneklem sayısına sahipti: bir kentteki 450 çocuk aşılanmıştı, kontrol olarak da 680 aşısız çocuk takibe alınmıştı. Çok geçmeden kentte salgın görüldü. Aşılanmış çocuklardan hiçbirinde bariz polio gelişimi gözlemlenmedi. Kontrol grubunda da polio geçiren olmadı. Bilimcilerin deneyi kurarken atladıkları, yahut anlamadıkları nokta, paralitik polionun [çocuk felcinin] düşük insidansıydı. Bu ölçekteki bir grupta normal koşullarda beklenecek polio sayısı zaten 2 iken, bu deneyden çıkacak sonucun hiçbir manasının olmayacağı daha başından belli.”

İyi de, hani istatistiki verinin doğruluğu tartışılmazdı?!
Bunu da bize alın bu “İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir” kitabını okuyun diyenler söylemiyor mu?
Ama kitap kaç onyıl önceden bize, istatistikle nasıl bir güzel yalanlar söylenebileceğini anlatıyor?
Bu yıl yaşanan şey de aynen bu ama siz kalkar bakın böyle böyle istatistiki yalanlar söyleniyor derseniz satılık medya, satılık sağlık endüstrisi bürokratları ve rüşvetçi ilaç tekelleri için 1 no’lu düşman oluveriyorsunuz.

Bu sene sıraladıkları bariz yalanlardan biraz örnek vereyim.
Bunu ta Mart ayınca vermiştim mesela…
WHO başta ne dedi? Virüsten ÖLÜM oranı %3.4 (!) dedi.
%3.4 ne demek?! Korkunç yüksek bir oran! Ancak başkan Trump bile bunun yanlış olduğunu anlayacak aklı selime sahipti.
Ne oldu? Medya saldırıya geçti; “Trump koronavirüsten ölüm oranının %3.4 olduğunu sanmıyormuş” diye dalga geçtiler. Benim gibi insanlarla da dalga geçip sansürlediler…
Fakat oran elbette yanlıştı. Niye?
O zaman daha yaygın şekilde test filan yapılmıyordu. Doğru dürüst kimseyi test etmeden ölen kişi sayısına baktığında rakam çok yüksekmiş gibi görünür. Fakat test edilenlerin sayısı onmilyonları bulduğunda ve bulunan asemptomatik vaka sayısı artmaya çıkmaya başladığında haliyle, [ölüm] oran[ı] da düşer.
Yani ölüm oranı hiçbir zaman “3.4” filan olmadı; bunu ben de biliyordum, Trump da, başka bir çok insan da…

Ve fakat, sosyal medyamızla arasından su sızmayan WHO kalktı İSTATİSTİKLE bize YALAN SÖYLEDİ.

Telaffuz ettikleri ölüm oranı gerçek rakamın çok üstünde; basit matematikle gayet görülüyor bu.
Lakin artık dediklerini sorgulamana dahi izin yok!
Tıbbi sıkıyönetimin hakim olduğu komünist rejimle idare ediliyoruz resmen.
Ülkeyi mahvetmeye çalışıyor adamlar, siz de korku ve stres içinde yaşayın istiyorlar.
Spor salonunuz kapansın, retoranlar kapansın, yüzbinlerce insan işinden olsun ama bu adamlar püripak olsun. Sıkıysa eleştir bakalım.

İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir

Gösterdikleri “modeller”e inanmamız lazım ama, di mi?
‘The Atlantic’ gazetesi diyor ki “Covid-19 modellerine inanmayın, amaçları farklı o modellerin.”
Ne? İnanmayalım mı?!
Elbette inanmıyoruz.
Çünkü istatistikle yalan söylüyor adamlar.
Birileri başkan Trump’a da söylese iyi olacak bunu.
Çünkü bu sene doğru gittiği bir iki enstantane oldu olmasına fakat o da ‘istatistikle yalan söylemekten geri durmuyor’, yahut The Atlantic’in inanmayın dediği yanlış istatistiklere “inanıyor” diyelim.
Halen de övüyor bu yanlışları!

“Kapattık işte ve MİLYONLARCA hayat kurtardık, bunun nesi yanlış ki?!”
“Birçok kişi diyor ki, “SÜRÜ bağışıklığı” modelini denemeliydik, bırakalım o olsun…”
“Sorun bakalım Brezilya ne haldeymiş, ki başkanları yakın arkadaşımdır…”
“İyi değil durumları…”
“İsveç’i duyduk, di mi sürü bağışıklığına gittiler…”
“Sorun bakalım ne haldeler İsveç’te şimdi?”
“MİLYONLARCA hayat kurtardık biz!”


Özgürlük savaşçımız diyor ki kapatmalar iyidir, iyi ki yapmışız, milyonlarca hayat kurtardık bak?!
İsveç ve Brezilya’ya bak…ki bu videonun yapım aşamasında kişi başına ölümde ABD’nin yanına bile yaklaşamıyor bu iki ülke ve İsveç’le ilgili istatistikler de hiçbir zaman ne Bidencı demokrat medya ne de Trump’ın dediği gibiydi zaten, tüm bu süreçte hepsi birden “istatistikle bir güzel yalan söylediler”.
Ya da uydurma birtakım şeyler ortaya atıp millet inanana kadar TEKRARLADILAR.

Model meselesinde ise, bunlardan en bilindik ikisi Imperial Modeli ve IHME Modelidir.
ilginçtir, seneler evvel insanlara gidin “İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir”i okuyun diyen Bill Gates Washington Üniversitesi’nin ‘Sağlık, Metrik Ölçüler ve Değerlendirme Enstitüsü’ olan IHME’ye
bundan birkaç sene önce tam 279 MİL – YON dolar vermiş.
Gates “istatistiğin değeri”ni biliyor tabii, toplumda yalan-yanlış rakamlarla nasıl algı oluşturulabileceğini biliyor.

2016’da ayrıca Imperial Model yaratıcılarını da fonlamış Gates;
5 buçuk milyon dolar da buraya akmış.

İlaç sanayii ve medya alanında Bill Gates’in bir şekilde elinin değmediği kurum veya kuruluşu ara da bul?!

Sahip olduğu tüm para ve nüfuza rağmen, röportaj verme konusunda sınıfta kalıyor, beden dili tam manasıyla korkunç!
Şuna bir bakın.

Moderna’nın aşısı hayli endişe verici duruyor.
Araştırdık: 2. dozdan sonra deneklerin en aşağı %80’i SİSTEMİK REAKSİYON geliştirmiş.
Şiddetli üşüme-titremeden ateşe kadar yan etki yaşamışlar.
Şu halde,
bu aşılar güvenli mi gerçekten?

Aaa … ve … valla o… ıııı … yan etkiler öyle süper ağır sayılmaz, kalıcı sağlık problemlerine yol açmamış şeyler için… aa, ıı, Moderna bir defa epey yüksek doz aşı denemek durumunda kaldı.
O yüzden, aaaaaa… hani antikor yanıtı oluşsun diye yüksek doza çıktılar.
Diğer pekçok aşı ..aaa.. J&J ve Pfizer’ınki de mesela ..aa.. yanıt almak için daha düşük dozda kalabildiler.
Birsürü özellikleri var bu aşıların .. aaaa.. iyi ki de fazla fazla seçeneğimiz var elimizde
aaa… piyasaya çıkacak…”

Yani bence… ABD hükümeti…

Verileri siz benden daha iyi biliyortsunuz tabii.
Fakat Bill, veriye göre bu yüksek dozu alan herkes yan etki yaşamış.

Ya evet ama bunun bir kısmı fazla ağır olmayan şeyler,
hani böyle, yani işte, vurduğun yer süper acıyor filan ama,
evet, var … ağır yan etki yaratmayacak şekilde yapmamız lazım bu aşıları,
FDA … ben ben bence… bu işi kotarır.

Bill Gates’in aşı yan etkisini kafaya filan taktığı yok, çünkü bir defa Facebook, Instagram, Google ve anaakım sosyal medyanın geri kalanının söylenen ne kadar doğru olursa olsun yan etkiyle ilgili gıkını çıkaran herkesi sansürleyip engelleyeceğini, para kazanma yollarını da ortadan kaldırıp hesaplarını tarihe gömeceğini biliyor.

Ve bir de ilaç baronlarının başkan Reagan’a baskı yaparak imzalattıkları Çocukluk Çağı Aşılarına Bağlı Sakatlanmalar için Milli Tanminat Programı yasası var ki aşı üreticilerinin cezai herhangi bir yükümlülük altında kalmadan ürünkerini satmasına yarıyor.

Yani rutin takvimlerinde yer alan aşıların birçoğu için, zarar görseniz de ilaç şirketini dava edemiyorsunuz.

Devlet ve İlaç Sanayii arasındaki büyük iş ortaklığının resmidir bu.

CV-19 aşılarına gelince, The Wall Street Journal durumu mükemmelen özetlemiş:

“Koronavirüs aşılarından zarar görenlerin yasal olarak yapabileceği fazla bir şey yok””Yaşanacak tıbbi problemlerde şimdiye kadarki tazminat programınınkinden de düşük oran ve miktarlarda tazminat alınabilecek.”

“ABD devleti 30 yılı aşkın süredir gripten polio’ya kadar çok sayıda aşı için 4.4 milyar dolar tazminat ödemiş bulunuyor, ancak CV-19 aşılarından kaynaklanabilecek sakatlanmalar için bundan çok daha dar bir bütçe öngörülüyor.”

Aman ne güzel… “CV-19 aşılarına bağlı incinmeler, 2010’da grip pandemisi veya şarbon yahut Ebola salgını durumunda verilecek ilaçlara bağlı gelişecek incinmelerin tazmini için oluşturulmuş “pandemi tedbir yaralanmaları” programı kapsamında tutulacak.

Bu yıl, Sağlık Bakanı Alex Azar, CV-19 aşılarını da tedbir fonunun karşılaması gerektiğini söyleyerek
ilaç firmalarına tazminat davası açılabilmesinin yolunu kapamış oldu.

Yasal korumaları var.

TV’deki ilaç reklamlarında tüm yan etkileri sayarlar size, çünkü kanuni zorunluluk vardır, aksi takdirde dava edilebilirler.
Purdue ilaç şirketi hakkında çıkar bir haber mesela yahut J&J veya TV’den reklamı yapılan bir düzine başka ilacı çıkaran şirketle ilgili sonra ne duyarsınız?
Size “güvenli” diye tanıttıkları ilaç nedeniyle mahkemelik olmuşlardır.
Bill Gates’in fonladığı şirketlerin ise dava edilir miyiz kaygısı yok, çünkü yasal korumaları var.
Ne güzel iş ama…

Kalkıp sosyal medyada da söyleyemezsin bunu, o zaman da sana kaçık derler.
Bunu diyenler de ortalıkta şu şekilde gezenler bu arada!
Öyle bir hızla kovalanır atılırsın ki forum alanından, başın döner.
Bu onların haklı olduğu anlamına mı gelir, elbette hayır.
Paylaştıkları bilginin doğru olduğu anlamına mı gelir, elbette hayır.
Söylenenin önünü ardını sorgulamanın kötü bir şey olduğu anlamına mı gelir bu? Hayır.
Rakamlarla yalan atılamayacağı anlamına mı gelir? ELBETTE HAYIR.
Daha demin gösterdim size…beni bırakın, BİLL GATES demin gösterdi size, sizi nasıl kontrol edeceklerini biliyor adamlar.

Büyük bir bölüm buna boyun eğiyor, kendi fikri yok, söyleneni yapıyor ya da sesini çıkarmaya korkuyor.

Birçok insan da firmaların bu yasal korumasını kaldıracağını filan zannettiğinden başkan Trump’ı tutuyordu, hatta hâlâ böyle düşünen de var.

Uydurma teoriler üretip duruyorlar başkan Trump’ın yaptıklarını mazur gösterebilmek için çünkü bunların istediği şeyi yapacağını zannediyor bu insanlar ama tabii onlara öyle geliyor. Fakat tıpkı solcular gibi, bunlar da yaşadıkları zihinsel çelişkiden dolayı gerçeği idrak edemeyecek durumdalar
ve duymak istemedikleri türden bir bilgi olunca direkt bloke ediyor zihinleri.

Örneğin, Robert F. Kenndy, Jr. katıldığı bir programda Trump’ın nasıl kendileriyle bir “aşı güvenliğini temin konseyi” kurma aşamasına geldiğini ancak daha sonra nasıl ilaç kartelleri ile işbirliğini seçtiğini anlatıyor.

Her neyse, bu noktada PHARMA sürece dahil oldu
ve bir baktık Trump tuttu Pfizer lobicisini (!!) FDA’nın başına geçirdi?!
Scott Gottlieb’di bu.
Eli Lilly’nin lobicisi Alex Azar’ı da Sağlık Bakanı yaptı
Ve bunlar gelir gelmez de ipimizi çektiler.

– Fena bozulmuşsunuzdur herhalde?

Bozulduk mu bu işe diye mi soruyorsunuz? E tabii! Hem de nasıl bozulduk!
– Ben olsam ben de bozulurdum.
Yani…
Haliyle…
Düşünün, tam olmak üzereydi bu iş ki…

Yaptığımız her iki toplantıda da bu aşı işinde bir sakatlık yok mu diye sordu
zira aşıların olumsuz etkilerini soruşturmak üzere bir komisyon kurma hazırlığındaydı o sıra
ve danıştıkları Robert F. Kennedy, Jr. diye biri de “aşıların …. KÖTÜ ŞEYLER yaptığına dair” bir şeyler söylüyormuş kendilerine.
Ben de dedim ki, YOK… olmaz o iş, bırakın bu komisyon fikrini…
İyi yapmış olmasınız, yapmayın sakın!

İnsanlar kabul etmek istesin veya istemesin, Trump’ın neden ‘aşı pazarlamacası’na döndüğünü açıklıyor bu.


Ivanka Trump 13 Ocak’ta diyor ki: “Trump, Moderna ve NIH (Milli Sağlık Enstitüleri) ile işortaklığına girdi.”

Bu daha kimse koronavirüsü ciddiye dahi almıyorken gelişen bir olay.
İlginç. Tarih 13 Ocak.

Business Insider’ın 27 Ocak tarihli haberine göre ise Jeff Bezos‘un gizli bir klüp için verdiği ve katılımcıların altın madalya taktıkları şaşaalı partide Ivanka Trump ve Bill Gates de vardı.
Yalnız bir iki hafta sonra oluyor bu.
İlginç.

Bill Gates ki senelerdir Moderna’ya para akıtmakta olan bir isim oysa şirketin bu mRNA aşısına kadar piyasaya çıkardığı ürün bile yok. Ve Gates bunlara 2019’un mart ayında milyon doların üzerinde para veriyor.
İlginç.

Başkan Trump ise Moderna’nın 1 numaralı hayranı, tuttu 100 MİLYONLARCA doz aşı satın aldı bunlardan, üstelik de kimini aşı deneyleri tamamlanmadan aylar öncesinden alırken. bir kısmını da hemen geçtiğimiz haftalarda satın alıyor.

Monderna’nın öyle fanatik destekleyicisi ki, hakkında tweet bile attı:

“Moderna ‘Acil Aşı Onayı’ almak için başvurdu…FDA ELİNİ ÇABUK TUTMALI!!!”
“Başlattığımız ‘Son Sürat Harekatı’ modern zamanların muhteşem bir mucizesi oldu.”

Aşılara ŞÜPHEYLE yaklaşan birinden 1 NUMARALI AŞI PAZARLAMACISINA dönüş, şirketlerin tam yasal koruma altında olduğunu bile bile, halka dayatılmak üzere tüm zamanların EN HIZLI aşılarını piyasaya çıkarmış olmakla övün…

Brezilya cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro da bu noktaya değindi bir konuşmasında ama o klibi vermek istemiyorum şimdi çünkü muhtemelen “Teyitçi”ler derhal yapmadığım bir iddia üzerinden videomu yalanlayıp sansürleyecekler bunu yaparsam ve tıpkı Facebook’ta yaptıkları gibi görüntülenme oranlarımı düşürüp kanalımdan gelir elde etmemi de engelleyecekler.

Nahoş gerçeklerle yüzleştiklerinde zihinleri duydukları içsel rahatsızlıktan devre dışı kalıp kendi kendilerine birtakım teoriler üretmeye başlayan bozuk yalancıların aksine, başkan Trump hakkındaki gerçekleri söyledim diye ben zan altında kaldım ve bu hiç hoş bir şey değil.

Trump’ın bu yıl yaptığı iyi şeyler de oldu fakat kötüler çoğunluktaydı.
Söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmadı ve ilaç kartelinin basbayağı ‘sosyalist-komünist’ satış temsilcisi oldu çıktı.

İnsanlar ülkeyi kilitaltına almamak için çok çalıştı zannediyor, oysa hiç öyle değil; “sosyal mesafe” kurallarının süresini 30 Nisan’a uzatan da o, Paskalya’da ekonomiyi serbest bırakma fikrinden cayan da.
Fauci ve Bill Gates’in istediği hemen her şeyi yapmış oldu.

Seçimlerde ona oy vermiş biri olarak, bu seneki çizgisi tam bir hayal kırıklığıydı benim için.
Cumhuriyetçi Parti tam manasıyla SOSYALİST bir partiye dönüştü; diyorlar ki, restoranınızı açtığınızda kısıtlamaları da kaldırmayacağız ama siz şimdi alın bu parayı, mavi [demokrat] eyaletlerdeki kırmızı şehirler halen tutsak durumda, kırmızı [cumhuriyetçi] eyaletlerde de mavi şehirler gemiyi yütütenler,
federal hükümetin hayatı kilit altında çıkarma emirlerine uymuyorlar!

Başkan Trump da etrafta koşturup Moderna aşısı satmakla meşgul ve minvalde ekonomiyi hayata döndürme gibi bir planının pek bahsi bile geçmiyor.

Ağzına doladığı “ÇİN VİRÜSÜ” lafını höykürüp duruyor diye insanlar da zannediyorlar ki Çin’le filan savaşıyor bizim başkan.
Pek öyleye benzemiyorum durum oysa:
Haberler yapıyor Çin’in ekonomisinin nasıl yıldızının parladığı, nasıl normalin de üzerinde bir hızla bizi geçeceklerinin tahmin edildiğine dair.
Adamlar bize de dünyanın geri kalanına tur üzerine tur bindiriyor şu an.

Onlarda devlet mekanizması tek vücut olarak çalışıyor, katıldığımdan değil yönetim şekillerine ama birlik halindeler adamlar. Devlet tam koruma altında, karşı duranı indiriyorlar aşağı.
Berbat bir yönetim şekli, kesinlikle tasvip etmiyorum ama yükselişteler işte ve Amerika’da durum tam tersi:

Ülkenin iyiliği için kim gerçek gazetecilik yapar gerçek haberler çıkarırsa
hedefe oturuyor, öte yandan ülkeyi KORKU, STRES, İŞYERİ KAPAMAlarla DİBE OTURTMAYA çalışan kim varsa yükseliyor, yüceltiliyor! Hatta bunlardan biri Şubat’ta Beyaz Saray’da oturuyor da olabilir.

Konudan fazla uzaklamamak adına kitabımıza geri dönelim: “İstatistikle Yalan Söyleme Sanatı”.
İnternette “grip”le ilgili arama yaptığınızda şöyle şeyler çıkıyor karşınıza:
Michigan’da grip vakaları olağanın çok altında seyretmeye devam ediyor
Tabii, pompaladıkları “Çifte Salgın” korkusu, vakalar az çıkınca kendiliğinden düşüyor.
Ortada fazla bir grip filan yok ama “Çİfte Salgın” diye diye korku salmak gayeleri.

ABC haberleri ne diyor? Covid pandemisinde aşılanma oranları artınca bu sene grip de az görülmüş.
Sahiden mi?
Soru soramazsınız yoksa kariyerinizi bitirirler ama rakamların düşmesinin BİRSÜRÜ nedeni var aslında
ve neyi söyleyebiliyorum ne yasaklı bilmiyorum bile.

1 örnek vereyim mesela:
[New York City’de,] test dahi edilmeden(!) COVID ölümüdür diye kaydedilen BİNLERCE vaka var.
Birçok eyalette hiç test filan olmadan (!) Covid-pozitif sayılabiliyorsun mesela; öksürmen ve COVID’li birilerinin olduğu ortamda bulundum demen yetiyor, al sana Covid-pozitif teşhisi denebiliyor.

Öksürük, nefes darlığı veya nefes almada güçlük” belirtilerinden 1 veya birkaçına sahip olmak…
Yani ÖKSÜRDÜNÜZ MÜ, klinik kriterleri karşılaşmış oluyorsunuz!

Tek gereken öksürüyor olmanız veyahut da ateşlenip boğazınızın ağrıması ya da ateşlenip başınızın ağrıması veya başınız ağrırken boğazınızın da ağrıyor olması…

Düzenilerce başka hastalık da olabilir bu saydıklarıma yol açan, herkes de bilir bunu.
Fakat sırf öksürüyorsun diyelim veya başınla birlikte boğazının da ağrıyacağı tuttu… Hop, koronavirüs için klinik teşhis kriterlerini karşıladın bile!

Hatırlayın, teşhis için tek gereken ‘klinik kriteler” ile “epidemiyolojik kanıt” idi.
Klinik kriter dediklerinin öksürük, boğaz veya baş ağrısı olduğunu öğrendik, diğer “kanıt” neymiş, bir de ona bakalım.

Epidemiyolojik kanıt yahut bağlantılar CDC’ce şöyle tanımlanmaktadır:
Belirtilerin ortaya çıkmasından önceki 14 gün içinde aşağıdaki amrizyetlerden 1 veya daha fazlasını yaşamış olmak:

Teyitli yahut muhtemel bir COVID-19 vakası ile yakın temas
veya klinik bakımdan benzer bir hastalığı olanlarla yakın temas
ve teyitli bir Covid-19 vakası ile bağlantılı olmak.
Toplum kaynaklı SARS-CoV-2 bulaşının sürdüğü bir yerleşim alanında yaşıyor olmak yahut buraya ziyarette bulunmak.
Salgın durumunda halk sağlığı yetkililerinin tanımladığı risk grubunda yer alıyor olmak.

Buradan anladığımız şu:
Koronavirüslü olabileceğini düşündüğünüz birinin yakınında bulunmanız veya koronavirüslü, öksüren birilerinin yaşladığı bir alanda bulunmuş olmanız size COVID-19 olduğunuzu söylemelerine yetiyor.

Veya baş ve boğaz ağrınız yahut da üşüme-titreme ve baş ağrınız var ve muhtemel bir CV-19 vakası ile de temasta bulundunuz, bu ikisi bir aradaysa, teşhis için klinik kriterleri de epidemiyolojik kanıtı da karşıladınız demektir ve bu durumda da size “muhtemel Kovid-19 vakasısınız” deyip hiçbir şekilde test filan olmamış da olsanız sizi bir güzel COVID-19 vaka toplamına da ilave edebiliyorlar.

Bu kadar yaygın şekilde uygulanan bir test programı hiç yaşanmadı bugüne kadar.
Ne kadar çok test yaparsan o kadar vaka bulursun.
Testsiz ne kadar çok teşhis koyarsan da o kadar çok arttırırsın vakaları.
Testin de vakanın da düşük çıkmasının imkanı yok yani.

Peki bu arada GRİP nereye gitti?

Aaaa.. İstatistikle yalan söylendiğini iddia etmeye filan kalkmayın sakın, Bill Gates var öyle bir şey dediyse de siz yapmayın.

Rakamlarla basbayağı oynayıp yalana alet edebilirsiniz, ki bu yıl onlarca kez göstere göstere bunu yaptılar da zaten. İşinizi, hak ve özgürlüklerinizi, akıl sağlığınızı(!), fiziksel sağlığınızı elinizden almak, spor salonunuzu kapamak için yaptılar bunu!

Ellerinde akla-mantığa uygun tek veri dahi olmadan Kaliforniya ne yaptı? Restoranların dış mekanlarını hizmete kapadı!

Bu insanların KİM olduklarını ve yaptıklarının gerçekte NE olduğunu anladığınızda
tüm bu yaşananlara anlam verebilmeye başlıyorsunuz.

Edindiğim tüm bilgilere dayanarak diyorum ki, bence bu insanlar biz halkın sağlığını filan düşünmüyorlar, bence akıllarındaki tek şey PARA, GÜÇ ve KONTROL.

Tarihteki Pol Pot’ları, Stalin, Hitler ve diğerlerini düşününce hiç de mantıksız değil bu bence.
Bugün de, idaredeki siyasilere ve ilaç şirketlerine bakacak olursanız karnelerinin kırıklarla dolu olduğunu görürsünüz. Hiçbiri %100 başarılı değil ama her kim kalkar yaptıklarını sorgularsa komplo teorisyeninin önde gidenidir!

Asıl komplo teorisi o işte!

Halbuki bu dünyada işler para ve güç ile yürüyor, yalın gerçek bu.
Herkes de temiz süt emmiş değil, para ve güç için YALAN söyleyecek çok adam var.

Tamamen gerçek, hatta anaakım medyada bile haberi yapılmış olmasına rağmen her şeye nasıl KOMPLO TEORİSİ diyorlar, bir örnekle bitireyim yayını.

Burda diyor ki, “Devlet tarafından yürütülen çalışma ‘Havana Sendromu’nun muhtemel kaynağının ATIMLI MİKRODALGA ENERJİ olduğunu gösteriyor”.

Milli Bilimler Akademisi’nin sonuçları merakla beklenen ve çeşitli tıbbi kanıtlar eşliğinde sunulan raporuna göre, Çin ve Küba’daki Amerikan diplomatlarının deneyimlediği kaynağı belirsiz nörolojik semptomların, Amerikalı istihbarat birimlerinin çok eskiye dayanan şüphelerini haklı çıkarır şekilde, ‘YÖNLENDİRİLMİŞ MİKRODALGA ENERJİSİ” etkileri ile örtüşmekte.

Cuma günü NBC habere ulaşan raporda ABD’li kimi yetkililerin inandığı gibi bu ‘yönlendirilmiş enerji’nin bir silahla kasıtlı biçimde verilmiş olduğu çıkarımı bulunmamakta. Ancak rahatsızlık verici bu olasılığı gündeme getirmekte.


Gördüğünüz gibi NBC Haber alıp kurcalayabiliyor bü tür konuları –tabii varsa(!) böyle şeyler ve kullanılıyorlarsa(!)– ama SEN KURCALAYAMAZSIN!

Olay bundan ibaret işte: bunlar bizi ortaçağ köylüsü yerine koyuyor!

Onlar arkadaşlarıyla yemeğe çıkıyor – ama siz çıkamazsınız deniyor.
Onlar ma-aile toplanıp vakit geçiriyor – ama siz geniş ailenizle biraraya gelemezsiniz deniyor.
Onlar dünyada olup biteni sorgulayabilir – ama siz ağzınızı açıp sorgulayamazsınız.
Gidin “İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir”i okuyun diyebilir onlar – ama siz kalkar ONLARIN istatistikle yalan söylediğini haklı olarak söylemeye kalkarsanız paranızı da alırlar, sosyal medya hesabınızı da kapatırlar, yıllarca emek verip yarattığınız işi çöpe atıverirler.

Asıl dertleri bu işte…
Onlara göre siz köle köylülersiniz.
Siz köle onlar da efendiniz, silip süpürecekler hepinizi, bütün para da onların, güç de onların, kontrol de birtek onlarda…

10 yıl sonra ortada Amazon’un veya Uber Eats’inkiler dışında gidecek restoran kalmadığında
size dönüp “Valla şimdi fark ettik, kötü sonuçlar doğurabiliyormuş meğer yaptıklarımız” diyecekler.
E haliyle! Berbat etkileri var hem de tüm bu yapılanların: İNTİHAR, DEPRESYON, AKLI SAĞLIĞINDA BOZULMA, fiziksel sağlıkta bozulma, ev içi şiddet ve çocuk istismarı vakalarında artış,
kanser tarama testlerini kaçıranlar, obezitede tırmanış…

Salt obezitedeki olumsuz etkileri insanları korumaya çalıştıkları şeyden çok daha fazla can kaybına yol açabilir, kaldı ki kimseyi tamamen korumak mümkün de olmayabilir böyle bir şeyden!

1942’den beri var grip aşısı, grip ortadan kalkmış değil!
Ha bu sene yok oldu, çünkü şimdi COVID var sahnede!
İlginç.

Sorgulayamazsın ama!
İtaat edeceksin, varını yoğunu kaybedeceksin…
Diyorlar da zaten, bu gidişle onmilyonlarca insan açlıktan ölebilir diye ama NE DÜŞÜNECEKSİN SEN böyle şeyleri, tak sen bir güzel maskeni, itaat et ve bırak biz her şeyi mahvedelim, sen de bunalıma gir…
Hasta ruhlu, cani tipler bunlar!
Güç ve kontrol için HER ŞEYİ yapar bunlar!

2021’de HALK olarak gidişata dur diyecek miyiz yoksa boyun eğip köle köylü statümüzü kabullenecek miyiz, göreceğiz.

İzlediğiniz için çok teşekkür ederim. Tanrı sizi korusun.

Çalışmalarımı desteklemek isterseniz Patreon sayfamdan bana ulaşabilirsiniz.
Facebook sayfamdan maddi gelir elde etmemi engellediler, o yüzden Patreon’dan yapacağınız bağış makbule geçer.

Bağımsız araştırmalar yapıyorum; bu çalışmayı tek başıma yaptım, düzenledim ve sundum.
Büyük finansörlerim yok, büyük medya kuruluşları da yok arkamda.
Her iki taraftan da mütemadi taciz yiyorum.
Sosyal medyadaki aktivitem mütemadiyen engelleniyor.
O yüzden, Patreon.com/RareTalk kanalımdan beni destekleyen herkese çok teşekkür ederim.

DreamRare.com adresinden hazırladığım T-shirtleri satın alabilirsiniz.
‘God Bless’ yazılı şapkalar bitti, yeni ürün koyacağım yakında siteye,
“Censored” yazılı T-shirtlerimiz var, benim yüzüm olanı da bulunuyor.

DreamRare.com’u desteklemek isterseniz makbule geçer.
Ücretsiz email listeme yazılabilirsiniz: StayInTouchWithMe.com

İyi günler, iyi bir seneler dilerim.

2021’i iyi ve ÖZGÜR bir sene yapmaya çalışalım diyorum.
Teşekkürler.

Bill Gates Çıkacak Korona Aşılarına Neden Hukuken Dokunulmazlık Hakkı İstiyor?

Bill Gates Çıkacak Korona Aşılarına Neden Hukuken Dokunulmazlık Hakkı İstiyor?

Çocukların Sağlığını Müdafaa Birliği Sunar

Dünyanın bir numaralı aşı yanlılarından koronavirüs aşısının benzersiz ve korkutucu tehlikelerini dinlemek de neyin nesi?

Bilimadamlarının koronavirüse aşı geliştirme teşebbüsü ilk 2002 yılında, Çin’de başgösteren SARS-CoV’dan sonraydı. En çok ümit vaadeden 4 aşı hayvanlara vuruldu. Pek güçlü antikor yanıtı oluşunca, deney baştan başarılı gibi gözüktü. Gelgelelim, hayvanlar daha sonra vahşi koronavirüsle karşılaştıklarında sonuç korkunç oldu.

UYARI: SARS-CoV aşısının insanda kullanımına geçişte ihtiyatlı olunması yerinde olur.

Bağışıklık sistemlerinin verdiği aşırı yüksek tepkiyle tüm bedende enflamasyon, akciğer enfeksiyonları ve ölüm yaşadılar.

Çalışmanın sonuç bölümünden alıntı: “SARS-CoV aşısının insanda kullanımına geçişte ihtiyatlı olunması yerinde olur.”

Araştırmacılar aynı “gelişkin bağışıklık yanıtı”nı bundan 50 yıl sonra RSV aşısının saha deneylerinde de gördüler. Araştırma, 1960’ların RSV aşısının çocukları neden hasta ettiğini buldu. İki çocuk ölmüştü.

Dr. Peter Hotez – Baylor Üniversitesi

“Fazla dillendirilmeyen konulardan biri de koronavirüs aşılarının eşine rastlanmamış güvenlik sorunu potansiyelidir. Solunum sistemi virüslerinden bazılarına yönelik aşıları oluyorsunuz, daha sonra gerçek virüsle karşılaştığınızda çelişkili şekilde, bağışıklık sisteminiz fazla güçlü yanıt veriyor. Meslektaşlarımız ve bizler de, koronavirüs aşıları geliştirmeye başladığımızda gördük ki, kobay hayvanlarda bu bahsettiğimiz bağışıklık sistemi patolojisi görülmeye başlıyor.”

“Dedik ki, “Aman tanrım, problemli olacak bu iş.”

Dr. Paul Offit – Philadelphia Çocuk Hastanesi

“İş koronavirüs aşısı geliştirmeye geldiğinde kimsenin ne yaptığını bilmediğinden endişeli. Tek koronoavirüsü aşısı bile yapılmış değil daha, nasıl yapacağız ki bunu?

mRNA aşısı mı olacak bu, yoksa DNA aşısı mı… Saflaştırılmış protein aşısı mı, vektörlü aşı mı?

Bilen yok?!

Ve tabii FDA’nın regüle etmesi de ŞART bu ürünü, çünkü şimdi ABD’de al desen herkes gözünü KIRPMADAN gider olur bu aşıyı, test edilmemiş DAHİ olsa!

Nötralize edici antikorlar = iyi
Bağlayıcı antikorlar = kötü

“Koronavirüs aşıları ‘BAĞLAYICI ANTİKOR’ yapıyor. Bir nötralize edici antikorlar var bir de bağlayıcı antikorlar. Yaptığınız nötralize edici antikorların (ve bunların sistemde kalma sürelerinin), bağlayıcı antikorlardan kat be kat fazla olmasını sağlamamız lazım. Çünkü bağlayıcı antikorlar TEHLİKELİ olabilir ve ‘Antikora Bağımlı Yükseltgenme’ dediğimiz şeye sebep olabilir.”

-Ah.

“Ve olduğunu gördük de. Dang hastalığı aşısında gördük bunu. Dang aşısı, dang humması ile hiç karşılaşmamış çocuklara uygulandı, ve daha sonra doğal virüsle karşılaştıklarında bu çocuklar daha beter hasta oldu.

“ÇOK daha kötü hastalandılar hem de. 9 yaşın altında olup henüz dang hastalığı geçirmemiş çocuklar aşılandıklarında, aşılanmasalar olacağından daha yüksek oranlarda öldü.

Dr. Anthony Fauci – ABD Milli Sağlık Enstitüleri

Koronavirüs aşısına hayvan deneyi faslını atlatmaya karar veriyor; aşının denendiği insanlar daha sonra doğal virüsle enfeksiyon yaşadığı taktirde doğurabileceği ölümcül sonuçları bilmesine rağmen

Şarkı sözü: “Sahibimmiş gibi yapmana izin vereceğim; senin hayvanın olacağım.”

“Aşının emniyetliliği meselesini Amerikan halkı tam olarak anlasın isterim. “Aşı, hastalığın kendisinden daha kötü hale getiriyor mu sizi?”, konu bu.”

Korunsun diye aşı vurduğunuzda, aynı patojenle gidip enfekte olan ve enfeksiyonun [vurduğunuz aşı yüzünden] DAHA da AĞIR seyrettiği hastalıklar var. Hayvan modellerinde bakılıp anlaşılabilecek bir şey bu, o yüzden aşımızın [insanda] testleri devam ederken bir yandan da hayvanlarda bakılacak bu etkiye ki, hastalığı daha da geliştirmiş olmayalım.

“Yapılabilecek en kötü şey bu olur çünkü: Enfekte olmasın diye birini aşılayıp daha da hasta etmek.

Şarkı Sözü: “Kötü karakterim ben.”

BBC Haberi: “Koronavirüs aşısının insan deneyi için 45 sağlıklı gönüllü bulundu”

Bill Gates – Bill ve Melinda Gates Vakfı

Aynı zamanda Fauci’nin prosedürleri hızlandırılmış aşısına finansal kaynak sağlamakta.

“Açıkça görülüyor ki burada, en riskli grup olduklarından ileri yaştakilerde çalışacak bir aşıya ihtiyaç var. Yaşlılarda çalışması için etkiyi güçlendireceksiniz ama yan etki de olmayacak…”

Not: Çocuk aşıları, ileri yaştaki insanlara etki etmiyor ama daha güçlü aşı yaparsanız da çocuklar için tehlikeli hale geliyor.

“Yani, 10 binde 1 filan gibi bir yan etki oranı olsa, 700 bin kişi zarar görecek demektir bu, çok fazla yani…”

Şarkı Sözü: “Kötü karakterim ben.”

Gates’in yeni korona aşısının insan öldüreceği öyle belli ki, cezadan mutlak muafiyet tanınmadan yabancı ülkelere aşıyı vermeyecek dahi.

4 Şubat’ta Anthony Fauci, Gates’in koronavirüs aşılarına sessiz sedasız Amerika’da tam yasal koruma hakkı verdi.

Şarkı sözü: “Kontrolü ele aldığında hoşuma gidiyor.”

-ABD Federal Sağlık Bakanlığı Ofisi-

“…COVID-19’a karşı alınacak tıbbi önlemlerle ilgili etkinlikler için yasal soruşturmadan muafiyet tanınması…”

“BÜTÜN yaş gruplarında [aşının] güvenliğinin sağlanması gibi DEVASA bir işten bahsediyoruz; gebesi, erkeği, kadını, açı-toku, halihazırda hasta olanı, çok çok zor bir şey bu. O yüzden, “Tamamdır, bu aşıyı alıp tüm dünyaya verelim şimdi”, kararı alınacağı aşamada devletlerin konuya dahli gerekmekte, zira belirli bir riski OLACAK bu işin, o yüzden karara bağlanmadan önce dokunulmazlık hakkı verilmesi gündeme gelecektir.”

Bu riski almaya razı mısınız?

Hareketimize katılın.