SANTRAL DOGMA,  mRNA AŞISI ve ÖLÜMSÜZLÜK ÇIKMAZI!

SANTRAL DOGMA, mRNA AŞISI ve ÖLÜMSÜZLÜK ÇIKMAZI!

“Tanrı yoksa, her şey mübahtır” Dostoyevski (1).

Kelime mânâsı ‘temel hakikat’ olarak anlaşılması îcab eden ‘santral dogma’dan ilk defa 1957’de DNA’nın helezonî yapısını keşfeden Francis Crick bahsetmiş. Gencecik yaşında DNA’nın yapısını çözmek için maruz kaldığı radyasyon sebebi ile kanserden ölen Rosalind Franklin’in çekmiş olduğu meşhur fotoğraf 51’e ulaşmak sureti ile Crick ve James Watson’ın Nobel almış olmalarını ise ancak satır aralarında görebilirsiniz (2).

Santral dogma tabiri ile basitçe, bilgiden (DNA) bir aracı (Messenger=peygamber RNA) vasıtası ile protein elde edilmesi, proteinden geri dönülemeyeceği, ancak RNA’dan tekrar DNA elde edilebileceği ifade edilmekdedir (Şekil 1) (2).

Bugün klinikde her gün kullanabildiğimiz ve fazla maliyetli olmayan genetik teknolojilerin gelişdirilmesi 1984’de başlatılan ve ancak 2003’de bitirilen ‘İnsan Genom Projesi’ ile elde edilmişdir. O dönemde insan DNA’sında 80-140 bin gen olduğu tahmin edilirken, sadece 22 bin gen bulunmuş olması çok şaşırtıcı olmuşdu (3). Bir meyve sineğinde bile 9000 gen vardı yahu. Bulunan ilk monogenik (tek gen) hastalığı ise Türk hastalığı da denilen MEFV geni bozukluğuna bağlı Ailevî Akdeniz Ateşi idi. Bugün keşfedilmiş, sadece immün yetmezlik genleri 480’e ulaşmış durumdadır.

Burada dikkatinizi ‘Gen-ome’ bütün gen kelimesine vermelisiniz, exome bütün ekson, virome bütün virüsler, proteome bütün proteinler, transcriptome bütün santral dogma ürünleri anlamına gelmekdedir (3). Yani kâinattaki canlılık ile alakalı bütün moleküler bilgiler incelenmekde ve veritabanlarına yerleşdirilmekdedir. Bu veritabanlarının ihata etdiği bilgiyi sıradan insanların kavramasına imkan yokdur. Merak edenler kaynağı inceleyebilir, mesela insan birinci kromozomunda 5091 gen, 1416 psödogen ve bunlardan üretilen 11288 protein olduğu bilgisine hemen ulaşabilirsiniz (4).

Şimdi arkanıza yaslanın ve düşünün, eskiden saat tamircileri klasik saatleri tamamen sökerek mekanizmanın nasıl çalışdığını tesbit edip sorunu hallederlerdi, youtube’dan görebilirsiniz.

İşte genlerin ve ilgili parçaların ne işe yaradığını ecnebilerin ‘experiment of nature’ dedikleri primer immün yetmezlik hastalarının bozuk genlerini tesbit ederek büyük oranda anlaşılmaya başlanmışdır. Bu genlerin bozukluğu bilhassa akraba evliliğinin yaygın olduğu toplumlarda sık görülmekdedir. Bu evliliklerin mahsulü olan bebeklere genetik ve immünolojik çorba olan aşıların yapılması bozuk genin fonksiyonunu ve ilgili olduğu moleküler mekanizmaların anlaşılmasının temin etmekdedir, bir çeşit in vivo deney yapılmakdadır yani.

Bu durumda, nihai hedef olan ‘ölümsüzlüğün’ çaresini bulmak için kabaca santral dogmanın son elemanı olan transkriptomu çözmek ve yeniden düzenleyebilmek kalıyor.

Daha 2017’de bir mRNA firması müdürü açıkça ‘We are actually hacking the software of life, yani hayatın yazılımını hackliyoruz’ demişdi (5).

Bir nanobot olarak apoferritin molekülü içine yerleşdirilen bir mRNA ve belki başka bir parça, mesela lusiferaz ile, ve bu nanobotun milyarlarca insana uygulanmasının temin edilmesi ile yapılabilir mi? Bingo!

Optogenetik, magnetogenetik, sıvı kristalleşme ile hücreye uzakdan kumanda edilmesi ise başka bir yazı konusudur….

Gelelim işin dînî ve felsefî cephesine….

İnsanlar bilim putuna değil fıtrat icabı Allah’a inanmaya ve güvenmeye meyyaldir. Şeytan ve tarafdarları ise işte o fıtratı bozarak bezm-i elestte insana secde etmeyecekleri ve onu sapıttıracaklarına dair sözlerini yerine getirmek için çalışmakdadır. Bunu yapmak için de ellerindeki en mühim fıtrat bozucu immün sistemi ve endoteli allak bullak eden, kronik enflamasyona yol açan ‘pig gelatin’ gibi maddeler ihtiva eden aşılardır… Kalp gözü açık olmayanların görememesini de cenabı Allah ayetleri ile bize bildiriyor; onlar görmezler, duymazlar.

Fıtrat demişken aklıma geldi; Diyanetin (!) yayınına göre ‘Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar’. Daha anasının memesini emmemiş bebeye aşı yapmak şeytan ve tarafdarlarından başka kimin aklına gelir?

Aşılar hakkında senelerdir Allah rızası için efkâr-ı umûmîye dilim döndüğünce bilgiler vermeye gayret ediyorum. ‘Aşı Felsefesi’, ‘Genetik Çorba’ ve virüsler hakkında naçizâne yazmak istediğimi belirtmişdim (6). Bu yazı ile beraber ‘Zayıflatılmış mikrob’ yazımı da hasseten okumanızı arzu ederim.

COVID aşılarının yan etkileri konusunda fakirden daha yetkin kişilerin bilgilerine müracaaat edilebilir (7).

Daha evvel ki tesbitlerimizi güncelliğine ve isabetliliğine istinaden hatırlatıp devam edelim; Toplum bağışıklığı (herd immunity), 1933’de otuz yıl boyunca bu konu üzerinde çalışan ve o dönem için tek ve hala en tipik ve hâlâ geçerli örnek olan kızamık için Hedrich tarafından ilk defa tarif edilmişdir, ancak adamcağızın adı bile anılmaz (8).

Buna göre; bir toplumdaki fertlerin %68’i kızamık geçirmiş ise yeni vaka görülmez. Böylece, yeni kızamık salgını 2-5 yılda bir emzirme döneminden çıkmış çocuk nüfusu artdıkça tekrarlar. Kızamık herd immünitenin en tipik örneğidir, tamamı aşılanmış toplumlarda bile salgın yapar, ancak döngü süresi uzar, çünkü aşı hakikaten virüsün toplumdaki dolaşımını kısıtlar. Çılgınca aşı yapılmasını istemelerinin yegâne dayanak noktası da budur.

COVID için hiç bir ön immünolojik değerlendirme yapılmaksızın, üstelik hastalığı geçiren kişileri de aşılayarak ve insanları belki de bilerek kobay yaparak çok büyük bir yanlış yapılmakdadır. Buradaki en mühim ahlâkî sorun ise insanların büyük kısmının kobay olduklarının farkında bile olmamalarıdır.

Aşı olan kişilerin önümüzdeki senelerde aynı virüs ve mutantlarına ve yeni ÜRETİLECEK koronavirüslere karşı en korumasız grubu teşkil edeceğini zannediyorum. Bu sebeple tekrar hatırlatıyorum;

AŞI İLE HİÇ BİR ZAMAN NATURAL VE ÇAPRAZ (HETEROSUBTİPİK) TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI TEMİN EDİLEMEZ.

Bir solunum yolu virüsünden maske ve mesafe ile korunmak imkansızdır. Toplumun büyük kısmı bir yıl içinde bu virüsle şu veya bu şekilde karşılaşmış ve tabii bağışıklık gelişdirmiş olmalıdır. Bu sebeple, Dr. Yıldız’ın tesbitinin doğru olduğu kanaatindeyim (9). Bu durum, İsveç’in BAŞARI ile sürdürdüğü herd immünite politikasında açıkça ve HÂLÂ görülmekdedir (10).

BİR SOLUNUM YOLU VİRÜSÜNE KARŞI YAPILACAK YEGÂNE MÜDAFAA, ONUNLA KARŞILAŞMAK VE ONU MAĞLUB ETMEKDİR.

Aşılayarak hasta olunmayacağını, bulaşmanın önleneceğini iddia eden otorite, bu iddialarından mecburen (!) vazgeçmiş ve artık sadece hastalığın ağır geçirilmesinin önleneceğini söylemekdedir. Ancak, bu iddia da yanlışdır. Aynı adî gripde olduğu gibi, aşılanan kişilerde yeni mutasyonlar ilerdeki mevsimsel sirkülasyonlarda daha ağır geçirmeye sebeb olacakdır. Yeni ve iyi bir araştırma bu iddiamızı teyid etmekdedir (11).

Bu bakımdan Diyanet’in içindeki kime muhtemelen ‘mabedci’ bir klik ‘orucu bozmaz’, ‘Aşı yapdırmamak kul hakkıdır’ diyerek siyasi otoriteyi de hatalarına ortak etmişdir.

Yukarda ifade etdiğim mücadeleyi kazanamayanların yükünü gayr-i kabil-i kıyas, kan, su ve diğer yollarla bulaşan veba gibi hastalıklarla bir tutarak diğer bîgünah insanlara yüklemek caiz olamaz.

Gazâlî’nin islam düşmanlarının, satanistlerin en sevmediği kişilerin başında gelmesinin, kötülenmesinin sebebi de ilmi metodolojiyi, akıl ve mantığın ehemmiyetini bize akdarmasıdır. Dolayısı ile, Akıl ve mantığa, hayatın akışına uymayan bilimsel araşdırmalar ÇÖPDÜR.

Kâinatdaki her şey binary (ikili) sistemle yani, 1 (arabcası vahid) ve 0 (=var ve yok) yani matematik ile ifade edilebildiğine ve bütün bilgisayarlar da bu sistemle çalışdığına, 1 ve/veya 0 sistemi ile çalışan kuantum bilgisayarları ile de sanal gerçekliğin gerçekden ayırt edilemez hale getireceği (in silico) de göz önüne alındığında yüce kitaptaki şu ayetleri hatırlatmak lazımdır;

Allah şeytanı lânetlemiştir, o da “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler” demiştir (Nisa 118-119).

Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz (Ankebut, 57).

Son söz bilimcilere; Ya tanrı varsa?!

Prof.Dr. Alişan Yıldıran

  1. https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-kaplan/insan-ozgurlugunu-yitirdi-hiz-haz-ve-araclarin-kolesi-simdi-2058752
  2. https://en.wikipedia.org/wiki/Central_dogma_of_molecular_biology
  3. https://en.wikipedia.org/wiki/Human_Genome_Project
  4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/genome/?term=human
  5. https://youtu.be/AHB2bLILAvM
  6. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/03/28/misafir-yazar/zayiflatilmis-mikrop-asi-yani/
  7. https://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2021/06/06/stephanie-seneff-covid-vaccine.aspx?ui=abcef0cb900b82646ebd37fa636a04e4e902f8582dd01c378bd7d29d6073e004&sd=20201114&cid_source=dnl&cid_medium=email&cid_content=art2HL&cid=20210606&mid=DM898000&rid=1176002817
  8. Hedrich AW. Monthly estimates of the child population ‘suscepti-ble’ to measles: 1900 – 31, Baltimore, MD. Am J Hygiene1933; 17:613–36.
  9. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/03/26/etibba-diyor-ki/toplumun-yuzde-50si-kitle-bagisikligi-kazandi/
  10. https://en.wikipedia.org/wiki/COVID-19_pandemic_in_Sweden ‘all cause death 2015-2020 tablosu
  11. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/06/13/yazilar/tip-yazilari/kovid-asisi/varyantlar-antikorlardan-nasil-kaciyor/w3de
Doğruyu Söyleyen Doktorlar, Örgütlü Sistem Bekçilerine Karşı

Doğruyu Söyleyen Doktorlar, Örgütlü Sistem Bekçilerine Karşı

Temmuz 2021’de ABD’nin Indiana eyaletinde 33 senelik aile hekimliği kariyeri ile Dr. Daniel W. Stock’u, Mt. Vernon isimli okulun yönetim kurulu toplantısındaki ifadesi ile dinleyeceksiniz.

Indiana’dan Dr. Dan Stock ben.

Az önceki yorumunuza istinaden, 18 ay geçmiş halen sorunu çözemedik dediniz ya, işe yarayacak bir şey yapmıyoruz ki sorun çözülsün?

Karar almadan önce bilim ne diyor, buna bile bakmayan Eyalet Tabip Odası ve CDC’yi dinleyince böyle oluyor.

Kendim Fonksiyonel Aile Hekimiyim, immünoloji ve enflamasyon regülasyonu alanlarında eğitimim var.
CDC ve eyalet Tabip Odasınca verilen tavsiyelerin HEPSİ bilmin HER TÜRLÜ KURAL VE KAİDESİNE AYKIRIDIR.

Koronavirüs ve diğer tüm respiratuar virüslerle ilgili bilmeniz gereken şey şu:
Aerosol partiküllerle yayılır bunlar ve gözeneklerinden geçmediği maske de yoktur.

Sekreterliğinize bıraktığımız flash drive’daki dosyadan konuyla ilgili tıbbi/bilimsel tüm verileri görebilirsiniz.

Hatta orada, bizzat NIH’in yaptırdığı ve maskenin işe yaramadı GERÇEĞİNİ gösteren en aşağı 3 yayın göreceksiniz, lâkin CDC de NHS de parasını KENDİ ödedikleri bu BİLİMSEL çalışmaları görmezden geliyor.

O yüzden hâlâ uğraşıp duruyorsunuz işte, çünkü VİRÜSLERİ ortadan kaldırmanız İMKANSIZDIR.
Solunum yollarını tutan TÜM virüslerin tarihçesini inceleyin, YIL BOYUNCA dolaşımdadır bunlar, kış olsun da immün sisteminiz zayıflasın diye bakarlar veya şimdi BU AŞILARLA olduğu gibi immün sisteminiz RAYINDAN ÇIKTIĞINDA onlara fırsat doğar, bir bakmışsınız semptom verecek şekilde hasta düşmüşsünüz.

Maske filan tutmadığı, üstüne bir de hayvanlarda barınabildikleri için de —bu nokta çok önemlidir bakın— kimsenin bu virüsü ortadan filan kaldırması mümkün değildir!

CDC herkesi biz bu işi “çiçek”teki gibi hallederize inandırdı; “çiçek”teki gibi kökünü kazırız nasıl olsa dendi.
Çiçek virüsü hayvanda barınan bir virüs değildi, enfekte etmeyi bildiği tek canlı insandı.
O yüzden ortadan kaldırabildik o virüsü.

Fakat BU virüsle yapamazsınız bunu; tıpkı grip, nezle, Respiratuar Sinsisyal Virüs (RSV), adenoviral respiratuar sendrom ve hayvanda barınabilen diğerleriyle de YAPAMADIĞINIZ gibi.

O yüzden bu tedbirlerle defedemezsiniz işte bu virüsü; çünkü daha önce DENENMİŞ, BECERİLEMEMİŞ ve becerilemeyecek olan bir şey yapmaya çalışıyorsunuz.

Bir bu kadar önemli diğer mesele de, AŞIYLA, hele hele BU aşıyla bu dediğim gerçeklerin HİÇBİRİNİ değiştiremeyecek olmanız.

Umarım kurulunuz CDC, NIH ve Tabi Odası’nın tavsiye kararlarına uyup uymamaya karar vermeden önce şunu sorar kendine: Ne grip, ne nezle ne de RSV için yapmadığımız bütün bu uygulamaları bu virüs için niye yapmak durumundayız?

Sonra şunu sorun kendinize: Bu sözümona çok etkili aşı, viral respiratuar sendromların HİÇ huyu olmadığı halde tutup YAZIN ORTASINDA SALGIN patlak vermesine NASIL izin verdi?

Anlamanıza yardımcı olsun diye söylüyorum, bu duruma tıpta “ANTİKOR MEDİASYONLU VİRÜS GÜÇLENMESİ” deniyor.

Aşı yanlış iş gördüğünde ortaya çıkan bir durum bu ve SARS pandemisi sonrasında koronavirüsler için düzenlenen BÜTÜN hayvan deneylerinde yaptığı şey de bu olmuştur aşının.

Respiratuar sinsiyal virüs (RSV) için geliştirilmiş aşıda da aynısı yaşanmıştır: Patojenisitesi zaten çok düşük, doğal yoldan kapsanız hafif bir enfeksiyonla atlatacağınız respiratuar virüsü alıyorsunuz,
aşıyla insanlara vurup immün sistemlerinin virüse sapkın yanıt vermesini, böylelikle aşırı güçlenmesini sağlıyorsunuz.

Şu an yaşanan salgının NEDENİ DE BUDUR, zaten flash drive’daki ve emaillerinize de gönderilecek yayınlarda da göreceksiniz, Massachusetts’te patlak veren salgındaki semptomatik Covid teşhisli vakalarının %75’i önerilen aşı dozlarının HEPSİNİ olmuş olanlardır.

O yüzden, aşı olmuş birine aşı olmamıştan farklı davranmanın hiçbir gerekçesi yok.
Ayrıca —arkasında olduğum, kendim olacağım ve çocuklarıma da vuracağım aşılar da DAHİL olmak üzere— HİÇBİR aşının ENFEKSİYONU ÖNLEMEDİĞİNİ de BİLİN isterim.

2014’te ulusal hokey liginde KABAKULAK salgını yaşandı.
Semptom gösterenler aşısız olanlar veya aşılılık durumu bilinmeyenler olmuştu.
Aşının işe yaradığını mı gösteriyor peki bu?
Semptom gösterecek şekilde hasta düşenlerin YARISI ne aşısız bireylerle ne de aşılılık durumu ilinmeyen kimseyle TEMAS dahi etmemişken, sizce hastalığı NEREDEN kapmış olabilirler?

Yanıt: AŞILI KİMSELERDEN!

Enfekte olmanızı ÖNLEYECEK AŞI DİYE BİR ŞEY YOKTUR.
Enfekte de olursunuz, patojeni de [vücut sıvılarınızdan] etrafa saçarsınız [SHEDDING].
Özellikle de SOLUNUM sistemi VİRÜSLERİ için geçerlidir bu, fakat “semptom göstermez”siniz.

Patojenin kişiden kişiye bulaşmasını önLEMİYOR yani!

Şu an yaptığınız HİÇBİR şey buraya yazdığınız bu istatistikleri düzeltecek bir işe yaramıyor ki!
Solunum sistemini tutan viral patojenlerin doğası gereği bu tedbirlerin tümü geçersiz.
Aşıyla da önleYEMEZsiniz, çünkü yapsın istediğiniz şeyi YAPMIYOR!
Hayatınızın geri kalanı boyunca kovalayıp duracaksınız bu meseleyi ve sonunda anlayacaksınız ki CDC ve Tabipler Birliği’nden aldığınız “bilimsel” yönlendirme 5 para etmezmiş.

Onun yerine size ilettiğimiz dosyaları, emaillerinize gönderilen yayınları okuyun ve CDC ile NIH’ten aldıkları bilgilendirmenin GERÇEKLERLE ÖRTÜŞMEDİĞİNİ anlamış buradaki bu insanları dinleyin lütfen.

O yüzden hâlâ bu hastalıkla uğraşıyorsunuz, aşı da sizi virüsten koruyacaktı ama işe bakın ki YAZIN ORTASINDA, D vitamini seviyeleri tepedeyken CV-19 salgını patlatabildi?!

Bu arada, aşılamayla ilgili herhangi bir hak kısıtlayıcı uygulamanın gündeme gelebilmesi için ortada sözkonusu hastalık için TEDAVİ olmaması gerekir.

15’ten fazla CV-19 hastası tedavi etmiş biri olarak, aktif D vitamini yüklemesi, Ivermectin ve çinko
verilen kişilerin TEKİ bile hastanenin yakınından bile geçmek durumunda kalmadı, 25 Hidroksi-D vit seviyelerini 55’in üstüne çıkarttığınız anda nüfus genelinin CV-19’dan hayatını kaybetme olasılığının
4’te 1’ine indiğini gösteren tıbbi yayınlar da mevcut.

D vitamini ile yürütülmüş CV tedavi denemelerine dair yayınları da ilettiğimiz dosyada bulabilirsiniz.

O yüzden, aşı olmuş mu olmamış diye bakıp buna göre insan ayıracaksanız aynı ayrımcılığı 25-hidroksi D vitamini seviyelerine, çinkoya bağlı tat alma duyusu yerindeliğine ve hatta geçmiş enfeksiyon öyküsüne göre de yapmanız lazım, keza ilettiğimiz dosyada aşının, CV-19 GEÇİRMİŞ insanlara kesinlikle HİÇBİR FAYDA SAĞLAMADIĞI, ne semptom azalttığı ne hastane bakım oranlarını azalttığı, bilakis, hastalığı geçirdikten sonra aşılandıkları takdirde 2 ila 4 kat FAZLA YAN ETKİ yaşadıklarını belgeleyen yayınlar mevcut.

Dolayısıyla, yönetim olarak aldığınız kararlar gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmayan bilgilere dayanmakta.
Sizin hatanız değil tabii, bilim icra eden insanlar değilsiniz ve CDC, NIH ya da Tabipler Birliği’nin dediğini yapmak da makul gözüktü gözünüze.

Onun yerine burada toplanan insanların dediklerini dikkate alın ve tarafınıza teslim edilen dosyayı okuyun derim.
Dosyada yazanlarla ilgili herhangi bir sorunuz olursa da seve seve gelir ve gerekirse tek tek sorularınızı yanıtlayıp işin bilimsel kısmını açıklarım.

CDC veya NIH yönergelerini takip etmezsek hakkımızda dava açılabilir diye bir endişeniz varsa,
mahkemede savunmanızı yapmak üzere ücretsiz uzman tanıklık yapacağımı da burada belirtmek isterim.

Mahkeme yeri, zamanı fark etmez; resmi yönergelerin bilimsel gerçeklerle örtüşmediğine dair tanıklık sözüm bakidir.

Teşekkürler.

– Teşekkür ederiz.

Mahmut Demirkan’dan Açık Mektup ve Bir Davet

Mahmut Demirkan’dan Açık Mektup ve Bir Davet

Sayın vatandaşlarımız, bu açık mektubum ve davetim sizleredir.

Bu videomda üç konuya değineceğim.
(Video sayfanın alt kısmına eklenmiştir)

1. Bölümde : Yedi ay önce yaptığım açıklamalarımdan sonra neler yaşadığımı,

2. Bölümde : Son 15 ayda hayatımıza hakim olan kavramların gerçek anlamlarını,

3. Bölümde : Uyanış Hareketi Birliğimizi ve Teşekkür Ziyaretlerimizi anlatacağım.

1. BÖLÜM: NELER YAŞADIM?

Yedi ay önce “Sayın Yetkili!” Konu başlığı altında bir videomu ve açık mektubumu sosyal medya hesaplarımdan paylaşmıştım. Birinci videomu ve açık mektubumu okuyan ve seyredenler olmuştur.

Beni tanımayanlar ve ilk defa görenler için kısaca kendimi tanıtayım ben diş hekimi Mahmut Demirkan. Ankara’da yaşıyorum ve kendi muayenehanemde çalışıyorum.

İlk videomu Youtube Şirketi yayından kaldırdı. Bazı arkadaşlarımızın sayfalarında hala mevcut kayıtlar duruyor. Merak edenler Google dan araştırıp o ilk kayıta ulaşabilirler.

Bu açıklamalarımdan sonra hakkımda İkisi Sağlık Bakanlığı tarafından ve biri Ankara Diş Hekimleri Odası tarafından üç idari soruşturma açıldı. Ayrıca Sağlık Bakanlığının suç duyurusu üzerine savcılık makamı tarafından adli soruşturma başlatıldı. Toplamda dört adet soruşturma açıldı. Birinci soruşturmada savunmam alınmadan hakkımda Uyarı cezası verildi. Ben de İdare Mahkemesine dava açtım. Dava ve soruşturma süreçleri devam ediyor.

Aşı Deneyine Katılmak istemeyenlere “ Onlar vatan hainidir!” diyen Bingür Sönmez hakkında ve beni Sağlık Bakanlığına şikayet eden diş hekimi T.D hakkında da suç duyurularında bulundum.

Yine açıklamalarımdan dolayı sosyal medyadan bana hakaret eden şahıslar hakkında da suç duyurularında bulundum. İnceleme ve kovuşturması devam eden dosyalar mahkemeye intikal ederse davalarımız başlayacak.

Bu süreçte Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüb Akbulut’un başlattığı soruşturmaya da 200 sayfalık belge ve kanıt göndererek müdahil oldum.

Yasal haklarımı biliyorum ve bilmediklerimi öğreniyorum. Bana destek olan avukat arkadaşlarıma ve tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Anayasal haklarımı sonuna kadar kullanacağım. Haksız yere, zamanımı, enerjimi, huzurumu ve paramı çalıyorlar ve inşallah haklı olduğumuz davalarımızı kazanacağız.

Mahkemeler hakkımda olumlu karar verdiği andan itibaren bana zalimlik yapan devlet memurlarına ve beni şikayet eden şahıs ve şahıslara dava açacağım çünkü benden sonra bir başkasına zarar veremesinler.

Artık yetkililerin beni dinlemediğinden eminim. 

Bu yüzden artık onlara seslenmeyeceğim. Bu ülkenin gerçek sahipleri vatandaşlardır. Vatandaş, devlettir. Vatandaşlarımıza sesleniyorum.

Vatandaşın oyları ile görevlendirdiği kişiler vatandaştan üstün değildir. Herkes eşittir.

Bir önceki videomda bir diş hekimi ve sade bir vatandaş olarak düşüncelerimi açıklamış ve yetkilileri tatlı dille ve Kuran ayetleri ile uyarmıştım.

Ne yazık ki yetkililer uyarılarımı kabul etmeyip, otoriteye itaat etmediğim için hakkımda dört soruşturma açılmasına izin verdiler.

“Sen diş hekimisin, alanının dışında bilgi veremezsin ve halkı yanlış bilgilendiremezsin. Senin amacın reklam yapmak ve halka yanlış bilgiler vererek zarar vermektir. Haddini bil” dediler.

Ben haddimi bilirim. Haddini bilmeyenlere, haddini bildirmekte bir vatandaş olarak yasal görevimdir.

Hatalı ve yanlış uygulamalara, yalanlara ve sahte salgına karşı itaatsizliğim devam ediyor, haberiniz olsun.

Öncelikle, ben ‘diş hekimi’ sıfatıyla hareket etmiyorum.

Sosyal medyadaki paylaşımlarım, konunun doğrudan uzmanları olan yerli ve yabancı bilim insanlarındandır.

Yerli ve yabancı virolog ve epidemiyologlardan Türkçe veya yabancı dilden çeviri ve alıntılar yapıyorum. Örneğin, Sucharit Bhakdi, Judy Mikovits ve diğerleri.

Ayrıca, moleküler biyolog, immünolog, kardiyolog, nörolog, vb. pek çok bağlantılı uzmanlık alanlarındaki kişilerden de alıntılar yapıyorum, buna da hakkım var.

Örneğin Wolfgang Wodarg, Andrew Kaufman, Stefan Lanka ve diğerleri

Benim yaptığıma benzer veya aynı sosyal medya paylaşımlarını başka hekimler, avukatlar, gazeteciler, sanatçılar ve her meslekten kişiler de yapmaktadır.

Bunların hiçbirine ‘sizin uzmanlık alanınız değil, susun!’ denemez!

Çünkü onlar da zaten asıl uzmanlık alanı olan kişilere dayanarak, bilimsel paylaşımlarda bulunmaktalar; yani kendi kendilerine kafalarından uydurmuyorlar.

Nasıl ki genel olarak tüm vatandaşların veya avukatların dava dilekçelerinde, Cumhuriyet Savcıların iddianamelerinde, her tür mahkeme kararlarında, avukatlar, savcılar, yargıçlar, kendi uzmanlık alanları olmasa bile, tıp, teknoloji, mühendislik, mimarlık, ticaret, ekonomi, finans, bankacılık, vb. pek çok hukuk dışı alandan bilirkişi ve uzmanların görüşlerine atıf yapabiliyorlarsa, ben de aynı şekilde başkalarına atıfla, kendi ifade özgürlüğümü kullanabilirim.

İfade edebileceklerim, doğrudan ve yalnızca kendi mesleğim icabı teknik bilgiler ile sınırlandırılamaz, bu sınırlar içinde kalmadığım için tarafıma suçlama yöneltilemez.

Kısacası:

1. Uzmanları tekrarlıyorum, kendim uydurmuyorum.

2. Bir tek ben söylemiyorum, başkaları da söylüyor. Başkalarına tanınan ifade özgürlüğü sınırları, sırf diş hekimi olmam sebebiyle aleyhime daraltılamaz; “başka herkes konuşabilir ama sen diş hekimi olduğun için konuşamazsın!” denemez!

Yaklaşık yedi aylık süreçte neler yaşadığımı kısaca anlattım. Daha sonra arkadaşlarımla birlikte yapacağımız video sohbetlerinde ayrıntılara gireceğiz.

2. Bölüm: KAVRAMLARIN GERÇEK ANLAMI

Bu üçüncü videomda sıradan bir vatandaş olarak sizlere bu ülkenin gerçek sahiplerine “SAYIN VATANDAŞLARIMIZ” diye sesleniyorum.

Bu açıklarımdan dolayı soruşturma açılır mı bilmiyorum. 

Sıradan biri olarak yani bir vatandaş olarak açıklama yapıyorum.

Şimdi size bazı kavramları hatırlatmak istiyorum. Kullanılan kelimeler yabancı ise anlayamayız. Anlamadığımızı bilemeyiz ve bilmediğimiz şeyden ise korkabiliriz ya da ayıp olmasın diye anladık numarası yaparız.

Bilmediğimizin bilinmesi yerine, başkalarına güvenip sorumluluğu onların üzerine atarız.

Ya güvendiklerimiz de bilmiyor ya da bizi kandırıyorlarsa?

İşte o zaman sorumluluk kimde olacak?

Bizde mi? Onlar da mı? Bence bizde 

Şu soruyu sormadığımız için bizde olacaktır.

Bu kullandığınız kelimenin Türkçe anlamı nedir? Türkçe ya da Türkçeye yüzyıllardır girmiş yabancı bir kelime zihinlerimizde hemen anlam bulacaktır.

Kelimenin anlamını bildiğimizde, kendimize olan güvenimiz artar.

Türkçe kökenli olmasa bile yüzyıllardır yabancı dillerden ( Arapça, Farsça ya da başka dillerden) Türkçemize kazandırdığımız kelimelerin anlamını biliriz.

Şimdi, Pandemi kelimesinin anlamı nedir?

Vatandaş olarak çoğumuzun anlamını bilmediği yabancı bir kelimedir.

Kavramlar önemlidir ve halkımızın algısında yer bulmalıdır. Yer bulamıyorsa belirsizlik vardır. Belirsizlik, bilgisizliğe ve ardından güvensizliğe dönüşebilir ve korku başlar… Zaten karşı tarafın istediği de vatandaşın korkmasıdır.

Gelin şimdi son 15 ayda bize dayatılan kelime ve kavramların gerçek anlamlarını öğrenelim.

Pandemi kelimesi yerine, Salgın demeliyiz.

Plandemi kelimesi yerine, Sahte Salgın demeliyiz.

Aşı kelimesi yerine, Sahte Aşı demeliyiz.

Halkımız sahte kelimesinin ne demek olduğunu bilir. Farsça kökenli bir kelime olmasına rağmen binlerce yıldır kültür kodumuzda bu kelimenin anlamı yerini bulmuştur.

Sahte kelimesinin anlamı; bir şeyin aslına benzetilerek yapılan, düzme, düzmece, yalan, gerçek olmayan, uydurma, yalancı, yapmacık demektir.

Sahtekar kelimesinin anlamı; sahte işler yapan, düzmeci, sahteci demektir.

Salgın kelimesinin anlamı; kısa zamanda çevredeki insan, hayvan ve bitkilerin büyük bir bölümüne bulaşan ayrıca tıbbi anlamı ise bir hastalığın ya da başka bir durumun yaygınlaşması ve birçok kimseye birden bulaşması demektir.

Bu tanımlamaya göre ülkemizde gerçekten bir salgın var mıdır?

Gerçek salgın olsaydı, yasaklara gerek kalmadan vatandaş kendini korurdu.

Halkımız, sahte peygamber, sahte din, sahte altın, sahte para, sahte çek, sahte senet, sahte doktor, sahte ilaç, sahte tapu, sahte salgın ve sahtekarlığın ne demek olduğunu bilir ve alt kuşaklarına öğretir.

Akletme yeteneğini kullanmak istemeyenler yani aptallar ise sahtekarlar tarafından kandırılır.

İnsan, bilmediği ve anlamadığı şeyden korkabilir. Bilenlere sorar, danışır ve onlar da bilmiyorsa en iyi bilenlere “Profesörlere” sorar ve aldıkları cevaplara güvenirler. Bir şeyi anlamak için bilmek gibi güvenmek te etkilidir. İşte otorite ve medya baskısı ile sahte salgın olduğuna güvendiler yani iman ettiler.

Ataları/ otoriteleri öyle yaptığı için ve akletme yeteneklerini kullanmadıkları için, onlara güvendiler.

Bakara Suresi 170. Ayette ve Kuran’da ata kavramı sadece geçmiş atalar değil aynı zamanda otoritedir. Bu konuda Otorite Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye temsilcileridir. Otorite “televizyon doktorlarıdır.” Otorite, sorgulamayan, sorgulatmayan sahte bilime tapan bilim insanlarıdır. Otorite ilaç ve sağlık şirketleridir. Otorite yani Ata; gerçek bilim insanlarını televizyona çıkartmayan ve farklı bakış açılarını halkın görmesine izin vermeyen medyadır. Otorite GERÇEĞİN üzerini örtenlerdir.

Otorite ve İşbirlikçileri;

  • Algı yönetimi yapıyorlar

  • Sahte Salgın deneyi yapıyorlar.
  • Maske Deneyi yapıyorlar.

  • Sosyal Mesafe Deneyi yapıyorlar.

  • İlaç deneyi yapıyorlar.

  • PCR testi deneyi yapıyorlar.

  • Aşı deneyi yapıyorlar.

  • Sahte virüs varyantı yapıyorlar. En son adı Delta varyantı .

Yine yabancı iki kelime ile korkutmaya devam ediyorlar 

İnsanlarımızın bedenlerinde deney yaptıklarını söylemiyorlar çünkü halkımız bir deneyin içinde olduğunu anladığında olaylar değişecek. Otorite ve işbirlikçileri, işte bunun olmasından korkarlar. Bu yüzden medya ve televizyon doktorlarını kullanarak yine uydurma haberler ve bilgiler ile yeni sahte salgın dalgaları ve varyantlar uyduruyorlar. Buna tam anlamı ile sahtecilik denilir.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyde, kullanılan hayvanlara KOBAY denilir. İnsanlar üzerinde yapılan deneylerde kullanılan insanlara ise DENEK denir. Kobay kelimesi size bir şeyler hatırlatacaktır.

Aşı deneyinde kullanılan sıvıya “AŞI” diyorlar. Kendi kendilerine , “Acil Kullanım Onayı alıyorlar.”

Ama bu tıbbi ve hukuki açıdan aşı değil ki. Sahte aşı. Çünkü üretici firmanın bu sıvıya dair aşı ruhsatı yok. Ayrıca bilimsel deneyleri tamamlanmadı.

Üretici firmalar sorumluluk almıyorlar. Devlet, sağlık bakanlığı, aşı deneyini vücudunuza zerk eden doktor, hemşire sorumluluk almıyor. Başınıza gelecek hastalıklardan, sakatlanmalardan ya da ölümden siz sorumlusunuz.

Üretici şirket iğneyi hükümete verirken sorumluluğu hükümete yükleyen kağıt imzalatıyor. Hükümet de size sorumluluğu bütünüyle size yükleten kağıt imzalatıyor. Hasta hakları yönetmeliğine aykırıdır. Hekimlik meslek etiğine de aykırıdır. İçinde yer alan maddeleri size bildirmedikleri, olmama hakkını da tanımadıkları iğnenin sorumluluğunu size yüklüyorlar.

Hukuka da aykırıdır

Vatandaşlarım, bu bir Sahte Salgındır, bunu lütfen anlayın. Çünkü Covid 19 hastalığından ölen vatandaşlarımıza kesin ölüm raporu olan yani neden öldüğünün araştırıldığı işlem olan “OTOPSİ” yapılmamıştır.

Ayrıca sahte aşı diyorum çünkü ruhsatı yok ve sahte aşıyı bedenine alanların tamamı bir deneyin içindedir. Aşı deneyine katılıp hastalananlar ya da ölenler hakkında rapor tutulmamaktadır ve aşıdan sonra hastalananlar ya da ölenlerin raporu toplum ile paylaşılmamaktadır.

Şimdi size küçük bir örnekle ne olduğunu açıklayacağım.

Akletme yeteneğinizi hemen kullanmak isteyeceksiniz. Çünkü yaradılış olarak hepimizde mevcuttur. ( Doğuştan engeli ya da hastalıkları olanlar müstesna)

Hikayemiz şöyle olsun:

Devlete ait tapu müdürlüğünde, arsa sahibi tarafından üretilmiş, devlet memurları gözetiminde tapuları verilen ve on daire yapabileceğiniz bir arsa 100.000 Türk Lirasını nakit olarak ödeyen herkese veriliyor. Arsayı görmüyorsunuz var mı, yok mu bilmiyorsunuz. Tapu var ama sahte tapu.

Kime güveniyorsunuz devlet tapu müdürlüğüne. Ancak bir sorun var. Arsaların tapu ruhsatı yok. Yani size satılacak olan arsanın tapusu sahte. Sahte tapuya müdür imza atmam diyor, arsayı satan kişi, imza atmam diyor ve sahte tapuyu yazıcıdan çıkartan ve sizin paranızı alan memur da imza atmam diyor.

Sen “bu güce güven” arkadaş deniliyor ama sorumluluk senin arsa olabilir de olmayabilir de 

Tapu sahte ben “acil tapu yazma” izni çıkarttım.

Sen yatır 100.000 TL yi ve “bu güce güven” deseler o sahte aşıya koşa koşa gidenler sahte tapulu olduğunu bile bile o arsayı alır mı?

Akletme yeteneklerini hemen kullanmak isterler. Bu iş sakat arkadaş derler.

Bir bilene de sormazlar çünkü güvenmezler mesele orada kapanır.

Peki, bu dünya hayatında küçük bir toprak parçasına bile para yatırmadan önce araştırma yapıp akletme yeteneğini kullananlar neden burada akıllarını kullanmak istemezler? Başkalarının akıllarına güvenirler?

“Ben bilmem uzman değilim, bir bilene sordum ve ona güvendim. Bu kadar insan aptal olamaz” derler.

Peki, bir insan bedeninin değeri ne kadardır. Mesela bir göz kaç lira eder? Böbrek kaç lira eder? Ya akciğerleri? Peki, vücudunun tamamı kaç lira eder?

İşte bu kadar basit bir meselede sahte tapusu olan arsayı almak istemeyen insan anında uyanır. Cebindeki 100.000 TL nin uçmasına izin vermez.

Medya ve otoritenin algı operasyonları ile pandemi kelimesi ve “acil kullanım onayı” ile ruhsatsız yani sahte aşıları yani arsaları sattılar.

Çiftlik bankı hatırlayın 

Sahtekar kelimesini vatandaşımız çok iyi bilir ve anlar.

Sahtekarlar da şöyle dermiş: “Ben her zaman sahtekarları kandırdım.”

Sahte peygamberler bile çıkmış, sahte dinlerini anlatmışlardır.

Vatandaşımız sahte kelimesinin anlamını gerçekten iyi bilir. 

İncil- Matta 7: Ağaç ve Meyvesi Bölümünü hatırlatmak isterim. Lütfen okuyun.

İşte böyle… Yaşadığımız sürece farklı bir bakış açısı sunmaya çalıştım. Uykuda yani hipnozda/ sihrin içinde olanlar inşallah uyanırlar…

Sevgili arkadaşlarım küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Otorite ve medya korku, nefret ve ayrıştırma ekiyor. Bu akıntıya arkadaşlarımızın da katıldığına şahit oluyorum. Sahte aşı yaptıranlar hastalık yayıyor, ailemizden bile olsalar onlardan uzaklaşalım algısı yayıldı. Ben buna katılmıyorum. Daha önce yakın çevreme söylemiştim. Ayrıca aylardır birçok sahte aşı yaptıran hastalarımıza diş tedavisi yaptım yapıyorum. Allah’a şükür bir sorun yaşamadık. Klinik olarak bu bir deneydir ve kanıttır. Sevgi, barış ve cesaretle merhamet ekelim.

Sahte Salgına inandılar, sahte aşı yaptırdılar çünkü uyanmadılar henüz. Uyandıklarında bize ve merhametimize ihtiyaçları olacak. Bilinçli olarak zalimlik yapanlar müstesna diğerlerine destek olmalıyız.

Damdan düşeni damdan düşen anlar. Onlar bizi dışladılar huzurumuzu bozdular. Şimdi en çok ihtiyacımız olan sevgi, barış, cesaret ve merhamet zamanıdır. Enam 12. ve 54. Ayetleri hatırlatmak isterim.

Toplumlardan ayrılmak, izole olmak için bence çok erken çünkü o kadar büyük bir zulüm henüz yok. İçimdeki ses o duruma gelmeden ilahi bir müdahale ile konu kapanacak diyor.

Aramızdaki ayıklanma başladı yani iyiler ve kötüler, akıllılar ve aptallar ayrılacak. İnsan ne ekerse onu biçer. Sevgi, barış, cesaret ve merhamet ekelim.

Merak etmeyin Allah’ın izniyle her şey yolunda Arıları gözlemleyin. Nahl suresi 68. ve 69. Ayetleri hatırlatmak isterim. Arılar gibi çalışalım elimizden gelenin en iyisini yapalım.

3. Bölüm: UYANIŞ HAREKETİ BİRLİĞİMİZİN TEŞEKKÜR ZİYARETLERİ

Sevgili vatandaşlarımız, bu işlerden bizim çıkarımız ne diye düşünenler olabiliyor. Sizlere benim bu işten çıkarım ne anlatayım.

Öncelikle bir Müslim yani Allah’ın indirdiği o tek din olan İslam’ı seçen biri olarak Allah’a karşı sorumluluklarım var. Rabbimize güvenen bir insan ve insanlar tarafından da güvenilen bir insan olmalıyım, barış ve iyiliğe yönelik işler yapmalıyım. Kuran Kitabında geçen öğütleri yerine getirmeye çabalıyorum.

Sonra kendim için, ailem ve sevdiklerim için, uyanmış olan arkadaşlarım, tanımadığım uyanmışlar için ve son olarak da uykuda olan ve uyanmayı bekleyen iyi insanlar için çalışıyorum.

Bunlar benim görevlerim.

Peki benim kazancım nedir?

Tek kalırsam benim ve sevdiklerimin huzurunu kaçırabiliyorlar. Ne kadar çok olursak yani kalabalık olursak huzurumuzu bozamazlar. İşte bu yüzden sizlere ihtiyacımız var. İşte bizim bu işlerden çıkarlarımız bunlardır. 

Bu davada size ihtiyacımız var. Biliyoruz uyanmayan ve olayların farkında olmayan milyonlarca insanımız var. Algı yönetimi yaparak bizlerin sayısının çok az olduğunu söylüyorlar. Biz sandıkları kadar az değiliz. Her gün uyanan yüzlerce kişi sorgulamaya başladı.

Resmi rakamlara göre, ilk doz sahte aşıyı yaptıranların sayısı 35 milyon, ikinci dozu yaptıranların sayısı ise 15 milyon. Bu kadar bol malzeme varken ve bedava iken 2. Dozu yaptıranların sayısı azalmış. Uyananların mücadelesi ve sahte aşıların yan etkileri sayesinde vatandaşlarımız sorgulamaya başladılar.

Sosyal Mesafe aptallığı ile aramızı açmaya çalıştılar. En az iki metre mesafe bıraktırdılar. Atalarımız bize, çok uzakta olanla bile aramızdaki mesafenin iki adımlık yer olduğunu öğrettiler. İlk adımı atmak önemli, diğer ikinci adım ardından geliyor. İkinci adım ise atılacak tüm adımlarım tamamına verilen isim.

Kaynaşmalıyız, kucaklamalıyız, sosyalleşmeliyiz, dertleşmeliyiz, paylaşmalıyız. Merhamete, sevgiye ve adalete ihtiyacımız var. Çok uzaklarda olan arkadaşlarımıza iki adımlık mesafedeyiz. Yollara çıkmalıyız, yoldaşlar. Aramızdaki mesafe iki adımlık yol kadardır. 

Uyananlar, Uyanış Hareketi Birliğimize gönüllü olarak katılıyorlar. Bu resmi bir kuruluş değildir. Sahte salgının farkına varan, uyanan her insanın doğal olarak yaptıkları hareketleri yapan ve çoğunlukla da birbirini tanımayan milyonları içermektedir.

Uyanış Hareketini tek başlarına içlerinden gelen sesler ile başlatan ve bu davaya benden önce gönül vermiş ve benden sonra da başlayan arkadaşlarımıza, teşekkür ziyaretlerinde bulunacağız. Onlarla aramızda sadece iki adımlık mesafe var.

Hadi ilk adımı atalım.

Bu mücadelede ilk teşekkür ziyaretimizi Caycuma/Zolguldak’ta yaşayan esnaf arkadaşımız Erkan Cinbir’e ve bizlere desteğini hiç esirgemeyen sevgili arkadaşımız Yasin Bilgin’e yapacağız.

Bu iki arkadaşımızın videoları yayınlandığında verdikleri cesaret, sevgi, barış ve hukuki bilgi dolu mücadelerine hayran kalmıştık. Tutarlı bir şekilde yollarına devam ediyorlar ve ne yazık ki unutulmaya başladılar. Biz de ilk teşekkür ziyaretimizi onlara yapmaya karar verdik.

İnşallah 10 Temmuz 2021 tarihinde Cumartesi saat 13.00 te Erkan Cinbir ve Yasin Bilgin arkadaşlarımızı Çaycuma/ Zonguldak’taki iş yerinde ziyarete gideceğiz. Teşekkür ziyareti ile onları verdikleri mücadeleleri için onurlandıracağız.

Ardından Ankara’da Meryem Tokgöz, Büşra Balcı ( Sorgulayanbircan), Fatih Yerli (Küreselleşmeyehayır), Kemal Koçak ve Dr. Gülümser Heper hocamıza ve arkadaşlarımıza misafir olacağız. Onlara da teşekkür edip, onurlandıracağız.

Onurlandıracağımız birçok isim var. İnşallah hepsini tek tek gidip yaşadıkları ilde ziyaret edeceğiz.

Sizin bildiğiniz isimleri de yazın sosyal medyada mücadelemiz için çabalayan Türkiye’de ve Yurt dışında kim varsa teşekkür edelim. Çünkü onların hepsi bizim kahramanlarımızdır.

Bu küçük ama güçlü hareketler ile bireyden yani tek olmaktan birlik olmaya yani kalabalık olmaya geçiş yapacağız. Gerçek kalabalıklara

Uyananlar olarak, hepiniz bana göre kahramansınız ve cesursunuz 

Birçok paylaşım yapıyorsunuz, sizin gibi kahramanları takip ediyorsunuz, paylaşımlarımızı dağıtıyorsunuz, beğeniyorsunuz, çevrenizdeki insanları uyandırıyorsunuz o yüzden iyi ki varsınız.

Sizlere teşekkür ediyorum ve onur duyuyorum. Bu davada aynı yolda yürüyoruz yani Yoldaşız ve artık yüz yüze tanışalım, kucaklaşalım ve Arkadaş olalım gerçek arkadaş.

Herkes kendi ilinde, ilçesinde ve mahallesinde tanışsın.

Enerjimizi sevgi, cesaret ve barışa odaklayacağız. Medya ve otorite korku ve nefret ekerek aşılı ile aşısız insanlar arasında ayrım yapıyor. Bu oyuna gelmeyelim. Hepimizi kucaklayalım.

Sahte aşı yaptırmak isteyenlere ya da yaptıranlara da saygı duyalım. Yaşam haklarını savunalım. Onları asla dışlamayalım. Uyandıkları zaman bize ihtiyaçları olacak. Her insan hata yapabilir.

Nesrin Durgut arkadaşımızın söylediği gibi “zalimler kalabalıklardan korkar. Ayağa kalktık ve GELİYORUZ.”

Bizler sadece Allah’tan korkarız.

Bizim birbirimizi tanımaya, sevmeye, sevilmeye, birlik olmaya yani kalabalık olmaya ihtiyacımız var. Enerjimizi buna odaklayalım. En ufak fırsatta yüz yüze tanışalım en az 2 kişi olalım.

10 TEMMUZ 2021 DE ÇAYCUMA DA BULUŞALIM.

Ayrıntıları sosyal medya hesaplarımızda paylaşacağız.

ANKARA dan yeterli sayıya ulaşırsak otobüs kalkacaktır. Hepinizi tüm illerden, Çaycuma’ya ve Ankara’ya bekliyoruz. Arkadaşlarımıza sosyal medyadan sanal desteklerimizi verdik şimdi sıra gerçek desteklerimizde.

Bu davada mücadele eden, hiç kimseyi tek başına bırakmayacağız inşallah.

Hepsini yaşadıkları illerde ziyaret edip onları onurlandıracağız.

Tüm övgüm bilmediklerimi bana öğreten yüce Allah’adır.

Yunus Emre’nin söylediği gibi,

Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz.

Selam, sevgi ve cesaret ile…

Mahmut Demirkan 3 Temmuz 2021 Ankara

VİDEO:

https://youtu.be/u9YgPlz2oPI

mRNA Aşılarının Minik Sırrı – Vaksinologdan Büyük İfşa

mRNA Aşılarının Minik Sırrı – Vaksinologdan Büyük İfşa

“Büyük hata yaptık. Diken proteininden şahane hedef antijen olur diye düşündük ama bunun aslen bir toksin olduğunu, patojenik (hastalık yapıcı) bir protein olduğunu bilmiyorduk. İnsanlara aşıyla toksin veriyoruz, bunların bir kısmı kan dolaşımına giriyor ve başta kalp-damar sistemi olmak üzere bedende hasara yol açıyor.” – Byram Bridle

https://www.canadiancovidcarealliance.org/
  • Kanadalı immünolog Byram Bridle, işi aşı geliştirmek, özellikle de “virüs aşısı”. Pfizer’ın Japon idari makamlarına teslim ettiği ancak gizlilik ibaresi nedeniyle kimsenin erişim sağlayamadığı ‘aşının ‘biyodağılımı’ ile ilgili çalışma sonuçlarının yer aldığı rapora resmi taleple ulaşıyor. Ve ortaya Cv-19 aşılarıyla ilgili problemler saçılıyor. Bunu bir radyo programında ifade eder etmez de yoğun saldırılar başlıyor. Kariyerine bitti gözüyle bakılıyor.

  • Aşı üreticisi şirketlerin yola çıkış varsayımı, aşıdaki mRNA’nın çokça vurulduğu yerde (omuz kasları) kalacağı, vücut geneline dağılmayacağı yönünde. Pfizer’ın kendi verileri ise hem mRNA’nın hem de bunun sayesinde üretilen “diken proteini”nin saatler içerisinde vücuda dağılıverdiğini gösteriyor.

  • “Diken proteini” doku ve organlarda birikmeye başlıyor. Biriktiği organların başında dalak, kemik iliği, karaciğer, adrenal bezler ve “oldukça yüksek konsantrasyonlarda” da yumurtalık geliyor. Doç.Dr. Bridle soruyor: “Bu aşılar çocuklara vurulmaya başlandığı takdirde bir kısmını kısırlaştırmış olacak mıyız?”

  • “Diken proteini neredeyse tek başına bu hastalıktaki kalp ve damar sistemi hasarından sorumlu kısmı virüsün. Tutar saflaştırılmış diken proteinini deney hayvanlarının kanına enjekte ederseniz kalp-damar sisteminde oluşmadık hasar bırakmadığını görürsünüz. Üstüne, kan-beyin bariyerini geçerek beyinde de hasar bırakır.”Vaksinolog Byram Bridle

  • Kanda dolaşıma girdiği andan itibaren diken proteini kan pulcuğu reseptörlerine ve kan damarları çeperindeki hücre reseptörlerine bağlanıyor. Bu olduğunda kan pulcukları öbeklenerek kan pıhtısı oluşumuna gidebilir veya anormal kanamalar görülebilir.

  • Kanada’dan hakemli dergide yayımlanmış çalışmada, yine bir mRNA aşısı olan Moderna vurulmuş 13 genç sağlık çalışanı takibe alınıyor ve 11’inin kanında diken proteini bulunuyor. 

  • Byram Bridle: “Diken proteininin patojenik bir protein olduğu çoktandır bilinen bir şey. Toksindir bu protein ve vücutta dolaşıma girerse hasar bırakır. Ve şimdi elimizde, omuzdaki kas dokusuna bu proteini yapsın diye zerk edilen aşıların hem kendisinin hem de ürettirdiği diken proteinlerinin kan dolaşımına girdiğine dair kesin kanıt var.”  

  • Aşı gebelere ve emziren kadınlara vurulurken ne güzel, annenin ürettiği hazır antikorlar da bebeğe aktarılmış, bu sayede bebek pasif bağışıklık kazanmış olacak denmişti. Fakat ortaya çıktı ki antikor filan değil, anne sütünden bizzat aşı içeriği bebeğe geçiyormuş! Sütle birlikte aşı vektörünün kendisi bebeğe aktarılmış oluyor. Bu da diken proteininin bebekte dolaşıma girmesi demek. Kanda ne var ne yok tüm proteinler konsantre halde anne sütüne gidiyor çünkü! Ve ABD’deki VAERS (aşı yan etki bildirim sistemi) programına bakıldığında da anne sütü emen bebeklerde mide-bağırsak kanamaları görüldüğüne dair raporları buluyor Byram Bridle.

  • Byram Bridle’a göre bu durumda sorunlu alanlar şunlar:

    a) Kan bağışı. Patojen diken proteinlerinin kan nakli bekleyen, sağlık durumu nazik hastalara aktarılmaması gerekiyor.
    b) Anne sütü alan bebekler risk altında
    c) Orijinal “virüs”le enfeskiyonun hiçbir şekilde sağlık için risk oluşturmadığı gruplara (bütün çocuklar!) bu aşı uygulandığı takdirde sadece risk/zarar meydana gelmiş olacağından sakıncalı.
    d) Kadınlarda yumurtalıkta anormal diken proteini birikimi nedeniyle kısırlık sorunu olabilir. 
Kanadalı Doktorlar Konuşuyor / Video

Kanadalı Doktorlar Konuşuyor / Video



Kanada Sağlık Birliği adına halkı bilgilendirmek amacıyla çekilmiş video metnidir:



Covid’den Korkmamıza Gerek Yok; İşte Başlıca Gerekçeler
Kanadalı Hekimler Suskunluğunu Bozuyor

Dr. Stephen Malthouse – British Columbia

Giriş

  • Covid’den neden korkmamamız gerektiği ile ilgili başlıca nedenleri sıralayacağımız”Kanadalı Hekimler Suskunluğunu Bozuyor” başlıklı videomuza hoş geldiniz.
  • Covid veya koronavirüs kelimesini duyarduymaz elimiz kendiliğinden maskeye giderveya kendimizi & ailemizi nasıl koruruz diye bakınır olduk.
  • Kaçacağımız güvenli bir yer de yok gibi gelir oldu.
  • Oysa, Kanadalı tıp doktorları olarak şimdi size, en yüksek kalitede bilim ne diyor, bunu açıklayacağız. Şaşıracak ve sevineceksiniz diye düşünüyoruz.


Son Bilimsel Veriler

  • TV’den sürekli “vaka vaka vaka” yayınları yapılıyor ki kim duysa korkar. Fakat “vaka” dediklerinde hastalık belirtisi gösteren kişileri kastetmiyorlar herzaman.
  • Bu kişilerin önemli kısmının ya çok az bir belirtisi var, ya da hiç yok. Bir tek, pozitif çıkmış PCR testleri var. O PCR testinin hiçbir işe yaramadığı da araştırmalarla gösterilmiş durumda.
  • Testi pozitif olan hastaların ancak %3’ünde hakikaten Covid virüsü bulunuyor.
  • Ölenler oldu, evet… lâkin “vaka sayısı” verilmesi gerçek durumun yanlış aksettirilmesine neden oluyor.
  • Kanada’da Covid için haftalık vaka bildirimlerini gösteren grafiği görüyorsunuz. Ben bile korkarım valla buna bakınca! Fakat bir de haftalık ÖLÜMLERİ girelim bakalım bu grafiğe.
  • “Vaka” eğrisini takip etmesini beklediğimiz bütün o ölümler nerede?
  • Bu işte sağlam bir bityeniği var!

















  • Kanada’da 2001’den bu yana kaydedilmiş senelik ölümlere bakalım.
  • Ortada “pandemi” var demeye bin şahit ister!
  • 2020’de görülen hafif artış da muhtemelen yaşlanan nüfus nedeniyleydi.

  • İyi de hastane yoğun bakımları Covid hastaları ile dolup taşmıyor mu ki?
  • Ontario eyaleti yoğun bakım üniteleri verilerine bakacak olursak,

2020’de yoğun bakıma yatan hasta sayısı, önceki 3 seneden de az!

2017 – %86.66 
2018 – %91.21 
2019 – %83.51
2020 – %80.84 

  • CDC’nin kendi yayımladığı veriler bile Covid’in mevsimsel grip düzeyinde seyrettiğini gösteriyor.
  • Çocuklarda öylesine hafif geçen bir şey ki Covid, ölüm oranı istatistiki olarak SIFIR.
  • 50 yaşın altında, enfeksiyondan sağ kalım oranı %99.98‘in üstünde.
  • 70 yaşın üstündekiler için bu oran, %94.6.
  • Bu da, tedaviye yönelik D ve C vitamini gibi HİÇBİR erken müdahalede bulunulmadığındaki sağ kalım oranları.
  • Yani, gençseniz, hiçbir şeyden endişelenmenize gerek bile yok.
  • Yaşı olanlar, kendinizi nasıl koruyabileceğinizle ilgili müthiş önerilerimiz olacak sizlere, ki bunlar arasında aşı yok.


Dr. Patrick Phillips – Ontario

ASEMPTOMATİK BULAŞ

  • Nisan’da Covid hakkında pek bir şey bilinmiyordu. Öyle olunca da bol keseden ekstra tedbire baş vurulmak durumunda kalındı.
  • O arada sağlıklı insanların etrafına hastalık bulaştırabileceği fikri de benimsendi. Asemptomatik hastalık bulaşması denilen şeydi bu ki düşüncesi bile korkutucu hakikaten.
  • Ve fakat artık 10 milyondan fazla çalışılmış vaka var elimizde ve hem Wuhan’dan gelen hem de Florida Üniversitesi’nin ortaya koyduğu deliller, a-semptomatik ve pre-semptomatik hastalık bulaşının yok denecek kadar az olduğunu gösteriyor.
  • Oyunun kaderini değiştirecek bulgudur bu.
  • Hayatımızı geri alabiliriz demektir bu ve viral enfeksiyonu olan hastalarıma hep verdiğim tıbbi tavsiyeye,
  • “hastaysan evde yat-dinlen” düsturuna geri dönebiliriz demektir.
  • Hasta olan evde kalır, geri kalanlar hayatını yaşamaya devam eder.

Dr. Caroline Turek – Ontario

T-HÜCRESİ İMMÜNİTESİ

  • Size harika haberlerimiz var! Birçoğumuzun T hücrelerimizdeki çapraz reaksiyon sayesinde SARS-CoV-2’ye zaten bağışık olduğumuzu biliyor muydunuz?
  • T hücresi bedenin enfeksiyonla savaşta kullandığı bağışıklık sistemi hücrelerinden.
    Pandemi başında, SARS-CoV-2’ye yeni oluşumlu bir koronavirüs dendi, bu da hiçbirimizin buna bağışıklığı olmadığı, hepimizin de enfeksiyon riski altında olduğumuz anlamına geliyordu.
  • Oysa dünya genelinden immünolog ve virologların ortaya koyduğuna göre, popülasyonun %30 ila %50’sinin, T hücreleri sayesinde halihazırda bu virüse karşı bağışıklığı bulunuyormuş.
  • Bağışıklık nereden ileri geliyor derseniz, koronavirüslerle önceki temaslarımıza bağlı olarak geçirdiğimiz sıradan nezlelerden.
  • Covid’e bağışık mıyız diye anlamak için yapılan testlerle ilgili sorun şu: bunların çoğu serumdan bakılan antikor testleri, ancak bundan T hücrelerdeki yanıt durumunu göremiyoruz.
  • Antikor seviyeleri zamanla düşüş gösterse de, T hücrelerimizce korunmaya devam ederiz.
  • Birçoğumuzun, Covid’e karşı zannettiğimizden çok daha güçlü koruması var esasında, bunu da T hücrelerimize borçluyuz.
  • Harika haber bu, çünkü “toplum bağışıklığı”na zannettiğimizden çok daha yakınız demektir.

Dr. Neda Amani, MD – Ontario

ÇOCUKLAR ve COVID-19

  • Çocukların nasıl da “süper virüs yayıcısı” olduğu anlatıldı duruldu bize. Korkudan ödümüz kopmuş şekilde bu yüzden okulları kapadık, çocuklarımızın güzelim yüzlerini maskeyle örttük ve birbirleriyle görüşüp oynamasına izin vermedik.
  • Çoğu öğretmen sınıfa adım atmaya dahi korkuyor. Oysa bilim bunların HİÇBİRİNE gerek olmadığını gösteriyor.
  • Çocuklar Covid-19 oldu diyelim, hiç semptom dahi vermeyebiliyorlar, hadi verdiler diyelim, çoğu kez hafif oluyor bunlar.
  • Pandemiyi yayan ve taşıyan da çocuklar değil.
  • Epidemiyolojik veriler hastalığın çocuklarda, erişkinlere göre çok daha hafif geçtiğini gösteriyor.
  • Tüm Kanada’da, pandemi başından beri 19 yaş altında yalnız 4 kişi var COVID tanısı ile ölen.
  • 8 m i l y o n çocuk ve ergenden 4’ü sadece.
  • 2018-2019 grip sezonunda bile 10 çocuğun gripten ölmüş olduğu unutulmamalı. Gribin yarattığı senelik ölümler COVID-19’dan fazladır.
  • Hakem kontrolünden geçerek yayımlanmış birçok araştırma gösteriyor ki, çocukların, bilhassa 10 yaş altındakilerin COVID bulaşında önemli bir rolü yok
  • İngiltere, Avustralya, İsviçre, Fransa ve Norveç’te yapılmış araştırmalar, okullarda çocuktan çoğuğa ve çocuktan erişkine hastalık bulaşının minimum düzeyde olduğunu göstermekte.
  • Lancet’ten bir yayın, okulların kapatılmasının tıbben geçerli HİÇBİR nedeninin bulunmadığını gösterdi.
  • Alman ebeveynler ve çocukları ile yürütülen bir diğer araştırma çocukların büyükleri değil, tam tersine, daha ziyade büyüklerin çocukları enfekte ettiğini ortaya koydu.
  • Giderek artmakta olan bilimsel kanıtlar ışığında korkuyu yenip çocuklarımızın yeniden çocuk gibi yaşamalarına izin vermemiz gerekir.
  • Okula da gidebilirler, arkadaşlarıyla biraraya gelip oyun da oynayabilir, sevdikleri şeyleri de yapabilirler.
  • Çocuklarımıza hayatlarını, çocukluklarını geri vermenin zamanıdır.

Dr. Dorle Kneifel – British Columbia

HASTALIĞI ÖNLEME

  • Bu koranavirüsten korkmuyorum, sizin de korkmanıza gerek yok.
  • Binlerce, onbinlerce yıldır bu tür respiratuar virüslerle evrilerek geldik bugünlere. Bu sayede de muazzam akıllı ve sofistike bir bağışıklık sistemine kavuşmuş olduk.
  • Besleyici yiyecekler yediğimizde bağışıklık sistemimizi desteklemiş, kuvvetlendirmiş oluruz.
  • Fiziksel aktivitede bulunduğumuzda, doğada vakit geçirip yaşamın bizi desteklediğini hissettiğimizde bağışıklık dirayetimiz de artar.
  • D vitamini bağışıklık sistemimiz için KRİTİK önemde bir besin öğesidir.

    C vitamini, çinko, magnezyum desteği yaptığımızda bağışıklık sistemimizi tam teçhizat donatmış, harekete geçmeye hazır hale getirmiş oluruz.
  • Popülasyonun besleyici değeri olmayan yeme alışkanlıkları ve yaygın D vit eksikliğine rağmen koronavirüsle karşılaşan çoğu kimse için hastane yatışı gerekmemekte, hastalığı evde kendi kendilerine atlatmaktadırlar.
  • Ben kendim 11 ay önce geçirdim COVID-19’u ve viral belirtiler başlar başlamaz da HERZAMANKİ çarelere başvurdum.
  • Semptomlar gidene kadar hergün 60 bin IU’luk D vitaminimi aldım. 2 günde geçti.
  • Şu anda burada, sizinle konuşalabiliyor olmam gösteriyor ki BEDENLERİMİZ NE YAPMASI GEREKTİĞİNİ GAYET İYİ BİLİYOR.

Dr Bill Code – British Columbia

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

  • Kanada’da 40 yılın üzerinde hekimlik yapmış biriyim. Bunun da en az 30 yılı anestezi uzmanlığı ile geçti.
  • Anestezistler hekimler arasında klinik farmakologlar olarak kabul görür, bunun da nedeni, ilaçların risk/fayda oranından anlamamızdır.
  • Eskiden beri güvenle kullanılagelmiş ilaçlar, Covid gibi yeni bir problemde fazlasıyla işe yarayabilir.
  • Bu bilgiden hareketle, literatürü de gözden geçirmiş biri olarak ben hastalarımı Covid-19’un hemen başında Quercetin, çinko, C vitamini, D vitamini ile tedavi ediyorum.
  • Reçete ettirebilenlere de hidroksiklorokin (5 gün boyunca 400 mg/gün) ve azitromisin (5 gün boyunca 500 mg/gün) öneriyorum.
  • Ayrıca, Covid sonrası ortaya çıkan belirtilerde Ivermectin‘in (1. gün ve 3. günde alınmak üzere kilogram başına 0.2 mg; yani 60 kg’lık biri için ,12 mg) işe yaradığını gördüm.
  • Gerekli durumlarda hastaya burundan oksijen veriyoruz, buna da, edinmenizi tavsiye ettiğim oksimetrenizdeki değere göre karar veriyoruz.
  • Baktığım tüm hastalarda bu rejimen gayet işe yaradı, hastaneye yatması gereken kimse de olmadı.
  • Kendim geçtiğimiz kasımda {2020] Covid-19 geçirdim. Listesini verdiğim bu ajanları (bu dozlarda) bizzat kendim kullandım ve 7 ila 10 günde ayağa kalkmamı sağladılar.
  • Özetle diyeceğim o ki, şu korkuyu bir geride bırakın.
  • İyi değil bu.
  • İyileşmek için yapabileceğimiz ÇOK şey var, yedekte de hastane seçeneği var zaten.

Dr. Stephen Malthouse – British Columbia

“VARYANLAR”

  • Korkudan ödünüz patlasın diye icat edilmiş şu şeyi duymuşsunuzdur: Her Allahın günü saat başı TV’lerden pompalanıp duran şey hani…. Tehlikeli virüs varyantlarından bahsediyoruz, evet.
  • Alın size şaşıracağınız bir şey: Dünyanın emeği verilerek [zar-zor] hafif değişime uğramış bir varyant yaratılabilmiş durumda. Nerede? Fare deneyinde!
  • Bu “varyant”ların TEKİ bile insanda bulunmuş değil bugüne kadar.
  • Bu fare deneyini takiben birtakım matematik modellemeler ve kod yazılımları ile yapılmış yayınlar çıktı, hiçbiri gerçek yaşamda gözlemlenmiş bir duruma dair değildi.
  • Varyantın yayılımı ve ne şiddette bir hastalık yaratacağı ile ilgili TAHMİNDEN öte bir şey değildi bu yayınlar.
  • İnsanda yapılmış gerçek manada bir araştırma yok ortada.
  • Televizyondan duyduğunuz her şeyin temeli işte bu!
  • Virüsler zamanla kendiliğinden değişime gider ve yeni suşlar gelişir.
  • Virüs dediğimiz şey insan hücresi olmadan yaşayamayacağına göre yaşam ortamını ortadan kaldırmanın saçmalığından hareketle, bunun giderek daha az zararlı hale geleceğini anlayabiliriz.
  • Bir virüs çok daha çabuk yayılabiliyor hale gelip de doğru dürüst hasta dahi edemeyecek hale dönüşüyorsa, işler “toplumsal bağışıklığa” doğru gayet güzel ve olağan seyrinde ilerliyor demektir.
  • Durum Covid virüsü için de farklı değil.
  • Bunca zamandır virüsler üzerine yapılmış tüm çalışmalar da AYNEN böyle olacağını gösteriyor zaten: virüsler DAİMA insana, insanlar da DAİMA virüslere adapte olur!
  • Artık hepimiz bir sakinleşebiliriz. Çünkü VİRÜS denilen şeyler zaman içinde İLLE daha az tehlikeli hale gelir.


HEPİMİZ İÇİN BU İŞTEN ÇIKIŞ YOLU

  • Duruma bütün olarak baktığınızda, COVID’den korkMAMAK için pekçok neden var elimizde.
  • COVID ile ilgili mevcut kanıtlara samimiyetle bakıp, korkudan da sıyrıldığımızda hayatı yeniden TAM manasıyla yaşamaya, ailemizin ve toplumun keyfi yerinde bir üyesi olmaya başlayabiliriz.
  • Eve kapanıp saklanmaya, diğer insanlardan kaçınmaya filan gerek yok.
  • İnsan sosyal bir varlıktır, tecrit halinde sonu pek iyi olmaz.
  • Hücre hapsi de, korku da bağışıklık sisteminize zarar verir.
  • Günde 4 kucaklaşma, minimumda yapılması gereken hakikaten de budur.
  • O yüzden, beslenmenize dikkat edin ve kışın bağışıklık sisteminizi optimize etmek için D vitamini almayı ihmal etmeyin.
  • Kanadalı erişkinlerde günde 4 bin IU D-vitamini karardır.
  • Aylık kan tahlili de yaptırararak doğru dozda mısınız değil misiniz anlayabilirsiniz.
  • D vitamini güvenlidir, ucuzdur; COVID de dahil olmak züere, virüs kaynaklı solunum yolları rahatsızlıklarına karşı direnci artırdığı bilimsel olarak gösterilmiştir.
  • Unutmayın: ASIL VİRÜS KORKUDUR.
  • İnsanın doğru düşünemez hale getirir.
  • Artık TV’yi kapatıp, aklınızı kullanmayı öğrenmenin vaktidir.
  • Ne doktorun söylemesine gerek var bunu ne de üstün bir bilimadamı filan olmanız lazım anlamak için.
  • Çıkın evinizin önüne bir bakın etrafa, gerçekte ne olup bittiğini gözünüzle görün.
  • Deliller açık ve net.
  • Küçücük COVID virüsünden korkmanıza gerek yok.




KIRK KATIR MI, KIRK SATIR MI? ALMAN MI, ÇİNLİ Mİ?

KIRK KATIR MI, KIRK SATIR MI? ALMAN MI, ÇİNLİ Mİ?

Prof.Dr. Alişan Yıldıran

Bu yazıyı dün arzetdiğimiz ‘Aşı ve antikor bağışıklık anlamına gelmez’ başlıklı yazımıza zeyl olarak yazmak iktiza etdi (1).

Daha evvel söylediğimiz gibi bir makaleyi bihakkın mütalaa etmek saatlerce sürebilir, hatta tamamına vâkıf olamayabiliriz de.

O yazıda bir magazin haberi olarak verilen çalışma ile mRNA aşısının ikinci dozunu 3 hafta değil de 3 ay sonra yapıldığında elde edilen aşıya özgü antikor cevabının buna değeceğini ‘preprint’ makalenin ortak yazarı olarak söyleyen kişi, boğmaca aşısı çalışmaları olan bir halk sağlığı uzmanı olan Gayatri Amirthalingam (2).

Daha evvel okuduğumda ‘preprint’ kelimesi dikkatimden kaçmış, yani bahsedilen çalışma dün verdiğim (3) çalışmanın muhtemelen devamı olan başka bir çalışma olmalı!. Hemen ‘preprint’ makale sitesi ‘MedRxive’e ‘second dose amirthalingam’ ile soralım; cevap oniki adet makale var. Aradığımız çalışmaya benzeyen yalnızca ikisi, bunların da birisi derleme olduğu için geriye kalan tek çalışmanın başlığı şu “Antibody Responses After a Single Dose of ChAdOx1 nCoV-19 Vaccine in Healthcare Workers Previously Infected with SARS-CoV-2” (4). Eee, nereye gitdi bizim mRNA aşısının ikinci dozu?!…. Muhtemelen bu fakir bulamamış olmalı, her ne hâl ise.

O halde, elimizdeki antikor çalışmasından biraz daha istifade edelim, çünkü dikkate değer ve söylenmesi gereken bulguları var (3).

Makalenin başlığı ‘Ocak-Şubat 2021’de İngiltere’de, 70-80 yaş arası kişilerin Pfizer/BioNTech COVID-19 aşısına verilen güçlü antikor cevabı’.

Özeti ise şöyle; COVID-19 aşılarına verilen immün cevabı değerlendirmek için Londra’da 70 yaş üstü 185 erişkinin serumları toplanmış. Tek doz Pfizer/BioNtech aşısı, Roche Spike antikor ölçümü kullanılarak daha evvel etkenle karşılaşmamış kişilerde aşıdan üç hafta sonra %94’ünde seropozitiflik (anti-spike antikor varlığı) belirlenirken, iki doz ile çok yüksek antikor seviyeleri elde edilmiş ki bunlar, PCR ile doğrulanmış hafif-orta hastalık geçirenlerin nekahat safhasındaki serumlarındaki antikor seviyesine göre anlamlı şekilde daha yüksek imiş. Bu bulgular İngiltere’nin ilk doza ağırlık verip, ikinci dozu gecikdirme yaklaşımını desteklemekde imiş.

Anlaşılması için hemen ilave edelim, çalışma sadece bir ay içinde, küçük bir grupda sadece antikorlara çeşitli şekillerde bakılarak yapılıyor, aşılananlara PCR ve aşıdan evvel antikor testi yapılmıyor. Aşının etkinliği anti-spike antikoru ile, hastalığın geçirilip geçirilmediği ise virüsün çekirdeğine (nükleokapsid) karşı antikorların seviyesi ile ölçülüyor. Bildiğimiz kadarı ile mRNA aşısı insan hücresine anti-spike antikor üretme emri vermek üzere kodlanan bir aşı idi, o halde hastalığı geçirmediği ve başka bir aşı yapılmadığı bilinen kişilerde virüsün çekirdek antikorlarına bakarak daha evvel vahşi virüs ile karşılaşanların dışlanması hedeflenmiş, aferin!

Tek doz aşı yapılan 99 kişinin serumları 0, 18 ve 33. Günlerde, iki doz olan 86 kişide ise 21 ve 25. Günlerde toplanmış, böylece virüs çekirdek antikoru pozitif bulunan on kişinin verileri değerlendirmeden çıkarılmış, haberde verilen 175 kişiyi bulduk yani. Demek ki, Nature’deki magazin haberi RF tıbbının üstâdı olduğu algı yönetiminin tipik bir numunesi imiş (2, 5).

Gelelim bulgulara (şekil);

Şekilde Roche N virüs çekirdek antikoru negatif ve pozitif olan bir ve iki doz aşı yapılan kişiler, convalescent (nekahat) ise aşısız hastalık geçiren kişilerin serum antikor seviyelerini gösteriyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var o da geometrik ortalamaların kullanılmış olması, ancak nekahat için de aynı metod kullanılmış, cihazın kullandığı birim verilmemiş. Şimdi nekahatdeki 100 kişide ortalama 31 iken, hastalık geçirmemiş, bir doz aşılılarda 27 ve 20, iki doz aşılılarda 740 ve 640 bulunmuş. Yani ikinci dozda 20 kat daha yüksek serum seviyesine çıkılmış. Zurnanın zırt dediği yer ise her ne kadar 10 kişi ile sınırlı olsa da birinci doz aşıda 23bin ve 5bin; ikinci doz aşıda 18bin ve 150 (?).



Yani olması gerekenin nerede ise bin katı*.

Makalenin geri kalanını bırakalım ve bu serum seviyesinin ne olduğunu izah edelim. İnsan kanını santrifüje etdiğiniz zaman geride kalan hücresiz kısmına serum denilir ve hayatî proteinleri taşır, bunlardan birisi de antikorlardır (immünglobulinler). Bunların mikdarı yaşa göre belli seviyeleri tutturmalıdır, aksi halde hastalığa işaret edebilirler. Serumda bir antikorun böyle yüzlerce kat yükseldiği duruma ise HİPERGAMAGLOBULİNEMİ denilir. Multipl myelom bunun tipik örneğidir, bu seviyenin onda birini pek geçmez. Aşıların etki ve yan etki mekanizmalarını arz etmişdim (6-8). mRNA aşısının myelom yani hipergamaglobulinemi yapabileceğini yazmışdım. Buraya hemen bir tesbit daha yapalım, bu kadar yüksek serum immünglobulin seviyesi kılcal damarlar mesela koronerler için bilhassa yaşlılarda akut inme ve kalp krizi sebebi olabilir! Bu durum kırk katır ise, kırk satır yani Çinli’nin ne marifeti olabilir? Daha evvel bir röportajımızda verdiğimiz bilgiyi yazıya dökelim (9).


Bundan sadece 30 sene evvel, aşı kâşiflerinin en meşhuru, 40 kadar aşı gelişdiren ve ömrünü en büyük aşı firması olan Merck’e vakfetmiş Dr. Maurice Hilleman’ın itiraf mahiyetinde olan makalesinde günümüzdeki Çin aşısı gibi hücre kültüründe üretilen aşıların yabancı genetik materyal ve üretildiği hücre kültürüne ait yabancı virüslerle kaynadığını ve bu durumun KANSEROJEN olduğunu yazmış. Hilleman bir felaket olan, Enders ve ark kızamık aşısı gelişdirdiği primer (ilkel) kültürlerden sonraki gelişmiş hücre kültürlerinin de bir genetik çorba olduğunu, bir ‘tek hücre fenomeni’ olan kanserin çevresel tetikleyicisinin bu aşılar olduğunu söylemiş (10). Bugün bu durumun hâlâ devam etdiğinin en mühim delili ise mRNA aşıları değil midir?

Ne dersiniz? Kırk Katır mı, Kırk Satır mı?

Duyamadım orucu bozmaz mıymış?

  1. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/05/16/misafir-yazar/asi-ve-antikor-bagisiklik-anlamina-gelmez/
  2. https://www.nature.com/articles/d41586-021-01299-y
  3. https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2021.26.12.2100329?crawler=true
  4. https://www.medrxiv.org/search/second%252Bdose%252Bamirthalingam
  5. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/05/15/yazilar/tip-yazilari/kovid-asisi/ikinci-dozun-gecekmesi-antikor-seviyesini-3-5-misli-artiriyor/
  6. https://vitamingiller.com/covid-19-asisi-devsirme-ve-kobay/
  7. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/27/misafir-yazar/asinin-muhtemel-yan-etkilerine-hazir-misiniz/
  8. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/12/misafir-yazar/bos-inanc-bilim-ve-akil-karsitligi/
  9. https://www.glutensizdunya.com/prof-dr-alisan-yildiran-ve-asi-gercekleri/
  10. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1002/jmv.1890310104

*Merak edenler için sual; neden tekrarlayan mRNA dozu artan protein üretimine sebeb oluyor? Muhtemelen her dozun enfekte edip ele geçirdiği hücre mikdarı, yani kimerik popülasyon artdığı için olmalı!