Doğruyu Söyleyen Doktorlar, Örgütlü Sistem Bekçilerine Karşı

Doğruyu Söyleyen Doktorlar, Örgütlü Sistem Bekçilerine Karşı

Temmuz 2021’de ABD’nin Indiana eyaletinde 33 senelik aile hekimliği kariyeri ile Dr. Daniel W. Stock’u, Mt. Vernon isimli okulun yönetim kurulu toplantısındaki ifadesi ile dinleyeceksiniz.

Indiana’dan Dr. Dan Stock ben.

Az önceki yorumunuza istinaden, 18 ay geçmiş halen sorunu çözemedik dediniz ya, işe yarayacak bir şey yapmıyoruz ki sorun çözülsün?

Karar almadan önce bilim ne diyor, buna bile bakmayan Eyalet Tabip Odası ve CDC’yi dinleyince böyle oluyor.

Kendim Fonksiyonel Aile Hekimiyim, immünoloji ve enflamasyon regülasyonu alanlarında eğitimim var.
CDC ve eyalet Tabip Odasınca verilen tavsiyelerin HEPSİ bilmin HER TÜRLÜ KURAL VE KAİDESİNE AYKIRIDIR.

Koronavirüs ve diğer tüm respiratuar virüslerle ilgili bilmeniz gereken şey şu:
Aerosol partiküllerle yayılır bunlar ve gözeneklerinden geçmediği maske de yoktur.

Sekreterliğinize bıraktığımız flash drive’daki dosyadan konuyla ilgili tıbbi/bilimsel tüm verileri görebilirsiniz.

Hatta orada, bizzat NIH’in yaptırdığı ve maskenin işe yaramadı GERÇEĞİNİ gösteren en aşağı 3 yayın göreceksiniz, lâkin CDC de NHS de parasını KENDİ ödedikleri bu BİLİMSEL çalışmaları görmezden geliyor.

O yüzden hâlâ uğraşıp duruyorsunuz işte, çünkü VİRÜSLERİ ortadan kaldırmanız İMKANSIZDIR.
Solunum yollarını tutan TÜM virüslerin tarihçesini inceleyin, YIL BOYUNCA dolaşımdadır bunlar, kış olsun da immün sisteminiz zayıflasın diye bakarlar veya şimdi BU AŞILARLA olduğu gibi immün sisteminiz RAYINDAN ÇIKTIĞINDA onlara fırsat doğar, bir bakmışsınız semptom verecek şekilde hasta düşmüşsünüz.

Maske filan tutmadığı, üstüne bir de hayvanlarda barınabildikleri için de —bu nokta çok önemlidir bakın— kimsenin bu virüsü ortadan filan kaldırması mümkün değildir!

CDC herkesi biz bu işi “çiçek”teki gibi hallederize inandırdı; “çiçek”teki gibi kökünü kazırız nasıl olsa dendi.
Çiçek virüsü hayvanda barınan bir virüs değildi, enfekte etmeyi bildiği tek canlı insandı.
O yüzden ortadan kaldırabildik o virüsü.

Fakat BU virüsle yapamazsınız bunu; tıpkı grip, nezle, Respiratuar Sinsisyal Virüs (RSV), adenoviral respiratuar sendrom ve hayvanda barınabilen diğerleriyle de YAPAMADIĞINIZ gibi.

O yüzden bu tedbirlerle defedemezsiniz işte bu virüsü; çünkü daha önce DENENMİŞ, BECERİLEMEMİŞ ve becerilemeyecek olan bir şey yapmaya çalışıyorsunuz.

Bir bu kadar önemli diğer mesele de, AŞIYLA, hele hele BU aşıyla bu dediğim gerçeklerin HİÇBİRİNİ değiştiremeyecek olmanız.

Umarım kurulunuz CDC, NIH ve Tabi Odası’nın tavsiye kararlarına uyup uymamaya karar vermeden önce şunu sorar kendine: Ne grip, ne nezle ne de RSV için yapmadığımız bütün bu uygulamaları bu virüs için niye yapmak durumundayız?

Sonra şunu sorun kendinize: Bu sözümona çok etkili aşı, viral respiratuar sendromların HİÇ huyu olmadığı halde tutup YAZIN ORTASINDA SALGIN patlak vermesine NASIL izin verdi?

Anlamanıza yardımcı olsun diye söylüyorum, bu duruma tıpta “ANTİKOR MEDİASYONLU VİRÜS GÜÇLENMESİ” deniyor.

Aşı yanlış iş gördüğünde ortaya çıkan bir durum bu ve SARS pandemisi sonrasında koronavirüsler için düzenlenen BÜTÜN hayvan deneylerinde yaptığı şey de bu olmuştur aşının.

Respiratuar sinsiyal virüs (RSV) için geliştirilmiş aşıda da aynısı yaşanmıştır: Patojenisitesi zaten çok düşük, doğal yoldan kapsanız hafif bir enfeksiyonla atlatacağınız respiratuar virüsü alıyorsunuz,
aşıyla insanlara vurup immün sistemlerinin virüse sapkın yanıt vermesini, böylelikle aşırı güçlenmesini sağlıyorsunuz.

Şu an yaşanan salgının NEDENİ DE BUDUR, zaten flash drive’daki ve emaillerinize de gönderilecek yayınlarda da göreceksiniz, Massachusetts’te patlak veren salgındaki semptomatik Covid teşhisli vakalarının %75’i önerilen aşı dozlarının HEPSİNİ olmuş olanlardır.

O yüzden, aşı olmuş birine aşı olmamıştan farklı davranmanın hiçbir gerekçesi yok.
Ayrıca —arkasında olduğum, kendim olacağım ve çocuklarıma da vuracağım aşılar da DAHİL olmak üzere— HİÇBİR aşının ENFEKSİYONU ÖNLEMEDİĞİNİ de BİLİN isterim.

2014’te ulusal hokey liginde KABAKULAK salgını yaşandı.
Semptom gösterenler aşısız olanlar veya aşılılık durumu bilinmeyenler olmuştu.
Aşının işe yaradığını mı gösteriyor peki bu?
Semptom gösterecek şekilde hasta düşenlerin YARISI ne aşısız bireylerle ne de aşılılık durumu ilinmeyen kimseyle TEMAS dahi etmemişken, sizce hastalığı NEREDEN kapmış olabilirler?

Yanıt: AŞILI KİMSELERDEN!

Enfekte olmanızı ÖNLEYECEK AŞI DİYE BİR ŞEY YOKTUR.
Enfekte de olursunuz, patojeni de [vücut sıvılarınızdan] etrafa saçarsınız [SHEDDING].
Özellikle de SOLUNUM sistemi VİRÜSLERİ için geçerlidir bu, fakat “semptom göstermez”siniz.

Patojenin kişiden kişiye bulaşmasını önLEMİYOR yani!

Şu an yaptığınız HİÇBİR şey buraya yazdığınız bu istatistikleri düzeltecek bir işe yaramıyor ki!
Solunum sistemini tutan viral patojenlerin doğası gereği bu tedbirlerin tümü geçersiz.
Aşıyla da önleYEMEZsiniz, çünkü yapsın istediğiniz şeyi YAPMIYOR!
Hayatınızın geri kalanı boyunca kovalayıp duracaksınız bu meseleyi ve sonunda anlayacaksınız ki CDC ve Tabipler Birliği’nden aldığınız “bilimsel” yönlendirme 5 para etmezmiş.

Onun yerine size ilettiğimiz dosyaları, emaillerinize gönderilen yayınları okuyun ve CDC ile NIH’ten aldıkları bilgilendirmenin GERÇEKLERLE ÖRTÜŞMEDİĞİNİ anlamış buradaki bu insanları dinleyin lütfen.

O yüzden hâlâ bu hastalıkla uğraşıyorsunuz, aşı da sizi virüsten koruyacaktı ama işe bakın ki YAZIN ORTASINDA, D vitamini seviyeleri tepedeyken CV-19 salgını patlatabildi?!

Bu arada, aşılamayla ilgili herhangi bir hak kısıtlayıcı uygulamanın gündeme gelebilmesi için ortada sözkonusu hastalık için TEDAVİ olmaması gerekir.

15’ten fazla CV-19 hastası tedavi etmiş biri olarak, aktif D vitamini yüklemesi, Ivermectin ve çinko
verilen kişilerin TEKİ bile hastanenin yakınından bile geçmek durumunda kalmadı, 25 Hidroksi-D vit seviyelerini 55’in üstüne çıkarttığınız anda nüfus genelinin CV-19’dan hayatını kaybetme olasılığının
4’te 1’ine indiğini gösteren tıbbi yayınlar da mevcut.

D vitamini ile yürütülmüş CV tedavi denemelerine dair yayınları da ilettiğimiz dosyada bulabilirsiniz.

O yüzden, aşı olmuş mu olmamış diye bakıp buna göre insan ayıracaksanız aynı ayrımcılığı 25-hidroksi D vitamini seviyelerine, çinkoya bağlı tat alma duyusu yerindeliğine ve hatta geçmiş enfeksiyon öyküsüne göre de yapmanız lazım, keza ilettiğimiz dosyada aşının, CV-19 GEÇİRMİŞ insanlara kesinlikle HİÇBİR FAYDA SAĞLAMADIĞI, ne semptom azalttığı ne hastane bakım oranlarını azalttığı, bilakis, hastalığı geçirdikten sonra aşılandıkları takdirde 2 ila 4 kat FAZLA YAN ETKİ yaşadıklarını belgeleyen yayınlar mevcut.

Dolayısıyla, yönetim olarak aldığınız kararlar gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmayan bilgilere dayanmakta.
Sizin hatanız değil tabii, bilim icra eden insanlar değilsiniz ve CDC, NIH ya da Tabipler Birliği’nin dediğini yapmak da makul gözüktü gözünüze.

Onun yerine burada toplanan insanların dediklerini dikkate alın ve tarafınıza teslim edilen dosyayı okuyun derim.
Dosyada yazanlarla ilgili herhangi bir sorunuz olursa da seve seve gelir ve gerekirse tek tek sorularınızı yanıtlayıp işin bilimsel kısmını açıklarım.

CDC veya NIH yönergelerini takip etmezsek hakkımızda dava açılabilir diye bir endişeniz varsa,
mahkemede savunmanızı yapmak üzere ücretsiz uzman tanıklık yapacağımı da burada belirtmek isterim.

Mahkeme yeri, zamanı fark etmez; resmi yönergelerin bilimsel gerçeklerle örtüşmediğine dair tanıklık sözüm bakidir.

Teşekkürler.

– Teşekkür ederiz.

Kanadalı Doktorlar Konuşuyor / Video

Kanadalı Doktorlar Konuşuyor / Video



Kanada Sağlık Birliği adına halkı bilgilendirmek amacıyla çekilmiş video metnidir:



Covid’den Korkmamıza Gerek Yok; İşte Başlıca Gerekçeler
Kanadalı Hekimler Suskunluğunu Bozuyor

Dr. Stephen Malthouse – British Columbia

Giriş

  • Covid’den neden korkmamamız gerektiği ile ilgili başlıca nedenleri sıralayacağımız”Kanadalı Hekimler Suskunluğunu Bozuyor” başlıklı videomuza hoş geldiniz.
  • Covid veya koronavirüs kelimesini duyarduymaz elimiz kendiliğinden maskeye giderveya kendimizi & ailemizi nasıl koruruz diye bakınır olduk.
  • Kaçacağımız güvenli bir yer de yok gibi gelir oldu.
  • Oysa, Kanadalı tıp doktorları olarak şimdi size, en yüksek kalitede bilim ne diyor, bunu açıklayacağız. Şaşıracak ve sevineceksiniz diye düşünüyoruz.


Son Bilimsel Veriler

  • TV’den sürekli “vaka vaka vaka” yayınları yapılıyor ki kim duysa korkar. Fakat “vaka” dediklerinde hastalık belirtisi gösteren kişileri kastetmiyorlar herzaman.
  • Bu kişilerin önemli kısmının ya çok az bir belirtisi var, ya da hiç yok. Bir tek, pozitif çıkmış PCR testleri var. O PCR testinin hiçbir işe yaramadığı da araştırmalarla gösterilmiş durumda.
  • Testi pozitif olan hastaların ancak %3’ünde hakikaten Covid virüsü bulunuyor.
  • Ölenler oldu, evet… lâkin “vaka sayısı” verilmesi gerçek durumun yanlış aksettirilmesine neden oluyor.
  • Kanada’da Covid için haftalık vaka bildirimlerini gösteren grafiği görüyorsunuz. Ben bile korkarım valla buna bakınca! Fakat bir de haftalık ÖLÜMLERİ girelim bakalım bu grafiğe.
  • “Vaka” eğrisini takip etmesini beklediğimiz bütün o ölümler nerede?
  • Bu işte sağlam bir bityeniği var!

















  • Kanada’da 2001’den bu yana kaydedilmiş senelik ölümlere bakalım.
  • Ortada “pandemi” var demeye bin şahit ister!
  • 2020’de görülen hafif artış da muhtemelen yaşlanan nüfus nedeniyleydi.

  • İyi de hastane yoğun bakımları Covid hastaları ile dolup taşmıyor mu ki?
  • Ontario eyaleti yoğun bakım üniteleri verilerine bakacak olursak,

2020’de yoğun bakıma yatan hasta sayısı, önceki 3 seneden de az!

2017 – %86.66 
2018 – %91.21 
2019 – %83.51
2020 – %80.84 

  • CDC’nin kendi yayımladığı veriler bile Covid’in mevsimsel grip düzeyinde seyrettiğini gösteriyor.
  • Çocuklarda öylesine hafif geçen bir şey ki Covid, ölüm oranı istatistiki olarak SIFIR.
  • 50 yaşın altında, enfeksiyondan sağ kalım oranı %99.98‘in üstünde.
  • 70 yaşın üstündekiler için bu oran, %94.6.
  • Bu da, tedaviye yönelik D ve C vitamini gibi HİÇBİR erken müdahalede bulunulmadığındaki sağ kalım oranları.
  • Yani, gençseniz, hiçbir şeyden endişelenmenize gerek bile yok.
  • Yaşı olanlar, kendinizi nasıl koruyabileceğinizle ilgili müthiş önerilerimiz olacak sizlere, ki bunlar arasında aşı yok.


Dr. Patrick Phillips – Ontario

ASEMPTOMATİK BULAŞ

  • Nisan’da Covid hakkında pek bir şey bilinmiyordu. Öyle olunca da bol keseden ekstra tedbire baş vurulmak durumunda kalındı.
  • O arada sağlıklı insanların etrafına hastalık bulaştırabileceği fikri de benimsendi. Asemptomatik hastalık bulaşması denilen şeydi bu ki düşüncesi bile korkutucu hakikaten.
  • Ve fakat artık 10 milyondan fazla çalışılmış vaka var elimizde ve hem Wuhan’dan gelen hem de Florida Üniversitesi’nin ortaya koyduğu deliller, a-semptomatik ve pre-semptomatik hastalık bulaşının yok denecek kadar az olduğunu gösteriyor.
  • Oyunun kaderini değiştirecek bulgudur bu.
  • Hayatımızı geri alabiliriz demektir bu ve viral enfeksiyonu olan hastalarıma hep verdiğim tıbbi tavsiyeye,
  • “hastaysan evde yat-dinlen” düsturuna geri dönebiliriz demektir.
  • Hasta olan evde kalır, geri kalanlar hayatını yaşamaya devam eder.

Dr. Caroline Turek – Ontario

T-HÜCRESİ İMMÜNİTESİ

  • Size harika haberlerimiz var! Birçoğumuzun T hücrelerimizdeki çapraz reaksiyon sayesinde SARS-CoV-2’ye zaten bağışık olduğumuzu biliyor muydunuz?
  • T hücresi bedenin enfeksiyonla savaşta kullandığı bağışıklık sistemi hücrelerinden.
    Pandemi başında, SARS-CoV-2’ye yeni oluşumlu bir koronavirüs dendi, bu da hiçbirimizin buna bağışıklığı olmadığı, hepimizin de enfeksiyon riski altında olduğumuz anlamına geliyordu.
  • Oysa dünya genelinden immünolog ve virologların ortaya koyduğuna göre, popülasyonun %30 ila %50’sinin, T hücreleri sayesinde halihazırda bu virüse karşı bağışıklığı bulunuyormuş.
  • Bağışıklık nereden ileri geliyor derseniz, koronavirüslerle önceki temaslarımıza bağlı olarak geçirdiğimiz sıradan nezlelerden.
  • Covid’e bağışık mıyız diye anlamak için yapılan testlerle ilgili sorun şu: bunların çoğu serumdan bakılan antikor testleri, ancak bundan T hücrelerdeki yanıt durumunu göremiyoruz.
  • Antikor seviyeleri zamanla düşüş gösterse de, T hücrelerimizce korunmaya devam ederiz.
  • Birçoğumuzun, Covid’e karşı zannettiğimizden çok daha güçlü koruması var esasında, bunu da T hücrelerimize borçluyuz.
  • Harika haber bu, çünkü “toplum bağışıklığı”na zannettiğimizden çok daha yakınız demektir.

Dr. Neda Amani, MD – Ontario

ÇOCUKLAR ve COVID-19

  • Çocukların nasıl da “süper virüs yayıcısı” olduğu anlatıldı duruldu bize. Korkudan ödümüz kopmuş şekilde bu yüzden okulları kapadık, çocuklarımızın güzelim yüzlerini maskeyle örttük ve birbirleriyle görüşüp oynamasına izin vermedik.
  • Çoğu öğretmen sınıfa adım atmaya dahi korkuyor. Oysa bilim bunların HİÇBİRİNE gerek olmadığını gösteriyor.
  • Çocuklar Covid-19 oldu diyelim, hiç semptom dahi vermeyebiliyorlar, hadi verdiler diyelim, çoğu kez hafif oluyor bunlar.
  • Pandemiyi yayan ve taşıyan da çocuklar değil.
  • Epidemiyolojik veriler hastalığın çocuklarda, erişkinlere göre çok daha hafif geçtiğini gösteriyor.
  • Tüm Kanada’da, pandemi başından beri 19 yaş altında yalnız 4 kişi var COVID tanısı ile ölen.
  • 8 m i l y o n çocuk ve ergenden 4’ü sadece.
  • 2018-2019 grip sezonunda bile 10 çocuğun gripten ölmüş olduğu unutulmamalı. Gribin yarattığı senelik ölümler COVID-19’dan fazladır.
  • Hakem kontrolünden geçerek yayımlanmış birçok araştırma gösteriyor ki, çocukların, bilhassa 10 yaş altındakilerin COVID bulaşında önemli bir rolü yok
  • İngiltere, Avustralya, İsviçre, Fransa ve Norveç’te yapılmış araştırmalar, okullarda çocuktan çoğuğa ve çocuktan erişkine hastalık bulaşının minimum düzeyde olduğunu göstermekte.
  • Lancet’ten bir yayın, okulların kapatılmasının tıbben geçerli HİÇBİR nedeninin bulunmadığını gösterdi.
  • Alman ebeveynler ve çocukları ile yürütülen bir diğer araştırma çocukların büyükleri değil, tam tersine, daha ziyade büyüklerin çocukları enfekte ettiğini ortaya koydu.
  • Giderek artmakta olan bilimsel kanıtlar ışığında korkuyu yenip çocuklarımızın yeniden çocuk gibi yaşamalarına izin vermemiz gerekir.
  • Okula da gidebilirler, arkadaşlarıyla biraraya gelip oyun da oynayabilir, sevdikleri şeyleri de yapabilirler.
  • Çocuklarımıza hayatlarını, çocukluklarını geri vermenin zamanıdır.

Dr. Dorle Kneifel – British Columbia

HASTALIĞI ÖNLEME

  • Bu koranavirüsten korkmuyorum, sizin de korkmanıza gerek yok.
  • Binlerce, onbinlerce yıldır bu tür respiratuar virüslerle evrilerek geldik bugünlere. Bu sayede de muazzam akıllı ve sofistike bir bağışıklık sistemine kavuşmuş olduk.
  • Besleyici yiyecekler yediğimizde bağışıklık sistemimizi desteklemiş, kuvvetlendirmiş oluruz.
  • Fiziksel aktivitede bulunduğumuzda, doğada vakit geçirip yaşamın bizi desteklediğini hissettiğimizde bağışıklık dirayetimiz de artar.
  • D vitamini bağışıklık sistemimiz için KRİTİK önemde bir besin öğesidir.

    C vitamini, çinko, magnezyum desteği yaptığımızda bağışıklık sistemimizi tam teçhizat donatmış, harekete geçmeye hazır hale getirmiş oluruz.
  • Popülasyonun besleyici değeri olmayan yeme alışkanlıkları ve yaygın D vit eksikliğine rağmen koronavirüsle karşılaşan çoğu kimse için hastane yatışı gerekmemekte, hastalığı evde kendi kendilerine atlatmaktadırlar.
  • Ben kendim 11 ay önce geçirdim COVID-19’u ve viral belirtiler başlar başlamaz da HERZAMANKİ çarelere başvurdum.
  • Semptomlar gidene kadar hergün 60 bin IU’luk D vitaminimi aldım. 2 günde geçti.
  • Şu anda burada, sizinle konuşalabiliyor olmam gösteriyor ki BEDENLERİMİZ NE YAPMASI GEREKTİĞİNİ GAYET İYİ BİLİYOR.

Dr Bill Code – British Columbia

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

  • Kanada’da 40 yılın üzerinde hekimlik yapmış biriyim. Bunun da en az 30 yılı anestezi uzmanlığı ile geçti.
  • Anestezistler hekimler arasında klinik farmakologlar olarak kabul görür, bunun da nedeni, ilaçların risk/fayda oranından anlamamızdır.
  • Eskiden beri güvenle kullanılagelmiş ilaçlar, Covid gibi yeni bir problemde fazlasıyla işe yarayabilir.
  • Bu bilgiden hareketle, literatürü de gözden geçirmiş biri olarak ben hastalarımı Covid-19’un hemen başında Quercetin, çinko, C vitamini, D vitamini ile tedavi ediyorum.
  • Reçete ettirebilenlere de hidroksiklorokin (5 gün boyunca 400 mg/gün) ve azitromisin (5 gün boyunca 500 mg/gün) öneriyorum.
  • Ayrıca, Covid sonrası ortaya çıkan belirtilerde Ivermectin‘in (1. gün ve 3. günde alınmak üzere kilogram başına 0.2 mg; yani 60 kg’lık biri için ,12 mg) işe yaradığını gördüm.
  • Gerekli durumlarda hastaya burundan oksijen veriyoruz, buna da, edinmenizi tavsiye ettiğim oksimetrenizdeki değere göre karar veriyoruz.
  • Baktığım tüm hastalarda bu rejimen gayet işe yaradı, hastaneye yatması gereken kimse de olmadı.
  • Kendim geçtiğimiz kasımda {2020] Covid-19 geçirdim. Listesini verdiğim bu ajanları (bu dozlarda) bizzat kendim kullandım ve 7 ila 10 günde ayağa kalkmamı sağladılar.
  • Özetle diyeceğim o ki, şu korkuyu bir geride bırakın.
  • İyi değil bu.
  • İyileşmek için yapabileceğimiz ÇOK şey var, yedekte de hastane seçeneği var zaten.

Dr. Stephen Malthouse – British Columbia

“VARYANLAR”

  • Korkudan ödünüz patlasın diye icat edilmiş şu şeyi duymuşsunuzdur: Her Allahın günü saat başı TV’lerden pompalanıp duran şey hani…. Tehlikeli virüs varyantlarından bahsediyoruz, evet.
  • Alın size şaşıracağınız bir şey: Dünyanın emeği verilerek [zar-zor] hafif değişime uğramış bir varyant yaratılabilmiş durumda. Nerede? Fare deneyinde!
  • Bu “varyant”ların TEKİ bile insanda bulunmuş değil bugüne kadar.
  • Bu fare deneyini takiben birtakım matematik modellemeler ve kod yazılımları ile yapılmış yayınlar çıktı, hiçbiri gerçek yaşamda gözlemlenmiş bir duruma dair değildi.
  • Varyantın yayılımı ve ne şiddette bir hastalık yaratacağı ile ilgili TAHMİNDEN öte bir şey değildi bu yayınlar.
  • İnsanda yapılmış gerçek manada bir araştırma yok ortada.
  • Televizyondan duyduğunuz her şeyin temeli işte bu!
  • Virüsler zamanla kendiliğinden değişime gider ve yeni suşlar gelişir.
  • Virüs dediğimiz şey insan hücresi olmadan yaşayamayacağına göre yaşam ortamını ortadan kaldırmanın saçmalığından hareketle, bunun giderek daha az zararlı hale geleceğini anlayabiliriz.
  • Bir virüs çok daha çabuk yayılabiliyor hale gelip de doğru dürüst hasta dahi edemeyecek hale dönüşüyorsa, işler “toplumsal bağışıklığa” doğru gayet güzel ve olağan seyrinde ilerliyor demektir.
  • Durum Covid virüsü için de farklı değil.
  • Bunca zamandır virüsler üzerine yapılmış tüm çalışmalar da AYNEN böyle olacağını gösteriyor zaten: virüsler DAİMA insana, insanlar da DAİMA virüslere adapte olur!
  • Artık hepimiz bir sakinleşebiliriz. Çünkü VİRÜS denilen şeyler zaman içinde İLLE daha az tehlikeli hale gelir.


HEPİMİZ İÇİN BU İŞTEN ÇIKIŞ YOLU

  • Duruma bütün olarak baktığınızda, COVID’den korkMAMAK için pekçok neden var elimizde.
  • COVID ile ilgili mevcut kanıtlara samimiyetle bakıp, korkudan da sıyrıldığımızda hayatı yeniden TAM manasıyla yaşamaya, ailemizin ve toplumun keyfi yerinde bir üyesi olmaya başlayabiliriz.
  • Eve kapanıp saklanmaya, diğer insanlardan kaçınmaya filan gerek yok.
  • İnsan sosyal bir varlıktır, tecrit halinde sonu pek iyi olmaz.
  • Hücre hapsi de, korku da bağışıklık sisteminize zarar verir.
  • Günde 4 kucaklaşma, minimumda yapılması gereken hakikaten de budur.
  • O yüzden, beslenmenize dikkat edin ve kışın bağışıklık sisteminizi optimize etmek için D vitamini almayı ihmal etmeyin.
  • Kanadalı erişkinlerde günde 4 bin IU D-vitamini karardır.
  • Aylık kan tahlili de yaptırararak doğru dozda mısınız değil misiniz anlayabilirsiniz.
  • D vitamini güvenlidir, ucuzdur; COVID de dahil olmak züere, virüs kaynaklı solunum yolları rahatsızlıklarına karşı direnci artırdığı bilimsel olarak gösterilmiştir.
  • Unutmayın: ASIL VİRÜS KORKUDUR.
  • İnsanın doğru düşünemez hale getirir.
  • Artık TV’yi kapatıp, aklınızı kullanmayı öğrenmenin vaktidir.
  • Ne doktorun söylemesine gerek var bunu ne de üstün bir bilimadamı filan olmanız lazım anlamak için.
  • Çıkın evinizin önüne bir bakın etrafa, gerçekte ne olup bittiğini gözünüzle görün.
  • Deliller açık ve net.
  • Küçücük COVID virüsünden korkmanıza gerek yok.




‘Gerçek Bilim’ vs. ‘Kâbus Film’ – 1. Bölüm

‘Gerçek Bilim’ vs. ‘Kâbus Film’ – 1. Bölüm

İki tıp sisteminin karşılaştırmasını sunuyoruz; biri Pastör’ün mikrop teorisine [monomorfizm/tek biçimci ekol] dayanıyor, diğeri Béchamp’ın hücre teorisine [pleomorfizim/çokbiçimci ekol].

Mikrop teorisine göre dışarıda hazır bekleyen mikroplar var ve bunlar insan bedenine girerek nedensiz yere hasta ediyor.

Hücre teorisine göre ise bedenimizdeki ölümsüz organizmaların kirlenen iç ortamın gerektirdiği şekilde temizleme – yıkımlama – dönüştürme görevlerini ifa için girdiği değişik biçim ve çalışmalarının sonucu olarak açığa çıkan metabolik atıkların oluşturduğu yük yüzünden rahatsızlık yaşıyoruz.

“Organizma değil hasta eden, o organizmaların metabolik faaliyet sonucu ortaya çıkardığı atık ürünler. İnsan bedeninde metabolizma tamamen dengedeyse hiçbir hastalığın oluşması mümkün değildir”

– 1944, The Smithsonian Enstitüsü yıllık raporu, Rife Mikroskobu).

Hastalık Paradigması

“Bir düşünce akımı (modern tıp ve monomorfik perspektif) diyor ki, hasta düşmemizin sebebi ekseriya statik, hastalık yapıcı bir tür mikroptur (mikrop teorisi). İyileşmek için mikrobu ÖLDÜRMEK gerekir. Seni hasta eden şey neyse onu ÖLDÜRMELİSİN. İlaçtır, antibiyotiktir, kemoterapidir, radyasyondur, ameliyattır; ÖLDÜR AT.  

Diğer bir düşünce akımı (hakim tıp dışında kalan diğer çoğu iyileştirme sanatı bu kategoriye giriyor) da diyor ki, hastalıkların çoğu bedendeki dengenin bir şekilde bozulması yüzünden oluşuyor. Ya beslenmede, ya elektrik sistemimizde, yapısal, toksikolojik veya biyolojik denklemimizde, bir yerde denge şaşmış oluyor. Iyileşmek için ise vücudumuzu yapmaya çalıştığı şeyin tersine zorlamak yerine onunla işbirliği yapıp, işine yardımcı olmak suretiyle dengeyi yeniden sağlamamız gerekiyor.”

Görülebileceği gibi, Béchamp’ın hücre teorisi Batı tıbbının bugünkü uygulanış şekliyle taban tabana zıt.

Batı tıbbı olarak adlandırılan hakim sistem mikrop teorisinin ve elbette ABD’de 1910’da hazırlanan Flexner Raporu’nun ürünü. Finansmanını ülkede petrol kaynakları ve demiryolu kurulum ve işletim ağlarının sahibi işadamlarının sağladığı bu raporla, ülkede tıp eğitiminin kalitesinin mikrop teorisi eksenli olarak artırılması gerektiği sonucu üzerinden, o zamanki hâkim tıp sistemleri olan naturapati ve homeopati eğitim kurumları ve hastaneleri hızla kapatılarak, yer yer iş 4 katlı doğal bilimler kütüphanelerinin yakılmasına kadar vardırılarak, mikropla mütemadi savaş mantığı üzerinden petrokimya ürünü ilaçların dispanseri konumuna gelen allopatik tıp modeli “modern”, “gelişmiş” ve “bilimsel” etiketleri ile yaygınlaştırılıp, neredeyse zorla yerleştiriliyor.

İntihal ve bilimsel aldatma suçları işlediğine dair kanıtların yayımlandığı kitapları Princeton Üniversitesi yayınları arasında bulabileceğiniz Lui Pastör’ün iddiası, belli birtakım mikropların belli birtakım hastalıkları oluşturduğu yönünde. O halde mikrobu öldürdük mü hastalığı da kontrol altına aldık demektir diye düşünüyoruz. Ve fakat bu düz mantığın bizi bugün getirdiği nokta pek de beklenildiği gibi değil. Bu tıp ekolünün kalesi olan ABD’de sağlık sistemi yarattığı hastalık yükü nedeniyle kendi üzerine çökmek üzere, insan ömrü ortalaması düşüşte, tıbbın elinde hayatını kaybedenlerin sayısı eskiden savaşlarda yitirenleri çoktan geçmiş durumda.

Pastör’ün teorisi monomorfizm temeline dayanıyor. Değişmez, sabit mikroplar var ve bunların herbiri kendine özgü, ayrı bir hastalık yaratıyor inancı bu. Oysa Béchamp ve Profesör Claude Bernard gibi kendi çağdaşlarının savı pleomorfizme dayanıyor; buna göre hücreler, bilhassa tek hücreli mikroorganizmalar belli koşullar altında biçim değiştirerek farklı hücre tiplerine dönüşüyor. Bu bilimadamlarının dediğine göre, mikrop nereden çıkmış olursa olsun, ancak ve ancak bedenin “iç ekolojisi” birtakım nedenlerle yıpranmış ve denge bozulmuş haldeyse tehlike oluşturabilir.

Kendini bilime adamış, kendi halindeki bu ahlâklı bilimadamlarının değil, gün, saraydan kendine maaş bağlatmayı başaran Pastör’ün oluyor ve tüm dünya mikrop teorisini doğru kabul ediyor.

Yanlış işte burada başlıyor ve 19. yüzyıl sona ererken bir yanda Béchamp, Enderlein ve İsveç’ten Ernst Almquist (1852-1946)’in pleomorfizmi, diğer yanda da Pastör ve Robert Koch’un (1843-1910) monomorfizmi şeklinde iki ayrı düşünce kampı beliriyor.


Pastörcü Mikrop Teorisi ile Béchamp’ın Hücre Teorisinin Karşılaştırması

MİKROP TEORİSİ (Pastör)HÜCRE TEORİSİ (Beschamp)
1. Vücut dışından aldığımız mikroorganizmalar yüzünden hasta oluruz.1. Hastalığı yapan vücut içindeki mikroorganizmalardır. 
2. Mikroorganizmalardan mümkün mertebe kaçınmak gerekir.2. Hücre içindeki bu mikroorganizmalar normalde bedenin metabolik faaliyetlerini yürütmesine yardımcı olur, bu işe yarar.
3. Mikroorganizmaların işi sabittir, değişmez; hep aynı işi görür.3. Organizma öldüğünde yahut yaralandığında, bu mikroorganizmalar şekil değiştirerek bu defa da bedenin katabolik (yıkımlayıcı, parçalayıp ortadan kaldırıcı) proseslerine yardımcı olmaya girişirler ki bahsi geçen yıkımlama prosesi kimyasal da olabilir mekanik de. 
4. Mikroorganizmaların rengi, şekli de bellidir; sabit kalır, değişmez.4. Mikroorganizmalar, içinde bulunduğu “ortam”ı [vasat; besiyeri] yansıtacak şekilde renk ve şekil değiştirirler. 
5. Her hastalığın altında bir mikroorganizma yatar.5. Hastalıkların her biri belli durum ve koşullarda ortaya çıkar.
6. Hastalık oluşumunun baş aktörü, birinci dereceden fail mikroorganizmalardır. Konakçı organizma güçten düştükçe, mikrororganizmalar da “patojenik” (hastalık yapıcı) hale geçer. 6. O yüzden de, hastalığın birinci derecede müsebbibi konakçı organizmanın hâl ve durumudur [kondüsyon].
7. Hastalık herkesi “vurabilir”. İş, mikropla karşılaşmana bakar.7. Hastalık, sağlıksız koşullar varsa ortaya çıkar.
8. Hasta olmamak için kişi gardını kuvvetlendirmeli,etrafına  “defansif duvarlar” örmelidir.8. Hasta olmamak için sağlık yaratmak, kendine bakmak gerekir. 

Son yüzyıla baktığımızda da hakim bilim ve tıbbın monomorfizm teorisinin yanlışlığını ortaya koyan bilimadamı doktorları görüyoruz; Enderlein, Rife, Reich, Livingston-Wheeler, Naessens ve daha genç kuşaktan ABD’den Dr. Robert O. Young (San Diego) ve Dr. David Jubb (New York) bu isimler arasında sayılabilir.

Royal Raymond Rife ve kendi icadı olan Üniversal Rife Mikroskobu. ABD Tabipler Birliği (AMA) patentini edinmeye çalışıp başarılı olamayınca laboratuvar FDA tarafından basılıp cihaza el konuluyor.

Monomorfizm ve pleomorfizm teorileri arasındaki farklar, kullanılan mikroskopi teknikleri ve numunelerin hazırlanış şeklinden ileri geliyor. İşin can alıcı noktası da bu, diyebiliriz. Pastör zamanında ve tabii 20. yüzyıla girilme aşamasında kullanılan mikroskoplar 1000 katlık büyütme gücüne sahip ve incelenmek üzere alınan kan örnekleri de kimyasalla boyama işlemine tabi tutuluyor. Bu boyaların ise kanda canlı ne organizma varsa öldürdüğü unutulmamalı.

Gaston Naessens ve Somatid Mikroskobu

Öte yandan, Rife, Livingstone, Naessens gibi bilimadamlarının kullandığı mikroskoplar 20.000 ila 30.000 katlık büyütme gücüne sahip ve bu teknikte numuneler boyanmıyor. Düşük güçteki mikroskoplar “virüs” (eksozom) boyutundaki partiküllerden daha küçük bir şey varsa seçemiyor ve elbette renk ayırt edemiyor. Oysa Rife, Livingstone ve Naessens’ın kendi tasarladıkları özel yapım mikroskoplarda kanda yaşayan ne organizma varsa en küçüğüne kadar görebiliyor, hareketlerini dahi gözlemleyebiliyorsunuz. [Bu üç bilimadamının da resmi makamlarca [Amerikan Tabipler Birliği (AMA), Gıda ve İlaç İdaresi FDA ve Kanada’daki muadili kuruluş] çalışmalarının engellendiğini ve hapse atılmaya çalışıldıklarını biliyoruz.]

Naessens’in geliştirdiği kanser/aids/otoimmün hastalık ilacı insan iyileştirmeye başlayınca hapse gönderilmek üzere düğmeye basılıyor. Hastaları ve sevenleri mahkeme önünde lehinde protesto düzenliyor.

Pleomorfizm: Béchamp kendi zamanında, tüm hayvan ve bitki hücrelerinde bulunan ve canlı öldükten sonra dahi yaşamanı sürdüren, hatta kendisinden birtakım mikroorganizmalar da türeyebilen mini minnacık parçacıkların varlığını kanıtlıyor. Mycrozymas (Mikrozimler) isimli kitabında Béchamp’ın pleomorfizm konseptinin temellerini attığını görüyoruz.

Doğa gözlemlerimizden biliyoruzdur, ne zaman bir canlı yaşamının sonuna gelse çürümeye başlar, bir şeyler bedeni yavaş yavaş yer, yok eder. Aynının hücrenizde gerçekleştiğini düşünün şimdi. Hücre içi ortam sağlığını kaybedip değişmeye başladığında mikrozimler (Naessens’in ‘somatid’i, Enderlein’ın ‘protit’i) sinyali alarak mikrobik yapılara dönüşmeye başlar ve kendi doku hücrelerinizden çıkarak bedende nerede bir toksin (zehirleyici madde) veya çürümeye yüz tutmuş yer varsa burayı yıkımlayıp çeri çöpü temizlemeye girişir [INfection vs OUTfection!]. Mikrop dediğimiz yapıların işi, görevi budur.

Béchamp der ki, mikrobik yapılar hastalık durumunun ortaya çıkardığı SONUÇTUR, sorunun/hastalığın kaynağı değil!

Enderlein’ın ‘protit’ dediği bu inanılmaz derecede küçük organizmalar (somatid/mikrozim) havada, suda içtiğiniz şarapta vs hep var ve görevleri de yine kendisine göre şeker yemek. Bitki veya hayvan, yaşayan her canlıda olduğu gibi bu protitler dediğimiz gibi, her yerdeler. Şarap örneğinden gidecek olursak, form değiştirip maya hücrelerine gönüşüyorlar ve görevlerini, yani üzümün şekerini yiyip fermante etme işini ifa ediyorlar.

Somatit / Protit / Mikrozim Nedir?

Büyüklükleri bakımından kabaca fikir vermek üzere çizilmiş görsel,; tam orantıyı yansıtmıyor.

Naessens’in mikroskobuyla alınmış görüntü. Okla işaret edilen minik parlak noktalar, somatid/protitler. İçi boş büyük daireler şeklinde görülenler de alyuvarlar.

Bu minik parlak tanecikler tüm fiziksel yaşamın başlangıcı ve sonu aynı zamanda. Bechamp’a göre tüm hücreler, organlar ve yaşam formları bu “minik taneler” sayesinde vücut buluyor. Protitler, içinde bulunduğu organizma ölse dahi yaşamaya devam ediyor ve kendisinden birtakım mikroorganizmalar ürüyor.

Naessens işte Béchamp’ın bu dediğini mikroskobu ile canlı olarak izliyor ve kaydediyor. Bu görüntülere ve Naessens’in açıklamalarına dair yazıyı burada bulabilirsiniz.

Naessens’in bahsettiği somatit/protid/mikrozim yaşam döngüsü şuna benziyor:


Somatid yapılarının verim döngüsünü görüyorsunuz; aynı organizma ortam koşullarının gerektirdiği şekilde biçim değiştirerek (pleomorfizm) spor, bakteri ve mantar yapılarına dönüşüyor. Bu yapıların kaynağı olan somatidler vücut dışından gelmiyor, bizzat hücrelerimizin içinde, kanımızda, lenfimizde mevcutlar. Vücut iç ekolojisinde denge bozulduğunda, göreve koşuyorlar.




Devam edecek…

Virolojinin Gözler Önündeki Büyük Sırrı – İzolasyon Yalanı

Virolojinin Gözler Önündeki Büyük Sırrı – İzolasyon Yalanı

Sahte tanı kitleri, pandemiye özel hukuki altyapısı ve simülasyonlu tatbikatı seneler öncesinden hazır edilmiş Covid-19 adı verilen sahne şovunun grafik tasarım ürünü, “Mr. Spikey” Sars-CoV-2 virüsünü tek başına ortaya koyup gösterene verilecek para ödülü 1 milyon Avro‘ya çıkmış durumda.

“Kanıta Dayalı Bilim”, “Bilime Dayalı Tıp” icra edildiği iddiası ile küresel dikta rejiminin silahı haline dönüştürülüp namlusu insanlığa çevrilmiş, toplu kıyımların öncelikli aracı halindeki sistem “tababeti”, en önemli “kanıt”ı kamuoyuyla paylaşmaktan ısrarla kaçınmakta?

Neden?

Üzerine küresel aşı endüstrisini inşa ettikleri zayıf halka virolojinin kağıttan kulesi tek fiskeyle yıkılmasın, insanlar bedenlerine “hayat kurtarıyor” diye yalan ve yanlış iddialar eşliğinde doluşturulan biyolojik ve kimyasal silahları sorgulamaya ve reddetmeye başlamasın diye olabilir mi?

Dr. Sam Bailey

Sitemizde geniş alıntılarla yer verdiğimiz ‘The Virus Mania’ kitabının yazarlarından Yeni Zelandalı Dr. Sam Bailey virolojinin sırlarla dolu dünyasına bizler için ışık tutuyor. İzleyelim, sonra hep birlikte şu sorular üzerine kafa yoralım:

“Bu büyük yalan ilk defa mı söylenmiş?”

“Acaba izole edilip varlığı ispatlanmamış olan diğer hangi “virüs”ler var?”

“İzole edilip tek başına ortaya konulmamış bir partikülün hastalık yaptığına nasıl kanaat getirmişler ve hatta acaba ispatlamışlar mı?”

“Ortada fail olarak ne virüs, ne de bunun herhangi bir kişiyi hasta düşürmüş olduğuna dair deneysel bir ispat yokken, birileri tam olarak neden aşısını yapabiliyor olabilir?”

Jenner zamanının pislik yuvası, cerahat toplamlarını kola kazıyarak çiçek pandemisi bitirdiği gibi ispatsız bir savdan hareketle takvime virüs aşıları doluşturan egemen tıbbın, basit kızamığı, su çiçeğini neredeyse %100’e yaklaşan çoklu aşılanma seansları ile 60 yıldır bir türlü bitirememesini, acaba ortada hastalık etmeni olarak bir “kızamık virüsü” olmaması açıklıyor olabilir mi?”

“Sevgili çelimsiz copy-cat skeptik oyunbozanların tüm dezenformatif çabalarına rağmen, Alman Robert Koch Enstitüsü’nün ortada kızamık virüsü filan olmadığını mahkemede kabul etmek zorunda kalmış olması gibi bir hakikat ortada apaçık dururken, insan beyninin gerçekleri algılamada bunca zorlanmasını “bilim” nasıl açıklar?”

Sorular çeşitlendirilebilir, gerçeklere gözlerini yeni yeni açmaya başlamış olanlar için tavşanın kazdığı çukur dipsizmiş gibi gelebilir.

Brace yourselves, and let’s dive in!


Bu dönemin en yanlış anlaşılmış konseptlerinden biri de ‘ virüs izolasyon’ konusu sanki.
Bu işin aslı nedir diye her hafta biri çıkıp sormazsa olmuyor, ki haklılar da.
Çünkü bilim literatüründe bile işler içinden çıkılmaz halde resmen!
Bu video ile konunun modern ve tarihi birtakım yönlerini ele alacağız ve İZOLASYON ile İZOLAT terimlerinin insanların zannettiği manaya neden GELMEDİĞİNİ anlatacağız.
Bir virolog çıkıp, “virüsü izole ettik” dediğinde bir katiyet anlarız bu cümleden
ve önünü ardını soruşturma gereği görmeyiz.

Virolog ve bilimcilerin NE YAPTIKLARINI BİLDİKLERİNDEN DE PEK EMİN DEĞİLİM ARTIK.
Gazetecilerden de bu ayrıntılarda gizli açıkları yakalayıp yüzlerine vurduğu vaki değil tabii.
Şöyle nadir örnekler dışında tabii….
-Kaliforniya Teknik Üniversitesi’nden Prof. D. Baltimore-\N”Virüsü şöyle izole edersiniz, ıııhhh….aaaah”

Sağlık Kanalı Parmak Uçlarınızda
Dr. Sam Bailey

Bir defa önce ‘virüs’ nedir, bunu bir tanımlayalım.
Enfeksiyöz minik bir partiküle deniyor bu, içinde de DNA veya RNA şeklinde genetik materyal bulunuyor.

Önceki videolarda da anlattığım gibi, bugün Covid için kullanılan PCR testlerinin YALNIZ BU virüsün RNA bölümlerini yakalayıp buluyor olması lazım!
Fakat bu testlerin verdiği sonucu GEÇERLİ kabul etmeden ÖNCE, mevzubahis RNA’nın VİRÜS partikülünün İÇİNDEN çıkmış olduğundan emin olmamız gerekir.
Niye? Çünkü virüsler birtek HÜCRE İÇİNDE çoğalmaya gidiyor malum, ancak hücre içi ZATEN DÜNYANIN GENETİK MATERYALİ ile dolu durumda.
O yüzden önce bunları bi’ birbirinden AYIRMAK lazım, yoksa elinizdeki karışımda NE VAR, BİLEMEZSİNİZ.
VİRÜS İZOLASYONU işte BU noktada devreye giriyor.

Ancak ufak bir SÜRPRİZ de bizleri bekliyor…

Viroloji jargonunda bu noktada epey bir “anlam karmaşası” olduğunu görüyorsunuz.

“İzole edilmiş” kelimesinin kökü Latincedeki “insulatus”a uzanıyor; “ada haline getirilmek” manasına geliyor bu da.
Bu terimlerin bugün anlaşıldığı hali neymiş, sözlükten bir de ona bakalım.
Son zamanlarda birçok insan kelimenin İLK manasını birinci elden deneyimlediler biliyorsunuz;
[İzolasyon: Kişiyi mutsuz kılacak şekilde yalnız başına kalma hali, TECRİT.]
Resmi statünüz “MAHPUS” olmasa da, yaşanılan buydu.
Velhasıl, “izolasyon”un manası, başka şeylerle bağlantısı kalmayacak şekilde bir şeyi ayırmak, ayrı tutmak demek.

O zaman, bu tanımdan hareketle, bir mikroorganizmanın (VİRÜS) izolasyonu (tecridi)
dendiğinde de, bunun DİĞER BİYOLOJİK MATERYALDEN AYRILARAK
TEK BAŞINA ortaya konmuş olduğu manasına geldiğini düşünürüz.
Sözlükten “İzole etmek” fiilinin manasına baktığımızda da, Kimya ve Bakteriyoloji’de bunun
‘bir madde yahut mikroorganizmanın [başka şeylerle] KARIŞIK OLmayan, SAF HALİYLE ortaya konması’ şeklinde tanımlandığını görüyoruz.

‘İsim’ olarak kullanımına baktığımızda da, “sözgelimi üzerinde araştırma yürütülmek amacıyla,…”
“…diğerlerinin yanından alınıp ayrı tutulan, tecrit edilen kişi, varlık veya grup halinde birileri/bir şeyler,” demek bu.

Gelgelelim, VİRÜS özelinde bu İZOLASYON kelimesi tam olarak ne manada kullanılıyor diye araştırmaya giriştiğinizde, ortada tanımı net bir terminoloji dahi olmadığını görüyorsunuz.

Hatta “VİROLOJİNİN MİNİK SIRRINA GİRİŞ” niteliğinde bir ders gibi de düşünebiliriz bunu.
2020 yılı, çok daha fazla insanın virolojinin TERİM VE TEKNİKLERİNİN farkına varmasıyla
sorunun iyiden iyiye görünür hale geldiği yıl oldu.

“Siz bokyedibaşılar gelip de burnunuzu sokana kadar gayet iyi götürüyorduk işi.”

Problemlerden bazılarına işaret etmek için viroloji profesörü Vincent Racaniello’dan alıntılar yapacağım.

“Virüs” adı verilen yapıların temel prensipleri ve hastalık yapıp yapmadıkları konusunda GÖRÜŞLERİMİZ
Prof. Racaniello’nunkinden KESİNLİKLE AYRILIYOR, keza kendisi ortodoks bilimsel görüşten,
yine de, diğer virologlara kıyasla kendisinin ifadelerini kendi içinde daha tutarlı buluyorum.
İlmi açıdan temel görüş ayrılıkları ve şahsi kanaatlerimizdeki farka rağmen kendisinin görüşlerini önemsiyorum. MÜESSES VİROLOJİ’nin TEORİLERİ nedir, öğrenmek isteyenler kendisinin çalışmalarını takip edebilir.

Lâkin, şimdi göreceğimiz gibi, söz “VİRAL İZOLAT”tan açıldığında profesörün bile ifadeleri çözülmeye, dağılmaya başlıyor.
Profesörün terminoloji ve günümüzdeki kullanımı ile ilgili açıklamasına bakalım:

Prof. V. Racaniello’nun 2021 tarihli açıklaması:

“Virüs konusuna kafa yormaya başlamış birçok insan bakıyorsunuz pek de aşina olmadıkları ‘izolat’, ‘varyant’, ‘suş’ gibi terimleri kullanmaya başlamış.”

Racaniello, viroloji alanında çoğu zaman doktor ve akademisyenlerin, nüfuzlu üstlerinden duydukları, ancak kendi içinde bir tutarlığı dahi olmayabilen terimleri alıp papağan gibi tekrarladıklarından bahsediyor.
Diyor ki: “Maalesef “SUŞ”, “VARYANT” ve “İZOLAT” terimleri için VİROLOJİ CAMİASINDA üzerinde herkesçe uzlaşılmış TANIM bulunmamakta.”

“ÇOĞU VİROLOG DA BAŞKALARI NASIL KULLANMIŞSA ONU KOPYA ETMEKTEN ÖTEYE GEÇMİYOR.”

İlginçtir Racaniello, yazarı olduğu ‘VİROLOJİNİN PRENSİPLERİ’ başlıklı DERS KİTABInın 4. baskısında bile,
diğer eşyazarlar da dahil olmak üzere hiçbirinin bu terimlere açıklık getirme zahmetine girmemiş olduğunu belirtiyor.

İleriki baskılarda yapmak isteyebilirler belki??!

Ortada KOCA bir problem olduğu sanırım bu noktada bile anlaşılıyordur.
Bilim dilinin son derece NET ve KATİ olması gerekir.
Mesela ‘havacılık ve uzay mühendisliği’ dalında bilimcilerin “ivmelenme” gibi mühim terimlerin manasını
“havada bırakması”nı isteyemeyiz hiç, öyle değil mi?

Geçtiğimiz yıl şu malum virüsü “izole ettik” diyen birçok yayın yapıldı biliyorsunuz.
Sosyal medya alanlarının bekçisi “bilgi doğruyucular” ve yardakçı sistem medyası da,
VİRÜS İZOLE EDİLMEDİ diyen olsa olsa “KOMPLO TEORİCİSİ”dir bildirimlerini yaymaya başladı.
Oysa, daha “İZOLASYON” teriminin bilimsel olarak NE MANAYA GELDİĞİ bile belli değil ve “komplo teroricileri”ni hedef alan öfkeli mesajların sahipleri de, “izole edildi” dendiğinde neyin kastedildiğini bilmeyenlerden oluşuyor gibi duruyor.

Birlikte kitap kaleme aldığımız gazeteci Torsten Engelbrecht de, sözkonusu virüsü dünyada ilk bulan, izole eden biziz iddiasıyla yayın yapmış yazarlarla iletişime geçerek numuneleri “saf haliyle” ortaya koyup koymamış olduklarını sormuş bulunuyor.

Bulgularımız, “Virus Mania” kitabının güncellenmiş son baskısında yayımlanmış durumda.
Çoğunuzun bildiği gibi, bu yayınları yapanlar arasından “evet, VİRÜSÜ SAF HALİYLE ortaya koyduk,” diyebilen KİMSE ÇIKMADI.

“İzole etmek” fiilinin sözlük anlamına geri dönecek olursak, “bir madde yahut mikroorganizmayı başka bir şeyle karışmış olmayacak şekilde, saf haliyle ortaya koymak”tı manası.
İnsanların aklı bu yüzden karışmış durumda işte, çünkü “virüsü bulduk” diyen viroloğun kasdettiği ile bizim anladığımız BAMBAŞKA şeyler.

Sonuç şu ki, BAŞKA BİR ŞEYLE KARIŞMIŞ HALDE OLMAYAN, SAF HALİYLE BİR BAŞINA DURAN VİRÜS İŞTE BURADA DİYEBİLEN KİMSE YOK.

Bu “izolasyon” kelimesinin bir öyle bir böyle kullanıldığı fark eden başka araştırmacılar da var.
2020 ortasında bizim burada, Yeni Zelanda’da basın, Otago Üniv’den Prof. Quinones-Mateu’nun
SARS-CoV-2 virüsünü kültürde çoğaltıp RNA’sını (genetik materyalini) izole etmeyi başardığını yazdı mesela.
Oysa Kanadalı araştırmacı Christine Massey ve Yeni Zelandalı Michael Ess Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince dünya genelinde bu açıklamayı yapan tüm sağlık kurumlarına başvuruda bulunuyorlar
ve bu ekip Otaga Üniversitesi’ne aynı RESMİ sorguyu yönelttiğinde, üniversite kendilerine, var olduğu öne sürülen virüsün SAF halde ortaya konmuş olduğunu belgeleyen herhangi bir bilimsel çalışma kayıtlarının BULUNMADIĞINI söylüyor.

Bakalım arapsaçına dönmüş bu işi, bizzat ortodoks bilim temsilcisi hale yola koyabilecek mi diye
sözü yine Prof. Racaniello’ya bırakıyoruz..
Diyor ki: “Enfekte konakçıdan izole edip kültürde çoğalttığımız virüse, izolat diyoruz…”
“…numuneyi hücrelere koyup kültürlüyoruz, virüs çoğaltma/üretim işini böyle yapıyoruz…”
“…virüsü böyle çoğalttın mı, izolatın hazır demektir.”


Nasıl yani?!! Herkes ortadaki bariz problemleri görebiliyor, değil mi?
Yani diyor ki profesör, biri bardağa aldı tükürdü, o tükürüğü alıp hücre kültürüne koydunuz mu, “virüsü izole etmiş” oluyorsunuz??!
Bu izolasyona filan HİÇ benzemiyor!

Çünkü elimizde [hastadan alınmış] numuneler ile kültür vasatları [besiyeri, kültür ortamı] var,
ve şayet SAFLAŞTIRMA yapmıyorsanız da her ikisinde de TÜRLÜ MADDELER CİRİT ATMAKTA demektir!
Bu konuya istinaden Virus Mania kitabında, Nobel ödüllü virolog Françoise Barré-Sinoussi’nin görüşlerine yer verdik.
Diyor ki, “Dünya kadar şeyin olduğu bu bulaşık ortamdan virüsü çekip çıkarmanız lazım.”

Prof. Racaniello sonra diyor ki,

“…ekseriya solüsyondaki bu nazofarenks sürüntüyü alıp, hemen buradan genom dizileme işlemine geçiyoruz, ve esasen elimizde FİZİKSEL olarak (izole edilmiş) VİRÜS de OLMUYOR ki bu nokta ÇOK ÖNEMLİ.”

Pekala, muazzam bir İTİRAF gelmiş oldu profesörden:
“İzolat” dedikleri bu şeylerin çoğunda aslında bulunanın, hastadan alınmış HAM materyaldeki (numune) gen dizileri olduğunun itirafıdır bu!!

Ne yazık ki, Prof. Racaniello’nun terminolojide gözettiği disiplin, şu sözlerle birlikte göçük altında kalıyor:
Burada görmüş olduğunuz şeyin, SARS-CoV-2 “izolatları”nın 4000 küsür gen sekanslık filojenik ağacı olduğunu söylüyor.
Ardından, gafı telafi etmek için diyor ki,

“…noktalar, ilintili bir İZOLAT olsun olmasın, kaydedilmiş münferit gen dizilimlerini temsil etmekte…”

Ortadaki devasa problemi görebiliyor musunuz?

Ortamdan NÜKLEİK ASİT DİZİLERİ çıkmış olması bunların VİRÜSE ait olduğunu göstermez!

Hatta profesör 2017’deki blog yazısında bunu bizzat kendi de ifade ediyor:
“Birçok laboratuvar virüs geni var mı diye PCR cihazı ile analizi tercih ediyor.”
“Kabul edilebilir bir teknik bu da, fakat kısıtlı yönleri anlaşıldığı müddetçe -“
“-bu cihaz nükleik asit [DNA-RNA] bulmaya yarıyor, enfeksiyöz virüs [partikülü] değil.”

Profesörün daha dar tuttuğu “izolat” tanımlamasını da baz alsak, hâlâ karışım halindeki kültür ortamı sözkonusu ve izolattan kasıt hâlâ saf halde ortaya konmuş virüs değil.

Yayımlanmış bu 4000’i aşkın RNA dizisinden HERHANGİ BİRİNİN bile bir VİRÜSE ait olduğunu bilebilmenin İMKANI VAR MI?
Kim, nasıl belirliyor bunu?

SARS-CoV-2 virüsünün izole edilmiş, ona ait olduğu ileri sürülen genetik materyalin de o virüsten çıkarıldığını kanıtlayana verilecek para ödülünün 1 MİLYON AVRO‘ya çıkmış olduğunu da hatırlatalım.

E haydi virolog camiası?? İlginizi çekmiş olmalı bu meblağ, ne dersiniz??

Peki acaba terimlerin anlamlarını saptırarak kullanma işi virolojide yeni rastlanan bir şey mi?

1987‘de The Lancet tıp dergisi baş editörüne hitaben yazılmış ve yayımlanmış mektuba göre hayır.
Glasgowlu virolog Cea Meddaley ve Glasgow Üniversitesi’nden filolog CJ Kay, virolojide kullanılan dilin netleştirilmesi için birlikte bir çağrı yapıyorlar.
Şöyle diyorlar: “İzolat için saf kültürde çoğaltılmış bir mikroorganizma diyebiliriz ve
“böyle denince de (bilhassa virüsler için) genellikle çoklu pasajlama yapılmış olduğu anlaşılır,
“ve bu şekilde çoğaltılmış mikroorganizma artık ileri safha araştırmalarda kullanılmak üzere hazır hale gelmiştir,
“ve tüm bu süreçte kastedilen, hastadan alınmış organizmanın yalnız tek bir suşunun mevcudiyetidir.”
Kullanımdaki diğer saptama yöntemlerine istinaden de şöyle diyorlar:
“Bu tür testlerin verdiği pozitif sonuçtan hareketle [numuneye] “izolat” demek YANLIŞ olur,
zira bunlar [kültürde] çoğaltılmış DEĞİLDİR,
… ve başka organizmalardan ari oldukları da söylenemez.”

Yani, 40 küsür sene önce insanlar “İZOLAT” teriminin HATALI kullanıldığını söyleyip uyarmışlar da!
Ne yazık ki uyarıları dikkate alınmışa benzemiyor.

Bugün yapılan şeye EN İYİ HALDE, “DOLAYLI yollardan tetkik” denilebilir, elektron mikroskopisiyle de, SAF hale GETİRİLMEMİŞ numuneler çalışılmakta zaten.

PCR perdesinin ardındaki CV-19” adlı videomu izlerseniz, virüs genetik materyali “saptama testi” diye lanse edilen PCR ile ilgili problemleri öğrenebilirsiniz.

“Fotoğraf görüntüleri” konusuna da değinelim hızlıca…
Medyanın aklınızı çelmek için gözünüze soktuğu bilgisayar tasarımı görüntülerden bahsetmiyorum,
akademisyenlerin elektronmikroskobu ile aldıkları görüntülerden bahsediyorum.
O gördüğünüz tabii gerçek manada “virüs izolatı” filan değil, hücre duvarı yakınında toplanmış birtakım nanopartikülleri gösteren bir fotoğraf sadece.
Kültürdeki canlı hücreler gelişir, ömrünü tamamlayınca da bozulmaya başlar ve ölür.
Bunu yaparken de hücre yüzeyinden dışarı nano ölçekte farklı partiküller verir.
Bu partikülleri tanımlamada kullanılan eksozom veya hücredışı veziküller gibi terimleri duymuşsunuzdur.
Bu noktada, bu terimlerin de literatürde sabit bir kullanım şekillerinin olmadığını duymak sanırız şaşırtmayacaktır sizleri.

Bir türlü düzgün ismi konamamış partiküllerden bahsetmişken, tam da geçtiğimiz sene The Lancet‘te yayımlanmış şu müthiş makaleyi buldum bakın:
Elektron mikroskobu ile çalışan gruplardan bazıları, başka bazı grupları virüs fotoğraflamada SAHTECİLİK yapmakla suçluyor!

“Bu yayınlardaki görüntüler, belirsizliğe mahal olmayacak şekilde virüs olduğunun anlaşılmasını sağlayacak nano ölçekte yapı karakteristiklerinden yoksun birtakım partikülleri virüs partikülü olarak göstermektedir.”

Hmm… Hiçbir belirsizliğin olmadığı, net ve kesin VİRÜS gösterimi… Görmek istemez miyiz hiç??

Konumuza dönecek olursak, yüksek bilim icrası gerektiren böyle bir alanda belirsizliklerle dolu tüm bu terminoloji ne demeye düzeltilmeden bırakılmış olabilir ki?

Virologlar 100 yıldır virüs izole ettiklerini iddia etmiyorlar mı?
Bu terminoloji konusunu aydınlığa kavuşturmaya bunca gönülsüz olmalarının nedeni, dikkati zayıf noktalarına çekmek istememelerinden olabilir mi dersiniz?

Kelimenin GERÇEK manasıyla VİRÜS İZOLE ETTİKLERİNİ gösteren DOĞRUDAN KANIT BULUNMADIĞI anlaşılmasın diye mi bu çekimserlik?

Öyle ince dilimledim ki, gözle görülmüyorlardı resmen.
Gerçekten kestiğine emin misin?
Kesmişimdir diye farz ettim ben ama?

Doğuracağı sonuçlar ve uyandıracağı yankı bakımından muazzam önemli bir konu bu ve elbette gelecek bölümlerde bu mezuyu enine boyuna tartışıyor olacağız.

Konfüçyüs’ün ironi yüklü şu sözleriyle veda etmek istiyorum sizlere:

Kullandığın dil doğru değilse, ağzından çıkanla demek istediğin bir değildir;
Ağzından çıkanla demek istediği bir değilse, yapılması gereken yapılmadan kalacak demektir;
Eğer bu yapılmadan kalırsa, ahlâk çöker sanat yozlaşır;
Hak yerini bulmaz, adalet de şaşarsa, insanoğlu kafası karışmış öylece kalakalır.

O yüzden, muallak laf edilmemeli, anlam dümdüz verilmelidir. Bu, her şeyden önemlidir.

Bu sansür çağında sizlerden çalışmalarımı SubscribeStar kanalıma abone olarak desteklemenizi rica ediyorum.

Bağlantı, bu video altındaki açıklama bölümünde.

Dr. Sam Bailey

Viroloji Yalanları: Varlığı ve Hastalık Yapıcı Özelliği İspatsız Virüs – İşlenen Tıbbi & Bilimsel Suçlar

Viroloji Yalanları: Varlığı ve Hastalık Yapıcı Özelliği İspatsız Virüs – İşlenen Tıbbi & Bilimsel Suçlar

Koch Postülatları ve Rivers Kriterleri Nedir?

Modern bakteriyoloji biliminin kurucularından kabul edilen Alman Heinrich Hermann Robert Koch (1843-1910) tarafından geliştirilmiş ve spesifik bir mikroorganizmanın spesifik bir hastalığa yol açtığının ispatı için karşılanması gereken bilimsel ilkelere Koch Postülatları denmektedir ve bunlar şu şekildedir:

1. Mevzubahis mikroorganizma hastalığı gösteren tüm canlılarda yüksek miktarlarda bulunmalı, sağlıklı canlıda bu mikroorganizmaya rastlanmamalıdır.

2. Mikroorganizma, hastalanmış bir canlıdan alınan doku örneği içinden alınıp tek başına ortaya konulmalı (izolasyon) ve saf kültürde çoğaltılmalıdır.

3. Kültür ortamında saf olarak geliştirilebilen mikroorganizma, sağlam bir konağa (canlıya) verildiği zaman hastalık oluşturmalıdır.

4. Mikroorganizmaların dışarıdan verilerek hastalandırıldığı denek canlıdan sözkonusu mikroorganizma yeniden alınıp izole edilmeli ve ilk başta hastalık yaptığı düşünülen mikroorganizma ile birebir aynı olduğu gösterilmelidir.

Bu dört koşul da yerine getirildiği takdirde, belirli bir belirti grubunun mevzubahis mikroorganizma ile enfeksiyon sonucu ortaya çıktığı bilimsel olarak ispat edilmiş olur.

Aradaki neden-sonuç ilişkisini bilimsel olarak ispat etmenin tek yolu budur.

Koch Postülatları bakteriler için geliştirilmiştir, ondan bin kat küçük olan virüsler için değil. 19. yy’ın sonlarına doğru bakteriler filtrelenip ondan daha küçük partiküllerin varlığı ilk olarak fark edilmiştir. Öyle olunca Thomas Rivers 1937’de Koch’un postülatlarını virüslere uyarlayarak enfeksiyöz doğasını bu şekilde incelemek istemiştir(1). Bu kurallar şu şekildedir:

  1. Virüs hasta canlıdan alınıp tek başına gösterilebilmelidir (izolasyon).
  2. Virüs konak hücrelerine eklenip çoğaltılabilmelidir.
  3. Filtrasyon kanıtı—virüs, bakteri de ihtiva eden bir ortamdan filtrelenerek ayrılabilmelidir
  4. Filtrelenip kültür ortamında çoğaltılmış virüs, denek canlıyı enfekte etmek için verildiğinde aynı kapsamda bir hastalık oluşturmalıdır.
  5. Virüs, enfekte denekten yeniden alınıp tek başına gösterilebilmelidir (izolasyon).
  6. İmmün sistemde mevzubahis virüse özel bir yanıt tespit edilebilir olmaldır.
Rivers, T. M. Viruses and Koch’s postulates. J. Bacteriol. 33, 1–12 (1937). https://jb.asm.org/content/jb/33/1/1.full.pdf
– “It is obvious that Koch’s postulates have not been satisfied in viral diseases.”


Ne bakteriler ne de virüsler için Koch veya Rivers kriterlerininin hepsini birden karşıladığı ispat edilerek hastalığa neden olduğunu bilimsel olarak kanıtlanmış bir mikroorganizma bulunmamaktadır.
Bu durum postülatlar geçersiz, hükümsüz yahut yanlış olduğundan değil, bu mikroorganizmalar hastalığı başlatan etmen olmadıkları içindir.

SARS-CoV-2 virüsü ile ilgili ortaya konulan ilk iki yayın dürüst bir şekilde virüsün hastalığa yol açtığını kanıtlamadıklarını(2), sadece bir ilinti bildirdiklerini(3) söylemiş, ancak peşisıra çıkan ve bu ilk yayını refere eden diğer çalışma yazarları kusurlu bir şekilde SARS-CoV-2 virüsünün COVID-19 hastalığının sebebi olduğunu, çalışmalarının Koch Postülatları ile Rivers Kriterleri’ni de karşıladığını beyan etmiştir.

Zhu, N. et al. A novel coronavirus from patients with pneumonia in China, 2019. N. Engl. J. Med. 382, 727–733 (2020). https://www.nejm.org/doi/10.1056/NEJMoa2001017

İlgili cümleler:

– “We describe in this report the use of molecular techniques and unbiased DNA sequencing to discover a novel betacoronavirus that is likely to have been the cause of severe pneumonia in three patients in Wuhan, China.”

– “Although our study does not fulfill Koch’s postulates, our analyses provide evidence implicating 2019-nCoV in the Wuhan outbreak.”

Ren, L. L. et al. Identification of a novel coronavirus causing severe pneumonia in human: a descriptive study. Chin. Med. J. (Engl.)133, 1015–1024 (2020). https://journals.lww.com/cmj/Fulltext/2020/05050/Identification_of_a_novel_coronavirus_causing.3.aspx

– “These findings primarily indicate that the novel CoV is associated with the pneumonia that developed in these patients. However, it remains to be determined whether this novel CoV is capable of causing similar diseases in experimental animals.”

– In conclusion, we identified a novel bat-borne CoV associated with a severe and fatal respiratory disease in humans.
Türkçe Kaynak: Mikrobiyoloji, https://www.uozyilmaz.com/files/mikro.pdf


Yeni bir Virüs Nasıl İzole Edilir ve Özellikleri Bilimsel Olarak Nasıl Tanımlanır?

En kısa ve anlaşılır şekliyle yeni bir virüsü izole edip, özelliklerini tanımlayıp ortaya koymanın düzgün yolu şudur: İlk iş olarak, baktığınızda bu kişinin hastalığı şudur diyebileceğiniz ölçüde kendine has ve spesifik semptomlar sergilemekte olan çok sayıda insandan (örn. 500 kişi) örnek (kan, balgam, sekresyon) alınır. Kendi de genetik materyal ihtiva eden başka hiçbir doku veya ürün ile karıştırmadan virolog alır, bu örnekleri masere eder [suda bekletip yumuşatmak], filtreden ve daha sonra da ultrasantrifüjden geçirir, yani örneği [numune] saf hale getirir [pürifikasyon]. Onyıllardır hangi viroloji laboratuvarına giderseniz gidin bakteriyofaj(4) ve dev virüs [giant virus] tabir edilen yapıların izolasyonunda kullanılageldiğini göreceğiniz bu sıradan viroloji tekniği sayesinde virolog, daha sonra elektronmikroskobu ile bakıp aynı yapı ve boyuttaki binlerce partikülün görüntüsünü alabilecektir. Virüs, [hastadan alınmış örnekten] izole edilmek suretiyle saf haliyle ortaya konmuş işte bu partiküllerdir.

Hepsi birbirinin [ebat ve özellik olarak] aynı bu partiküller daha sonra fiziksel muayene ve/veya mikroskobi teknikleri ile eşbiçimlilik kontrolünden geçirilir. Materyalin saflığından emin olunduktan sonra ise sırada partikül özelliklerinin ayrıntılı biçimde çalışılması vardır. Partiküllerin fiziksel yapısı, morfolojisi ve kimyasal kompozisyonu incelenir. Ardından, doğrudan bu saf haldeki partiküllerden çıkarılan genetik materyalin, yine onyıllardır kullanımda olan Sanger sekanslama tekniği gibi yöntemlerle genetik yapısı ortaya konur. Virüslerin vücut dışından içeri alındığı konsepti üzerinden sıra, bu eşyapılı partiküllerin gerçekten de dış kaynaklı (eksojen) olduğunun, ölmek üzere yahut ölmüş olan dokuların geçmekte olduğu normal yıkımlanma sürecinin ürünleri(5) olmadığının teyidine gelmiştir. (Mayıs 2020 itibarıyla virologların, gördükleri partiküllerin virüs mü yoksa ölü veya ölmekte olan dokuların normal yıkımlanma ürünleri mi olduğunu anlamalarının yolu olmadığı bilinmektedir.)(6)

(4) Isolation, characterization and analysis of bacteriophages from the haloalkaline lake Elmenteita, KenyaJuliah Khayeli Akhwale et al, PLOS One, Published: April 25, 2019. https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0215734 — accessed 2/15/21
(5) “Extracellular Vesicles Derived From Apoptotic Cells: An Essential Link Between Death and Regeneration,” Maojiao Li1 et al, Frontiers in Cell and Developmental Biology, 2020 October 2. https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fcell.2020.573511/full — accessed 2/15/21
(6) “The Role of Extraellular Vesicles as Allies of HIV, HCV and SARS Viruses,” Flavia Giannessi, et al, Viruses, 2020 May


Bu noktaya gelindiğinde artık, eksojen (dış kaynaklı, vücut dışından doğan) bir virüs partikülü tam manasıyla izole edildi, özellikleri ortaya kondu ve gen dizilimi yapıldı demektir. Gelgelelim daha bunun hastalık yaptığının gösterilmesi lazım. Bunun için bir grup sağlıklı deneğe (bu iş için ekseriya hayvanlar kullanılır), hastalığın nasıl bulaştığı düşünülüyorsa o yolla eldeki bu izole edilmiş, saf haldeki virüs tanıtılır. Hayvanlar aynı hastalığı geliştirdiği takdirde, ki bu klinik bulgular ve otopsi sonuçları ile konfirme edilmek durumundadır, işte o zaman virüsün hastalık oluşturduğu hakikaten gösterilmiş demektir. Enfeksiyöz ajanın enfektivite ve bulaş kabiliyetini gösterir bu.

TEZLER


A. SARS-CoV-2 Virüsünün Varlığı Bilimsel Olarak İspatlı Değil – Pürifikasyon ve İzolasyon Sorunsalı

Tanımlar

İzolasyon: ”Ayırmak” anlamına gelir. Mikrobiyolojide izolasyon denildiğinde bir mikroorganizmayı saf halde elde etmek anlaşılır. İzolasyon, karışık bir kültürden sadece istenen bir ya da daha fazla mikroorganizmanın saf halde elde edilmesi, karışık bir kültürde bulunan tüm mikroorganizmaların ayrı ayrı saf halde elde edilmesi, saf olduğu sanılan mikroorganizmanın saflık kontrolünün yapılması şeklinde olabilir. Herhangi bir bozulma ve/veya hastalık etmeninin belirlenmesi için mikroorganizma saf halde elde edilmelidir.

Saf Kültür ve İzolat: Saf kültür, sadece bir tek mikroorganizma hücresinden çoğaltılmış olan mikroorganizma topluluğudur. Tanımlanacak kültürün saf olarak elde edilmesi tanımlama testlerine geçmeden önceki en önemli aşamadır. Bir diğer deyiş ile saf kültür elde edilmesi tüm tanımlama testleri öncesinde yapılmış olmalıdır. Saf kültür, standart bir Petri kutusundaki katı besiyerinde gelişen koloniden elde edilir. Buna izolat da denilir. Saf kültür elde etmek için izolasyon sırasında izole edilecek koloninin yakın çevresinde başka koloni olmamalıdır.

Kaynaklar:

Gıda Mikrobiyolojisi ve Uygulamaları, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendsiliği Bölümü, http://www.mikrobiyoloji.org/genelpdf/210010701.pdf

İzolasyon ve Tanımlama Esasları: Merck Gıda Mikrobiyolojisi Uygulamaları; “Anonymous, 2005. Merck Gıda Mikrobiyolojisi Uygulamaları. Ed: A. K. Halkman. Başak Matbaacılık Ltd. Şti., Ankara, 358 sayfa.” künyeli kitabın 36. Bölümü.

http: İzolayon ve İdentifikasyon, Mikrobiyoloji.org http://www.mikrobiyoloji.org/genelpdf/210010701.pdf


Viroloji ders kitaplarında da (7,8) anlatıldığı üzere, bir virüsün tanımlanabilmesi için diğer her tür biyolojik materyalden ayrılarak, saf biçimde ortaya konulmuş olması ön koşulu vardır; “Sars-CoV-2 virüsü” için bu şart yerine getirilmemiştir.

7. Susan Payne, Viruses: From Understanding to Investigation, Academic Press, 2017 https://www.elsevier.com/books/viruses/payne/978-0-12-803109-4

8. White/Fenner, Medical Virology, San Diego Academic Press, 1986, sf. 9
https://www.elsevier.com/books/fenner-and-whites-medical-virology/burrell/978-0-12-375156-0


“İzolasyon” ve “Saflaştırma” adı verilen bu işlemler olmadan, tetkik edilen partiküllerden elde edilen nükleik asit sekanslarının (RNA ve/veya DNA) yeni bir virüse ait olup olmadığı bilimsel olarak ispat edilemez.

  • Çin’den çıkan ilk iki yayın (Zhu et al., Wan Beom Park et al.) da dahil olmak üzere SARS-CoV-2 virüsü tespiti yapıldığı iddiasındaki bilimsel yayınların hiçbirinde virüs partikülünün tek başına ortaya konulmamış, yani bilimsel manada düzgün bir şekilde “pürifikasyon” ve “izolasyon”u gerçekleştirilmemiştir ve bu gerçek bizzat çalışma yazarlarınca kabul edilmiştir (EK1).

  • Bilgi Edinme Hakkı kanunu kapsamında SARS-CoV-2 virüsünün kurallara uygun şekilde pürifikasyon ve izolasyonunu gösteren yayın talep edildiğinde ne Almanya’nın Robert Koch Enstitüsü ne diğer ülkelerin Sağlık Bakanlıkları virüsün mevcudiyetini bilimsel olarak ortaya koyduklarını gösteren yayın sunabilmiştir (EK2). Bu durumda, varlığı ispat edilmemiş bir virüsün mutant varyasyonlarından yahut herhangi bir tip test ile tetkikinden söz etmek de mümkün olmayacaktır.

    İki Alman gazeteci tarafından Robert Koch Enstitüsü’ne (RKI) yapılan resmi bilgi talebine, yetkili Michael Laue tarafından 4 Eylül 2020 tarihinde e-posta ile verilen yanıt şu şekildedir (9):

    “Bilgimiz dahilinde, SARS-CoV-2 virüsünün pürifiye edilip izolasyonunun gerçekleştirilmiş olduğu bir yayın bulunmamaktadır.”

9. https://off-guardian.org/2021/01/31/phantom-virus-in-search-of-sars-cov-2/#Notes

  • Virüsü izole ettiği, hatta test ettiği iddiasındaki tüm yayınlar incelendiğinde aslında yapılanın şu olduğu tespit edilmiştir:

    Hastaların boğaz veya akciğerlerinden numune alınmış, ultrasantrifüjlemeden geçirilerek içerikteki geniş yapılı, ağır moleküller ile küçük ve hafif yapılı moleküllerin birbirinden ayrılması sağlanmıştır. Santrifüjleme sonrası sıvının “supernatant” ismi verilen üstte kalan kısmı alınmış, buna da “izolat” denilmiştir. Daha sonra “izolat” adı altında PCR tetkikine tabii tutulan şey işte bu “supernatant” olmuştur.

    Oysa bu “supernatant”ta türlü çeşit moleküller, ‘ekstraselüler veziküller’ (EV’ler) adındaki, vücudun kendi ürettiği ve virüslerden yapı ve karakteristik olarak ayrımının mümkün olmadığı bilimadamlarınca (Viruses adlı bilim dergisinde Mayıs 2020 tarihinde) ifade edilmiş(10) eksozomlar da dahil olmak üzere milyarlarca farklı mikro ve nano ölçekte partikül bulunacağı aşikârdır.



Yeni virüse ait olduğunu düşündüğünüz partikülleri, kalan milyarlarca eş yapıdaki partikülden ayırmadığınız müddetçe bu karışımın içinden “virüs”ü bulup çıkarmanız imkansızdır. Mikrobiyoloji yönergelerine göre virüsü gerçek manada saf halde ortaya koyduktan sonra genetik yapısı tanımlanmalı, ardından da hastalık yapıcı özellikleri tanımlanmalıdır. Ancak bu izolasyon ve saflaştırma işlemi SARS-CoV-2 virüsü için yapılmamıştır.

10. “The remarkable resemblance between EVs and viruses has caused quite a few problems in the studies focused on the analysis of EVs released during viral infections. Nowadays, it is an almost impossible mission to separate EVs and viruses by means of canonical vesicle isolation methods, such as differential ultracentrifugation, because they are frequently co-pelleted due to their similar dimension
The role of extracellular vesicles as allies of HIV, HCV and SARS viruses, May 2020, Viruses DOI: 10.3390/v12050571

https://www.researchgate.net/publication/341584122_The_role_of_extracellular_vesicles_as_allies_of_HIV_HCV_and_SARS_viruses



B. Virüse Ait Olduğu İleri Sürülen Gen Bölümleri Bilgisayar Marifeti ile Birleştirilip Ortaya Yapay bir Genom Çıkarılmıştır ve Bilimsel Aldatma Suçu İşlenmiştir

Bilimadamları, “izolasyon” ve “saflaştırma” tanımlarını karşılamayan bu “izolat”-yerine-”supernatant”-kullanma teknikleri ile ortaya koyamamış oldukları “virüs” yapılarını pratikte PCR cihazı ile “yaratmış” durumdalar. PCR’de, suni ve tamamen farazi birtakım primerler (gen bankalarına daha önceden girilmiş gen dizisi bölümleri) alınıp, hastadan alınmış boğaz veya bronkoalveoler lavajdan elde ettikleri ve on milyarlarca RNA ve DNA molekülü ile dolu supernatant ile bir araya getiriliyor. Bu kısacık primerlerin ortamdaki genetik materyal çorbasından eşleştiği bölümler olursa bunları alıp, ters transcriptaz enzimi yardımıyla DNA oluşturup oluşturmadığına bakılıyor. Oluşturuyorsa, o zaman bu gen dizilimlerinin, aradıkları yeni SARS-CoV-2 virüsüne ait olduğu ilan ediliyor.

SARS-CoV-2 virüsünün genomunun 30.000 baz çiftinden oluştuğu öne sürülmekte. Oysa PCR’de eşleşen virüs geni var mı diye kullanılan primerlerin baz çifti sayısı sadece 18 ila 24 adet! Yani, milyarlarca virüs benzeri partikülün yüzdüğü bir yerde, virüs geninin sadece %0.07’si kadarlık bir bölümü ile arama yapıp, üstelik de yeni oluşumlu ve bilinmezlerle dolu olduğu öne sürülen bir virüsü bulduklarını iddia ediyorlar.

  1. 30 binlik gen dizisinin sadece 18 çiftini alıp, milyarlarca benzer partikülün ve bunların genetik materyalinin bulunduğu bir yerde, başka hiçbir şeyin değil de sadece yeni virüsün genleri ile eşleştirmiş olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar? Kesinlikle imkansız.
  2. Yeni olduğunu ileri sürdüğümüz virüsün genetik materyalini eşleştirmek için bankadan seçip kullanacağımız primerler ancak “tahmini” olup, olsa olsa “yeni virüse yakın” dizilimler olabilir.
  3. İçinde yalnız yeni virüsün bulunduğu saf kültür ortamından değil, içinde milyarlarca başka partikülün bulunduğu supernatant çorbasından ultra kısa primerlerle bulunacak şeyin gerçekte neye ait olduğunu bilmek imkansızdır.

Bunu teknik olmayan bir dille ifade edecek olursa şu örneğe benzetebiliriz:

Dev bir veritabanında (arşiv) İngiliz edebiyatının gelmiş geçmiş bütün eserleri, basılmamış ve bu yüzden varlığı bilinmeyen kısa öykü ve şiirler de dahil olmak üzere kaydedilmiş, duruyor olsun. Biz de, içinde geçtiği tarihi dönem için pek mühim olduğunu düşündüğümüz, ancak henüz gün yüzü görmemiş (“yeni”) bir şiiri bulmak istiyoruz burada. Aşk şiiri olduğu dışında, başka hiçbir bilgimiz de yok bu şiirle ilgili. O yüzden bilgisayara anahtar kelime girip aratmak durumundayız, ancak onda da en fazla 18 ila 24 karakter girebiliyoruz. Biz de oraya “Seni çok özlüyorum aşkım” diye 24 karakterlik bir cümle yazıyoruz. Bununla, yarısı aşk şiirinden oluşan veritabanındaki 28 milyar şiir arasından aradığımızı bulmamız gerekiyor. Başka hiçbir şiiri değil de tamı tamına istediğimiz şiiri bulma olasılığımız sizce nedir? Sıfıra yakındır elbette. RT-PCR ile ‘yeni ve hakkında bir şey bilinmiyor’ denilen bir virüsü aramak da aynen buna benzemektedir işte.


Ve zaten baktığımızda, Amerikan CDC’sinin dünya genelindeki diğer araştırmacılara referans olması bakımından yirmi viroloğu biraraya getirerek hazırlattığı SARS-CoV-2 virüsünün izolasyon, pürifikasyon (saflaştırma) ve biyolojik karakteristiklerini tanımlama projesinin ürünü olan 20 Haziran 2020 tarihli yayında(11), SARS-CoV-2 denilen virüsün “parçalarının” bilgisayarda “biraraya getirilerek” ortaya çıkarılmış olduğu kesinleşmiş oluyor. Bağımsız doktor ve bilimadamlarına göre esas itibarıyla bu durum, “bilimsel aldatma suçu” kapsamına girmekte

11. Jennifer Harcourt, Thornburg et al., Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus 2 from Patient with Coronavirus Disease, United States, June 6, 2020 https://wwwnc.cdc.gov/eid/article/26/6/20-0516_article


Yayındaki ‘Tam Genom Diziliminin Ortaya Çıkarılışı’ başlıklı bölümde dendiğine göre, virüsü izole edip tüm genlerini baştan sona sırasıyla yazmak yerine CDC, Gen Bankası’nda genelgeçer koronavirüsler için kayıtlı gen dizilerini referans alan 37 çift primer düzenekli, özel ‘nested PCR’ teknolojisi ile genom taraması yaparak ortaya bu referans primerlerle eşleşen yapay bir genom çıkarmış oluyor.


Yine, teknik olmayan bir dille bu durum Dr. Thomas Cowan’ca şuna benzetilerek açıklanıyor:

“Bir grup araştırmacı yolda giderken bir toynak parçası, bir at kuyruğu teli, bir de boynuzdan kopup düşmüş parça buluyorlar. Bunların bilgisini bilgisayara girip, hadi buradan bize “unicorn”un (tek boynuzlu at) aslını göster bakalım diyorlar. Fakat “unicon”un kendini görmüş değiller tabii, o yüzden de ellerindekiler gerçekten unicorn’dan mı düşmüş diye genetik karşılaştırma yapacak durumda da değiller.”

Çalışmada dendiğine göre, bu yirmi virolog SARS-CoV-2 virüsünün gerçek genomunun ne olup ne olmadığına “uzlaşı” (fikir birliği; konsensus) ile karar vermiş bulunuyorlar; yani bir nevi oy kararı ile. Farklı bilgisayar programları bu hayali “unicorn”un farklı farklı versiyonlarını verecek diye, bu bilimadamları oturup bunlardan hangisini bizim hayali unicorn’un gerçek hali olduğuna karar vermişler.

Kaynak: https://wwwnc.cdc.gov/eid/article/26/6/20-0516_article

Netice itibariyle, bu tür çalışmalarda hazırlanmış doku örneklerinden “çıkarılarak” daha sonra PCR testlerine “kalibre edilmiş” RNA gen dizilerinin spesifik bir virüse, bu durumda SARS-CoV-2 virüsüne ait olduğunu iddia etmek bilimsel olarak mümkün değildir. Bilhassa da, SARS-CoV-2 virüsünü gösteriyor diye sunulan elektronmikroskopisi ile alınmış fotoğraflarda görünen partikül boyutları inanılmaz farklılıklar gösteriyorken. Yayımlanan bir çalışmada aynı virüs (SARS-CoV-2) diye gösterilen partiküllerin çapı 60nm ila 140 nm arasında değişmekte. Adı konulmuş, ne olduğu belli bir virüsün ebadında böylesi geniş çaplı değişkenlik, virüsün tanımı gereği olamaz.


C. Virüsün Enfeksiyöz Olduğu ve Hastalık Yaptığı (Patojenisite) İspatlanamamıştır

20 viroloğun biraraya gelip kaleme aldığı aynı yayında(11) asıl şok edici bilgi ise şu paragrafla geliyor:

“Bu yüzden SARS-CoV-2 virüsünün enfekte etme ve çoğalmaya gitme kapasitesini aralarında insan adenokarsinom hücreleri (A549), insan karaciğer hücreleri (HUH 7.0) ve insan embriyonik böbrek hücreleri (HEK-293T) de olmak üzere türlü primat (maymun) ve insan hücre dizilerinde (cell lines) inceledik. Vero E6 ve Vero CCL81 maymun hücrelerinin yanısıra… . Hücre dizilerinin herbiri yüksek multiplisitede enfeksiyon ile inoküle edildi ve enfeksiyon sonrasındaki 24 saat boyunca müşahede altında tutuldu. Enfeksiyondan sonraki 24 saat içerisinde 107 kat arttığı görülen Vero hücreleri hariç diğer hiçbir hücre dizisinde CPE gözlemlenmedi. HUH 7.0 ve 293T’de çok az bir viral replikasyon görülürken, A549 hücreleri SARS-CoV-2 enfeksiyonu ile uyumlu çıkmadı.”


Viroloji camiasının yapmış olduğu en şok edici açıklamadır bu. Şöyle ki, virologların enfeksiyon ispatı için üzerinde deney yürütebileceği üç “host” (konakçı) veya model var. Bunlardan ilki insan. Fakat etik olarak doğru bulunmadığı için mikroorganizmalar genellikle insan vücuduna tanıtılmıyor; SARS-CoV-2 virüsü veya diğer herhangi bir koronavirüs için de yapılmış değil böyle bir uygulama. Kullanılabilecek bir diğer konakçı ise hayvanlar. Fakat ne hikmetse, hayvanda enfeksiyon oluşturup oluşturmayacağı ve onu hasta edip etmeyeceğini görmek için virüs hiç saf halde verilmiyor hayvanlara? İçinde virüs olduğunu öne sürdükleri birtakım solüsyonları veriyorlar hayvanların vücuduna. Ve SARS-CoV-2 de farede denenmiş durumda. SARS-CoV-2 virüsü taşıdığını ileri sürdükleri solüsyondan normal farelerin hiçbiri hasta olmuyor. Genetik olarak hastalığa yatkın hale getirilmiş fare grubunun ise istatistiksel olarak anlamlı bir kısmı biraz tüy döküyor. Covid 19 diye bilinen hastalıkla(EK3) uzaktan yakından alakası olan bir şey geçirmiyorlar.

Enfeksiyon oluşturuculuğu ve patojenikliği kanıtlamada virologların esasen en sık başvurduğu üçüncü yöntem ise virüslü olduğunu ileri sürdükleri solüsyonları türlü doku kültürlerine ekmek (inokülasyon). Bu işlemde ise, doku önden aç bırakılıp türlü kimyasallarla zehirlenmediği müddetçe ekimi yapılan bu tarz bir solüsyonla öldüğü vaki değil.

Sonuç itibariyle, kendi ifadelerine göre, bizzat kendi metodlarıyla bu virologlar —epey de yüksek miktarda SARS-CoV-2 virüsü ihtiva eden solüsyonlar kullanılmış olmasına rağmen— seçtikleri üç çeşit insan doku kültüründen hiçbirini enfekte e de me miş ler dir! Yani tamamen kendi kural ve kaidelerine göre yürüttükleri deneyler, bu “yeni koronavirüsü”nün insanda enfeksiyon oluşturmadığını kanıtlamış durumda! Tek enfekte edebildikleri maymun hücreleri, o da ancak karışıma böbrekte toksik etkisi bilinen güçlü ilaçlar (gentamicin ve amphotericin) verildiğinde oluşuyor.

Bir daha bir daha ifade etmekte fayda var.

CDC’nin yayınladığı çalışmada bu virologlar hiçbir şüpheye mahal vermeyecek biçimde, SARS-CoV-2 virüsünün insana zarar veremediğini / dokunamadığını kanıtlamış durumdalar. Oysa makalelerinin “sonuç” bölümünde bu bulgudan bahis dahi etmedikleri, yazarların bu çıkarımı yapmaktan açıkça imtina ettiği görülmekte. Tek söyledikleri, camiadan isteyen olursa sadece maymun hücresinde kültürlenmiş virüs stoğu sağlayabilecekleri oluyor?!

Fil dişi kulelerde yapılan ulvi, ulaşılamaz bilim böyle bir şey işte. Bilimin şeffaf, dürüst, ahlâklı ve doğru icra edilmesini istemek hakkımız, bunu sağlamak görevimizdir.



EK1Virüsün Varlığı Bilimsel Olarak İspatlı Değil



SARS-CoV-2 virüsü tespiti yapıldığını belirtmiş yayınların yazarlarına, laboratuvar deneylerinde elektron mikroskopisi ile elde ettikleri fotoğrafların ilgili virüsü tek başına (pürifiye edilmiş haliyle) gösterip göstermediği sorulduğunda hiçbiri “evet” yanıtı veremiyor.

Bazı yayınların yazarlarından alınan cevapların Türkçe tercümesi şu şekilde:

Yayın: Leo L. M. Poon; Malik Peiris. “İnsan sağlığını tehdit eden yeni bir insan koronavirüsü ortaya çıkmış bulunuyor” Nature Medicine, Mart 2020

PMID: 32108160 – DOI: 10.1038/s41591-020-0796-5 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32108160/

Çalışma kadrosundan soruya yanıt veren kişi: Malik Peiris
Tarih: 12 Mayıs 2020
Yanıt: “Şekilde virüs, enfekte hücreden çıkarken görülmektedir. Saflaştırılmış hali değildir.”
İngilizcesi: “The image is the virus budding from an infected cell. It is not purified virus.”
Yayın: Myung-Guk Han ve ark. “Kore’de COVID-19’lu hastadan izole edilmiş koronavirüsün tanımlanması”, Osong Public Health and Research Perspectives, Şubat 2020
PMID: 32149036 – DOI: 10.24171/j.phrp.2020.11.1.02 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32149036/
Yanıt veren kişi: Myung-Guk Han
Tarih: 6 Mayıs 2020
Yanıt: “Saflaştırmanın derecesini kestiremiyoruz çünkü hücrelerde kültürlenmiş virüsü saf hale getirip konsantre ederek çalışmıyoruz.”
İngilizcesi: “We could not estimate the degree of purification because we do not purify and concentrate the virus cultured in cells.”
Yayın: Wan Beom Park ve ark. “Kore’deki SARS-CoV-2’li ilk hastadan virüs izolasyonu”, Journal of Korean Medical Science, Şubat 24, 2020
PMID: 32080990 – DOI: 10.3346/jkms.2020.35.e84
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32080990/
Yanıt veren kişi: Wan Beom Park Tarih: 19 Mart 2020
Yanıt: “Saflaştırma derecesini gösterecek şekilde elektron mikrografisi almadık.”
İngilizcesi: “We did not obtain an electron micrograph showing the degree of purification.”
Yayın: Na Zhu ve ark., “2019’da Çin’deki Pnömonili Hastalarda Tespit Edilen Yeni Tip Koronavirüs”, 2019, New England Journal of Medicine, Şubat 20, 2020
DOI: 10.1056/NEJMoa2001017 https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa2001017?fbclid=IwAR2xgUH7hMwPSF3oIGwVqAreZWlMIlGMM8kG54AZvTjaBtbF36cl86kTFi0
Yanıt Veren: Wenjie Tan Tarih: 18 Mart 2020
Yanıt: “Yayında çökelti halindeki virüs partiküllerini gösterdik, saflaştırılmış hallerini değil.”
İngilizcesi: “[We show] an image of sedimented virus particles, not purified ones.”

Yayın: Sharon R. Lewin ve ark., “Avustralya’da COVID-19 teşhisi almış ilk hastadan izole edileip hızlı paylaşımı yapılan 2019 yeni oluşumlu koronavirüsü (SARS-CoV-2)”, The Medical Journal of Australia, Haziran 2020, sf 459-462
PMID: 32237278 – DOI: 10.5694/mja2.50569 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32237278/

Yanıt Veren: Jason A. Roberts ve Julian Druce Tarih: 5 Ekim 2020

Yanıt: “Nükleik asit çıkarma işlemi enfekte hücrelerden alınmış izolat materyalinde gerçekleştirilmiştir. Bu materyal santrifüjlenmemiş, yani yoğunluk bantlarına ayrılacak şekilde sukroz gradyanı vasıtasıyla saf hale getirilmemiştir.”

İngilizcesi: “The nucleic acid extraction was performed on isolate material recovered from infected cells. This material was not centrifuged, so was not purified through sucrose gradient to have a density band as such. The EM images were obtained directly from cell culture material.”



EK 2

https://www.fluoridefreepeel.ca/fois-reveal-that-health-science-institutions-around-the-world-have-no-record-of-sars-cov-2-isolation-purification/

EK3


⇨ İtalya’daki 38 hastada otopside belirlenen Covid-19 belirtileri:

Carsana et al., Pulmonary post-mortem findings in a series of COVID-19 cases from northern Italy: a two-centre descriptive study, The Lancet, June 8, 2020

PMID: 32526193 – DOI: 10.1016/S1473-3099(20)30434-5
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32526193/


> Diffüze alveolar hasar

> Pnömositlerde nekroz

> Hiyalin zarlar

> Interstisyel ödem (konjesyon)

> Metaplazi [Bir dokunun diğer bir doku haline dönüşmesi; doku hücrelerinin başka bir doku hücrelerine değişmesi]

> Küçük arteryal damarlarda kan pıhtıları


⇨ Almanya’da otopsisi yapılan 12 hastanda saptanan patolojiler (Wichmann, Annals of Internal Medicine, August 18, 2020):

Wichmann et al., Autopsy Findings and Venous Thromboembolism in Patients With COVID-19: A Prospective Cohort Study, Ann Intern Med, 2020 May 6.
PMID: 32374815 DOI: 10.7326/M20-2003 https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/32374815/


> Diffüze alveolar hasar

> Hiyalin zarlar

> Metaplazi

> Pulmoner embolizm (kan pıhtısı)

Yanlış Virüs Teorisi ve Anlamsız PCR Testi – Video

Yanlış Virüs Teorisi ve Anlamsız PCR Testi – Video

“Viroloji ve aşı bilmi tamamıyla tek bir önerme üzerine kurulu, o da virüslerin hasta edici, enfeksiyöz ajanlar olduğu”, demiştik sitemizdeki bir başka yazıda. Oysa ağdası tıbbın içindekiler bile bakmaya cesaret edemesin diye özellikle koyu tutulmuş jargonu, gözümüzle gördüğümüz gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmasa da dogma adına biat etmeye zorlandığımız temelsiz “teoriler” ve asılsız “varsayımlar” bütünü virolojinin şu an, gen ve bilgisayar teknolojileri ile girdiği dünyaevinin ortaya çıkardığı bilim-kurgu filminin sonu gelmeyen ve ancak bizim sonumuzu getireceği kesin bölümlerinin hiçbir söz hakkı olmayan figüranları durumundayız.

Akla yatkın açıklamaları reddetmeyelim.

Doğruları görmekten ve ifade etmekten çekinmeyelim.

Ezberlerimizi ya şimdi bozalım ya sozsuza dek susalım.

Virüs denilen genetik kod paketleri gerekli anlarda hücremizin yaptığı, vücudumuzun kendini savunma, temizleme, önlem alma ve hücreler-dokular-organlar-sistemler arası haberleşme sisteminin ulakları, mesaj kodları mı? Evet.

Adına ister virüs ister eksozom deyin, bunlar bizi iyileştirmek için var, hasta etmek için değil.

Bulaşmıyorlar; herkes kendi virüsünü (eksozomunu) kendisi yapıyor; gerektiği tipini yapıyor; anında uyarlıyor (kimileri buna “mutasyon” diyor); gerektiği miktarda yapıyor.

Gerçek manada virüs izolasyonu yapılıp, “virüs” tek başına alınıp herhangi bir canlıya tanıtıldığında hasta etmiyor. O yüzden virüsü illâ başka hayvan hücre ve dokuları ile birlikte, içine birtakım antibiyotikler, formaldehid, alüminyum gibi zehirler ilave edip vücuda tanıtıyorlar ki bağışıklık sistemi —virüse değil— bu zehirlere karşı görevini yapsın, alarma geçsin. Saf halde, yalın olarak bir virüs (eksozom) yapısının kimseyi hasta ettiği şu ana kadar ispatlanabilmiş değil.

Sitemizden virüs izolasyonundaki sorunları anlatan yazılar eşliğinde videoyu izlemenizi salık veririz.

.aude sapere.