Avukat Beate Bahner Tarafından Açılan Dava

Avukat Beate Bahner Tarafından Açılan Dava

Avukat Beate Bahner, Brandenburg Eyaleti Başkanlığına açtığı davada, kısıtlamalar sebebiyle zarara uğrayan bir restaurant sahibinin haklarını savunuyor.

Dava dosyasını .pdf olarak indirmek için tıklayınız:


DAVA METNİ :

Sayfa-1

Ihtiyati Tedbir Basvurusu

Davaci
Uzman Hukuk Bürosu BAHNER, 69115 Heidelberg, Voßstr. 3 tarafindan temsil ediliyor.

Davali
Brandenburg Eyaleti, Eyalet Sansölyeligi, 14473 Potsdam, Basbakan Dr. Dietmar Woidke tarafindan temsil ediliyor.

Sayfa-2

Basvuru sahibini temsilen asagidaki basvurulari yapiyorum:

  1. PCR testi, cogalabilen bir virüsü,dolayisiyla da Sars-Cov-2-Virüsünü tespit etmekte kullanilamaz
  2. PCR testleri pozitif cikan insanlar ne „Covid Hastasi“ ne de „enfekte“ dir.
  3. Sadece pozitif corona testini baz alarak; “ yeni bir enfeksiyon” ya da „enfeksiyon“ ya da“covid-19-hastaligi“ ya da „Sars-Cov-2-Virus vakasi“ iddialari yersizdir.
  4. Yeni bir coronavirus enfeksiyonu sadece, cogalabilen corona virüsünün tespitiyle ve bunu takiben laboratuar ortaminda diger virüs ihtimallerinin elenmesi (özellikle Influenza, Rhino, Adeno v.b.) ve hastada duruma uygun klinik bulgularin tespiti ile insidans hizinin belirlenmesinde kullanilabilir (yani „vaka“ olarak degerlendirilebilir).
  5. 4. Noktaya göre pek cok kez test edilip “vaka” olarak tespit edilmis hasta, insidans degerinin hesaplanmasinda bir kez dikkate alinir.
  6. 100.000 kiside 50 vaka „nadir görülen hastaliklar“ icin kullanilir. (Bu noktada ilgili yasalara ve Avrupa birliginin bu konuda koydugu normlara atif var.)
  7. „Nadir bir hastalik“, ulusal epidemi durumuna yol acamaz.

Sayfa-3

8. Brandenburg daki 7 günlük enfeksiyon sayisi 100.000 kiside 10`dan azdir.

9. 12.02.2021 tarihli altinci sars-cov-2 sinirlama emri, karara varincaya dek yürütmeden kaldirilimistir.

10. Alternatif olarak: 12.02.2021 tarihli 6. Sars-cov-2 sinirlama emrinin onuncu paragrafi, karar varincaya dek yürütmeden kaldirilimistir.

11. Davali mahkeme masraflarindan sorumludur.
12. Tazminat degeri, 50.000 Euro olarak belirlenmistir. Sayfa-4, 5 ve 6
Acil basvuruya genel bakis (Icindekiler Bölümü)

Sayfa-7

1. 6. SARS-CoV-2 Kısıtlama Genelgesi`nin Yayinlanmasi

12 Şubat 2021’de davalı, “Brandenburg Eyaletinde Altıncı SARS-CoV-2 Virüsü ve COVID 19 Geçici Sınırlama Yönetmeliği” (SARS-CoV-2 EindV) çıkardı. Bunun yasal dayanağı şu şekildedir: Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddeleri geregi (§§ 32, 28, 28a IfSG. § 28a, Paragraf 3, IfSG), 100.000 kişi başına 50’den fazla yeni enfeksiyon eşik değeri yedi gün içinde aşılırsa, enfeksiyon oranını etkin bir şekilde sınırlandırmayı amaçlayan ülke çapında koordineli kapsamlı koruyucu önlemler alinacak.

Bunların arasında, SARS-CoV-2 Kisitlama Genelgesi`nin 10. Paragrafi (§ 10 EindV), daha fazla restoranların halka kapatılmasını öngörüyor.

Ilgili maddeler geregi yönetmelik, 15 Şubat 2021’de yürürlüğe girecek ve 7 Mart 2021’de sona erecek (§ 27 SARS-CoV-2 EindV).

1.1 Altinci SARS-CoV-2 Kisitlama Yönetmeliğinin Gerekçesi

Davalı önceki 22 Ocak 2021 tarihli (14 Şubat 2021 tarihine kadar geçerli olan) 5. SARS-CoV- 2 Sınırlama Yönetmeliğini sürdürmek için burada başlatılacak olan 6. SARS-CoV-2 Sınırlama Yönetmeliği gerekçelendirmek için şunları belirtti: (Aşağıda imzası bulunan tarafından vurgulandı)

22 Ocak 2021 tarihli beşinci SARS-CoV-2 sınırlama yönetmeliği (5. SARS-CoV-2-EindV)
ile, 8 Ocak 2021’de dördüncü SARS-CoV-2 sınırlama yönetmeliğinin (4. SARS-CoV-2-EindV) yürürlüğe giren güvenlik önlemleri uzatılmış ve yüksek düzeyde kalan enfeksiyonların sayısını azaltmak için bazı durumlar da sıkılaştırılmıştır. Bu, sağlık sistemi üzerindeki yükü hissedilir şekilde hafifletmelidir, çünkü, özellikle yoğun bakım ünitelerinde, hastaneler üzerindeki yük (hastanelerdeki doluluk), hafif düşüşe rağmen yüksek düzeyde kalmaktadır.

Aralık ayı başlarında keskin bir artışın, tatillerde yaşanan düşüşün ve Ocak ayının ilk haftasında yenilenen artışın ardından, vaka sayısı şu anda yeniden düşüyor. Yine de, genişletilmiş ve kısmen (bazı durumlarda) sıkılaştırılmış koruyucu önlemlere rağmen, Brandenburg eyaletinde enfeksiyon sürecinin etkileyici (sürdürülebilir) bir trendin tersine çevrilmesini sağlamak henüz mümkün olmamıştır. Aşağıdaki gelişmelere göre 20 Ocak – 10 Şubat 2021 arasındaki dönem için bu anlaşılır:

Sayfa-8

1.2 20 Ocak – 7 Şubat 2021 arasındaki rakamların gelişimi

– Söz konusu dönemde şu anda COVID-19’dan hastalanan kişi sayısı 15.951’den 6.082’ye düşmüştür,

– COVID-19 den yatarak tedavi gören hastaların sayısı 1.023 hastadan 684 hastaya düştü, ancak yüksek seviyede kaldı,

– bunların arasından yoğun bakımda tedavi gören COVID-19 hastalarının sayısı 159 hastadan 140 hastaya düştü, ancak yüksek seviyede kaldı,

– Yoğun bakımda solunum cihazına bağlı COVID-19 hastalarının sayısı 159’dan 110’a düştü, ancak yüksek bir seviyede kaldı.

20 Ocak – 10 Şubat 2021 arasındaki dönemde ülke çapında 7 günlük insidans 229.0’dan 79.5’e düştü. 160.0, 148.4 ve 121.4 gibi 7 günlük yüksek bir insidans, bireysel ilçelerde hala bulunabilir (durum: 10 Şubat 2021).
Haftalık yeni vaka sayısı hala yüksek bir seviyede hareket ediyor:

– 20 Ocak – 27 Ocak 2021 arasında 5.028 yeni vaka tespit edildi,
– 28 Ocak’tan 3 Şubat 2021’e kadar 2.184 yeni vaka tespit edildi,
– 4 Şubat 2021’den 10 Şubat 2021’e kadar hali hazirda 2.426 yeni vaka tespit edildi

Sürekli olarak çok dinamik enfeksiyon süreci, yoğun bakım kapasitelerine yönelik yüksek taleplere yol açıyor. Halen mevcut olan COVID 19’a uygun yoğun bakım solunum cihazlı yatak sayısı:

– 28 Ocak 2021 de: 315 adet
-Şubat 2021 de: 364 adet
– 10 Şubat 2021 de: 367 adet
COVID-19’dan ölenlerin sayısı hızla artmaya devam ediyor (kümülatif rakamlar): -28. Ocak 2021: 2283

– 4 Şubat 2021: 2.503 – 10 Şubat 2021: 2712 Sayfa-9

Böylece, 22 Ocak 2021 tarihli Beşinci SARS-CoV-2 Sınırlama Yönetmeliğinin yeni enfeksiyonlarda sürdürülebilir bir azalma şeklindeki asıl hedefine, yeterli ölçüde olmasa da ulaşılmıştır.

Ispat: 6. SARS-CoV-2 Eindv için genel nedenler, s. 22,
Ek 1.
1.3 Önceki 5. SARS-CoV-2-EindV’nin rakamları ve nedenleri

Daha önce davalı, 14.2.2021 tarihine kadar geçerli olan 5. SARS-CoV-2 Sınırlama Yönetmeliğini böyle gerekçelendirmişti. Bu şu andaki 6. SARS-CoV-2 Sinirlama Yönetmeligi ile karşılaştırmak için önemli ve bu nedenle aşağıda yine belirtiliyor .

8 Ocak 2021 tarihli dördüncü SARS-COV-2 sınırlama yönetmeliği (4 SARS-CoV-2-EindV) ile, 15 Aralık 2020’de üçüncü SARS-CoV-2 sınırlama yönetmeliği (3. SARS-CoV-2-EindV) 18 Aralık 2020 kararnamesi ile değiştirilmiş, yüksek seviyede sabit kalan enfeksiyon sayısını azaltmak için uygulamaya konulan koruyucu tedbirler uzatılmış ve kısmen sıkılaştırılmıştır. Bu, sağlık sistemi üzerindeki yükü hissedilir şekilde hafifletmeliydi, çünkü özellikle yoğun bakım ünitelerindeki hastaneler üzerindeki yük (doluluk), hafif düşüşe rağmen yüksek düzeyde kalmaktadır. Genişletilmiş ve bazı durumlarda sıkılaştırılmış sınırlama önlemlerine rağmen, Brandenburg eyaletindeki enfeksiyon sürecinde etkileyici (sürdürülebilir) bir trendin tersine çevrilmesi (bir düzelme) henüz mümkün olmamıştır. Bu, aşağıdaki gelişmelere göre 4 Ocak – 19 Ocak 2021 dönemi için anlaşılabilir:

Davalı, korona önlemlerinin genişletilmesi ve sıkılaştırılmasını “COVID-19 hastalarında” iddia edilen artışa ve dolayısıyla 7 günlük insidans artışına dayandırdı:

Yukarıda belirtilen dönemde şu anda COVID-19’dan muzdarip olan kişilerin sayısı 14 820 hastadan 16 518 hastaya yükseltilmiştir. 4 Ocak – 20 Ocak 2021 arasındaki dönemde ülke çapında 7 günlük insidansı 215.2’den 224.6’ya yükseldi. Hala cevre ilçelerde (20 Ocak 2021 itibariyle) çok yüksek 7 günlük insidans 386.4, 373.7, 362.9,ve 315.2 belirleniyor.

Haftalık yeni vaka sayısı hala yüksek bir seviyede:

Sayfa-10

– 4 Ocak’tan 10 Ocak 2021’e kadar 7.292 yeni vaka belirlendi,
11 Ocak’tan 17 Ocak 2021’e kadar 5.817 yeni vaka belirlendi
– 18 Ocak 2021’den 21 Ocak 2021’e kadar 2.857 (bereits-şimdiden/çoktan) yeni vaka belirlendi

COVID-19’dan ölenlerin sayısı (Brandenburg’da) keskin bir şekilde artmaya devam ediyor (kümülatif rakamlar):

– 5 Ocak 2021: 1247

– 12 Ocak 2021: 1 569 (önceki haftaya göre + 322)

– 19 Ocak 2021: 1910 (önceki haftaya göre + 341)

Bu, 8 Ocak 2021 tarihli dördüncü SARS-CoV-2 sınırlama yönetmeliğinin yeni enfeksiyonlarda sürdürülebilir bir azalma şeklindeki gerçek amacına henüz ulaşılmadığı anlamına gelir.

– COVID-19 ile tedavi edilen yatarak tedavi gören hasta sayısı 1.164’ten 1.022’ye düştü, ancak yüksek bir seviyede kaldı,

Yatarak tedavi gören yoğun bakım COVID-19 hasta sayısı 257’den 227’ye düşmüş ancak yüksek düzeyde kalmıştır,

Yoğun bakımda solunum cihazına bağlı COVID-19 hastalarının sayısı 200’den 164’e düştü, ancak yüksek bir seviyede kaldı.

Sürekli olarak çok dinamik enfeksiyon süreci, yoğun bakım kapasitelerine yönelik yüksek taleplere yol açıyor. Halen COVID-19 için mevcut olan yoğun bakım ventilasyon yataklarının sayısı aşağıdaki gibiydi:

– 5 Ocak 2021: 244
– 12 Ocak 2021: 297
– 19 Ocak 2021: 311
Yaklaşık ispat
: 5.SARS-COV-2 EindV için genel nedenler, s.21,
Ek 2
Sayfa-11
2. Başvurunun uygunlugu ve esası
2.1. Basvurunun mesrulugu
Davaci, asagidaki belirtilen noktalarin sorusturulmasi icin basvuruda bulunmustur.

– PCR Testi, enfeksiyondan koruma kanununun ilgili maddeleri (§ 2 Abs. 1 IfSG ) geregince SARS-CoV-2-Virus patojenini ispat etmeye muktedir degildir.

– PCR test sonucu, SARS-CoV-2-pozitif olan kişiler ne “COVID-19 hastası” ne de “enfekte” kişilerdir.

– Koronavirüs SARS-CoV-2 kaynakli yeni bir enfeksiyonun tanisi, enfeksiyondan koruma yasasisinin ilgili maddesi uyarinca (§ 28a Abs. 3 IfSG), sadece cogalabilen virüsün (hastalık ajanı) yetiştirilmesiyle ve bunu takiben diğer grip virüslerinin sonraki laboratuvar ortaminda tanısal dışlanmasından sonra konulabilir.

Sanık bundan sonra aşağıdaki noktalarla yükümlüdür,

– Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgi maddesi (§ 28a Abs. 3 IfSG) sanıgin, sadece bir PCR testine dayanarak SARS-CoV-2 virüsü ile “yeni bir enfeksiyon” iddia etmesini yasaklar.

– Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesi (§ 28a Abs. 3 IfSG) geregince yeni bir enfeksiyon, sadece cogalabilen bir virüsün yetiştirilmesinden ve diğer virüslerin laboratuvar ortaminda dışlanmasından sonra, insidans değerinin (eşik değeri) hesaplanmasına dahil edilebilir.

Bundan sonra asagidaki bulgularla hüküm verilmelidir,

– 50/100.000 insidans degeri (i.S.d. Bölüm 28a para. 3 IfSG) Avrupa Birliği ve Federal Sağlık Bakanlığı tanımına göre “nadir görülen bir hastalık” lar icin kullanilir.

– Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesi uyarinca (IfSG Bölüm 5, Bölüm 28a) ortada “ulusal öneme sahip salgın durumu (epidemi)” yoktur.

– Brandenburg’da yedi gün boyunca Corona virüsü SARS-CoV-2 kaynakli yeni enfeksiyonların sayısı 100.000 kişide 10’dan azdır.

Yukarıda belirtilen iddialar, Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili bölümünün (paragraf 28, 28a ifSG) kabulü için yasal sartlarin yokluğu nedeniyle, 12.2.2021 tarihli Brandenburg Eyaletinin altıncı SARS-CoV-2 Muhafaza Yönetmeliğini geçici olarak askıya alinmasi talebine dayanak olusturmaktadir.

Sayfa-12

2.2 Basvurunun Uygunlugu

Acil basvurumuzun norm denetimi, Ilgili yasalar geregi (§ 47 Abs. 6 VwGO i.V.m. § 4 BbgVwGG ) uygundur.

Ispat: 8.8.13 tarihli Esnaflik Kaydi Belgesi EK 3

Sayfa-13,14

Cevirenin Yorumu: Dava dilekcesinin bu bölümü hukuki teknik bilgiler icerdigi icin ceviriye

dahil edilmemistir.)

2.3 Başvuranin Subjektif Hak Ihlalleri

Basvuru sahibinin basvuru salahiyeti vardir. …….. sehrinde yasamaktadir, yillardir evine

bikac kilometre uzaklikta bulunan bir restoranin sahibi ve ayni zamanda isletmecisidir.

Mekanini özel kutlamalar icin kiralamaktadir. (Internet sayfasi verilmis.)

Başvuru sahibi, bu işi sadece muazzam bir harcamayla kurup finanse etmekle kalmadi, buna

ek olarak, geçtiğimiz yıl restoranını işletmeye devam edebilmek için o sırada öngörülen

hijyen kurallarının uygulanmasına önemli miktarda maddi ve manevi yatirim yapti.

Buna ragmen isini yürütmesi, sadece Mart’tan Mayıs 2020’ye kadar değil, bilakis Kasım

2020’den günümüze ve muhtemelen 2022’nin sonuna kadar yasaklandı.

Bu nedenle yeterli finansal desteği olmadigindan (hükümetin sözünün aksine ya söz verilen miktarin cok altinda ya da hic ödenmeyen finansal yardimlar), hem mesleki hem de hususi varlığını güvence altına almak için için yakin bir zamanda iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalacak. Dolayısıyla, başvuru sahibinin, sadece Anayasanın 12. maddesinin 1. fıkrasına göre mesleki özgürlüğü değil, aynı zamanda Anayasanın 2. maddesinin 1. fıkrasına göre ticaret özgürlüğü de doğrudan etkilenmis ve bununla beraber öznel haklarına da ciddi şekilde tecavüz edilmiştir.

2.4. Basvuru Gerekcesi

(Alman hukuk sistemine özgü terimler ve aciklamalar içermektedir. Bu nedenle çevrilmemiştir.)

Sayfa-15

3. Yönetmeligin Aleni Sekilde Hukuka Aykiri Olmasi

Davalının düzenlemesi açıkça yasadışı ve aynı zamanda anayasaya aykırıdır. Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun bütün sartlarini, özellikle 28, 28a, 5, 7 und 2 IfSG sartlarini, agir bir sekilde yok saymaktadir. Bu suretli davalinin, anayasanin ilgili maddeleri uyarinca (Art. 12 GG) mesleki özgürlük ve eylem serbestliği (Art. 2 GG.) haklarini ihlal etmektedir.

3.1 Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun Ihlali

3.1.1 Talimatname Yetkisi

Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesi (§ 32 IfSG) eyalet hükümetlerini, ilgili maddeler uyarinca (§§ 28 bis 31) tedbirler için esas olan sartlar altinda, bulaşıcı hastalıklarla mücadele için yasal düzenlemeler yoluyla ilgili emir ve yasaklari çıkarma konusunda yetkilendirir.

3.1.2 Ilgili Maddelerin (§§ 28, 28a IfSG) Sartlari Bulunmamaktadir

SARS-CoV-2 kisitlamalari, Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddelerininin (§§ 28, 28a IfSG ) yasal dayanagini pek cok yönden ihlal etmektedir. Çünkü yönetmeliğin kabulü için, ne Enfeksiyondan Koruma Kanunun § 28 maddesinin gerekleri, ne de § 28a IfSG’nin gereksinimleri mevcuttur.
Bununla birlikte, kanunun ilgili maddesi geregi (§ 28a Paragraf 1 No. 13 IfSG) restoranların kapatılması da dahil olmak üzere “gerekli koruyucu önlemler” yalnızca § 28 Paragraf 1, § 28a IfSG gereklilikleri karşılanırsa yasaldır, aksi takdirde yönetmelikte yer alan yasaklar, ciddi müdahale etkisi nedeniyle anayasaya bile aykırıdır.

3.2 Enfeksiyondan Koruma Yasasinin 28a. Paragrafina Göre (§ 28a IfSG) göre Önlemlerin Sartlari

3.2.1 “Ulusal kapsamda bir salgın durumu” nun Varlığı

Alinan tüm önlemlerin kanunun ilgili maddesine göre ön koşulu (Bölüm 28a IfSG), öncelikle “bir salgın durumunun tespit edilme süresi”dir (Bölüm 28 (1) IfSG). Bu terim, Mart 2020’den beri yasanin ilgili maddesine (Bölüm 5 IfSG) eklenmiştir, ancak bunun için yasal bir gerekçe yoktur. 18.11.2020 tarihinde Enfeksiyondan Koruma Kanunu`na yapilan bu yeni eklemeden beri, “ulusal kapsamdaki salgın durumu” kanunun ilgili maddesinde (§ 5 Abs. 1 S. 4 IfSG) asagidaki gibi tanımlanmıştır.

Sayfa-16

Almanya’nın tamamında halk sağlığı için ciddi bir risk varsa, ulusal kapsamda bir epidemi durumu söz konusudur, çünkü

1. Dünya Sağlık Örgütü, uluslararası kapsamında bir sağlık acil durumu ilan etti ve Almanya’ya tehlikeli bir bulaşıcı hastalığın sokulma riski olduğunu, veya

2. Almanya’yaya çeşitli ülkelerden tehdit edici bir bulaşıcı hastalığın dinamik bir şekilde yayılması tehditi var veya gerçekleşiyor.

3.2.2 “Tehdit oluşturan” bulaşıcı bir hastalığın olmasına duyulan ihtiyaç

Bu nedenle, “Ulusal önem taşıyan bir epidemik durum oluşturmanın ön koşulu,“ “tehlikeli bir bulaşıcı hastalıktır ”. Tehdit oluşturan hastalık, § 2 No. 3a IfSG’de (yeni) aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:

… klinik olarak şiddetli seyri veya yayılma şekli nedeniyle genel halk için ciddi bir risk oluşturabilen bulaşıcı bir hastalık

3.3 COVID19 genel halk için ciddi bir tehdit değildir

3.3.1 “SARS” teriminin anlamı

SARS kısaltması “Şiddetli Akut Solunum Sendromu” anlamına gelir. Bu da demek oluyor ki, SARS-CoV-2 ile hastalanan kişiler şiddetli zatürre geçirir ve bu klinik olarak röntgen filmi ile kanıtlanabilir.

Sonuç olarak, ağır klinik semptomları olmayan kişilerde “Şiddetli Akut Solunum Sendromu” yokturdur. Kişilerde, klinik belirtiler olarak en fazla öksürük, burun akıntısı, ateş, boğaz ağrısı, koku veya tat kaybı var. Bu durum, semptomları pozitif olan tüm insanların % 98,6’sı için geçerlidir, Robert Koch Enstitüsü 14 Ocak 2021 tarihli yayınında belirttiği gibi:

Sayfa-17

3.3.2 Tüm COVID-19 hastalarının yalnızca %1,4’ünde pnömoni vardı

Buna göre, RKI’nin 2020 yılı için klinik bilgisine sahip olduğu 747.900 vakadan sadece 10.436 hasta pnömoni, yani akciğer iltihabı geçirmişti. Bu, şiddetli klinik semptomları ile kanıtlanmış olan tüm enfekte kişilerin % 1,4’üdür.

Kaynak: RKI, Epidemik Bülteni 2/2021 v. 14.1.2021 Ek 4 olarak.
RKI tarafından bilinen tüm COVID vakalarının sadece %1,4’ünde zatürre gelişti. 3.3.3 Pnömoniye virüsler nadiren sebep olur

Ancak çoğu durumda pnömoniye bakteriler ve nadiren de virüsler sebep olur. Bu bakımdan bu 10.436 kişinin tamamında SARS-CoV-2 virüsü nedeniyle zatürre olup olmadığı şüphelidir.

83 milyon kişiden yalnızca 10.436’sında SARS-CoV-2 nedeniyle zatürre geliştiyse, bu- toplam nüfusa vurunca – %0,1 bir oran anlamına gelir. Dolayısıyla, RKI’nin sayılarına göre 10.000 kişiden sadece bir kişide açıkça zatürre gelişiyor! Bununla birlikte, burada da, pnömoninin ciddi bir hastalık olduğu, ancak yüzde yüz ölümcül olmadığı unutulmamalıdır.

Zatürre ölümcül olabilir – ancak bu her defasinda kesinlikle ölümle sonuçlanacak anlamina gelmez!

Zatürre gelişme riski (belki SARS-CoV-2 virüsü nedeniyle) maksimum% 0,01’dir. Çünkü RKI tarafından tanıtılan pnömoni vaka sayılarına bile, neyin sebep olduğu kesin değil – bakteri enfeksiyonu mu? Ya da virüs enfeksiyonu mu? Ve eğer bir virüs enfeksiyonuysa, SARS- CoV-2 virüsü olup olmadığı, örneğin influenza virüsü olup olmadığı da net değildir. Şu anda bu sorular bile açık bırakılabilinir, çünkü % 0,01’lik hastalık riski bir salgın değildir – WHO, RKI ve medya ve politikacılar bunu günlük olarak iddia etseler bile.

% 0,01 bir hastalık riski, hiçbir şekilde bir epidemi anlamına gelmez.

Sayfa-18

3.3.4 Brandenburg’da hastalık oranı sadece % 0,005

Brandenburg’daki hastalık oranı, Almanya’daki genel gelişmeyle karşılaştırıldığında önemli ölçüde daha düşüktür. Brandenburg’da – davalının kendi muhakemesiyle kanıtlandığı üzere – 15 Şubat 2021 itibariyle, yalnızca 140 kişi Covid19 hastalığı nedeniyle yoğun tıbbi tedavi gördü ve bunların 81’inde invazif solunum gerçekleşti.

Kaynak: 15 Şubat 2021 itibariyle yoğun sicil çıktısı Ek 5.
Ayrıca bkz .: https://www.intensivregister.de/#/intensivregister?tab=laendertabelle

Brandenburg’un 2,5 milyondan fazla nüfusu var ve bunlardan şu anda sadece 140 kişinin Covid19 için hastanede tedaviye ihtiyacı var! Bu sadece yüzde %0,005 bir hastalık oranıdır.

Brandenburg’da Covid19 hastalığı nedeniyle 100.000 kişiden yalnızca 5’i yoğun bakıma ihtiyaç duyuyor.
Bu hastaların daha önce bir hastalığı olup olmadığı veya çok yaşlı olup olmadığı da bilinmemektedir ve bu nedenle her tür virüse, özellikle olası ilişkili pnömoniye daha duyarlıdırlar. Kesinlikle bir solunum hastalıkları olduğu varsayılabilir, ancak COVID-19 değil, çünkü kliniklerde muhtemelen SARS-CoV-2 virüsü için de dikkatli teşhisler yapılmamaktadır. Bu iddia burada böyle bile kalabilir, çünkü %0.005 büyütülecek bir oran değildir.

Davalının kendi nedenleri temelinde daha önce açıklandığı gibi, tedavi kotası 5. kararnameden bu yana önemli ölçüde düşmüştür. Bu, tüm Corona önlemlerinin tamamen kaldırılması için yeterlidir, ancak bu gerçekleşmiyor. Çünkü şu anda güya “son derece tehlikeli” yeni mutantlar, örneğin Güney Afrika virüsü gibi, yayılıyormuş, ancak bu, açık bir şekilde klinikler veya sağlık sistemi üzerinde hiçbir yoğunluğa yol açmıyor.

3.3.5 Yüzde 7 ile Brandenburg’daki suç oranı bin kat daha fazladir

Buna karşılık, örneğin Brandenburg’da 100.000 kişi başına ceza gerektiren suçların sıklığı bin kat daha fazladır: Bu, 100.000 kişi başına 6.841 suç işleyen demektir – en azından 2019’da böyleydi.

Kaynak: statista.com’dan, Ek 6 .

Sayfa-19

2020 yılında bu sayının azaldığından şüphe duyulabilir. Ancak tehlikenin yanlış yerde ve yanlış muhakeme ile değerlendirilmesi sonucunda yanlış tedbirlerin alındığı açıktır.

3.3.6 Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, korona nedeniyle ölüm riski yalnızca% 0,2’dir.

Ölüm oranı, özellikle çok yaşlıların veya daha önce hastalıkları olan insanların şiddetli zatürreden öldüğü grip ile karşılaştırılabilir. Neyse ki, ölüm oranı da benzer şekilde düşük seyreder. WHO, (Prof. John Ioannidis tarafından yapılan bir araştırmayi referans alarak) korona için% 0.2’den daha az bir ölüm oranı tespit etmistir.

Kaynak: Bulletin of the World Health Organization; Research Article ID: BLT.20.265892 Page 1 of 37 John P A Ioannidis “Infection fatality rate of SARS-CoV- 2 EindV “Absonderung”ID- 19′ Ek 7 olarak.

İnternette https://www.who.int/bulletin/online_first/BLT.20.265892.pdf adresinde mevcuttur.

4. Covid-19 “Çok nadir görülen bir hastalıktır”

Bu, Covid-19’un hem Brandenburg’da hem de Almanya genelinde çok nadir görülen bir hastalık olduğu anlamına geliyor. Cünkü 100.000`de 5 kisi, sadece nadir bir hastalık değil, çok nadir bir hastalık anlamina gelir! Sağlık Bakanlığı ana sayfasında “Nadir hastalık” tanımını açıklamaktadır:

“Avrupa Birliği’nde, AB’deki 10.000 kişide 5’inden fazlasını etkilemeyen bir hastalık nadir olarak kabul edilir.”

Kaynak: 3.2.2021 itibariyle Sağlık Bakanlığı internet sitesinden alınmıştır, Ek 8 olarak.

Sayfa-20

10.000’de 5, 100.000’de 50’ye çıkarilabilinir. 100.000 kişiden 50’sinde SARS-CoV2 olsa bile, bu nadir bir hastalık olarak kabul edilirdi.

Bu nedenle Covid-19 hastalığının nadir bir hastalık olduğu kanıtlanmıştır. Tüm bu gerçeklere ve kontrol edilebilen sayılara rağmen, her gün bir felaketin eşiğinde olduğumuzu ve sağlık sisteminin her an cökebilcegini, sadece kisitlamalar ve restoranların kapanmasının yanı sıra temas yasakları ve 2,5 milyon insana yönelik diğer büyük kısıtlamalarin “salgın” ile mücadeleye yardımcı olacagini, iddia eden herkes, sadece yalan söylüyor. Ve bu, birçok yönden çok, çok endişe vericidir. Bu durum aynı zamanda mahkemeyi derinden endişelendirmeli ve bu ikiyüzlü yalanlara nihayet bir son vermek için harekete geçirmelidir.

“Nadir bir hastalık” (50 / 100.000’lik insidans değerine bakılabilir) neden ekonominin, toplumun, okulun, sanatın, sporun ve kültürün tamamen durmasına yol açıyor?

4.1 Ulusal çapıda bir epideminin var oluşu söz konusu değildir

Tabii ki Corona Virüsü var. On yıllardır biliniyor ve tipik grip benzeri semptomlara sebep oluyor. Birkaç vakada grip de, SARS-CoV2 virüsü gibi şiddetli zatürreye neden olabilir. Etkilenenler her zaman aynıdır: Zayıf bağışıklık sistemine sahip ve/veya yaşlı kişiler. Bu kişiler de şiddetli zatürreden ölebilirler. Bununla birlikte, sağlık sistemimiz (bakım personelinin düşük maaşları dışında) çok iyi durumdadır, böylece ağır hastalık süreçlerinde de, Almanya’daki hastalara en iyi ilaçlar verilebilir.

Hiçbir zaman bir pandemi olmadı, hiçbir zaman “ulusal çapıda bir epidemi” olmadı ve bugüne kadar da yok. RKI’nin açıklamalarına göre, 16 Mart 2020’deki ilk kapatma (Lockdown) sırasında, 1 Ocak 2020’den bu yana tam olarak 12 kişi COVID 19’dan öldü.

Kaynak: 29 Aralık 2020 itibariyle Ek 9 olarak RKI’nin çok kötü hazırlanmış Excel tablosu.

Sayfa-21

16 Mart 2020’deki kısıtlamalar sırasında, tam olarak 12 kişi COVID 19’dan öldü.

Tekrar edebilirim: İlk kısıtlama sırasında, RKI’ye göre, 1 Ocak 2020’den bu yana tam olarak 12 kişi COVID 19’dan öldü.

Tekrar etmeme izin veriyorum: 16 Mart 2020’deki ilk kısıtlamalar sırasında, RKI’ye göre, 1 Ocak 2020’den bu yana tam olarak 12 kişi COVID 19’dan öldü.

Okulda sorulacak soru şu olurdu: RKI’ye göre, 16 Mart 2020’deki ilk kısıtlamalar sırasında kaç kişi öldü?

12 kişiydi.

4.2 Almanya’da her yıl yaklaşık 950.000 kişi ölüyor

Mahkemenin kesinlikle bildiği gibi, Almanya’da her yıl yaklaşık 950.000 kişi ölüyor.

16 Mart 2020’deki kısıtlama zamanına kadar, 12 korona ölümüne ek olarak 1 Ocak 2020’den 16 Mart 2020’ye kadar yaklaşık 200.000 kişi ülke çapında öldü.

Kendime tekrara izin veriyorum: Bu noktaya kadar, 1 Ocak 2020 ile 16 Mart 2020 arasında, ülke çapında yaklaşık 200.000 kişi öldü.

16 Mart 2020’ye kadar ölen bu 200.000 kişiden yalnızca 12’si COVID19’dan öldüyse, bu yüzde 0,006 olan 6 / 100.000’lik bir orana karşılık gelir.

16 Mart 2020’ye kadar 199.988 kişi – tam kısıtlama zamanı ve Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesi geregi (§ 5 IFSG) “ulusal öneme sahip bir salgın” tespit ettikten kısa bir süre önce – diğer hastalıklardan öldü.

6 / 100.000’lik bir ölüm oranı ciddi bir “ulusal öneme sahip bir salgın” mıdır?

Başvuru sahibi ve imza sahibi, “salgın” terimini veya ulusal çapta bir salgının temelde yanlış mı anlıyor – yoksa hepimizi temelde aptal yerine koyup utanmadan yalan mı söylüyor?

Sayfa-22

İddia edilen salgının, onunla ilişkili korkutmaların, toplumumuzun ve ekonomimizin yıkılmasının arkasında belki de başka bir plan mı var?

4.3 Salgın değilse nedir?

Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu Klaus Schwab’ın „The great reset” (“Büyük Sıfırlama”) kitabı, WEF web sitesi, Paul Schreyer’in “Chronik einer angekündigten Krise” (“İlan edilmiş bir krizin tarihçesi”) adlı kitabı, yayıncı ve gazeteci Walter von Rossum’un “Meine Pandemie mit Prof. Drosten” (“Prof.Drosten ile Salgınım”) adlı mükemmel yeni kitabı, sözde bir pandeminin belirsiz karanlığına ışık tutuyor.

Tanıtım yazısı:

Salgın bekçileri, medya, doktorlar ve ilaç lobisinden oluşan tanınmış bir ittifak, Corona döneminde yeniden iş başında. Neredeyse yirmi yıldır şaşırtıcı sekilde ayni isimlerle

karşılaşıyoruz. Örneğin Berlin Charité’den Prof. Dr. Christian Drosten. 21. yüzyılda bir pandemi doğduğunda hemen hemen her zaman orada olan ve uyarılarının – bazen virgülüne kadar – kesinlikle yanlış olduğu kanıtlanmış bir adam; Koronavirüs olduğunu kimse bilmeden cebinde “yeni” bir koronavirüs için PCR testi bulunan; gevezelik eden şaşkınlığı neredeyse ürkütücü bir şekilde medya uzmanlığına dönüştüren, tekelleştiren ve yayan: ilgili referans laboratuvarının başı olarak dünya çapında teşhislerin belirlenmesine yardımcı olan ve aynı zamanda salgın bekçilerinin işine de dahil olan. Dünya şu anda kıyametin bekleme odasında yaşıyor. Bu bir tesadüf değil. Çünkü henüz gelmekte olan vahyin ipuçlarını veren uzun bir tarih var.

“ID 2020” (şimdiden aşı kartıyla birlikte çıkartılan ve o olmadan kısa sürede hiçbir şeyin mümkün olmayacağı dijital kimlik), transhümanizm, dünya çapında dijitalleşme (sadece kısıtlamalarla büyük ölçüde hızlandırılabilirdi) iradesiz ve bağımlı medyanın yardımıyla çirkin karalama ve iftira eden eleştirmenler gibi anahtar kelimeleri araştırmak, hükümetlerin neden en katı ve en çelişkili önlemleri kullandıklarını anlama noktasinda yardimci olabilir. Zira, yalnızca korku uyandıranlar, arka planda bir toplumun başka türlü asla kabul edemeyecegi köklü değişiklikler yapabilir (yürürlüge girmesi planlanan nakit parayla ödemenin kaldırılması ve çok daha fazlası gibi).

Sayfa-23

Bu nedenle, önemli bir şekilde, Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesinin (§ 5 IfSG) yasal gerekçesinde 27 Mart 2020’de “ulusal kapsamda bir salgın durumunun” tespit edildiğine dair iddianın bilimsel veya tıbbi bir kanıti yok!

Daha ziyade, 7 Şubat 2021’de Die Welt’te yayınlanan bir makale, salgının hiçbir şekilde bilimsel ve tıbbi bilgiye dayanmadığını doğruluyor. Hatta ona dayatılan ilk kısıtlamalar bile bu baglamda degerlendiriliyor. Aksine, Federal İçişleri Bakanı’nın, kısıtlamaları ve bunun genişletilmesini, şok stratejiler kullanarak bilimsel olarak gerekçelendirmek için bilim adamlarını (RKI, Leibnitz Ekonomi Araştırma Enstitüsü ve diğerleri dahil) görevlendirdiği kanıtlanmıştır.

Ispat: Makale “Bilim, siyasetin genişletilmiş kolu ise, bir şeyler ters gider”, („Wenn Wissenschaft verlängerte Arm der Politik ist, läuft was schief”) Welt 7.2.2021 tarihli

Ek 10
4.4 Federal Almanya Anayasa Mahkemesi’ne göre korona yaşam için genel bir risktir.

Davalı tarafından COVID-19 riskinin ölçülü, objektif ve gerçeklere dayalı bir değerlendirmesinin tamamen ihmal edilmesi, itiraz edilen yönetmeliğin müdahalelerinin ciddiyeti ve süresi göz önüne alındığında, bu çok çirkin bir durumdur. Ve Enfeksiyon Koruma Yasası ve Temel Yasa çok korkunç bir şekilde ihlal edilmektedir!

Davalınin, sağlık bakanliginin ilgili yasalar geregi itina yükümlülükleri (§§ 2, 7, 25 IfSG) ve Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddelerinin (§ 28 ve § 28a IfSG) yasal gereklilikleri yerine getirilmeden, Brandenburg eyaletinde ikamet eden 2,5 milyondan fazla kişiyi, temel haklar üzerindeki en benzeri görülmemiş kısıtlamalara – ve özellikle somut (ve kasıtlı) toptan imha tehlikesine – maruz bırakması kabul edilemez.

Hukukun böylesine korkutucu bir ihlali, anayasal bir devlette kesinlikle düşünülemez. Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman nüfusun yüzde 99,9’u, yani sağlıklı insanlar, kısıtlamalara, temas yasaklarına, iş yasaklarına, ziyaret yasaklarına ve daha fazlasına maruz kalmadı. Federal Anayasa Mahkemesi’nin Mayıs 2020’de haklı olarak karar

verdiği gibi bulaşıcı hastalıklar – tıpkı grip, rinovirüs, norovirüs veya koronavirüs gibi – yaşam için genel bir risktir:

Sayfa-24

Anayasa tüm … sağlık tehlikelerine karşı tam koruma sağlamıyor. Yeni corona virüsü belirli bir enfeksiyon riski şu anda bir bütün olarak nüfus için genel yaşam riskinin bir parçası olduğu için, bu durum daha da gecerlidir. (Anayasa Mahkemesi, 19 Mayıs 2020 kararı, 2 BVR 483/20)

Bu doğru ifade, yukarıda belirtilen ve mahkemece iyi bilinen, temel haklar üzerindeki inanılmaz kısıtlamaların, sadece Enfeksiyon Koruma Yasasını ihlal etmekle kalmayıp aynı zamanda insan onurunu ve kişinin özgürlüğünü de ihlal ettiğini kanıtlamaktadır. Bir yıl boyunca manipüle edilmiş korku senaryolarından sonra bu, “insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan” biri olarak tanımlanmalıdır.

5. Almanya’da Corona Ölümleri
5.1 Yoğun bakım kayitlarindan alınan bilgilere göre ölüm sayıları

Yoğun bakım kayitlarina göre hastanelerde 18.506 kişi Corona’dan öldü.

Ispat: Alman disiplinlerarası yoğun bakım ve acil tıp derneği yoğun bakım sicilinin 1 Şubat 2021, saat 12.15 itibariyle istatistikleri, Ek 11.

5.2 Robert Koch Enstitüsü`nden alınan bilgilere göre ölüm sayıları

Medyada iddia edildiği gibi Corona nedeniyle yirmi ila otuz bin kişinin daha öldügü konusu şüphelidir. İddia edilen korona ölümlerine hala bir otopsi yapılmıyor. Ancak Nisan 2020’de patolog Prof. Püschel (hükümetin talimatlarına aykırı bir sekilde!) Corona’dan öldüğü iddia edilen 140 kişiye otopsi yaptı. Koronadan tek bir hastanın ölmediğini öğrendi. Aksine, tüm hastaların daha önce hastalıkları vardı veya çok yaşlıydılar; ortalama 80 yaşındaydılar. (Profesör Püschel, 1991-2020 yılları arasında Hamburg-Eppendorf Üniversitesi Tıp Merkezi Adli Tıp Enstitüsünün başkanıydı).

Ispat: 28 Nisan 2020’den NDR gönderisi Ek 12.

Sayfa-25

Ayrıca https://www.youtube.com/watch?v=1701Opolu-k adresinde Prof. Püschel ile yapılan röportaja bakıniz.

5.3 Robert Koch Enstitüsü`nden tutarsız bilgiler

Robert Koch Enstitüsü, 14 Ocak 2021 tarihli Epidemiyolojik Bülten`de 2/2021’de 8 Aralık 2020 itibariyle “o zamana kadar COVID-19’dan muzdarip olan tüm insanların – 8 Aralık 2020 itibariyle 2020’de toplam 747.900 kisi olduğunu belirtiyor – sadece 10.436`sinda zatürre mevcut.

Ispat: Epidemiyolojik Bülten 2/2021 / 14 Ocak 2021’den alıntı, eke bakınız.
Diğer hastalar, kimsenin ölmediği olağan grip semptomlarına sahipti, yukarıdaki eke bakınız.

Zatürre için tedavi edilenlerin hepsinin, 10.436 hastanın da zatürreden öldüğü çok şüpheli! Yaşlılar ve daha önce hastalıkları olanlar elbette şiddetli zatürreden ölebilirler, hatta bazen

genç ve sağlıklı insanlarda bu kaderi yasayabilir, ama kesinlikle hepsi değil! Koronadan (pnömoni) ölen hastaların sayısı da bu nedenle önemli ölçüde daha düşük olabilir.

Tüm bunlardan sonra, en azından Robert Koch Enstitüsü`nün internet sitesinde adı geçen 10.436 kişinin bugüne kadar COVID 19’dan öldüğü çok şüphelidir. Yoğun bakım kayitlarinda adı geçen 18.506 kişinin (bkz. Ek 11) Corona’dan ölüp ölmediği daha da şüphelidir.

5.4 Tüm 950.000 ölümün yalnızca yüzde 1.9’u Corona kaynakli

Ölü sayısının 10.000 veya 20.000 olup olmadığı açık bırakılabilir. Yoğun bakım kayitlari tarafından “resmi olarak” onaylanan her durumda 31 Ocak 2021’e kadar – yani virüsün ortaya çıkmasından sonraki 12 ay içinde – 18.506 ölmüş. (bkz.Ek 11)

Almanya’da 12 ayda toplamda yaklaşık 950.000 kisi ölüyor.

Ispat: Ocak 2021 de www.destatis.de adresinden alıntı Ek 13.

Sayfa-26

Bu yüzde 1,9 civarında bir oran demektir. Almanya’da ölen tüm insanların yaklaşık yüzde 1,9’u Corona’dan öldü.

Yüzde 98,1’i diğer hastalıklardan, özellikle de kardiyovasküler (yaklaşık% 30), kanser (yaklaşık% 25), solunum hastalıkları nedeniyle ölmüstür.

Bu rakam, Corona’nın son derece tehlikeli veya çok bulaşıcı ve hatta ciddi ölümcül bir hastalık oldugu medya tarafından ileri sürülse bile (her gün farklı bir şekilde basın yasası yükümlülüklerini dikkate değer ölçüde göz ardı ederek), Corona ölüm nedeni olarak son sırada!

Hepsinden önemlisi, ölenlerin% 1,9’unun oranı “pandemi” den başka herşeydir! Bir pandemide başlangıçta normalden çok daha yüksek bir ölüm oranı olacaktır. En az % 20 (yaklaşık kanser ölümleri kadar) veya bu pandemiden ölenlerin daha fazlası olmalidir.

Bunlardan hiçbiri söz konusu değil.

“Zamanımızın en büyük pandemileri kalp-damar hastalıkları, kanser ve solunum hastalıklarıdır!”

COVID19 genel halk için ciddi bir tehdit değil

Somit ist zunächst festzustellen, dass COVID 19-im Widerspruch zur monatelangen Propaganda in den Massenmedien – alles andere ist als eine bedrohliche Krankheit” i.S.d. § 2 Nr. 3a IfSG ist: Denn Symptor und Krankheitsverläufe, die ebenso wie die Quote der Sterblichkeit mit denen einer normalen mittelschweren Grippe vergleichbar sind, stellen keine schwerwiegende Gefahr für die Allgemeinheit dar.

Bu nedenle, COVID 19’un – kitle iletişim araçlarında aylarca süren propagandanin aksine – tehdit edici bir hastalık disinda hersey olabilecegi, Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddeleri geregince (§ 2 No. 3a IfSG) ifade edilmelidir.: Çünkü gerek semptomlari ve genel seyri, gerekse ölüm oranlari, normal ve orta derecede griple karşılaştırılabilecek bir hastalık, genel halk için ciddi bir tehdit oluşturmaz.

Sayfa-27

6. Gerekcedeki bariz ve kabul edilemez celiskiler:

Davalinin önceki kararnamesi, önlemlerin sikistirilmasi ve uzatilmasini hakli cikarmak icin vaka sayisindaki iddia edilen artisa dayandiktan sonra, davali 6. kararname gerekcesinde yogun bakimda fiilen tedavi edilen COVID-19 hasta sayisinin azaldigini acikladi. Son haftalarda bos yogun bakim yataklarinin sayisi sonuc olarak artti, böylece daha fazla kapasite olustu. Davalinin gerekcesinin 22. sayfasinda bunlar yazmaktadir:

6.1 Covid-19 hastalarinin azalmasi ve klinik kapasitelerinin artirilmasi

• Yukarida belirtilen dönem icerisinde COVID-19 hasta sayisi an itibariyle 15.951’den 6.082’ye düstü,

  • –  COVID-19 ile hastanede yatarak tedavi edilen hasta sayisi 10.231’denen 684’e düstü, ancak yüsek bir seviyede kaldi,
  • –  Yogun bakimda yatarak tedavi gören COVID-19 hasta sayisinin 159’dan 140’a düstü, ancak yüksek düzeyde kaldi,
  • –  yogun ventilasyon uygulanan (entübe) COVID-19 hastalarinin sayisi 159 hastadan 110 hastaya düstü, ancak yüksek bir seviyede kaldi. 20 ocak-10 subat 2021 arasindaki dönemde ülke capinda 7 günlük insidans 229.0’dan 79.5’e düstü. Bazi ilcelerde 160.0, 148.4 ve 121.4 gibi 7 günlük yüksek bir insidans bulunuyor (10 Subat 2021 itibariyle). Haftalik yeni enfeksiyonlarin sayisi hala yüksek bir seviyede:

– – –

20 ocak – 27 ocak 2021 arasinda 5.028 yeni enfeksiyon tespit edildi, 28 ocak – 3 subat 2021 arasinda 2.184 yeni enfeksiyon tespit edildi,

4 subat 2021’den 10 subat 2021’e kadar 2.426 yeni enfeksiyon tespit edildi

Sürekli cok dinamik olan enfeksiyon süreci, yogun bakim kapasitelerine yönelik yüksek taleplere yol aciyor. Halen bos olan COVID-19 uyumlu yogun bakim ventilasyon yataklarinin sayisi söyleydi:

Sayfa-28

– – –

28 ocak 2021: 315 (= +4) 4 subat 2021:364 (= +49

10 subat 201: 367 (= +3)

Gerekceden hasta sayisinin düstügü ve klinik kapasitelerin önemli ölcüde arttigi sonucu cikiyor. Bugün yogun bakim ünitesinde 140 hasta bulunurken, 367 hastaya daha yogun bakimda bakilabilir!

6.2 Enfeksiyon koruma yasasinin ilgili maddesine göre (IfSG madde 28a (1)) koruyucu önlemlere gerek yoktur

Sorumluluk sahibi, dürüst bir politikaci simdi – bu son derece tatminkar gelisme göz önüne alindiginda – „salgin“ acikca sona erdigi icin tüm önlemleri derhal kaldirirdi. Buna ragmen davali hala her ne kadar hicbirsey tarafindan kanitlanmasa da – tüm rakamlarin „yüksek seviyede“ olmaya devam ettigini söylüyor ve yikici önlemler almaya devam ediyor. En gec simdi her mahkeme kendisine, bir kanun koyucunun neden ona oy veren kendi vatandaslarinin cikarlarina aykiri bir sekilde davrandigini sormalidir.

Altinci SARS-Cov-2 kisitlama düzenlemelerinin gerekcelendirmelerindeki bu bariz celiskiler, gerekcenin inanilmaz ikiyüzlülügünü gösterdigi icin derhal yürürlükten kaldirililmalidir.

6.3 Saglik sistemine asiri yüklenme söz konusu degil

Almanya’da ve bu durumda Brandenburg’da aylardir sürdürülen sadece bir yalana dayali olan „saglik sisteminin asiri yüklenmesi“ iddiasi, tamamen zit rakamlar göz önüne alindiginda hukukun üstünlügü altinda hareket eden her mahkemenin dikkate almasi gereken bir durumdur.

Cünkü saglik sisteminin asiri yüklenmesi söz konusu degildir. Nihayetinde yillardir bilinen bir bakim personeli sikintisi var: Cünkü Almanya’daki saglik sisteminin sahip oldugu büyük miktardaki paralar, bakim personelini daha iyi ücretlendirmek ve hastane ve bakim personelini artirmak icin kullanilmiyor. Tersine paralar PCR testleri ve hizli antijen testleri icin kullaniliyor, simdide pandemi masalini ayakta tutabilmek icin cok süpheli ve yildirim hizinda gelistirilen „asilar“, kitle iletisim araclari ve reklamlar icin kullaniliyor.

Sayfa-29

Gecen yil hastanelerdeki gercekdurum cok daha farkli görünüyordu. Bugün bile Covid hastalari kaynakli bir asiri yüklenme belirtisi yok.

6.4 Brandenburg’da 480 bos yogun bakim yatagi

Brandenburg’da toplam 719 yogun bakim yatagi bulunmaktadir. Bunlardan 155 yatak halen mevcuttur. Bir hafta icinde 325 yatak daha hazir hale getirilebilir.

Kanit: 15 subat 2021 itibariyle yogun bakim kayitlarinin istatistikleri, EK 5.
Bu yalnizca Brandenburg’da 480 bos yogun bakim yataginin mevcut oldugu anlamina gelir;

bu, su anda Brandenburg’daki COVID hastalarinin neredeyse 3 katidir.

Davalinin gerekcesinde yazdigi gibi hastaneler üzerinde bir yük, hatta saglik sisteminin cökmesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Fresenius Grubu`nun baskani Bay Sturm tarafindan da onaylandigi üzere, saglik sistemi bir cöküsle karsi karsiya degil! Fresenuis ve kardes firmasi Helios Almanya’nin en büyük özel klinik isleticisidir.

Kanit: 22 aralik 2020 tarihli gazete makalesi

EK14

6.5 COVID-19 oldugu iddia edilen „hastalarin“ yanlis sayisi

Davali önceki gerekcesinin 5. SARS-COV-2-EindV, 21. sayfasinda bunu yazmaktadir:
„Su anda COVID-19’a yakalanan kisi sayisi yukarida belirtilen dönemde 14.820’den

16.518 kisiye yükseldi.“

Davali daha sonra 6. SARS-COV-2-EindV, 22. sayfada aciklayici ifadesinde bunu yazmaktadir:

Sayfa 30

Bu vesileyle 16.518 ile 15.951 hasta arasındaki çelişki dikkat çekicidir. Aynı zamanda, hasta sayısinın 15.951’den 6.082’ye büyük ölçüde düşmesi son derece sevindiricidir.

Fakat bu sayı, gerekçede yer alan, 684`ü yatarak tedavi edilen ve 140`i yoğun bakım hizmeti alan, yogun bakim ünitelerinde tedavi gören hasta sayilari ile celismektedir.

6. SARS-CoV2-kisitlamalari yürürlüge girdiginden beri, hasta oldugu iddia edilen 6082 kişiden sadece 824’ü yatarak tedavi gördü.

6.6 5258 “vaka” hastaneye kaldırilmadi

Peki ya diğer 5258 hasta? Bu insanlar, Robert Koch Enstitüsü`nün hastalarin yüzde 98`i icin yayinladigi gibi sadece öksürük, ateş, burun akıntısı, koku veya tat kaybı yaşıyor mu, (Ek 5 ile karsilastiriniz)?

Ne zamandan beri, öksürük, ateş, burun akıntısı, koku veya tat kaybı, bir hukuk devleti için; “ulusal çapta bir epidemi” ilan etmek, beyin yıkar gibi sürekli bir “Pandemi” den söz etmek, tüm dükkanlari, müzeleri, spor tesislerini, okullari ve anaokullarını kapatmak, toplumu kilitlemek ve ekonomiyi mahvetmek icin yeterli nedenler oldular?

6.7 PCR Testi Temelli Aldatmaca

Yoksa bu durum, PCR testi ile SARS-CoV-2 genomunun (RNA) tespit edildigi, ancak semptomların olmaması nedeniyle ne bulaşıcı ne de hasta olan, tamamen sağlıklı insanlarla mi alakali?

Hükümet, 5258 kişinin yani Brandenburg’da nüfusun yüzde 0,2’sinin hafif grip semptomlari nedeniyle, geri kalan yüzde 99,8’i, nasıl hapse atabiliyor, kilit altına alabiliyor ve gecim kaynaklarini tehdit edebiliyor? Bu kulağa, gerçeğe dönüşen çok kötü bir bilim kurgu senaryosu gibi gelmiyor mu? Bunun gibi bir şey, her yil ortaya cikan, korkutucu olmayan, grip benzeri tek bir virüs nedeniyle, insanların neredeyse her türlü temastan, şarkı söylemekten, dans etmekten, yemek yemekten ve içmekten ve hatta hasta ve yaşlı insanları ziyaret etmekten men edildigi, sözde “haydut devletler” de gerçekleşmiyor mu? Yoksa yöneticiler, cok George Orwell ve Aldous Huxley’i okudular mi ki, sağlıklı insanları bile karantinaya almak istiyorlar? Bu yıl ne oldu?

Eger hukukcular “dur” diye bağırmazlarsa, mahkemeler bu kabustan, ki aslinda kabus degil, ne zaman uyanır.

Sayfa-31

8.Hasta sayilarinin yasadisi bir sekilde hesaplanması

Bu nedenle davalı bu davada hasta sayısının nasıl hesapladığını ispatlamalidir. Çünkü size hatırlatırım , davalının kendi ifadesine göre sadece 824 kişi yatarak tedavi görüyor bunlardan sadece 140 kişi herhalükarda ağır akciğer hastalığından yoğun bakımda tedavi ediliyordu. Bu tutarsızlık farkedilenden daha fazla değil mi ?

Peki geriye kalan 5258 hasta nereden geliyor? Tabip odalarinin, sağlık sigorta kurumlarinin veya saglik sigortalarina bagli calisan doktor derneklerinin istatistikler var mı?
Davacinin, su an yogun bakimlarda tedavi gören 140 hasta oldugunu söyleyen yogun bakim kayitlari disinda böyle istatistikten haberi yok.

Bu nedenle davalı, bu 5258 hastanin nereden geldigini ispatlamalidir.

Her halükarda davacinin bu sayı hakkında büyük şüpheleri vardır.
Cünkü davalılar, gerceklere ve Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun talimatnamelerine dayanmaksizin, aylardır sadece „vaka“ veya „enfekte“ ve yeni vakalar iddiasında bulunuyor.

Davalınin ifadeleri, asagida da aciklanacagi üzere, virüs enfeksiyonlarinin tespiti acisindan tamamiyle uygun olmayan, degersiz ve elverissiz milyonlarca (Almanya`da 2020 yilinda 30 milyondan fazla test yapildi!) PCR testine dayaniyor. Davalı özellikle, Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesinde (§ 28a Abs. 3 IfSG) tanimlanan „yeni enfeksiyon, vaka“ terimini gözardı ve suistimal etmektedir. Cünkü bir enfeksiyon veya yeni bir enfeksiyon vakasi, pozitif bir PCR testi ile ayni sey degildir.

Pozitif bir pcr testi sonucu enfeksiyon demek değildir.

Sayfa-32

7.1 Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun Ilgili Maddesine Göre (§ 28a Abs. 3 IfSG) Yeni Enfeksiyon (Vaka) Tanimi

Hem Enfeksiyondan Koruma Yasasi`nin ilgili maddesinde (§ 28a IfSG) hem de Sars-Cov2 Kisitlama Düzenlemesi`nde „Enfeksiyon“, „Enfeksiyon Vakasi“, „ Yeni Enfeksiyon“, „Enfeksiyon Sayilari, Enfeksiyon Tehlikeleri“ ya da „Enfeksiyon Yollari“ gibi terimler gecmektedir.

Sonuçta tüm önlemler „Enfeksiyondan Koruma Yasası“na dayanmaktadır.

Enfeksiyon koruma yasasının hiçbir yerinde, –pozitif test edilmis kisilerden
–pozitif pcr testinden
–pcr test sayıları

–pcr testinin tehlikelerinden bahsedilmemektedir.

7.2 Enfeksiyon, bir patojenin vücuda alinmasi demektir (§ 2 Nr. 2 IfSG)
“Enfeksiyon” terimi Enfeksiyondan Koruma Kanunu`nun ilgili maddesinde (§ 2 Nr. 2 IfSG)

tanımlanmıştır. Buna göre enfeksiyon,
bir patojenin vücuda alinmasi ve bunu takiben insan vücudunda gelişmesi ve çoğalmasıdır.

Enfeksiyondan Koruma Yasasi`nin ilgili maddesinde (§ 2 Nr. 1 IfSG) “Patojen” terimi su sekilde tanimlanmistir:

Bu kanuna göre patojen:

Cogalma yetenegine sahip hastaliga neden olan etken (virüs, bakteri, mantar, parazit) veya insanlarda enfeksiyon veya bulasici hastaliga neden olan diger biyolojik tasinabilir etkenlerdir.

„Bulasici hastalik“ terimi yasanin ilgili maddesinde (§ 2 Nr. 3 IfSG) su sekilde tanimlanmistir: Bu yasaya göre bulasici hastalik,

patojenlerin yol actigi hastaliktir.

7.3 Yasanin ilgili maddesine göre (§ 28 Abs. 1 IfSG) hastalik kapma süphesi olanlar

Yasanin ilgili maddesinde (§§ 28 ff. IfSG ) belirtilen koruyucu tedbirler yalnizca, “hastalar”, “hastalik süphesi tasiyanlar”, “hastalik kapma süphesi olanlar” veya “tasiyicilar” belirlendigi zaman alinabilir. Enfeksiyondan koruma yasasının anlam ve amacına uygun olarak koruyucu önlemler, sağlıklı insanlara karşı ancak istisnai durumlarda alınabilir.

Sayfa-33

Sözde “rahatsizlik vermeyen” veya „tehlikeli olmayan” saglikli insanlar, sadece en kati istisnai durumlarda istenebilecek bir sekilde, hukuk devleti ve orantililik prensiplerinin cok hususi kati deger ölcülerine tabi oldurularak “özel kurban” olmaya zorlanmistir.

Enfeksiyondan koruma yasası, kimin hasta, kimin hastalık şüphelisi, kimin bulaşıcı şüphelisi ve tasiyici oldugunu asagidaki sekilde tanımlar.

4. Hasta: bulaşıcı bir hastalığı olan kişi
5. Süpheli Hasta: belirli bir bulaşıcı hastalığın varlığına işaret eden semptomları olan kişi
6. Tasiyici: Patojenleri vücudundan atan (tasiyon) ve bu nedenle hasta olmadan veya hasta olduğuna şüphelenilmeden herkes için bir enfeksiyon kaynağı olabilen kişi.
7. Bulasici Süphelisi: Hasta, süpheli hasta veya tasiyici olmaksizin patojenleri vücuduna alan kisi oldugu kabul edilir.

7.4 Semptomsuz kişiler ne „hasta“ ne de „enfekte“dir.

Laboratuvar tarafından akut enfeksiyon kanıtı olmadan, testi pozitif cikan yapan kişilerin, asagida belirtilen yasanin ilgili maddesine göre (§ 28 Abs. 1 IfSG. 28 Abs. 1 S. 1 IfSG) hastaligi bulastirabileceklerinden şüphelenilmez.

„ Sayet„Hasta“, „şüpheli hasta“, „şüpheli bulastirici“ veya „tasiyici“ tespi edilir veya ölünün hasta, süpheli hasta veya tasiyici oldugu ortaya çıkarsa, yetkili makam bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için hususi olarak yasanin ilgili maddelerinde (§§ 28 a Abs. 1, 29 – 31) belirtilen, gerekli olduğu ölçüde ve gerekli olduğu sürece koruyucu önlemleri alır.

Davalı, enfeksiyondan koruma kanununun ilgili maddesine dayanarak (§ 28a Abs. 3 IfSG) insidans değerini, yalnızca pozitif PCR testi sonuçlarıni baz alarak hesapladığında açık kanun metnini göz ardı eder. Cünkü yasanin ilgili maddesine göre (§§ 28, 30 IfSG ) önlemler için belirleyici ön koşul yalnızca pozitif bir PCR test sonucu değil, doğrulanmış bir enfeksiyondur.

Pozitif bir PCR testi bir enfeksiyon hakkında hiçbir şey ifade etmez. Bu asemptomatik kişilerin bir risk oluşturmadığı Wuhan`da yaşayan 10 milyon kişinin katıldığı yakın tarihli büyük bir çalışma ile kanıtlanmıştır.

Sayfa-34

Çalışma ünlü “Nature Communications” dergisinde yayınlandı.
Ispat: Nature Artikel „Post-lockdown SARS-CoV2 nucleic acid screening in nearly ten million residents if Wuhan, China” (7 Sayfa) Ek 15.
Bakiniz: dosya: /// C: /Users/beate.bahner/Downloads/s41467-020-19802-w%20 (1) .pdf

Yani sağlıklı ve asemptomatik insanlar ne “hasta” ne de “bulaşıcı”dir. Bu nedenle bu insanlar, pozitif cikan PCR veya hızlı antijen testlerinden sonra bile, bu şekilde adlandirilmamali ve herhangi bir istatistikte, özellikle enfeksiyondan koruma kanununun 28. Bölümü uyarinca agir temel hak kisitlamalarini da beraberinde getiren insidans değeri hesaplamalarina dahil edilmemelidirler.

Sayfa-35

8. PCR testinin olanakları ve sınırlamaları

8.1 PCR testinin mucidi için Nobel Ödülü

Kary Banks Mullis (28 Aralık 1944 Kuzey Carolina doğumlu, 7 Ağustos 2019’da Kaliforniya’da öldü) Amerikalı bir biyokimyacıydı. On yıl önce polimeraz zincir reaksiyonunu (PCR) geliştirdiği için 1993 yılında (Michael Smith ile birlikte) Nobel Kimya Ödülü’nü aldı. PCR hızla modern moleküler biyolojideki en önemli yöntemlerden biri haline geldi.

Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR), termostabil DNA polimeraz ve nükleotidlerin yardımıyla DNA’nın döngüsel olarak tekrarlanan kopyalanması üzerinde ayırma, birleştirme ve kopyalama ilkesine dayanır. Kary Mullis:

“Bu bir ilham parıltısıydı – ay ışığının aydınlattığı bir dağ yolunda bir gece, Nisan 1983’te bir Cuma günüydü. Arabamla kuzey Kaliforniya’daki mamut ağaçları ormanı’na gidiyordum ki, birden rastlantı, naiflik ve şanslı bir yanılgı ile inanılmaz bir birleşim ilham verdi: bugün polimeraz zincir reaksiyonu (İngilizce polymerase chain reaction veya kısaca PCR) olarak bilinen gen kopyalama işlemi. Genetik materyal DNA’sının tek bir molekülünden başlayarak, bir öğleden sonra istenen bölümünün 100 milyar kopyasını oluşturabilirsiniz – ve hepsi çok çaba sarf etmeden: yalnızca bir test tüpü, birkaç bileşen ve bir ısı kaynağı gerektirir. Kopyalanması gereken DNA saflaştırılmış formda bile olması gerekmiyor, biyolojik maddelerden oluşan oldukça karmaşık bir karışımından bir zerre yeterlidir. Bir hastanın doku örneğinden, aynı zamanda bir insanın tek bir saç telinden, şiddet olayının olduğu yerde kurumuş bir damla kandan, mumyalanmis bir beyinden veya donmuş toprakta (permafrost) fena konserve olmuş 40.000 yıllık bir mamuttan da gelebilir.

Yaklaşık ispat: Kary B.Mullis: Bir Gece Sürüşü ve Polimeraz Zincir Reaksiyonu (Spektrum der Wissenschaft, Haziran 1990)

https://www.spektrum.de/magazin/eine-nachtfahrt-und-die-polymerase- kettenreaktion/944869 adresinde mevcuttur.

Bu hikayenin bir cümlesinde PCR’nin temel özelliklerinden bahsedilir: Bu yöntem devasa bir kopyalama makinesidir ve minimum başlangıç materyali yeterlidir. Kısacası, örnekteki tek bir molekül yeterlidir, kelimenin tam anlamıyla samanlıkta iğne bulunabilir.

Birkaç saat içinde bu molekül 100.000.000.000 çarpanla çarpılabilir – açıkçası, tüm molekülün varlığı hakkında sonuçların çıkarılabileceği bir bölümüdür. Kary Mullis, bu dehası sayesinde 1993 yılında Nobel Ödülü’nü aldı.

Sayfa-36

PCR testi hakkında daha fazla bilgi, yakın zamanda Münster merkezli, Thomas Kuba Yayinevi tarafindan yayınlanan “Das PCR Disaster – Genese and Evolution des ‘Drosten Test’ “, kitabinda bulunabilir.

8.2 Döngü sayısı

Örnekteki DNA her adımda ikiye katlanır, artış üsteldir. Tek bir gen segmentinden başlarsanız, bir döngüden sonra zaten bunlardan ikisine sahip olursunuz ve her döngüde daha fazla ikiye katlanacağı için, aşağıdakilere sahip olursunuz:

10 döngü = 1.024 = yaklaşık 1 bin
20 döngü = 1.048.576 = yaklaşık 1 milyon
30 döngü = 1.073.741.824 = yaklaşık 1 milyar
35 döngü = 34.359.738.368 = yaklaşık 35 milyar
40 döngü = 1.099.511.627.776 = yaklaşık 1 trilyon
45 döngü = 35.184.372.088.832 = yaklaşık 35 trilyon
50 döngü = 1.125.899.906.842.624 = yaklaşık 1 katrilyon

Anahtar soru şudur: Ne zaman durursunuz? PCR, EVET veya HAYIR ile sınırlandırılmış herhangi bir sonuç sağlamaz, ancak önce henüz boyanın ölçülmediği, reaksiyonu olmayan bir alan vardır, ardından boyadaki artışın az çok gözlenebileceği bir ara alan vardır, ta ki eğri er ya da geç bir düzlüğe ulaşıncaya kadar.

Sonuc olarak ,sürekli yanlış pozitif sonuçlara neden olan parazit sinyallerin veya spesifik olmayan reaksiyonların ölçüm alanına (skalasına) girmemesi için kaç döngü sayısı gerektiği kanıtlanmalı.

Ek olarak, klinik alaka ile bir ilişki olmalı ve bu “samanlıkta iğnenin” anlamsız bulgusuyla ilgili olamaz ”. Sadece bir spesifikasyon yeterli değildir, anlaşılır bir şekilde belirlenmelidir, bu nedenle üst limitin gerekçelendirilmesi mantıklı ve bağlayıcı olmalıdır.

Sayfa-37

Kanadalı David Crowe sorunu kısaca şöyle açıklıyor:
“Yani 20 döngüde bırakırsanız, herkes negatif olacaktır. 50 döngüde durursanız, herkes pozitif olabilir.”

Celia Farber’da David Crowe’den alıntı: The Corona Simulation Machine: Why the Inventor of The Corona Test« Would Have Warned Us Not To Use It To Detect A Virus (7.4.2020),

şu adresten ulaşılabilir: https://uncoverdc.com/2020/04/07/was-the-covid-19-test-meant-to detect-a-virus/.

Testlerin çoğu hala 35’ten fazla döngü ile yürütülmektedir, böylece bir samanlıktaki her iğneyi, SARS-CoV-2 virüsünün parçacıkları da dahil olmak üzere tüm olası virüslerin en küçük “virüs parçalarını” bile bulabilirsiniz.

Sayfa-38

9. Robert Koch Enstitüsü’nün PCR testi üzerine
9.1 Robert Koch Enstitüsü’nün Bülten 39/2020’deki açık açıklaması

Mahkemelerce esas alınan PCR testlerinin sonuçlarının asılsız olduğu Robert Koch Enstitüsü tarafından doğrulamaktadır:
„SARS-CoV-2 genomu, bir hastanın enfeksiyona yatkınlığının doğrudan kanıtını sağlamaz.“

Klinik örneklerde genomik SARS-COV-2 RNA için yüksek hassasiyetli ve düşük tespit limitli PCR testi, virüs teşhisinde altın standart olarak kabul edilebilir. SARS-CoV-2 genomunun kanıtı, her genom bulaşıcı bir virüs partikülünü temsil etmediğinden, hastanın enfeksiyona yatkınlığının doğrudan kanıtını sağlamaz. In vitro veriler, genomik RNA ve enfeksiyöz virüs partikülleri arasında 10: 1 ila 100: 1 oranını göstermektedir.

Kaynak: RKI Epidemiyoloji Bülteni 39/2020, 24 Eylül 2020, s. 8. Ek 17.

Bu tekrar açıklığa kavuşturulmalıdır: Bir PCR testi gerçekten de bir genomu (RNA) tespit edebilir, ancak bulaşıcı – yani üreme yeteneğine sahip ve böylece yaşayan – virüs parçacıkları tespit edemez. RKI’ye göre, tespit edilen RNA ve bulaşıcı virüs partiküllerinin oranı 10: 1 ila 100: 1’dir.

Bu nedenle, PCR testi ile pozitif genom tespitine rağmen, 100 kişiden sadece birkaç kişinin aslında bulaşıcı virüs parçacıkları taşıması muhtemeldir! Test sonucu pozitif çıkan diğer 95 ila 98 kişi bulaşıcı değildir! Bu, RKI sayılarında da doğrulanmıştır: 30 milyondan fazla testle, görünüşe göre sadece 750.000 viral bir hastalığın tipik semptomu gösterdi, ancak bunlardan sadece 10.000’i pnömoninin ciddi sonucunu gösterdi.

Kaynak: 14 Ocak 2021 tarihli Epidemiyolojik Bülten 2/2021’den alıntı, bkz. Ek 5.

Bu yüzde 2,5! Yine: Test edilen 30 milyon kişinin yalnızca% 2,5’inde semptomlar vardı ve bunların yalnızca% 0,03’ünde zatürre vardı.

Sayfa-39

RKI şöyle diyor: “SARS-Cov-2 genomunun tespiti, her genom bulaşıcı bir virüs partikülünün temsilcisi olmadığı için, bir hastanın bulaşıcılığına dair doğrudan kanıt sağlamaz.”

Bu yüzden RKI epidemiyoloji bülteni 2/2021 Aşağıdaki üç temel ifadeye yer veriyor:

1. Öncelikle, bir “hasta” test edilmelidir – bu, hastalık şikayetleri veya semptomları olan bir kişidir – sağlıklı bir kişi değildir.

2.. Pozitif bir PCR testi, bir hastanın bulaşıcılığı hakkında herhangi bir açıklama yapmaz.

3. Çünkü 100 pozitif testte bulaşıcı virüs partiküllerinin tespit edilmemesi olasılığı% 99’a kadar çıkmaktadır.

RKI’ye göre, pozitif bir PCR testi,SARS-COV2 virüsünün bir patojenini tek başına tespit edemez.

9.2 Robert Koch Enstitüsü, virüs replikasyonuna olan ihtiyacı doğruladı.
RKI’nin kendisinin de talep ettiği gibi, pozitif bir test sonucu aldıktan sonra virüsü kopyalamak

çok daha gereklidir:

“Klinik örneklerde, enfeksiyone yol acabilecek virüs partikülleri hücre kültüründe virüs replikasyonu ile tespit edilebilir. Kültivasyonun başarısı virüs miktarına bağlıdır. Solunum yolundan alınan örnek materyalden virüsün kültive edilebilirliği, şu anda bir bulaşıcılığı değerlendirmek için en iyi yaklaşımdır.”

Kaynak: RKI Epidemiological Bulletin 39/2020, 24 Eylül 2020, s.8, yukarıdaki gibidir.

RKI daha sonra, pozitif bir PCR testinden sonra, “olası” bir enfeksiyonu değerlendirmek için başka teşhis adımlarının kesinlikle gerekli olduğunu bir kez daha vurguladı.

Nicel PCR, SARS-CoV-2 ile enfekte olmuş bir hastanın olası bulaşıcılığını değerlendirmek için kullanılacaksa,

Sayfa- 40

saptanan genom sayısının replikasyona yetkin virüs partiküllerinin sayısı veya SARS-CoV- 2’nin aynı numuneden alınan hücre kültüründe büyütülebilmesi olasılığı ile korelasyonu gereklidir. Bu, genom yüklerinin sistematik karşılaştırmaları ve hücre kültüründe aynı klinik numuneden virüslerin kültivasyonuyla değerlendirilebilir.

Kaynak:: 24 Eylül 2020 tarihli RKI Epidemiological Bulletin 39/2020, s.9, yukarıdaki gibidir.

9.3 RKI’ye göre şüpheli enfeksiyon için ön koşullar

RKI böylece bulaşıcılık hakkında aşağıdakileri belirler:

1. 2.

3.

PCR testi tek başına bulaşıcılık hakkında herhangi bir açıklama yapamaz

Çünkü yalnızca genomik RNA tespit edilir, ancak bir enfeksiyonu belirlemek için gereken “bulaşıcı virüs partikülleri” tespit edilmez.

Bunun için genom yüklerinin sistematik bir karşılaştırması da gereklidir.

4. Virüslerin aynı klinik örnekten hücre kültüründe kültürlenmesi (çoğaltılması) ve olası bir bulaşıcılığın” değerlendirilmesi “de gereklidir. .

5. O zaman bile, mutlaka bir bulaşıcı potansiyel değil, sadece olası bir bulaşıcılığın “değerlendirmesi” söz konusudur.

9.4 SARS-CoV-2 test sonucu ne kadar iyidir?

Daha sonra RKI, test sonucunun şaşırtıcı derecede kötü bir orana sahip olduğunu doğrular: RKI, ana sayfasında yalnızca% 28,78’lik pozitif bir tahmin değeri tanımlar!

RKI soruyu şu şekilde formüle eder:

Pozitif tahmin değeri: Bir kişinin test sonucu pozitiftir. Gerçekten enfekte olma olasılığı nedir? % 28.78

Sayfa-41

Aynı zamanda bu, RKI’ye göre bile tüm pozitif test sonuçlarının% 71,22’sinin yanlış olduğu anlamına gelir!

Kaynak:: RKI ana sayfasından alıntı “SARS-CoV-2 test sonucu ne kadar iyidir?” Ek 18.

Robert Koch Enstitüsü, ana sayfasında pozitif test sonuçları için% 71,22’lik bir hata oranı doğrulamaktadır.

10.Dünya sağlık örgütü PCR-Test üzerine

10.1 DSÖ tarafından 14 Aralık 2020’de verilen Onay

Dünya Sağlık Örgütü ayrıca PCR testlerinde yanlış test sonuçları riskinin arttığı konusunda uyarıyor.Bu nedenle, sağlık hizmeti sağlayıcılarının pozitif test sonuçları olması durumunda klinik belirti ve semptomları dikkate almaları önerilir. DSÖ, kısaca şöyle diyor:

Herhangi bir pozitif sonucu (SARS-CoV-2 tespit edildi) veya negatif sonucu (SARS-CoV-2 tespit edilmedi), numune tipi (Testtip), klinik gözlemler, hasta geçmişi ve epidemiyolojik bilgilerle birlikte düşünün.

Kaynak: 14 Aralık 2020’den itibaren IVD Kullanıcıları için DSÖ Bilgi Bildirimi Ek 19 olarak.

10.2 DSÖ’nün 20 Ocak 2021 tarihli ek uyarısı

Dünya Sağlık Örgütü, 13 Ocak 2021tarihli – 20 Ocak 2021’de yayınlanan ek uyarısı – sağlık hizmeti sağlayıcıları ve laboratuvarlar, pozitif test sonuçları olması durumunda – ilgili klinik semptomlar olmadan – başka bir test yapılması gerektiğini ve acil olarak, tipik klinik belirti ve semptomlar dikkate alınmasi gerektigini vurgular. Özellikle viral yük, CT değeri ile ters orantılıdır. Yani,

Sayfa-42

yüksek bir CT değeri ile (muhtemelen 25 CT’den itibaren) viral yükün düşük ve her zaman daha düşük olduğunu söylüyor.

DSÖ, PCR testinin yalnızca bir yardım olduğunu ve her sonucun klinik gözlem, hastanın geçmişi, diğer epidemiyolojik bilgiler ve test türü ile desteklenmesi gerektiğini bir kez daha açıkça ortaya koymaktadır:

DSÖ kılavuzu SARS-CoV-2 için tanısal test zayıf pozitif sonuçların dikkatli yorumlanması gerekir (1). Virüsü saptamak için gereken döngü eşiği (Ct), hastanın viral yükü ile ters orantılıdır. Test sonuçlarının klinik sunumla uyuşmadığı durumlarda, aynı veya farklı NAT teknolojisi kullanılarak yeni bir örnek alınmalı ve yeniden test edilmelidir. DSÖ, IVD kullanıcılarına hastalık yaygınlığının test sonuçlarının tahmin değerini yaşlandırdığını hatırlatır; hastalık prevalansı azaldıkça yanlış pozitif riski artar (2). Bu, pozitif bir sonucu olan (SARS-CoV-2 saptanan) bir kişinin SARS-CoV-2 ile gerçekten enfekte olma olasılığının,

iddia edilen özgüllükten bağımsız olarak prevalans azaldıkça azaldığı anlamına gelir. Çoğu PCR testi tanıya yardımcı olarak belirtilir, bu nedenle sağlık hizmetleri, örneklemenin kombinasyon zamanlamasını, pecim tipini, test özelliklerini, klinik gözlemleri, hasta geçmişini, herhangi bir temaslı kişinin onaylanmış durumunu ve epidemiyolojik bilgileri dikkate alır.

Kaynak:: 20 Ocak 2021’den itibaren IVD Kullanıcıları için DSÖ Bilgi Bildirimi, Ek 20

11. İmalatçılar ve uzmanlar tarafından uygunsuzluğun doğrulanması

11.1 TIB Molbiol Genel Müdürü Olfert Landt`ìn Beyani

Korona virüsünün saptanması için PCR testlerini üreten Berlin’deki TIB Molbiol şirketinden Olfert Landt, (2003 yilindaki ilk ” SARS pandemisinden beri, Christian Drosten ile işbirliği içinde), “korona ile enfekte olanların yalnızca yaklaşık yarısının” bulaşıcı olduğunu doğruladı. Fulda Gazetesine verdigi “ Corona Testi: PCR” adli bir röportajda su ifadeler kullanildi: Üretici Olfert Landt, Robert Koch Enstitüsü’nden “daha fazla cesaret” istiyor:

“Korona virüsü için pozitif çıkan herkes aynı zamanda bulaşıcı değil. Landt, “Viral yükü düşük olan kişilerin bulaşıcı olmadığını biliyoruz,” diyor. PCR testlerinin üreticisi, tahminen yarısının pozitif olduğuna inanıyor.

Sayfa-43

Test edilen insanlar bulaşıcı değildir. Üçüncü şahıslar için tehlikeli olabilmeniz için, “testlerin tespit limitinden 100 kat daha fazla viral yük taşımalısınız. “

Kaynak: Ek 21 olarak 12 Ocak 2021 tarihli Fuldaer Zeitung gazete makalesi.

Bu açıklama aynı zamanda PCR testlerinin – en azından virüs tespiti açısından – temelde kullanılamaz olduğunu kanıtlıyor. Bununla birlikte,% 50 rakamı, pozitif test yapan tüm insanların yalnızca% 1 ila% 10’unun bulaşıcı olduğuna göre RKI’nin ifadesiyle açık bir çelişki içindedir. Mahkemelerin, RKI’nin önde gelen ve yetkili kurumuna, kendi çıkarlarını gözeten bir imalatçıdan daha çok inandıkları varsayılabilir. Laboratuvarlar ve klinikler, sonuçlarının çok daha yüksek bir hata oranına, yani% 72’den% 99’a kadar hata oranına sahip olduğunu bile bilseler, üretici artık COVID döneminde PCR testleri satmazdı.

En azından üreticinin kendisi% 50 gibi son derece yüksek bir hata oranını onaylıyor. PCR testleri yalnızca 25 döngü ile gerçekleştiriliyorsa ve bu ölçüde, ifadesi doğru olabilir. Bununla birlikte, çoğu PCR testi, 35 ila 45 döngü (!) İle gerçekleştirilir. Bu, elbette Bay Landt’in ifadesini temelden değiştirir ve enfeksiyonların yalnızca% 1’ini oluşturmalıdır.

11.2 Dr. Roger Hodkinson

Dr. Roger Hodkinson, Kanadalı bir patolog ve laboratuvar doktorudur. Aynı zamanda Covid- 19 testini de satan ve böylece kendi mali çıkarlarının peşinde koşan bir biyoteknoloji şirketinin başkanıdır. Testler hakkında şunları söylüyor:

“Bunun benim profesyonel işim olduğunu vurgulamak isterim. Pozitif test sonuçlarının şu anlama gelmediğini vurgulamak isterim, tekrar ediyorum: klinik enfeksiyon yok! Test yalnızca genel histeriye yol açar, test, solunum problemleriyle hastaneye gelen kişiler dışında derhal durdurulmalıdır! Covid hakkındaki panik en büyük sahtekarlıktır. “

Kaynak : Makale Vitalstoff.Blog’dan” Covid hakkındaki panik en büyük sahtekarlıktır “, bakınız ek 22.

Sayfa-44

11.3 RKI’nin diğer uzmanlar tarafından doğrulanması

Robert Koch Enstitüsü’ne ve Federal Hükümete tavsiyede bulunmasına izin verilen, hükümet ve kitle iletişim araçlarının dinlediği tek baş virolog olan Prof. Drosten, PCR testi hakkında 2014`te yaptigi tespitleri doğrulamıştı:

• Sars Cov2 PCR testinin geliştiricilerinden Prof. Christian Drosten tarafından yapılan açıklama:

“Evet, ancak yöntem o kadar hassastır ki, bu virüsün tek bir genetik molekülünü tespit edebilir. Örneğin, böyle bir patojen, hastalanmadan veya hiçbir şey fark etmeden bir hemşirenin burun mukozasının üzerinden bir gün boyunca uçarsa, o zaman aniden bir MERS vakasıdır. Daha önce ölümcül hastalıkların bildirildiği yerlerde, şimdi aniden hafif vakalar ve gerçekten çok sağlıklı olan insanlar raporlama istatistiklerine dahil ediliyor.Bu, Suudi Arabistan’daki vaka sayısındaki patlamayı da açıklayabilir. Ek olarak, yerel medya konuyu inanılmaz derecede yüksek bir seviyeye çıkardı.”

14 Mayıs 2014’te Wirtschaftswoche’de yapılan röportaj, ardından Mers hakkında

• 1993’te Michael Smith ile birlikte PCR testinin geliştirmesi sonucu Nobel Kimya Ödülü alan Biyokimyacı Kary Mullis’in ifadesi:

„PCR testi, küçük bir miktarı ölçmenize olanak tanır, ölçülebilir hale getirir ve sonra önemliymiş gibi sunar. Bu yanlış bir yorumdur. Test size hasta olup olmadığınızı veya “bulunan” şeyin size gerçekten zarar verip vermeyeceğini söylemez.“ https://www.youtube.com/watch?v=p_cMF_s-fzc

Pfizer’de eski Baş Bilim Sorumlusu Mike Yeadon:

„Tek başına PCR testi kullanmak, bir enfeksiyonun varlığı hakkında hiçbir şey söylemez. PCR testlerinin mevcut kullanımı, doğru sonuçların üretilmesi için uygun değildir. Olumlu test sonuçları neredeyse tamamen yanlış. Bu hile yapmaktır. Buna karşı dava açılmalıdır.“ https://www.wochenblick.at/pfizer-vize-bekraeftigt-pcr-test-alleine-sagt

Sayfa-45

• Mikrobiyoloji ve enfeksiyon epidemiyolojisi uzmanı Prof. Dr. Sucharid Bhakdi:

„İsviçre Federal Halk Sağlığı Dairesi ve Swissmedic’in mevcut SARS-CoV-2 Kisitlamalari “Tecrit” ID 19 testi hakkındaki iddiasına yanıt olarak: “Bu çok hassas yöntemle, hasta numunelerinde enfeksiyonu kanitlayacak sekilde, patojenin nükleik asiti tespit edilir. ” Prof. Bhakdi yanıtlıyor: “Bu doğru değil. Kesinlikle olmaz. Bu bir yalan.“

“Https://www.wochenblick.at/pfizer-vize-bekraeftigt-pcr-test-alleine-sagt-no-about- enfeksiyon-from /

• Prof. Dr. rer. Hum. Biol Ulrike tarafından yapılan açıklama Kämmerer, Würzburg Üniversitesi, Uzmanlık Virolojisi ve İmmünoloji :

„PCR testi yalnızca nükleik asitleri gösterir, virüsü değil, bir enfeksiyonu tespit edemez. PCR testi, virüsün konakta gerçekten çoğaltılıp çoğaltılmadığını ve kişinin hastalık nedeni olup olmadığını kanıtlayamaz. PCR testi sırasında bu virüs RNA’sı sürüntü yüzeyinde ise bu, hücrelerde olduğu ve bozulmamış, yeniden üretilebilir bir viral yük olduğu anlamına gelmez. “

https://www.mimikama.at/aktuelles/pcr-test-coronavirus-nachweise/

• Prof. Dr. med. Halk sağlığı uzmanı René Gottschalk, 2011’den beri Frankfurt’ta sağlık departmanı başkanı:

„Nüfustaki yaygınlık düşükse ve asemptomatik kişiler kapsamlı bir şekilde test edilirse, testin oldukça hassas olduğu varsayılsa bile yanlış pozitif sonuçlar alınacaktır. PCR testi SARS- COV2 gen segmentlerini tespit eder; bulaşıcı bir virüs mü yoksa enfeksiyondan sonra bir virüs kalıntısı mı olduğu konusunda hiçbir şey söylemez. „

https://www.aerzteblatt.de/studieren/forum/137821

• Parlamento Üyesi Marcel Luthe’nin yazılı talebine yanıt olarak Berlin Temsilciler Meclisi’nin açıklaması:

Sayfa-46

„cogalabilen virüslerin“ varligi önemli oldugu sürece: PCR testi „cogalabilir“ ve „cogalamaz“ bir virüs arasinda ayrim yapabiliyor mu? Temsilciler Meclisi`nin yazili cevabi: „Hayir“

Berlin temsilciler Meclisi`nin 30 Ekim 2020 tarihli yaniti, Drs. 18/25 212

• Cobas SARS-COV 2 PCR-testinin kullanim klavuzundan altinti:

SARS- COV-2 EindV. „Salgi“ID-19-hastaliginin belirti ve semptomlari olan hastalarin kullanimi icindir (örnegin ates ve/veya akut solunum yolu hastaliklarinin diger semptomlari). Pozitif sonuclar, SARS-CoV2 RNA’sinin varligini gösterir, ancak bulasici bir virüsün varligini kesin olarak göstermez.

Hastanin enfeksiyon durumunu belirlemek icin, hastanin tibbi gecmisi ve diger teshis

bilgilerinin de göz önünde bulundurulmasi gerekir. Pozitif sonuclar, bakteriyel bir enfeksiyonu ile diger virüslerle es zamanda gerceklesen bir enfeksiyonu ayristiramaz. Saptanan patojen, hastaligin kesin nedeni olmayabilir.

11.4 Leopoldina’nin yanlis iddiasi

Münih Idare Mahkemesi`nin saglikli bir kiz ögrenci aleyhine karantina emrinin yasalligi ile ilgili güncel bir kararinda mahkeme, Leopoldina, ulusal bilimler akademisi üyelerinin, Leopoldina’nin 23 eylül 2020 tarihli 6. ad hoc görüsündeki aciklamasina atifinda bulundu. Aciklamanin 6. sayfasinda su yaziyor:

„Virüs RNA’sinin RT-PCR ile tespiti, pozitif test edilmis bir kisinin enfeksiyonu ile es anlamlidir“

Hakikaten, SARS-COV2 virüsünü ve bu virüsle gerceklesen bir enfeksiyonu tespit edebilecek tek bir test yok!

Kanitin ispati: 23.09.2020 tarihli 6. Ad-Hoc-beyan, sayfa 6 Sayfa-47/48

EK 23.

Bu ifadeye dayanarak, saglikli bir kiz ögrenci aleyhine karantina emri acil bir prosedürle onaylandi. (bkz. Münih Idare Mahkemesi, 4 aralik 2020 tarihli olumsuz karar – M 26b S 20.6199. )
Asagida imzasi bulunan, buna karsi halen bakilmakta olan ana davayi baslatmistir.

23 Eylül 2020 tarihli 6. Ad-Hoc- hoc-aciklamasinda 20 kaynak verilmistir. „Virüs RNA’sinin RT- PCR ile tespiti, pozitif test edilmis bir kisinin enfeksiyonu ile es anlamlidir“ iddiasina bilimsel bir kanit hicbir sekilde gösterilmemistir.

Bu ifadenin önemini göz önüne alan (saglik dairelerinin esi görülmemis bir sekilde yaklasik yüz bin kez sadece pozitif PCR-testlerine dayanarak karantina emri vermesi ve insidans degerinin yalnizca asagidaki esaslara göre hesaplanmasi) 50 den fazla avukat Leopoldina calisma grubu üyelerinden yemin üzerine su ifadeyi onaylamalarini istedi:

„Mart 2020 den bu yana milyonlarca kez gerceklestirilen PCR testleri, replikasyon yapabilen bir SARS-COV2 virüsünü, yani Bölüm 2 No. 1 IFSG (Enfeksiyon koruma yasasi) anlaminda bir patojeni ve dolayisiyla icerisindeki akut enfeksiyonu tespit edebilmektedir. Bölüm 7 Paragraf 1 Cümle 1 No. 44A HSG`nin anlami.“

Kanitin ispati: Aydinlatan avukatlarin 12.12.2020 tarihli 4. acik mektubu

11.5 Bilim adamlarindan yanit gelmiyor

EK24.

Talep edilen zamanda (19 aralik 2020 ve bu güne kadar) bir cevap alinamadi.
Görünüse göre profesörlerin hicbiri, PCR testinin bir enfeksiyonu kanitlayabilecegine dair yanlis iddiayi bariz bir sekilde bilimsel olarak kanitlamaya veya hatta onaylamaya hazir degildi. Bu dikkat cekicidir: bir seyi küstahca öne sürüyorsunuz, ancak bunun icin hicbir sorumluluk almiyorsunuz. Ne de olsa, Federal Sansölye tarafindan korona önlemleri icin aylarca „bilimsel otorite“ olarak gösterilme serefine sahipsiniz. Bu durumda hicbir bilimsel temele ihtiyac duyulmadan ve kesinlikle bir mantalitenin bile gerekmedigi yanlis iddialarda bulunulabilir. Artik herhangi bir yanlis iddia yeterlidir.

Sayfa-49

12. PCR testin yararsızlığının getirdiği sonuçlar

12.1 Corona – Sadece bir test sahtekarliginin hikayesi mi?

PCR testinin mükemmel bir moleküler biyolojik teşhis aracı olduğu yeterince kanıtlanmıştır – ancak akut bir enfeksiyonu tespit edebildiğine dair bir kanıt bulunmamaktadır. Bir kişinin hasta olup olmadığını veya başkalarına bulaştırabileceği konusunda da herhangi bir açıklama için kullanılamıyor. Hamburg Tıp Derneği Başkanı Walter Plassmann’ın belirttiği gibi SARS-CoV-2 virüsü enfeksiyonu bir hastalık olarak sayılmasından bile çok uzaktır.

Kaynak: 2 Kasım 2020 tarihli basın bildirisi “Corona – Sadece bir test sahtekarlıginin hikayesi mi?”
25. Ek

12.2 FDA 229 farklı PCR testinin kullanım izinlerini geri çekti

FDA’ (Food and Drug Administration) da PCR testlerin hakkında gerekli sonuçlara ulasti. FDA, Amerika Birleşik Devletleri’nin gıda ve ilaç idaresidir. Bu nedenle, ABD Sağlık Bakanlığı’na çalışır.

3 Şubat 2021’de FDA ana sayfasında “COVID-19 için artık kullanılmaması ve/veya dağıtılmaması gereken testlerin geri kaldırma listeleri” başlıklı bir uyarı yayınladı. 20 sayfada listelenen, artık kullanılmaması gereken 229 farklı PCR testleri bulunuyor. (!!)

Kaynak: FDA Web Sitesinin birinci sayfası; “COVID-19 için artık kullanılmaması ve/veya dağıtılmaması gereken testlerin geri kaldırma listeleri”
26. Ek

Kaynak Web Sitesi: https://www.fda.gov/medical-devices/coronavirus-covid-19-and-medical- devices/removal-lists-tests-should-no-longer-be-used-andor-distributed-covid-19-faqs- testing-sars-cov-2

Sayfa-50

12.3 Corman-Drosten PCR çalışmasını geri çekme başvurusu

RKI`nin (Robert Koch Enstitüsü) web sitesindeki iddiaların aksine, PCR testi, en azından akut enfeksiyonların tespiti açısından altın standart olarak adlandırılamaz.

RKI’nin ve alman hükümetinin baş danışmanı olan Prof. Drosten, Corman ile SARS-CoV-2- PCR testinin takdim edilmesi için “Yeni koronavirüs 2019 Tespiti” çalışmasını gerçekleştirdi.

27. Ek

Bu süreçte, 22 saygın uluslararası bilim insanı bu çalışmayı bağımsız “Peer Review Prosedürü” ile değerlendirdiler ve çetin bir karara vardılar: Çalışma dokuz ciddi bilimsel hata ve üç küçük belirsizlik içeriyor.

Bu nedenle, çalışmayı değerlendiren bilim insanları 27 Kasım 2020’de “Eurosurveillance” dergisine çalışmayı geri çekme başvurusunu sundular. (İlginçtir ki, Prof. Drosten bu derginin editörüdür ve çalışma sadece yüzeysel bir inceleme sürecine tabi tutularak yayınlanmış, çünkü 21 Ocak 2020’de sunulan çalışma, rekor bir zaman içersinde, sadece iki gün sonra yayınlandı.)

12.4 Corman-Drosten çalışmasının kritik noktaları

1. Primer tasarımı (dizaynı) yetersiz: Baz kompozisyonu belirsiz, GC içeriği çok düşük, testteki konsantrasyonlar çok yüksek. Bilimsel olarak mühim olan, tek PCR (N geni) gösterilmiştir, ancak kontrol edilmemiştir üstelik WHO tarafından da test yönteminde önerilmemektedir.

2. Bağlanma sıcaklığı çok yüksek seçilmiştir ve böylece spesifik olmayan bir bağlantı desteklenir, bu nedenle SARS-CoV-2’den başka gen dizileri de kaydedilebilir.

3. Makalede döngü sayısı 45 olarak belirtilmiştir, CT değeri için reaksiyonun gerçekten pozitif olarak değerlendirildiği bir eşik tanımlanmamıştır. PCR test yönteminde döngü 30 sayısını geçerse, düzenli olarak, numunenin aranan virüsle kontaminasyonu hakkında sonuç çıkarılmasınin mümkün olmadigi, genel olarak bilinmektedir.

Sayfa-51

4. Biyomoleküler doğrulama gerçekleştirilmemistir. Bu nedenle amplifikasyonların gerçek olduğuna, gerçekten oluştuklarına ve aranan dizinin de kanıtladığına dair hiçbir tasdik yoktur.

5. Virüs tespitine yoğunlasilip ne pozitif ne de negatif kontroller gerçekleştirildi.
6. Kullanıcı laboratuvarlarında test tekrarlarınin her defasında aynı koşullar altında

uygulanabilinmeleri için, standardize edilmiş kullanım talimatları yoktur.
7. Belirlenmemiş deney yöntemleri nedeniyle, yanlış pozitif sonuç riski bulunmaktadır.

8. Çalışmanın sunulması ve yayınlanması arasındaki çok kısa süre göz önüne alındığında, Peer Review (Bilimsel akran incelemesi) yapılmış olma ihtimali çok düşüktür. Eğer Peer Review gerçekleştirildiyse de, yetersizdir. Cünkü resmi hatalar dahil olmak üzere tanımlanan hatalar bulunamadı.

9. Yazarlardan en az dördünde büyük çıkar çatışmaları mevcuttur üstelik iki yazar (Prof. Drosten ve Chantal Reusken) Eurosurveillance yayın kuruluna mensuptur. 29 Temmuz 2020’de iki çıkar çatışması açıklandı: Olfert Landt, TIB Molbiol’un genel müdürü, Marco Kaiser, GenExpress’te kıdemli araştırmacı ve TIB Molbiol’un bilimsel danışmanı.

Bu çıkar çatışmaları çalışmanın orijinal versiyonunda açıklanmadı ve PubMed’de yayınlanan versiyonda hala eksik. TIB Molbiol, Gorman-Drosten yazısında yayınlanan protokole dayanarak, PCR kitlerini (Light Mix) üreten “ilk” şirkettir.
Bu şirketin kendi ifadelerine göre, test kitleri, çalışma gönderilmeden önce, satışa sunulmuştu. Victor Corman ve Prof. Drosten ikili bağlantılarını belirtmediler: Sadece medeni hukuk tüzel kişisi olan Charité’de değil, aynı zamanda Labor Berlin Charité Vivantes GmbH’de de çalışıyorlar. Gerçek zamanlı (real time) PCR testleri yapan laboratuvarda virüs tespitinden sorumludurlar.

Kaynak: “Corman-Drosten inceleme raporundan (Sayfa 12)”
Bu web adresten ulaşılabilinir: https://www.airvox.ch/gesundheit/der-corona-skandal-22- wissenschaftler-fordern-rueckzug-der-drosten-pcr-test-studie/

Sayfa-52

12.5 Heidelberg Yerel Mahkemesinin kararı

PCR testi artık neredeyse tüm alanlarda önemli bir rol oynamaktadır. Çalışanlar test edilmeyi reddederlerse işten çıkarılıyorlar, ziyaretçilerin artık huzur evlerine ve kliniklere girmelerine izin verilmiyor ve hastalar kliniklerde tedavi edilmiyor. PCR testi yaptırmadan Almanya’ya giriş yapılamıyor. Aşağıda imzası bulunan bir müvekkil, PCR testinin herhangi bir enfeksiyon tespit edemediğinden dolayı testi tolere etme zorunluluğu olmadığını belirterek test yaptırtmayı reddetti. Daha sonra para cezasına çarptırıldı ve bunun üzerine de itiraz etti. Müvekkilin dilekçesi ile Heidelberg Yerel Mahkemesi müvekkilin, “§ 2 IfSG (Alman Enfeksiyon Koruma Yasasına) göre, PCR testi bir enfeksiyonu tespit edemez” iddiasına dayanarak, Prof. Drosten’dan bilirkişi raporu talep etti.

Kaynak: Heidelberg Bölge Mahkemesi’nin kararı v. 4.2.2021 olarak Ek 29.

Nihayet ilk mahkemelerin de PCR testin vaka sayılarını yapay olarak artırmak için kullanıldığını, toplumun yaşamını, işini, boş vakitlerini ve neşesini kısıtlamak yahut tamamen yasaklamak için suistimal edildiğini fark etmeleri sevindiricidir.

12.6 Diger Test Yöntemlerinin Gerekliliği

12.6.1 PCR testi SARS-CoV-2 ile İnfluenza (grip) virüsleri arasında ayrım yapmıyor

PCR testinin COVID-19 virüsleri ile diğer virüsleri de ayırt edemediği görülmüştür. 22 Aralık 2020’de, grup dışı milletvekili Andras Wild, Berlin Sağlık, Bakım ve Eşitlik Senato İdaresi’ne aşağıdaki yazılı başvuruyu sundu:

“Medyada, Fransız teşhis şirketi Biomerieux’un kendi bildirimleriyle, Koronavirüs ile grip arasında ayrım yapılabilinmesi için, kullanılabilinecek bir testin satışına sertifika aldığı açıklandı. Bu, şimdiki PCR testleriyle böyle bir ayrımın yapılamadığının anlamına mı geliyor?

Sayfa-53

Berlin Senatosu Sağlık İdaresinin 13 Ocak 2021 tarihli cevabı şu şekildedir:

“Genellikle bir PCR testi yalnızca belirli bir virüs veya bakterinin genomunu oldukça spesifik bir şekilde kanıtlayabilir. Böylelikle farklı virüsler veya bakterilerin arasında ayrım yapmak asla mümkün değildir. Bunun yerine, ayırıcı tanı olarak sayılan her mikrop başka bir spesifik laboratuvar testi aracılığıyla ayrı test edilmelidir.”

Kaynak: Berlin Temsilciler Meclisine yazılı başvuru, basılı evrak 18/25991 Ek 30.

RKI’nin bahsettiği yaklaşık 10.000 zatürre hastasına tekrar dönelim. Ve pnömoninin çoğunlukla bakterilerden ve çok nadiren virüslerden kaynaklandığını da hatırlayalım. Bu sayı bile yanlış olabilir, çünkü- PCR testi dışında – kliniklerde pnömoninin gerçekleşme sebebi düzgün şekilde teşhis edilmedi.

12.6.2 Grip ve Koronanın benzer semptomları

Uzman olmayan insanlar grip belirtilerini Covid-19 hastalığının belirtilerinden ayırt etmekte zorlanırlar. Corona’dan şüpheleniliyorsa, belirleyici faktör, hasta insanlara gerçekleşmiş ve/veya hala gerçekleşen temastir.

Covid-19’un ana semptomları ateş, kuru öksürük ve nefes darlığıdır. Solunum problemleri yaşanabilir, hatta zatürreye kadar gidebilir. Burun akıntısı ve hapşırma gibi tipik soğuk algınlığı semptomları karşılaştırıldığında daha az görülür.

Mevsimsel gribin ana semptomları arasında ani ve sıklıkla görülen yüksek ateş bulunur ve güçlü bir hastalık hissinin olması da tipiktir. Baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları düzenli olarak mevcuttur. Akciğerlere bulaşırsa, pandemik gripte çokça görülen bir durum, hastalarda kuru öksürük ve nefes darlığı da görülür. Covid-19’daki gibi, seyir çok değişken ilerleyebilir.

Sayfa-54

Covid-19 ile grip arasındaki en net fark, şu ana kadar gripte net olarak gözlemlenemeyen koku ve tat bozukluğudur.

American Journal of Radiology tarafından Amerika`da yapılan bir araştırmaya göre, SARS- CoV-2 ve influenza virüsünün Akciğer iltihabı gibi ağır bir semptomu arasında bile önemli bir fark olmadığını göstermektedir.
Röntgen çekimlerinde bile SARS-CoV-2 ile grip arasında ayrım yapabilmek zordur.

Kaynak: CT Manifestations of Coronavirus Disease (COVID-19) Pneu- monia and Influenza Virus Pneumonia: A Comparative Study, Ocak 2021, American Journal of Radiology
Ek 31

Şu web adresinden ulaşılabilinir: https://www.ajronline.org/doi/abs/10.2214/AJR.20.23304

12.6.3 Grip virüsünün tanısal olarak ayırt edilebilinmesi zorunludur

Grip veya rinovirüs gibi diğer enfeksiyonların tanısal olarak ayırt edilebilinmesi zorunludur. Cünkü semptomlar birbirlerine çok benzerdir. Pnömoninin neden olduğu şiddetli seyir riski gibi, enfeksiyonun seyri de benzerdir. SARS-CoV-2 ve influenzanın ölüm oranları da benzerdir ve karşılaştırabilir.

Influenza virüsleri veya diğer virüsler söz konusu olduğunda, insanlar yeni ve absürt AHA (Mesafe, hijyen, maske) düzenlemeleri, temas yasakları ve dükkan kapanışlarıyla eziyet görmüyorlar, özellikle § 10 SARS-CoV-2 EindV. (SARS-CoV-2 kisitlama yönergesi) yüzünden restoranlar doğrudan etkileniyor.

Influenza ve COVID19 kafa karıştırıcı bir şekilde birbirlerine benzerdir. Ancak gripte sokağa çıkma yasağı, dükkan kapanışları, karantina ve para cezası yok. Bu nedenle, COVID-19 hastalığı üstün bir titizlikle teşhis edilebilinmelidir.

Sayfa-55

12.7 Kanun hükümlerinin ağır ihlali

PCR testi § 2 No. 1 IfSG’ye (enfeksiyon önleme yasasına) göre bir patojeni tespit edemediğinden dolayı, § 2 No. 7 IfSG’deki (enfeksiyon önleme yasasındaki) gerekli koşulları da karşılayamıyor: Çünkü, yalnızca patojen taşıyan kişi, şüpheli bir taşıyıcı olarak
görülebilir. PCR testi herhangi bir virüs yoğunluğunu tespit edemediğinden dolayı, böyle bir varsayım için temel olarak kullanılamaz. Bu, özellikle 25 döngüden fazla olan testler için geçerlidir, çünkü 25 döngü geçildiğinde en küçük virüs parçacıkları bile tespit edilebilir, ancak bunlar bir enfeksiyonun var olduğu anlamına gelmez. PCR testlerinin çoğu, özellikle “Drosten testi”, 35 ila 45 döngü arası gerçekleştirilir ve böylece tüm doğruluk payını kaybeder. Özellikle § 2 No. 5 IfSG’de geçen “Hastalık şüpheliliği” PCR testine dayandırılamaz.

İşte tekrar viroloji uzmanı Christian Drosten’in açıklaması: “Evet, ancak yöntem o kadar hassastır ki, bir virüsün tek bir gen molekülünü bile gösterebilir. Örneğin bir hemşireye gün içerisinde burun mukozasının üzerinden böyle bir patojen bulaşırsa, hasta olmamasına rağmen, hiçbir şey farketmemesine rağmen aniden bir MERS-Vakası olarak sayılır. Daha önce ölümcül vaka olarak bildirilenlerin yerine, aniden hafif vakalar ve aslında sağlıklı olan insanlar raporlama istatistiğinde geçerler. Bununla Suudi Arabistan’daki vaka sayılarındaki patlama da açıklanabilinir. Üstelik yerel medya konuyu inanılmaz derecede yüksek bir seviyeye çıkardı.”

Drosten’in ifadesi, pozitif testi çıkan kişilerin çoğunun ne hasta olduklarını ne de semptomları olduğunu, yani asemptomatik oldukları gerçeğini açıkça doğrulamaktadır. Ancak asemptomatik insanlar bulaşıcı değildirler! Çünkü öksürmeyen veya hapşırmayan biri, kesinlikle bir virüs yayıcısı değildir! Ve öksürse veya hapşırsa bile öldürücü bir virüs yaymıyor!

Dolayısıyla, PCR testi bir patojeni bile tespit edemiyorsa, o zaman elbette “Patojenin bulaşmasını ve ardından insan vücudundaki gelişimini ve çoğalmasını” da tespit edemez, yani § 2 No. 2 IfSG’nin yasal tanımına göre bir enfeksiyonu kanıtlayamaz.

PCR testi hele ki § 7 bölüm 1, cümle 1 IfSG’nin tanımındaki “akut” bir enfeksiyonu hiç tespit edemez. Vakaların büyük çoğunluğunda böyle bir “akut enfeksiyon” zaten mevcut degil, çünkü neredeyse sadece sağlıklı insanlar test ediliyor.

Sayfa-56

13. İlgili kurumlar tarafından gerceklestirilen büyük çapta yasa ihlalleri

İlgili kurumların çoğu, test uygulamalarıyla ilgili büyük yasal ihlallerle suçlanabilirler.

13.1 IfSG § 7 Bölüm 1’e göre laboratuvarlar tarafından mecburi raporlama yükümlülüğü ihlal edildi

Pozitif PCR test sonuçlarını sağlık departmanına ismen göndererek, laboratuvarlar § 73 Bölüm. 1a No. 2 IfSG’ye göre idari bir suç işlemektedirler:

Kasıtlı veya ihmalkar davranan kişi idari bir suç işlemektedir

“§ 7’nin aksine … bir rapor hiç bildirilmezse, doğru olmazsa, eksik olursa, gereken şekilde yapılmazsa. “

İdari suçlar, 25.000 € ‘ya kadar bir para cezasına çarptırılabilir. Bundan etkilenen tüm kişiler yerel yetkililerde veya bölge hükümetinde belirli bir laboratuvara karşı suç duyurusunda bulunabilir. Milyonlarca kez mecburi raporlamanın ihlaline son vermek için, bundan sonra tutarlı bir şekilde (suç duyurusu) yapılması gerekecek.

Laboratuvarlar, SARS-CoV-2 patojenini, § 7 Bölüm 1 No. 44a IfSG’ye göre ismi rapor etmekle yükümlüdürler. Ancak ismi rapor bildirisi “akut enfeksiyon” sonucunda Sağlık Müfettişiligine gönderilebilinir.

§ 7 Bölüm 1 IfSG şunları içerir:

Aşağıdaki patojenler söz konusu olduğunda, aksi belirtilmedikçe, sonuçlar akut bir enfeksiyonu gösteriyorsa, doğrudan veya dolaylı sonuç ismen rapor edilmelidir:

1. Müvekkil başvurusunda, özellikle PCR testinin § 2 No. 1 IfSG’ye
dayanarak replikasyon yapabilen SARS-CoV-2 virüsünü tespit edemediğini RKI’nin kendisine atıfta bulunarak, yeterince ifade etmiştir.

Sayfa-57

2. RKI’ye göre, bulaşıcılığın değerlendirilebilinmesi yalnızca kültivasyon yoluyla, yani SARS- CoV-2 virüsünün çoğaltilmasıyla mümkündür.
3. Diger teşhis yollarıyla, semptomları olan bir hastanın grip virüsü veya rinovirüs gibi diğer grip İnfluenza virüsleri ile enfekte olmadığının ayırt edilebilinmesi zorunludur.

Ancak, tüm bu teşhisler semptomları olan bir hasta üzerinde gerçekleştirildiğinde ve replike olabilen bir SARS-CoV-2 virüsü gerçekten de keşfedildiğinde, bir laboratuvar § 7 Bölüm. 1 IfSG’ye dayanarak sağlık müfettişine ismen bildirimde bulunma yetkisine sahip ve yükümlüdür. Aksi takdirde § 7 IfSG’yi ihlal eder. Yalnızca SARS-CoV-2 RNA’sını gösteren pozitif bir PCR testinin iletilmesi, hiçbir koşulda bu kriterleri karşılamaz.

13.2 Laboratuvarların veri korumasını ihlal etmeleri

Aynı zamanda laboratuvarlar veri korumasını ihlal ettiklerinden dolayı Genel Veri Koruma yasasına göre suç işlemektedirler. İlgili kişiler, § 82 DSGVO’ye göre laboratuvarlara karşı tazminat talep edebilirler.

“Bu yasa ihlali sonucunda maddi veya manevi zarara uğrayan herkes, sorumlu veya görevi yerine getiren kişilerden tazminat alma hakkına sahiptir.

13.3 Laboratuvarların Tıbbi gizliligi ihlali

Laboratuvarların verilerin izinsiz olarak sağlık müfettişine iletmeleriyle § 203 StGB’ye göre Tıbbi gizlilik ihlal ediliyor:

Bir doktor, izinsiz olarak, kendisine emanet edilen veya başka bir şekilde öğrendiği bir hastasina ait olan bir bilgiyi, kişisel yaşam alanına ait bir sırrı ismen açıklarsa, bir yıla kadar hapis veya para cezası ile cezalandırılır.

Tıbbi gizliliğin ihlali de aynı zamanda § 823 Bölüm 2 BGB bağlantılı olarak § 203 StGB’ye göre tazminat talep etme hakkını beraberinde getirir.

Sayfa-58

13.4 Sağlık müfettişlerin kanuni yükümlülüklerine aykırı ihlalleri

Sağlık müfettişlerinin başkanları da Enfeksiyon Koruma Yasası kapsamındaki yükümlülüklerini büyük ölçüde ihlal ediyorlar. Bunun nedeni, sağlık müfettişlerinin, özellikle bulaşıcı hastalıklar söz konusu olduğunda, § 25 IfSG kapsamında gerekli incelemeleri yapmakla yasal olarak yükümlü olmalarıdır.

Bölüm 25 IfSG şunları içerir:

(1) Bir kişi (de) hastaysa, hasta olabilme ihtimali varsa, bulaşıcılık şüphesini taşıyorsa veya hastalık yayıyorsa veya ölen bir kişi (de) hastaysa, hasta olabilme ihtimali varsa veya hastalık yayıyorsa, Sağlık müfettişi özellikle enfeksiyonun türü, nedeni ve kaynağı ve hastalığın yayılması hakkında gerekli araştırmaları yapar.

(2) Birinci bölüme göre yürütülen araştırmalar § 16 Bölüm 1 Cümle 2, Bölüm 2, 3, 5 ve 8’e göre uygun bir şekilde uygulanmalıdır. Sağlık müfettişi, araştırma kapsamına bağlı, tehlike içeren bir bulaşıcı hastalığın nedenini, enfeksiyon kaynağını ve yayılmasıyla ilgili gerekli soruşturmasını üçüncü bir şahısa, özellikle de ilgilenen doktora yönlendirebilir, ancak bu, ilgili kişinin veya § 16 Bölüm 5’e göre sorumlu kişinin desteği veya vakitli desteği mümkün olmadığındadır; 3. şahıs § 16 Bölüm 2 Cümle 3 ve 4’e dayalı bilgi verme mecburiyetindedir.

(3) 1. bölümde geçen kişiler Sağlık müfettişi tarafından çağrılabilirler. Bu kişiler Sağlık müfettişi tarafından yükümlü tutulabilirler,

1. Sağlık müfettişi temsilcileri tarafından tetkik ve muayene materyali alımını yaptırmak gibi, özellikle gerekli dış muayeneleri, röntgen muayenelerini, tüberkuloz testlerini, kan tahlillerini ve deri ve mukoza zarlarından alınan sürüntüleri tolere etmek,

2. talep üzerine gerekli test malzemesini hazırda bulundurmak. İnvaziv işlemler ve anestezi gerektiren diğer müdahalelerin yalnızca ilgili kişinin rızası ile gerçekleştirilebilir; § 16 Absatz 5, yalnızca ilgili kişinin rıza gösterememesi durumunda geçerlidir. İncelemeler sırasında toplanan kişisel veriler ancak bu kanun kapsamında işlenebilmektedir.

Böyle bir soruşturma, Sağlık müfettişiler için de makuldur. Çünkü laboratuvarlar tespit edilen patojenleri §§ 7 Bölüm. 1 ve 2 No. 1 IfSG anlamında doğru bir şekilde rapor ederlerse, yalnızca çok az sayıda gerçekten “enfekte” kişi olacaktır. Bunların çoğu da korona hastalığının (Jens Spahn gibi) sadece hafif semptomlarına sahip olacaktırlar. Gerçekten hasta olan herkes zaten kliniklerde tedavi edilecektir.

Ancak, hiçbir vakada Sağlık müfettişileri § 25 IfSG’ye göre bir soruşturma yürütmedi! Bu da Almanya’daki Sağlık müfettişilerinin tarihinde görülmemiş bir durumdur.

Sayfa-59

13.5 RKI’nin (Robert Koch Enstitüsü) Enfeksiyon Koruma Yasasıni ihlali

RKI de test sonuçlarının herhangi bir enfeksiyon göstermediğini çok iyi biliyor. Ancak, RKI aylardır pozitif çıkan kişilerin “enfekte” olduğundan bahsediyor. Bu da RKI’nin § 4 IfSG’ye bağlı olan yasal yükümlülüklerinin açık bir ihlalidir:

Robert Koch Enstitüsü, bulaşıcı hastalıkların önlemi ve enfeksiyonların erken teşhisi ve daha fazla yayılmasının engellenmesi için ulusal otoritedir (§ 4 Bölüm. 1 Cümle 1 IfSG).

Robert Koch Enstitüsü, bildirimi zorunlu hastalıklara ilişkin verileri ve kendisine iletilen patojenlere ilişkin kanıtları bu yasaya ve § 11 Bölüm 5, § 16 Bölüm 4 IGV-Uygulama Yasasına uygun olarak, enfeksiyon epidemiyolojik yöntemlerle değerlendirmeli (§ 4 Abs. 2 Nr. 2 IfSG).

RKI, § 7 Bölüm. 1 IfSG’ye göre bildirime mecbur olmayan PCR testlerini değerlendirme yetkisine sahip değildir. Bu davranış ahlak dışıdır ve kötü kullanımı gösterir ve §§ 826, 839 BGB’ye göre tazminat talep etme hakkını yol açar:

“Her kim kasten iyi ahlak kurallarını ihlal edip bir başkasına zarar verirse, tazmin etmekle yükümlüdür. “

13.6 Davalınin cezai davranışı

13.6.1 Ofiste dolandırıcılık ve yanlış belgelendirme

En geç şimdi – muhtemelen en başından beri – davalı, bir PCR testinin § 28a IfSG uyarinca yeni enfeksiyonları tespit edemediğini çok iyi biliyor. Buna rağmen, davalı, Brandenburg’daki tüm insanların temel haklarının neredeyse totaliter bir şekilde kısıtlanmasının bir sonucu olarak, vaka hesaplamasına pozitif test sonucu olan kişileri dahil etmeye devam ederse, o zaman, müvekkilin görüşüne göre, bu Ceza hukuku açısından sadece Ceza Kanunu’nun (§ 263 StGB) maddesinde ağır sahtekarlık teşkil etmekle kalmaz, aynı zamanda resmi dairede § 348 StGB’ye göre milyonlarca resmi belgede sahte bir tasdik teşkil eder.

Sayfa-60

Bununla da §§ 826, 839 BGB’ye göre, yalnızca davacı için değil, aynı zamanda davalıya karşı tüm Brandenburg vatandaşları için tazminat talep etme hakkı dogar,:

“Her kim kasten iyi ahlak kurallarını ihlal edip bir başkasına zarar verirse, tazmin etmekle yükümlüdür. “

13.6.2 İnsanlığa Karşı Suçlar

Bir enfeksiyon veya yeni enfeksiyon, pozitif bir PCR testi sonucuyla eş görülmemelidir. Bu nedenle, yalnızca pozitif PCR sonucuna göre vaka sayısı hesaplanamaz ve insidans değerleri belirlenemez. Bu sadece, yeni enfeksiyon kavramının kötüye kullanılmasını ve dolayısıyla insidans değerinin yasadışı bir şekilde belirlenmesini temsil eder. Bu aynı zamanda hem Brandenburg’daki hem de Almanya’nın her yerindeki insanlara karşi büyük bir sahtekarlıktır. Davalinin aylardır PCR test sonuçlarına göre ülkedeki vatandaşlarına yaptiklarinin sonuçları göz önünde bulundurulursa, ceza kanununun 7. Paragrafi (§ 7 VStGB) tahakkuk etmistir: “İnsanlığa karşı suçlar”.

Uluslararası Ceza Kanunun 7. Bölümü şunları belirler:

Her kim yaygın veya sistematik bir saldırı bağlamındaki sivil bir nüfusa yönelik

2. bir nüfusu kısmen veya tamamen yok etmek, bunu veya bir kısmını, kısmen veya tamamen yok etme amacıyla yaşam koşullarına sokmak,

… 1 ve 2 numaralı durumlarda müebbet hapis, 3 ila 7 numaralı durumlarda beş yıldan az olmamak üzere hapis ve 8 ila 10 numaralı durumlarda üç yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılır.

13.7 Bariz çelişkiler insan onurunu ihlal ediyor

Sonuc olarak, davalının, itiraz edildiği 6. yasası açıkça çelişkilidir.

Sayfa 61

13.7.1 Korona hastalığının bariz şekilde azalması

Çünkü sanık tarafından sunulan rakamlardan da anlaşılacağı üzere “vaka sayısı” ve hasta sayısında büyük bir düşüş var:

– Şu anda COVID-19’dan muzdarip olan kişi sayısı, söz konusu zaman dilimine göre 15.951’den 6.082’ye düşmüştür,
– COVID-19 ile yatarak tedavi gören hasta sayısı 1.023’ten 684’e düşerek yine de yüksek sayılacak bir seviyede kaldı,
– Yoğun bakımlarda tedavi gören COVID-19 hastalarının sayısı 159’dan 140’a düşse de yüksek bir seviyede kaldı.
– Yoğun bakımda solunum desteği verilen COVID-19 hastalarının sayısı da 159’dan 110’a düşmüş, ancak yüksek bir seviyede kalmıştır.
20 Ocak – 10 Şubat 2021 arasındaki dönemde ülke çapında 7 günlük insidans 229.0’dan 79.5’e düşmüştür. 7 günlük insidansı 160.0, 148.4 ve 121.4 gibi yüksek değerlerde olan münferit bölgeler hala bulunabilir (10 Şubat 2021 itibariyle).
Halihazırda mevcut solunum desteği olan yoğun bakım yatağı sayıları şöyleydi:
– 28 Ocak 2021: 315
– 4 Şubat 2021: 364
– 10 Şubat 2021: 367

Yani “Hasta insanların” sayısında şaşırtıcı büyüklükte bir düşüş, yoğun bakım hastalarında önemli bir azalma ve bunlarla bağlantılı olarak müsait yoğun bakım yataklarının sayısında

önemli bir artış var. Oysa 5.düzenlemeye kıyasla insidans değeri, yalnızca üçte bir oranında yüksektir!
Yine de, kapatma tedbirleri basitçe uzatıldı.
Davalı hangi rakamlarla ilgili olarak “rakamların yüksek bir seviyede kaldığını” iddia ediyor? 2,5 milyon nüfusa sahip Brandenburg’un tamamında 140 adet yoğun bakım hastası ciddi anlamda “yüksek bir düzey” midir?

Sayfa-62

13.7.2 Davalı, vatandaşlarını kandırıyor

Davalı acaba Brandenburg halkının ne kadar aptal olduğunu düşünüyor?
Bir devlet organı, burada eyalet hükümeti, tüm nüfusuna sayıları ve düşüncenin mantıksal sonuçlarını açıkça yargılayamayan aptallar gibi davranırsa, Temel Yasanın 1. Maddesinin 1. Paragrafına göre insan onurunu temelden ihlal eder.
Davalı, davacıyı ve Brandenburg vatandaşlarını rencide etmek mi istiyor? Gerçekten onların tedbirler ve sebepler arasındaki bariz ve neredeyse kötü niyetli çelişkiyi göremeyecek kadar aptal olduklarını mı varsayıyor?
İnsanlık dışı önlemleri daha da genişletmek, insanlık onuru ilkesini, hukukun üstünlüğü ilkesini ve bir Başbakanın sorumluluk ve dürüstlük ilkesini, daha önce endişe verici olmayan sayıların düşmesine rağmen ihlal etmektir.

13.7.3 Temel hak ihlalleri, yalanlara ve dolandırıcılığa dayandırılıyor.

Mahkeme çelişkili sayılarla ve maksadına hiç bir şekilde hizmet etmeyen PCR testleriyle hain bir dolandırıcılığa dayandırılan büyük çaplı temel hak ihlallerine daha fazla müsamaha gösteremez ve kabul edemez. Aksi takdirde insanlığa karşı işlenen en ciddi suçlardan birinin suç ortağı haline gelinir ki, bunun şu an hayal bile edilemeyecek ölçekte sonuçları olabilir. Bu bağlamda, George Orwell’in “1984” kitabını (tekrar veya ilk kez) okumanız tavsiye edilir. Mahkemeler bu kötülüğe derhal ve kararlı bir şekilde karşı çıkmazsa bu distopya, tahmin edilebilineceğinden çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşebilir!

13.7.4. 7 günlük insidans yalanı

Davalı, restoranlara getirilen yasağın daha da sıkılaştırılması ve sürdürülmesini, hala yüksek olduğu iddia edilen 7 günlük insidans değerine ve halen “yüksek seviyede” olan haftalık yeni enfeksiyonların sayısına dayandırıyor:
20 Ocak – 10 Şubat 2021 arasındaki dönemde ülke çapında 7 günlük insidans 229.0’dan 79.5’e düşmüştür. 7 günlük insidansı 160.0, 148.4 ve 121.4 gibi yüksek değerlerde olan münferit bölgeler hala bulunabilir (10 Şubat 2021 itibariyle).

Şimdi bu başvuruda yeterince gösterildiği ve kanıtlandığı gibi, vaka sayısının tespiti ve dolayısıyla insidans değerinin hesaplanması, bir enfeksiyonu tespit etmekten aciz milyon çeşit PCR testiyle edinilen sonuçlara dayandırılırken Brandenburg genelinde yoğun bakım ünitesinde uygulanan tedavi sayısı yaklaşık 140 kişi ile aksine işaret etmektedir.

Sayfa-63

Şimdi bu başvuruda yeterince ortaya koyuldugu ve ispatlandigi gibi, vaka sayısının ve dolayısıyla insidans değerinin hesaplanmasi sadece, bir enfeksiyonu tespit edemeyen milyonlarca PCR testine, buna ilaveten bu testler sonucu elde edilen ve Brandenburg

genelinde yoğun bakım ünitesinde tedavi göre yaklaşık 140 kişilik hasta sayısi ile taban tabana zit olan, vaka sayısina dayanmaktadır
Buna ek olarak, aynı kişi haftada üç kez test yapsa ve o hafta üç kez pozitif olsa bile, tüm bu pozitif PCR testlerinin hesaplamaya dahil edildiği gösterilmiştir.

Testler büyük ölçüde artırılsa da bu, şu anda insidans değeri üzerinde tam tersi etkiye sahiptir. Bunun kliniklerdeki gerçek hasta sayısıyla hala açık bir tezat oluşturduğu açıktır. Bu aynı zamanda, sağlıklı insanların yüzde 99.98’ini keyfi olarak taciz etmeyi, özgürlüklerinden ve hayatlarindan calmayi amaçlayan Enfeksiyondan Koruma Yasasi`nin utanç verici suistimalini de gösteriyor.
Davalı, Enfeksiyondan Koruma Yasasının tüm yasal gerekliliklerini kasıtlı olarak göz ardı ederek, enfeksiyondan korunmaya yönelik olmayan, ancak sağlıklı insanların yasadışı ve haksiz bir şekilde keyfi ve temelsiz teslimini amaçlayan yetkileri üstlenir. Bu, Enfeksiyon Koruma Yasasını tam tersine çevirir. Çünkü pozitif PCR testine dayanarak hiç kimsenin bulaşıcı olduğundan veya enfekte olduğundan şüphelenilemez.
Mahkeme nihayetinde bu kanunsuz, keyfi ve cezai faaliyete son vermek zorunda!

Sayfa-64

14. Brandenburg’daki insidans değeri şu anda 5 / 100.000’dir

Davalı gerekçesinde, § 28a (3) IfSG göre önlemlere veya bunların uzatılmalarına neden olan bir insidans değerinden bahsetmektedir.

20 Ocak – 10 Şubat 2021 arasındaki dönemde ülke çapında 7 günlük insidans 229.0’da 79.5’e düştü. 160.0, 148.4 ve 121.4 gibi 7 günlük yüksek bir insidans, ilçelerde hala bulunabilir (10 Şubat 2021 itibariyle).

Bu sayı yanlış. Çünkü pozitif PCR test sonuçları, ayrıntılı olarak açıklandığı üzere Bölüm 28a (3) IfSG’nin anlamı dahilinde “yeni bir enfeksiyonun” yasal gerekliliğini karşılamamaktadır. En fazla, yoğun bakımda hastaneye yatırılan hastaların sayısı belirleyicidir – sadece RKI ile işbirliği içindeki yoğun bakım kayitlari bunun kanıtını sağlar. Buna göre, 6. SARS-CoV-2 EindV’nin (6.SARS-CoV-2 sınırlama emri) yürürlüğe girdiği sırada sadece 140 hasta yoğun bakımda tedavi ediliyordu.

Ispat: Davalı tarafından verilen gerekçeler, s.22, Ek 1’e bakınız.
Brandenburg’da yaşayan 2,5 milyonluk toplam nüfusa göre 140 hasta sayısı 0,005’lik

bir orana tekabül ediyor.

Bu, insidansın kesinlikle 79.5 / 100.000 olmadığı anlamına gelir – ki bu zaten nadir hastalık anlamına gelir. Brandenburg’da insidans sadece 5 / 100.000’dir. Bu çok çok nadir görülen bir hastalıktır! Yani yüz bin kişiden sadece 5’inde şiddetli bir COVID-19 hastalığı var, en azından pnömoni, corona virüsünün olası ciddi bir sonucu olabilir – ama olmak zorunda değildir

14.1 Yoğun bakım hastalarında bile açık şüpheler

Şu anda bu 140 hasta da bile, hiç COVID-19 hastalığı olmayabilir, ancak olsa olsa pozitif PCR testinden söz edilebilir. Çünkü bu hastalarda da virüsün üreyip çoğaldığına dair özenli bir teşhis yapılmamış olması çok muhtemeldir. Zatürrenin başka virüslerden mi yoksa tipik olarak bakterilerden mi kaynaklandığını belirlemek için herhangi bir dışlama teşhisi yapılmamış olması çok muhtemeldir.

Sayfa-65

Bu hastalar bile kanıtlanmış COVID hastaları değildir. Ancak kesinlikle tedavi gerektiren çok şiddetli zatürreleri vardır. Davalının bunun nedenini kanıtlaması gerekir – Brandenburg’daki vatandaşlarına bu hastaların gerçekten COVID hastaları olduklarını kanıtlaması gerekir!

Gerçek şu ki: davalının iddia ettiği insidans değeri yanlış. Yoğun bakım kayitlarindaki sayılara ve davalının kendi bilgilerine göre sadece 5 / 100.000’dir. COVID-19 bu nedenle Brandenburg’da çok nadir görülen bir hastalıktır.

Brandenburg’daki COVID enfeksiyonlarının insidansı 5 / 100.000’dir.

14.2 Vaka sayısını doğru hesaplama zorunluluğu

Bu nedenle davalı, yalnızca aşağıdaki şartlara tam olarak uyduktan sonra vaka sayısını ve dolayısıyla insidans değerini hesaplamak ve bunu kendisine bağlı sağlık makamları tarafından sağlamakla yükümlü olmalıdır.

1. PCR testi yalnızca COVID-19’un tipik klinik semptomlarına sahip kişilerde yapılabilir. 2. PCR testi maksimum 25 döngü ile gerçekleştirilir.

3. 25 döngü ile pozitif bir test sonucu olması durumunda, replikasyon yapabilen (çoğalabilen) bir SARS-CoV2 virüsünü tespit etmek için SARS-CoV2 virüsü mutlaka kültür ortaminda yetiştirilmelidir.

4. SARS-CoV2 virüsünün replikasyon yapabildiği bulunursa laboratuvar, hastalığın semptomlarının nedeni olarak diğer virüsleri (örneğin influenza virüsleri veya rinovirüsler) dışlamak için diger teşhis yöntemlerini kullanmalıdır.

5. Test sonucunde, yalnızca § 2 (1) No. 1 IfSG anlamı dahilinde replikasyon yapabilen kültürlenmiş bir virüsün bilimsel kanıtı söz konusu ise ve dolayısıyla yalnızca §7 (1) cümle 1 No. 44a IfSG anlamında akut enfeksiyon kanıtı varsa sorumlu sağlık departmanına iletilmeli.

6. Sağlık bakanlığı, yalnızca 1’den 5’e kadar numaralanmış şartların kümülatif olarak karşılanması durumunda rakamlari, vaka hesaplamasına dahil edilmek üzere RKI’ye veya davalıya “yeni enfeksiyon“, “enfeksiyon” veya “vaka” olarak iletilmesini temin etmelidir.

Sayfa-66

14.3 İnsidans hesaplamasına çoklu testleri dahil etme yasağı

Son olarak, davalı istatistiklere ve dolayısıyla insidans değerinin hesaplanmasına tekrardan pozitif çıkan kişileri yalnızca bir kez dahil etmek zorundadır. Çünkü § 28a IfSG, açıkça “yeni enfeksiyonlar”dan bahsediyor, PCR testlerinden değil ve çoklu PCR testlerinden hiç değil. Hasta bir kişi birkaç kez test edilebilir, ancak bu vaka sayısını artırmamalıdır. Nihayetinde, bir kanser hastası belirli durumlarda birkaç tedavi aldı ve daha önce birkaç kez klinik ve tanısal olarak incelendi diye kanser hastalarının sayısı da üç katına çıkmaz.

Fakat, rakamlar hesaplanırken, Federal İstatistik Ofisi gerçekten de tüm çoklu testlerin dahil edildiğini İstatistik Dosyası: “COVID-19 Salgını ile ilgili veriler “, 18/2020 baskısında açıkça belirtmektedir.

Ispat: İstatistik dosyası: “Daten zur COVID-19-Pandemie” baskı 18/2020

Ek 32.
Sayfa-67
15. Davalinin iddialarina iliskin kanit sunma yükümlülügü 15.1 Davali tarafindan yemin beyani yükümlülügü

Mahkeme – bu ifadenin aksine – PCR testinin vaka sayisini hesaplamak icin yeterli bir temel oldugu görüsünü sürdürürse, cünkü mahkemenin görüsüne göre, PCR testi madde 2 No. 1 ve madde 2 No. 5 (IfSG) enfeksiyon koruma yasasina dayanarak bir enfeksiyon kanitlayabilirse, simdiden

davali tarafindan kanitin ispati icin basvurulmaktadir.
Bu durumda, davali asagidaki gibi bir yemin beyani sunmali veya Christian Drosten veya

Lothar Wieler gibi bir uzmana ibraz etmelidir:

„Tüm PCR testleri güvenilir bir sekilde, cogalabilir bir SARS COV-2 virüsünü ve dolayisiyla (IfSG) enfeksiyon koruma yasasinin madde 2 No. 1’in ve izafeten madde 7 No. 1 anlami dahilinde akut bir enfeksiyonu kanitlayabilir.“

Leopoldina’daki 28 profesör, bunu 6. Ad-hoc-aciklamasinin bir cümlesinde iddia etti, ancak ilginc bir sekilde bu iddiayi ne kanitladi ne de yemin beyaninda bulundu. Bu, önemli sorulari gündeme getiriyor ve bizi 28 Leopoldina üyesini ihmalden veya yeminli beyanda bulunmaktan dava acmaya zorluyor.

15.2 Davalinin arastirma calismalarini sunma yükümlülügü

Davali ayrica arastirmalarla – bos iddialarla degil – yalnizca positiv PCR testlerine ve sayisiz ikili ve üclü testlere (ne kadar cok test, o kadar yüksek vaka sayisi) dayanan tüm sözde „vaka sayilarinin“ gercekte agir veya ölümcül seyreden hastaliklara yol actiginin dogru oldugunu ve vakalardan yüzde kacinin böyle seyrettigini kanitlasin. Asagida imzasi bulunan kisi bu konudaki tek bir arastirmadan haberdar degildir.

Davali ayrica arastirmalarda – bos iddialarla degil – bir enfeksiyon olayinin „restoranlarda ne zaman, nasil ve nerede gerceklesmis oldugunu kanitlamalidir. Davali, „acil durum kararnameleri“ adi verilen yolla aylardir ajite ettiginden dolayi, iddialarini nihayet somut rakamlar ve arastirmalarla ispatlamak ve saglam temele dayandirmak icin gercekten yeterli zamani vardi. Halkin da riayetini ve güvencini kazanmak icin. Asagida imzasi bulunanin kisi bu konuda tek bir arastirmadan haberdar degildir.

Sayfa-68

15.3 Brandenburg’daki gözlemci muayenehanelerinin degerlendirmelerini sunma yükümlülügü

Davali özellikle Brandenburg’daki gözlemci muayenehanelerin SARS-CoV-2 sonuclariyla ilgili enfeksiyon sürecini iceren degerlendirmeleri sunmasi gerekir. Yasaya göre, RKI veya Brandenburg’un saglik bakanligi, özellikle SARS-COV-2 gibi bir pandeminin iddiasi durumunda bunu yapmakla mutlaka yükümlüdür.

Madde 2 No 13 (IfSG) Enfeksiyon koruma yasasina göre „Sentinel-Arastirma*“:

„Belirli bulasici hastaliklarin yayilmasinin ve belirli bulasici hastaliklara karsi

bagisikligin secilmis nüfus gruplarinda örneklenmesi icin kullanilan epidemiyolojik yöntemdir“.

Almanya’daki yaklasik 750 muayenehane bir tür „gözlemci muayenehanedir“. Davali, lütfen bu gözlemci muayenehanelerle „enfeksiyon olaylarinin“kayitlarinin sonuclarini kanitlamali, sadece dramatik bir enfeksiyonu kanitsiz iddia etmemeli (simdi sözde bir mutasyon yoluyla) ve asla basarisiz PCR testlerine dayanmamali!

Bununla birlikte, davali, gözlemci muayenehanelerden herhangi ise yarar bir sonuc saglayamayacaktir cünkü ortada hemen hemen hic enfeksiyon yoktur. Son birkac ayda rinovirüsler vardi, ancak neredeyse hic koronavirüs yoktu ve hemen hemen hic grip virüsü yoktu.

15.4 Ölüm belgeleri ve otopsi raporlari sunma yükümlülügü

Koronadan öldügü iddia edilen hasta sayisindaki belirgin artis da cok süphelidir: Tedavi edilen hasta sayisi ve yogun bakim hastasi ocak ayinin basindan bu yana önemli ölcüde azalirken, koronadan ölen hasta sayisi aksine yükseldi.

Bu sasirtici! Öyleyse acikca göründügü gibi klinikte degilse bu hastalar nerede öldü? Huzur evlerinde mi öldüler? Bu hastalar muayene oldu mu?

Sayfa-69

Otopsileri yaptildi mi? Ölüm belgelerine bakildi mi? Bakim evlerinde Korona-Salgini oldu mu? Bu hastalara neden ocak ayinda cok sayida bos yogun bakim yatagi bulunan kliniklerde bakilmadi?

Ya da tüm ileri yastaki huzur evi sakinlerinin, PCR testi negativ olmasina ragmen ve o yasli insanin ciddi kronik hastaliklari bulunmasina ragmen, ölüm sebebi Korona olarak mi bildirildi? Bu son derece süpheli durum nasil ortaya cikiyor?

15.4.1 Ölüm belgelerinde sahtekarlik ve akrabalara rüsvet

Örnegin bavyera yasal saglik sigortasi hekimleri dernegi’nin 4 aralik 2020 tarihli Aichach- Friedberg bölgesi doktorlarina, doktorlar tarafindan yapilan ölü muayenesiyle baglantili talimati son derece süphelidir. Bu mektupta su ifade yer almaktadir:

Ayrica saglik departmani, daha önce Covid-19 testi negativ olan vefat etmis huzur evinde yasayan hastalara, ölü muayenesinin bir parcasi olarak yeni bir PCR salgi örneginin alinmasini istiyor. Bu numuneler daha sonra numunelerin aktarilmasini ayarlayacak olan saglik departmanina iletilmek zorundadir.

Ispat: Dr. Andreas Ullmann’in 4 aralik 2020 tarihli mektubu

EK 33.

Ölüm belgelerinin düzenlenmesinde baska süpheli entrikalari kanitlayan bir makale de sunulur.

Ispat: Reitschuster’in makalesi: „Her Korona yazilan ölüm belgesinin, gercekte ölüm sebebi Korona degil. Bir cenaze levazimatcisi itiraf ediyor“

EK34.

Baska bir raporda Reitschuster’in „doktor bey ölüm belgelerinde sahtekarlik yapiyor:

Sayfa-70

Aşağıda imzası bulunan şahıs halihazırda üniversite klinikleri de dahil olmak üzere çeşitli kliniklere ve doktorlara karşı, hastalarının beklenmedik ölümüne rağmen uygun belgelendirmeyi yapmadıkları ve ölüm belgesini düzenlemedikleri gerekçesi ile akrabaları adına davalar açmaktadır. Geride kalanlar merhumun ölüm sebebinin “Korona” olarak teşhis edilmesini beklerken test sonuçları negatif çıkmış ve yürütülen tedavi diğer ağır hastalıklarına yönelik olmuştur.

15.4.2 Aşılama sonrası ölüm sayısında artış

Ölüm sayısındaki belirgin artış pek ala Aralık ayı sonundan beri bakım ve huzurevlerinde yapılan aşılamalarla ilgili olabilir.
Özgür medyada, yalnızca ciddi yan etkileri değil, aşılamadan sonraki birkaç gün ile birkaç hafta arasında meydana gelen çok sayıda ölümü de gösteren endişe verici sayıda çok rapor var. Bununla birlikte, ağır hasta kişi daha önce zaten sahip olduğu önemli hastalıkları göz ardı edilerek, herhangi bir bilgi vermeyen PCR testine ve sahte ölüm belgelerine dayandırılarak korona ölümü sayılırken, aşılamanın başlangıcından bu yana tam tersi oldu: Aşılama ve beklenmedik ölüm arasındaki bağlantı kitle iletişim araçlarında açıkça reddedildi, elbette yaşlı kişi önceki hastalıklarindan aniden öldü.

Tüm bunlar şüpheli. Çok şüpheli.

15.5 Rasgele İddialar

Bu nedenle davalı, ısrarla Almanya ve Avrupa’da çok dinamik ve ciddiyet gerektiren bir durum olduğunu iddia ediyor. Bunu nasıl kanıtlıyor? Sağlıklı insanlarda PCR testlerine dayalı vaka sayısıyla mı? Bu yeni sağlık bilimi mi? Hükümetler basitçe istediklerini söyleyebilirler, asıl mesele bunun medyada ve politikacılar tarafından aylarca (hiçbir bilimsel kanıt olmaksızın) her gün monoton bir şekilde tekrarlanmasıdır, böylece herkes sonunda son derece yüksek bulaşma riski olan ölümcül virüse inanır.

Sayfa- 71

Şimdi bir de yeni mutasyonlar mı çıktı? Çok daha kötü, çok daha tehlikeli? Çok daha hızlı yayılabilen? Bazı karanlık iddialar dışında bunun için herhangi bir kanıt var mı? Çünkü bu yeni Güney Afrika varyantı Güney Afrika’da bilinmemektedir.
İnsanları dünyanın düz ve iki artı ikinin beş olduğuna ikna etmek ne kadar sürer?

15.6. Kapatma tedbirlerini doğru bir şekilde gerekçelendirme yükümlülüğü

Mahkemelerin kesin gerçekleri olan, gerçeklere ve bilgiye dayalı nesnel kararlar alması gerekir. Bu gerçekler, başvuran tarafından sunulmuş ve sayısız delille desteklenmiştir. Davalıdan farklı olarak, başvurusunu çok sayıda bilimsel tıbbi çalışmayla ve hepsinden önemlisi Robert Koch Enstitüsü ve Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamaları, rakamları ve çalışmaları ile temellendirmiştir.

Bu aynı zamanda davalıdan beklenmeli ve talep edilmelidir.
Davalı neden bunu yapmıyor ve nihayet iddialarını dürüst ve yasal bir şekilde kanıtlamıyor? Semptomları düzgün bir şekilde tetkik ettirmek ve bir kişinin gerçekten Covid-19 hastası olduğunu kanıtlamak için gerekli tıbbi muayeneleri ve testleri kullanmak yerine neden uygun

olmayan PCR testlerine yüz milyonlarca euro harcıyor? Davalı neden on yıllardır uygulanan doğru dürüst ve bilimsel tıbbı talep etmiyor?
Bir yasa koyucu nasıl, yasal gereklilikleri küstahça ve pervasızca yok sayabilecek, sadece bunu yaparak 2,5 milyon sağlıklı insana kitlesel bir şekilde zarar verebilecek ve tüm temel haklarını sınırlandırabilecek yetkiye sahip olabilir? Mahkeme, geçen bir yıl süre ve sayısız acil yargılamadan sonra hala, siyaset ve kitle iletişim araçlarının iddia ettiği gibi tüm bunların “toplum sağlığının ve sağlık sisteminin korunması” için gerekli olduğuna gerçekten inanıyor mu? RKI’nin, Federal İstatistik Dairesinin ve yoğun bakım kayit istatistiklerine kısaca bakarak kendi fikrini oluşturmamış mıdır? Bu süre zarfında mahkeme, ilgili referansları ve karşılaştırmalı rakamları kullanarak yapilabilinecek küçük bir hesabın ardından sanığın iddialarında çok temelde bir şeylerin doğru olamayacağını şaşkınlıkla görmemiş midir?

Sayfa-72

Belki de bunun arkasında bir salgın yoktur? Nasıl olur da, zaten her türlü viral hastalıktan sakınması gereken çok yaşlı ve hasta insanları sözüm ona kurtarmak için, milyonlarca girişimci ve aile sıkıntıya ve iflasa sürüklenebilir? Aynı insanlar, yakınlarının onları kliniklerde ve bakım evlerinde ziyaret etmesi yasaklanarak kesin bir şekilde izole edilmiştir. Davalının “yaşamın ve sağlığın korunması” ndan anladığı bu mudur? Davalı kendinden utanmalıdır. Belli ki hiçbir zaman ciddi bir şekilde araştırılmamış ve analiz edilmemiş olan “enfeksiyon süreci” hiçbir şekilde korkutucu değildir. Çünkü yoğun bakım kayitlarindaki rakamlar, daha önce ayrıntılı olarak açıklandığı gibi “endişe verici bir gelişme” olmanın çok ötesindedir. Korkutucu olan sadece Davalının tutumudur. Çok korkutucu.

Bu nedenle mahkeme, yukarıda talep edilen kanıtı talep etmeli veya davacının beyanına uymalıdır.
Aksi takdirde, Enfeksiyon Koruma Yasasının, hukukun üstünlüğünün ve özellikle orantılılık ilkesinin ağır şekilde ihlali söz konusudur.

Bir mahkeme, Enfeksiyon Koruma Yasasının bu şekilde kötüye kullanımını onaylamayı sürdürerek, temel haklarla ilgili ciddi kısıtlamalara yol açtığı da göz önünde tutulduğunda Ceza Kanunu’nun 339. Maddesine muhalefet eder.

15.7. Davalı, tedbirlerin hukukun üstünlüğüne uygunluğunu kanıtlamalıdır.

Mahkeme, başkalarının haklarını kısıtlayan kişinin de bunun gerçek nedenlerini sunması ve kanıtlaması gerektiği genel ilkesine uymalı ve sonuç olarak da önlemlerin uygun, gerekli ve orantılı olduğunu kanıtlamasını istemelidir. Özel kutlamalar için kullanılan restoranların işletilmesine getirilen yasağın “Yaşam ve Sağlığın Korunması” ve “Sağlık sisteminin korunması” ile ilgisi olmadığını kanıtlamak, kanuna tabi olan ve temel hakları kısıtlanan kişinin yükümlülüğü değildir. Kanun koyucu bunu kanıtlamalıdır!

Zorunlu Corona önlemlerinin başlangıcından bu yana geçen 10 aydan fazla zaman içinde bu tür kanıtlar ortaya konmamıştır. Bugüne kadar SARS-CoV-2 virüsü ile belirli bir enfeksiyon için bir restorana yapılan ziyaret risk oluştururken, trenlerde, uçaklarda ve özel alanlarda bu tehlikenin neden bulunmadığını açıklayan geçerli ve bilimsel olarak sağlam bir argüman ileri sürülmemiştir. Özellikle, bulaşıcılık ve gerçek bulaşma yolları hakkında çalışma veya bilimsel kanıta hala ihtiyaç vardır.

Sayfa-73

16. Restoranların kapatılması Enfeksiyondan Korunma Yasası (IfSG-Infetionsschutzgesetz) Bölüm 28a ile uyumlu değildir.
Özellikle restoran işletmeciliğine getirilen yasakla, Enfeksiyondan Korunma Yasasının koruma amacı arasında hiçbir tutarlılık yoktur. Çünkü korona virüs enfeksiyonunun yayılmasını önlemek için bu işletmelerin kapatılmasının gerekli olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur. Oysa IfSG Bölüm 28a Paragraf 1 tam da bu kanıtı şart koşar.

Bir restoranı kapatmak ile hastalığın yayılmasını önlemek arasındaki ilişki nedir? Böyle bir ilişki yoktur çünkü insanlar esas olarak huzurevlerinde ve kliniklerinde ölmektedir. Hastalıktan öncelikle etkilenenlerin zaten ciddi hastalıklara sahip veya çok yaşlı bireyler olduğu iyi bilinen bir gerçektir. Bakım ve huzurevlerindeki çok yaşlı insanların veya genellikle hastanelerde bulunan ağır hasta kişilerin tam da şu Virüs zamanlarında publara, restoranlara veya barlara gittiği varsayılamaz. Bu hastalar restoran ziyaretlerinden dolayı ölmezler! Aksini söyleyebilmek için davalı kanıtlarını sunabilmelidir.

16.1 Restoranların kapatılması sağlık sistemini korumaz

Restoranların kapatılması Enfeksiyondan Korunma Yasası Bölüm 28a (3)da açıkça tarif edilen şekliyle Sağlık sisteminin işlevselliğinin korunması için de uygun bir koruyucu önlem değildir. Burada da restoranların kapatılması ile sağlık sisteminin işlevselliği arasında herhangi bir bağlantı yoktur.

Sağlık sistemi, bir restoran veya perakende mağazasının açık olup olmamasından tamamen bağımsız olarak, aynı derecede iyi veya aynı derecede kötü çalışmaktadır.

Sayfa-74

Geçen 2020 yılında ülke çapında 20 kliniğin kapatılması ve buna bağlı olarak binlerce yatağın azaltilmasi, sağlık sistemi üzerindeki aşırı yük iddiası ile uyumlu görünmemektedir. Bu arada, Brandenburg’da bir yerlerde birinin bira içmesi veya bir restoranda şnitzelinin tadını çıkarması tek bir kişiyi hastalıktan korumaz. Bunu yapıp yapmamasının Covid hastasının hayatıyla ve sağlığıyla hiç bir ilgisi yoktur. Bu şekilde Enfeksiyondan Korunma Yasası (IfSG) Bölüm 28a Paragraf 3 de, koruyucu önlemlerin özellikle yaşamın ve sağlığın korunması ile sağlık sisteminin işlevselliği alanlarına uygulanması gerekliliği de karşılanmamış olur. Tersine, bir restoran işletmecisi de restoranda işler kötü gidiyor diye bir kliniğin kapatılmasını veya iyileştirilmesini talep edemez. Bunun sebebi kliniklerin yetersiz donanımı veya virüslerin varlığı değil restorancının bir şeyleri yanlış yapmasıdır

16.2 İşletmelerin kapatılmasının etkilerini göz ardı etmek

Ayrıca, § 28a IfSG’ye göre Restoranların kapatılması gibi önlemlere karar verirken birey ve genel halk üzerindeki sosyal, toplumsal ve ekonomik etkiler dikkate alınmalıdır, (Bölüm 28a (6) cümle 1 IfSG). Davalı bunu kesinlikle hesaba katmadı. Belli ki tedbirleri nedeniyle yüzbinlerce serbest meslek sahibi vatandaşın ticari cöküse, intihara veya depresyona sürüklenmesi hiç umurunda değil. Yeter ki yoğun bakımda Covid tedavisi gören hastaları gösteren son derece korkutucu 140 sayısı düşsün!

Başvuru sahibi de söz verilen yardımı artık alamadığından iflasın eşiğindedir.
Bu ülke, çok temel bir şeyin yolunda olmadığını hala fark etmeyenler ve bu arsız peri masallarına inanmaya devam edenler, -artık uyanmazlarsa – totalitarizmde şimdiye dek olagelmişleri her alanda açıkça aşabilecek bir sistemin kurulmasında suç ortağı olacaktır.

Sayfa-75

16.3 İkiyüzlü hedeflere ulaşma yasağı

Bu arada, Federal İdare Mahkemesi – tıpkı Avrupa Adalet Divanı gibi- yasa koyucu ve uygulayıcıların ikiyüzlüğü meşrulaştıran hedefler belirleyemeyeceğini defalarca karara bağlamıştır ama gerçekte kısıtlamayı meşrulaştırmayan -mali hedefler gibi başka amaçlar peşindedirler.

(Vgl. BVerwG, Urt. v. 20.6.2013 – 8 C 17.12; EuGH, Urteile vom 21. Oktober 1999 – Rs. C- 67/98, Zenatti – Slg. 1999, I-7289 Rn. 35 ff., vom 6. November 2003 a.a.O. Rn. 67 ff. und vom 8. September 2010 – Markus Stoß – a.a.O. Rn. 88 ff. sowie – Carmen Media – a.a.O. Rn. 55, 64 ff.; BVerwG, Urteil vom 1. Juni 2011 a.a.O. Rn. 45).

Mevcut davadaki durum açıkça budur: Yasa koyucu, ikiyüzlü bir şekilde sağlığın ve sağlık sisteminin işlevselliğinin korunmasını hedef göstermektedir. Klinikler üzerinde ağır bir yük

olduğunu iddia etmekte, aynı zamanda daha bulaşıcı olduğu iddia edilen virüs mutantından kaynaklanacak yeni bir tehlikeyi duyurmaktadır. Bunların hepsi ikiyüzlülük ve yalan:

Mutasyon henüz ispat edilmedi, sadece birkaç vakaya dayanılarak iddia edildi. Virüsler zaten sürekli mutasyona uğrar, yani bu yeni bir şey değil ve kesinlikle korkutucu bir şey değil. Mutasyon o kadar tehlikeli olsaydı, bunu hastanede yatan hastaların sayısında görürdük, başka nerede olacak? Oysa hasta sayısı belirgin olarak düşmektedir!

Sağlık sistemi hiçbir şekilde aşırı yüklenme sınırında değildir, aksi takdirde 20 klinik kapatılmaz, aksine 20 yeni klinik inşa edilirdi. Ama özelinde Restoranların kapatılması, ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, ne sağlığın korunmasına ne de sağlık sisteminin işlevselliğine hizmet etmektedir. Tüm bunlardan sonra, sanık gerçekte var olmayan ikiyüzlü meşru amaçlar iddia ediyor. Federal İdare Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı, son 20 yılda ikiyüzlü iddialara dayanan yasakları defalarca bozdu ve yürürlükten kaldırdı.

Bunun burada da olması gerekir.

Sayfa-76

16.4 Çalışma ve mesleğini sürdürme temel insan hakkı

Bütün bunlarda özellikle dikkat edilmesi gereken, bizim anayasamızın da dayanağı olan özgür, demokratik bir düzende ‘açıkça izin verilmeyen her şey yasaktır’ şeklinde bir ifade geçerli olamaz. Aksine tam tersi doğrudur, anayasal ilkelere uygunluk temelinde özellikle yasaklanmamış her şey serbesttir.

Bu aynı zamanda tüm vatandaşların çalışma ve işini yürütme temel insan hakları için de geçerlidir. Bu hak – sadece Alman hukukuna göre değil, aynı zamanda AB Temel Haklar Şartı ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre de herkese açıktır – ve dolayısıyla başvuru sahibi için de geçerlidir.

Herkesin bir işi yürütme, sürdürme, kapatma ve açma hakkı vardır. Bunun dayanakları • Ticaret Düzenlemeleri, bölüm 1 (§ 1 GewO):

Bu Yasada belirlenen istisnalar veya kısıtlamalar dışında herkes bir işletmeyi yürütebilir. • Temel Meslek özgürlüğü hakkından, Madde 12 GG:

Tüm Almanlar mesleklerini, işyerlerini ve eğitim tesislerini seçme hakkına sahiptir. • Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı Madde 15:

Herkes çalışma ve özgürce seçilmiş veya kabul edilmiş bir mesleği sürdürme hakkına sahiptir. Tüm Birlik vatandaşları, herhangi bir Üye Devlette iş arama, çalışma, kendi başlarına çalışma, yerleşme veya hizmet sağlama özgürlüğüne sahiptir.
• İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 23. Maddesinden:

Herkesin çalışma, serbestçe meslek seçme, adil ve tatmin edici çalışma koşulları ve işsizlikten korunma hakkı vardır.
• Birlik hukukundan (Avrupa hukuku) Madde 21’e göre TFEU Dolaşım Özgürlüğü,

Madde.56 TFEU hizmetlerin serbest dolaşımı, Madde 49 TFEU kuruluş özgürlüğü ve Madde 28 TFEU malların serbest dolaşımı.

Sayfa-77

Tüm bu haklar ikiyüzlü, düşünülmemiş, uyumsuz, temelsiz, tutarsız ve özellikle IfSG ile uyuşmayan nedenlerle ihlal edildi. Ek olarak, hukukun üstünlüğünden türetilen orantılılık ilkesi daha önce görülmemiş bir şekilde çiğnenmiştir.
.

17. Enfeksiyon Koruma Yasasinin (IFSG) etik olmayan bir şekilde kötüye kullanılması

17.1 IFSG?’nin birden çok kasıtlı ihlali

Bay Wieler ve ona tavsiyede bulunan virolog Drosten ile RKI, elbette PCR testlerinin bir anlam ifade etmediginin çok iyi farkındalar. Bununla birlikte, Nisan 2020’den bu yana, yalnızca bir kısmı “pozitif” olan, yaklaşık 30 milyon PCR testi yapıldı.
Ancak tek başına pozitif bir test ile enfeksiyonun varlığından ve bulaştırıcılıktan bahsedilemez, bununla ilgili bu savunmada yeterince kanıtlanmış tanım mevcuttur ve ilgili bilgi gösterilmiştir. Testler ( 30.11.2020 Corona Test yönetmeliğine dayandırılarak) sağlıklı insanlar üzerinde kesintisiz devam ettirilebilir, sadece ve sadece bu nedenle, günlük ‘enfeksiyon vaka sayısı (bu sayıların %95’inin sağlıklı insanlardan oluştuğu)’nı arttırmak ve şuana kadar ki Almanya’da ve dünyada demokratik düzende görülmüş en kötü totaliter insan hakları kısıtlamasına zemin hazırlamak ve yapılanları mazur kılmak için kılıf uydurmaktır. ( Tabi ki PCR testlerinin de kullanılma amacı, sağlık ve güvenlik adı altında yapılan iki yüzlülükten daha rahatsız edicidir) Aylardan beri Medya kuruluşları ve Politikacılar ve RKI (Robert Koch Enstitüsü) korku ve panik yaratıp yaymak, insanlık dışı uygulamaları uygulayabilmek için, kasıtlı ve yanıltıcı bir şekilde enfeksiyon sayılarından bahsediyor ve sözüm ona sayılar (açık bir şekilde yapılan test sayısının artması ile birlikte) endişe verici bir şekilde artıyor. Günlük korkunc afet rakamları bilinen erişilebilir gerçekler ile zıt olarak tamamen gerçek ile bağdaşmamaktadır, özellikle yoğun bakım yataklarının doluluğu, kliniklerin kullanımı ve doktor muayenehanelerindeki korona hastalarının sayısı ve özellikle ağır hasta ve ölen kişilerin sayıları ile ilgili raporlar daha önce ayrıntılı olarak sunulmuş ve doğrulanmıştır.

Bu tür bir davranış ne anayasal bir devlete, ne de bir demokrasiye, ne de Temel Yasaya bağlı olduğu için özgür-demokratik bir temel düzene tekabül etmektedir. Bu tür davranışlar insanlık dışı ve şeytanidir. Bu tür davranışlar, hayal bile edilemeyecek bir sağlık ve gözetim diktatörlüğüne giden yolları açar.

Sayfa-79

17.2 Test Skandalı dünyaya yayılıyor

PCR testlerini anlamsız ve sacma bulan, hatta suç olarak gören, uzman sayısı giderek artmaktadır. Çünkü, daha önce gösterildiği gibi, -PCR testleri canlı virüs veya aktif olmayan- cansız (enfeksiyon yapamayan, bulaşıcı olmayan)- virüs partikül ayrımı yapamaz ve tanıda yardımcı amaçli kullanılamaz. PCR testleri ayrıca klinik bulguları yapan patojen ajanın SARS-COV-2 olduğunu da doğrulayamazlar, çünkü diğer baktriyel veya viral patojenler,neden olduğu hastalıklari ekarte edemezler.

Testler son derece yüksek yanlış pozitiflik oranına sahiptir. Döngü eşiği (CT) ne kadar yüksekse – yani RNA Partiküllerini tespit etmek için kullanılan amplifikasyon döngülerinin sayısı – yanlış pozitif sonuç şansı o kadar yüksektir. 34 döngüden sonra, pozitif bir PCR testinin gerçek bir pozitif olma şansı sıfıra düşer.

Florida son zamanlarda eyaletteki tüm laboratuvarların PCR testleri için kullanılan CT’leri (Döngü sayılarını) rapor etmesini zorunlu kılan ilk eyalet oldu.
SARS-CoV-2 PCR testi, virüs izolatı yerine Çinli bilim adamları tarafından yayınlanan bir genetik diziye dayalı olarak geliştirilmiştir. Eksik genetik kod basit bir anlatımla yeni uydurulmuştur.

Pozitif ters transkripsiyon polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) testleri, son dokuz aydır dünyanın büyük bölümlerini kapatmak için bir gerekçe olarak kullanılmıştır. Kapatmaları tetikleyen şey, hastaneye yatış veya ölüm oranları değil, ancak pozitif PCR testi sayılarıdir, ki büyük bir kısmı gerçek bir hastalık belirtisi olmayan, gerçekten hasta olmayan insanlar kaynaklidir.

Giderek daha ve daha fazla sayıda PCR testlerini aptalca ve anlamsız bulan uzmanlar öne çıkıp konuşuyor. Ve neden? Çünkü artık PCR Testlerinin, en azından şu ana kadar

kullanıldığı şekilde kullanılmaya devam edildiği sürece nadiren gerçekten işe yarar bir şeyler söylediğini görüyoruz.
Makale “COVID testi skandalı dünya çapında yayılıyor” 18 Aralık 2020

Referans no/ek 36
Sayfa-80
17.3 Robert Koch Enstitüsünün Nazi Almanyasi`ndaki utanç verici rolü

Zorunlu maske dayatmasının, acımasızca özgür doktorların yargılanmasının arkasında, milyon kere tekrarlanan, anlamsız PCR testlerinin arkasında, yalnızca savaş veya gerçek felaket durumlarında ilan edilen!! sokağa çıkma yasaklarının arkasında, 15 kmlik mesafe sınırının ve kurtarıcı olduğu iddia edilen, denenmeyen ve etkinliği kanıtlanmayan ancak dünyada 7 milyar insan üzerinde hızlı bir şekilde yapılması önerilen aşının arkasında tamamen farklı planlar ve amaçlar var. Ve bu planlar -gerçek pandemi olduğuna dair hiçbir kanıt olmayan – bir pandemi bahanesi altında, Nisan 2020 ayından itibaren bu yana alınan tüm tedbirler kadar aşırı derecede insanlık dışıdır.

Robert Koch Enstitüsü (RKI), enteresan bir şekilde Nazi Almanya`sinda oynadığı rol gibi burada da belirleyici bir rol oynuyor. RKI, Nazi sistemiyle yakından bağlantılıydı. 1933’te planlanan sekiz asistandan altısı Yahudi oldukları için ayrılmak zorunda kaldı; yönetim ekibi 1933 ile 1937 arasında neredeyse tamamen değiştirildi: Yaş veya hastalık nedeniyle ayrılanların yerini parti üyeleri aldı. Araştırmada, bilhassa sıtma ve tifüse karşı aşıların geliştirilmesinde, bilim adamları, “bu amaçlar için yeterince yaşamaya değmeyen insan materyali toplamak” için toplama kampları ve sanatoryumlarla yakın bir şekilde çalıştılar. Bir araştırmada bahsedildiği gibi, özellikle sıtma ve tifüse karşı aşıların geliştirilmesinde, RKI bilim adamları olarak adlandırılan, her ikisi de önde gelen Eugen Haagen ve Gerhard Rose arasındaki mektup alışverişinde belirtildiği gibi, “bu amaçlar için yeterli kişisel malzeme elde etmek” için toplama kampları ve sanatoryumlarla yakın bir şekilde çalıştılar.

Deutschen Ärzteblatt v. 17. Ekim 2008, A 2188, A Referans no/ekno: 37,

Sayfa-81,82

17.4 Avrupa Parlamentosu’nun 13 Kasım 2020 tarihli kararı

13 Kasım 2020’de Avrupa Parlamentosu, COVID-19 önlemlerinin demokrasi, temel haklar ve hukukun üstünlüğü üzerindeki etkilerine ilişkin aşağıdaki kararı yayınladı: (vurgu aşağıda imzası bulunan tarafından yapılmıştır)
B: Acil durum yetkilerinin ek inceleme ve gerekliliğinin teyit gerektirdiği düşünüldüğünde, güç dengesinde daha kalıcı bir değişiklik için bahane olarak kullanılmamalarını sağlamak; buna göre hükümetler tarafından alınan önlemler; gerekli, orantılı ve zamanla sınırlı, geçici olmalıdır; oysa olağanüstü hal yetkilerinin, yürütme organının yetkisini kötüye kullanma riskini artırması nedeniyle ve acil durumun sona ermesi sonrası ulusal yasal çerçevede sürdürülmesini sağlamak için, olağanüstü hal ve dolayısıyla bu riski sınırlayabilmek için, yeterli iç ve dış parlamento ve yargı denetimi, adli kontrol gibi karşı ağırlıklarının sağlanması gerekmektedir.

D: Alınan tedbirlerin demokrasi üzerinde etkisi varken; hareket özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, fikir ve haber alma özgürlüğü, din özgürlüğü, aile yaşamı hakkı, iltica etme hakkı, eşit muamele ve ayrımcılıktan kurtulma ilkesi, özel hayatın gizliliği ve mahremiyet ve kişisel verilerin korunması hakkı, eğitim alma hakkı ve çalışma hakkı gibi bireysel hak ve özgürlüklerin kullanımını etkiledikleri için hukukun üstünlüğüne ve temel hakları kontrol etme yetkisine sahiptirler. Bu önlemlerin aynı zamanda üye devletlerin ekonomileri üzerinde de etkisi vardır.

E: E. bir sağlık acil durumu, güç dağılımında bir değişikliğe neden olduğunda demokrasilerin işleyişi ve tabi oldukları denetim ve denge sistemi etkileneceğinden tehlikeye atılabilir. Örneğin; yürütme organı üzerinden bireyin haklarını sınırlandırarak ve genellikle kanun koyuculara ve yerel makamlara verilen yetkileri kullanmak için yeni yetkiler edinmesini sağlayarak.

Parlamentoların, yargının, sivil toplumun rolü saklıdır ve medyanın yanı sıra faaliyetler ve vatandaşların katılımı sınırlıdır. Üye devletlerin çoğunda, yargı üzerinde özel kısıtlamalar bulunmadığından ve mahkemelerde kısıtlamalar bulunduğundan, yapılan kısıtlamaları normal çalışmayı neredeyse imkansız hale getirmiştir;

I. Hükümetlerin ve devletlerin eylemlerine duyulan güven, alınan acil durum önlemlerinin desteklenmesini ve uygulanmasını sağlamak için son derece önemli olduğundan şeffaf, bilime dayalı ve demokratik karar alma, muhalefetle, sivil toplum ve ilgili gruplar ile karşılıklı diyalog ve katılımın sağlanmasının demokraside başarmak için gerekli olduğundan;

J. oysa Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen 31 Mart 2020’de herhangi bir acil durum önleminin gerekli olanla sınırlı ve kesinlikle orantılı olması gerektiğini, sonsuza kadar sürmemesi gerektiğini açıkladı…
M. acil durum tedbirlerinde ayrımcı olmamalı ve hükümetler temel hakları kısıtlamak için olağanüstü hal kanunlarını kullanmamalıdır;

AI.1. Olağanüstü hal durumunda bile, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve temel haklara saygının temel ilkelerinin geçerli olması gerektiğini ve tüm olağanüstü hal tedbirlerinin, istisnalarının ve kısıtlamaların üç genel koşula; yani zorunluluk, dar anlamda orantılılığa ve süre kısıtlamasına tabi olduğunu yinelemektedir.

– Ön koşullar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHS), Avrupa Birliği Adalet Divanı (ECJ) ve üye devletlerin çeşitli anayasa mahkemeleri (ve diğer mahkemeler) içtihatlarında belirtilen koşullar üye devletler tarafından düzenli olarak uygulanmaktadır ve ortaya konulmuştur.
Üye Devletlere acil durum yetkilerini kullanmama çağrısını yineliyor: COVID-19 ile bağlantılı olarak sağlıkla ilgili acil durumların hedeflerine uymayan parlamento kontrolünü aşmak amacıyla yasaları geçirmek için kötüye kullanma

AI.3. 3. Üye Devletlere aşağıdakilerin sağlanması için çağrıda bulunur:
Demokratik kurumların işleyişini, hukukun üstünlüğünü veya temel hakları etkileyebilecek önlemleri kabul ederken, değerlendirirken veya gözden geçirirken, Venedik Komisyonu dahil Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşların tavsiyeleri ve Komisyon raporu AB’de hukukun üstünlüğüne saygı duyulur;
Üye Devletlere, parlamento kontrolünü atlamak amacıyla sağlıkla ilgili acil durum hedeflerine uymayan kanunları çıkarmak için olağanüstü hal yetkilerini kötüye kullanmama çağrısını yineler.

Güvenilirlik: COVID-19 önlemlerinin demokrasi üzerindeki etkisine ilişkin 13 Kasım 2020 tarihli Avrupa Parlamentosu kararı, Temel Haklar ve Hukukun Üstünlüğü (2020/2790 (RSP) Kaynak: https://www. europarl. europa. eu/doceo/document/TA-9-2020-0307_DE.

Sayfa-83

18. Mahkemelere Acil Cagrim

Burada 2020 yilinin Mart ayindan beri olan sey, sözde „olaganüstü hal“in (aslinda olaganüstü hal falan degil, hicbir zaman da olmadi) en kötü sekilde istismaridir. Daha ziyade, bilim adamlarinin ve kitle iletisim araclarinin agir ve dogrudan istismari yoluyla, sözde „epidemi söylemleri ile hastaliktan korunmak icin herseyi kendine hak gören bir korku alevlendirilmistir. Ayni zamanda maske takma zorunlulugu, agir polis baskisi ile uygulanmakta ve yaptirima baglanmakta, pek cok kurumda haftada 3 kez test yapilmakta (hatta gelecekte okullarda ve

AI. 4. Avrupa Parlamentosu, Üye Devletleri şunları yapmaya çağırdı: Olağanüstü hal durumunu sonlandırmayı düşünün

kreslerde de), yüksek riskli, cok hizli bir sekilde üretilip piyasaya sürülmüs bir asinin propagandasi yapilmakta ve simdiden asi olmayanlara, hatta siyasiler tarafindan da, agir dezavantajlar talep edilmektedir.
Eger gercekten vahim bir epidemi söz konusu olsaydi, ciddi bir yönetim (hükümet); halkinin panige kapilmamasi icin caba sarfeder, ekstra korkularin alevlenmesini önler ve günlük yasamin elden geldigince normal bir sekilde sürmesini saglardi. Albert Camus, bu durumu „Veba“ kitabinda cok acik bir sekilde betimliyor.

Burda karsi karsiya oldugumuz sey vebadan baska herseydir. Zira rakamlar ve olgular bunun orta siddetli bir gripten ibaret olduguna isaret ediyor. Hatta bu nedenle Avrupa Parlamentosu kasim ayinda yaptigi cagrida üye ülkeleri; parlamenter kontrolden kacinmak, COVID-19 kaynakli saglikla ilgili acil durum ile dogrudan alakali olmayan kanunlari cikarmak icin olaganüstü hal yetkilerini istismar etmemeleri konusunda uyardi. Su an olan, tam anlamiyla bu! Halihazirda anayasanin ilgili maddesi (Art. 10 Abs.1 GG) uyarinca posta gizliligi kaldiriliyor, yakinda toplumu sözde „Tehlikeliler“den korumak icin mesken masuniyeti de kaldirilacak (Art. 13 GG). Sonra cok yakin bir zamanda insanlara, mesela taninmis tedbir elestirmenlerine, genel topluma potansiyel tehlike teskil etmeleri hasebi ile yüklü miktarda silahli polislerle evlerinde baskin yapilacak.

Su an burada olan sey, George Orwell`in en berbat Distopisi 1984`tür ve kimse bunu farketmemektedir.

Sayfa-84

Hemen hemen herkes, tüm diger virüsler gibi varolan, ancak aylarca süren apacik propagandaya ragmen öldürücü olmadigina inandigimiz bir virüsün yol actigi panik yüzünden ölmekten korkuyor. Yaratilan bu panik yüzünden maske takmayan her insan, potansiyel birer katil olarak görülüyor. Herkes umudunu simdiye dek muazzam sekilde fazla ölüme sebebiyet vermis ve vermeye devam edecek asiya baglamis durumda. Basbakanimiz, ancak asidan sonra yeniden özgür olabiliriz diyor. Politikacilardan, asi olmayanlarin asosyal olduklari, aforoz edilmeleri gerektigi ve ne sosyal hayatta yer almaya, ne de saglik bakim hizmetlerinden faydalanmaya haklari olmadigina dair söylemler duyuyoruz.
Tüm bunlar kulaga klasik bir bilim kurgu filmi gibi geliyor. Ancak maalesef biz bu bilim kurgu filminin icindeyiz. Ve maalesef tüm bunlar 2020 yilinin mart ayindan beri devam eden aci bir gercek.

Saygideger hanimefendiler ve beyefendiler,

Siz bir hakim olarak, enfeksiyondan koruma yasasinin ve PCR testinin bu inanilmaz istismarina ve anayasanin adi bir sekilde hic sayilmasina kesin bir sekilde karsi koymakla sorumlusunuz. Zira siz de tipki benim gibi asagida yer alan sekilde yemin ettiniz:

„Görevimi Federal Almanya Cumhuriyeti Temel Yasasına ve yasalara uygun olarak kullanacağıma, kişiden bağımsız olarak bilgim ve inancım dahilinde en iyi şekilde yargılayacağıma ve sadece hakikat ve adalete hizmet edeceğime yemin ederim. Öyleyse Tanri yardimcim olsun. “

Bu nedenle sizden acilen şunu yapmanızı talep ediyorum. Demokrasimizin ve özgürlüklerimizin hızlı ve anlaşılmaz bir sekilde ortadan kaldırılması suçuna ortak olmayin! Milyonlarca sağlıklı insanın, yakın zamana kadar hayal bile edilemeyecek bir sekilde, SARS- CoV-2 dan koruma bahanesiyle sağlık ve gözetleme diktatörlüğüne maruz kalmasına izin vermeyin.

– Milyonlarca insanın, herhangi bir virüs veya mutasyonu nedeniyle değil, işsizlik, geçim kaynaklarının yokolmasi, izolasyon ve yalnızlık nedeniyle gerçekten hastalanmasına izin vermeyin.

Sayfa-85

– “Büyük verinin (big data)”, “büyük ilaç sirketlerinin”, “büyük medya kuruluslarinin” ve “büyük sermaye sahiplerinin” piyasada tekel olusturmalari için, orta ölçekli işletmelerin ve perakendecilerin kasıtlı olarak yokedilmelerine izin vermeyin (ki neredeyse bu gerceklesti!) (Bu durumla alakali, 2013 tarihli, domuz gribini ele alan mükemmel ARTE belgeseli olan “Profiteure der Angst” i şiddetle tavsiye ediyorum – İnternette bulunabilir).

– Ailelerin ve arkadaşlıkların bölünmesine, barışçıl avukatların, dürüst doktorların ve öğretmenlerin ve bunlar gibi önlemleri eleştirenlerin, çok kısa sürede ciddi istismara uğrayıp tutuklanmalarina izin vermeyin. Ülkemizin gelecekte bir maske, korku, yoksulluk, ihbar ve polis terörü toplumu olmasına izin vermeyin!

– PCR testinin ve Enfeksiyon Koruma Yasasının, sagligin korunmasi bahanesiyle ve aslında totaliter bir sağlık ve gözetim devleti kurma gerçek amacı ile bu inanılmaz istismarina bundan sonra izin vermeyin!

Bir denetim otoritesi olarak, insan onuruna, temel özgürlüklere, demokrasiye ve her şeyden önce Almanya’nın öngördüğü hukukun üstünlüğüne yönelik bu en kötü ve hain saldırıyı reddedin.
Enfeksiyondan Koruma Yasasının toplu ve anayasaya aykırı ihlali nedeniyle SARS-CoV-2 Sınırlama Yönetmeliğini askıya alarak Brandenburg vatandaşlarını koruyun, tüm diğer uygulamalara izin verin ve böylece insanlar adına adaleti saglayin!

Hukuk devletini, size sunulan tüm imkanlarla soluyun. Çünkü su an yoğun bakım ünitesinde ölen halkin geneli degil, hukuk devletidir!
Bu durumdan sadece yasa koyucular değil, aynı zamanda bu ölümü muhtemelen hükümete güvenerek aldiklari kararlarıyla destekleyen mahkemeler de sorumludur.

Sayfa-86

Güven, belki de diğer insanlara verilebilecek en büyük ve en güzel hediyedir. Güven, iyi bir sekilde bir arada yaşamanın temelidir.
Güven, işleyen bir toplumun temelidir.
Maalesef bu güveni, artık ne sanik ne de hükümet hakediyor.

Saygilarimla Beate Bahner

Tibbi hukuk uzman avukati Saglik hizmetleri arabulucusu

1- Aşağıda imzası bulunan kisi de, 2020 yilinin Mart ayina dek hükümete tam anlamiyla güvendi. Ta ki 2020 yılının Nisan ayı başlarında kabus benzeri bir şokla, yaşadığı en büyük dehşetle uyanana kadar.
Birdenbire, dünya çapında bu kilitlenmenin, dünya çapında mağazaların, tüm ülkelerdeki tüm havalimanlarının dünyanin heryerinde ilk kez olarak, bununla beraber okulların, müzelerin, yüzme havuzlarının ve çok daha fazlasının dünya çapında kapatılmasının, bir virüsün sucu olamayacagini anladi.

Ayrıca, helikopterler ve atlı polisler de dahil olmak üzere, dürüst yürüyüşçülerin temas yasağına uyup uymadıklarını kontrol etmek için benzeri görülmemiş polis operasyonlarinin, anayasayi destekleyen barışçıl göstericilere yapılan zulmün, Corona virüsüyle hiçbir ilgisi olamayacağını hissetti.

Çünkü asla ama asla bir virüs, en berbat veba hastaligi ya da herhangi bir bulaşıcı hastalik bile olsa, ayni zaman ve ayni yerde, ayni siddette bulasici olamaz. Bu dünya tarihinde daha önce hiç yaşanmadıgi gibi Mart 2020’de de gerceklesmedi.

Sayfa-87

Son olarak, tutanagin disinda, hepimizin duyduğu ve hatta belki deneyimlediği küçük bir hikaye:
Uzun yıllar hatta onlarca yıl boyunca bir partnerle yaşadığımızı hayal edelim. Onunla birlikte harika bir gelecek hayal edebildiğimiz için onu seçmis ve karar vermissinizdir. Birkaç yıl sonra, tutkulu veya romantik aşkimiz siddetini yitirse de, güven ve şefkat kalmistir. Zira bir karar verdiniz ve birlikte güzel zamanlar geçirdiniz. Birlikte bir şeyler inşa ettiniz ve önünüzde güzel bir gelecek görebiliyorsunuz.

Ilerleyen zamanlarda, partnerin öncekinden farklı ya da “karşılıklı anlaşma” ile uyuşmayan şeyler yapması nedeniyle, ilk hafif tartismalar yasanabilir. Sonrasinda tekrar tartismalar yasanabilir, ancak cömertçe ve hoşgörüyle görmezden geliriz, sonuçta partnerimize güveniyoruzdur. Ne de olsa partnerimiz bize karsi iyi niyetlidir, ara sıra teselli ve mükafat yerine bize bir hediye alir ya da en azından gelecekte daha iyi olacagina dair söz verir.

Ta ki ilk defa süphe duyana, partnerimizin bize aciklama olarak sundugu her seyin dogru olmayacagi düşüncesi ilk kez ortaya çıkana kadar. Ancak, kendimizi suçlu hissederiz ve bu, kendi partnerimize “ihanet” yerine gecebilecek sapkın düşünceleri kabul etmeyiz. Partnerimizin bize yalan söyleyebileceği veya hatta bizi aldatabileceği düşüncesi, partnerimize karşı değersiz, sadakatsiz, vefasız bir tutum değil midir? Şüphelerimizden utanır ve onları haftalarca ve aylarca bastiririz.

Ve hala tuhaflıklar ve rahatsızlıklar söz konusu olsa bile, tuhaf çelişkilere, tutarsızlıklara, belirsizliklere, neredeyse mantıksal imkansızlıklara ve vaatlere rağmen şüphemizi daha fazla bastirmaya devam ederiz.
Ancak duygularımız konusunda haklı olabileceğimize inanmiyor ve düpedüz kabul etmek istemiyoruzdur.

Sonuçta biz de yalan söylemiyoruz. Ve biz de baskalarini kandirmiyoruz. Bizler değerleri olan, haysiyetli ve ahlaklı insanlarız. Bununla beraber iliskimizin başinda, birbirimize saygisizlik etmeyecegimize dair bir söz vermisizdir.
Bu nedenle partnerimize yalan söyleyip aldatmayız. Çünkü bizim için güven, iliskimizin temelidir ve bu güven, iliskimizin ve geleceğimizin temel dayanağıdır ve öyle kalacaktır.
Bir noktada, şüphelerimizin açıkça haklı olduğu ortaya cikiyor. Partnerimizin aslında utanmadan yalan söylediğini, celişkilerin ve tutarsız açıklamalarının ve nedenlerin çoğunun (belki son birkaç yılda, ama en azından belli ki son birkaç ayda) kabul etmek istemediğimiz büyük bir yalan olduğu ve bizi aldattığını büyük bir şaşkınlıkla anlıyoruz. Sonuçta, olamayacak şey olmamalıydi.

Partnerimizin bir zamanlar sevdiğimiz, güvendiğimiz ve sirrimizi actigimiz kişi olmadığını anlamalıyız.

Sayfa-88

Partnerimizin bize yalan söylediğini ve bize ihanet ettiğini anlamalıyız. Dünya basimiza yikiliyor.
Ve bu büyük şoku ve beraberinde gelen acıyı benimsemek uzun zaman alıyor. Hayatın geri kalanı için seçenekler açık ve belirsiz.

Çünkü artık hayatımızın en önemli kararıyla karşı karşıyayız. Beate Bahner, Şubat 2021

İnsanların daha önce yüzlerce kez işittikleri bir yalana inanmaları, kendileri için tamamen yeni olan bir gerçeğe inanmalarindan çok daha kolaydır.

Alfred Polgar,
Viyana Modernizmi Yazarı, Yahudi sürgünü

Ivermectin ile Hastalıktan Korunmanıza ve Acil Durumda Tedavinize Yardımcı Olacak (Yabancı) Doktorlar

Ivermectin ile Hastalıktan Korunmanıza ve Acil Durumda Tedavinize Yardımcı Olacak (Yabancı) Doktorlar

Üzgünüz, Zimbabwe’de var doktor, Türkiye’de yok. İmkanı olanlar için listeyi sunuyoruz.

Directory of Doctors Prescribing  

Effective Outpatient COVID-19 Therapy

Updated: 9 April 2021

Scroll down for Directory below

INFORMATION ONLY – NOT GUARANTEED ACCURATE

NOT MEDICAL ADVICE – CONSULT A MEDICAL PROFESSIONAL

(See TERMS below)


Only your inherent immune system can eliminate the coronavirus that causes COVID-19. Medications and supplements are used to slow down viral replication as well as provide immune enhancement and regulation until your body can get ahead of and survive long enough to clear the viral load.  Earlier treatment is better. Outside of the body, soap and other sanitizers destroy the virus.

The general population will not have access to COVID-19 vaccines for several months. Even when available, the vaccines will not be 100% effective; people will continue to contract COVID-19 and require effective treatment of the disease. Currently available treatments (provided by the medical professionals listed in the directory below), therefore, will remain important to limit physical, emotional and economic suffering resulting from COVID-19.

Early aggressive treatment of viral replication, bacterial infections, immune system over-reaction (dysregulation) and blood clotting (thrombosis) for COVID-19 outpatients is essential to limit the disease symptoms severity and duration … and its longer term damage to the patient. Viral inhibitors, antibiotics, anti-inflammatories, vitamins and supplements are included in the treatments.

Three important summaries of the COVID-19 disease situation, process and its treatment are provided in these videos by

         Dr. Paul Marik, Chief of Pulmonary and Critical Care Medicine, Eastern Virginia Medical School

         Dr. Pierre Kory and Juan Chamie: Effective Use of Ivermectin in South America

         Dr. Darrel DeMello, a family practitioner who has treated more than 3000 COVID-19 patients

Ivermectin (IVM) … and possibly Hydroxychloroquine (HCQ) plus Zinc, if HCQ is provided very soon after beginning of diagnosis … have proven effective for COVID-19 therapy. In addition, no adverse reactions (contraindications) are typical from simultaneous use of IVM and HCQ and other substances in the treatment protocols. Some doctors include both IVM and HCQ+Zinc in their treatments.

Based on clinical evidence, Ivermectin is the more effective treatment medication… for all phases of COVID-19.

IVM appears to inhibit viral replication, control immune system over-reaction, and minimize excessive blood clotting.

https://c19early.com

“A systematic review and meta-analysis was conducted by a team of experts. Twenty-one RCTs involving 2741 participants met review inclusion, according to strict criteria.  Ivermectin demonstrates a strong therapeutic efficacy. Moreover, ivermectin is the sole therapeutic so far to have demonstrated efficacy at all stages of the very complex clinical course of the covid-19 disease, from prophylaxis through to critical care. ‘Real world’ whole-country case studies show striking reductions of covid-related deaths and infections as soon as ivermectin distribution is implemented on a wide scale. 25 countries are now using ivermectin against COVID-19, 15 of them country-wide with official endorsement. “

British Ivermectin Recommendation Development (BIRD) panel  March 25, 2021

1.6 million of the total 2.6 million COVID-19 deaths could have been avoided based on early outpatient treatments known to be effective from 45 controlled studies of ivermectin for COVID-19 showing a 82% improvement and 218 controlled studies of HCQ for COVID-19 showing a 65% improvement (HCQ is not effective when used too late). Other early treatments are effective as well. Using multiple existing treatments, with their different mechanisms of action, will reduce on-going suffering and deaths. https://c19legacy.com    

Several areas in the Americas and India have experienced excellent results treating COVID-19 with Ivermectin (see: “EVIDENCE” page)

https://covid19criticalcare.com/i-mask-prophylaxis-treatment-protocol/epidemiologic-analyses-on-covid19-and-ivermectin/

“Ivermectin for COVID-19 is effective and has been given to us on a silver platter. It can completely change the history of this disease. Ivermectin is one of the safest medicines you can give a human being. It has been in use for 40 years and is on WHO’s list of essential medications. We are facing a crisis. It is unethical to wait for more clinical trials, giving placebo to some patients who are dying. With patient’s consent, it is a doctor’s absolute ethical duty to treat with Ivermectin.”  

Paul Marik, MD, Chief of Pulmonary and Critical Care Medicine, Eastern Virginia Medical School

“The bottom line is that ivermectin works. I’ve seen that in my patients as well as treating my own family. We must find a way to administer it on a large scale to a lot of people. When you have long-haul patients that can’t breathe for five, six, eight, nine months and they tried multiple drugs and supplements with no success, and you give them ivermectin and you see that they start immediately feeling better, this is real. Ivermectin can really be the game-changer against COVID-19. It’s safe, it’s cheap and it works.” Dr. Alessandro Santin   Yale School of Medicine

“Ivermectin really is a transformational treatment for COVID-19”  

Dr. Andrew Hill, University of Liverpool, UK, World Health Organization (WHO) affiliated researcher 

The United States National Institutes of Health (NIH) on January 14, 2021 withdrew its previous recommendation not to use Ivermectin in the treatment of COVID-19. The US government no longer is distributing Eli Lilly’s Bamlanivimab (LY-CoV555) into California, Arizona and Nevada because of the prevalence of a viral variant that is not susceptible to the monoclonal antibody according to FDA acting commissioner Janet Woodcock (March 17, 2021).

Resources for the millions of chronic (“long hauler”) COVID-19 patients worldwide can be found at the www.covidlonghaulers.comand at https://www.facebook.com/groups/416179869477953    Ivermectin appears to have significant efficacy for many long haulers. Dr. Fred Wagshul, a pulmonologist in Dayton, Ohio, tried ivermectin for five to seven days in what he called “true long-haulers.” Most reported significant improvement in days. Similarly, Peruvian researcher, Dr. Gustavo Aguirre-Chang, reported on 33 long-haul patients who were given ivermectin one to three months after resolution; 88 percent got better with two daily doses.

A global status of IVM adoption for COVID-19 treatment by country is provided at: https://ivmstatus.com

If you are a medical professional prescribing IVM and/or HCQ for COVID-19 and would like to be listed in the Directory below, please click HERE to provide your information.

The primary drug used by each medical professional is noted in parentheses.

The information is not guaranteed to be accurate.

A particular medical professional currently may not be accepting new patients.

  DIRECTORY

See “Listing of early home-based treatment kits provided for COVID-19 illness by various countries” on TREATMENT page.

MULTIPLE COUNTRIES (Telemedicine)

Dr. Darrell DeMello (IVM)                                 +91-7718079507   [email protected]

AFGHANISTAN

Dr. M. Anwar Noor (IVM)                                  +93-775313155     [email protected]

ARGENTINA

States using IVM: Corrientes, Jujuy, Misiones, Pampa, Salta, Santa Cruz, Tucuman

Dr. Hector Eduardo Carvallo (IVM)                   11 4389 1215

Dr. Maria Eugenia Farinella (IVM)                     11 4389 1215

Dr. Roberto Raul Hirsch (IVM)                           11 4360 5700

Dr. Rodrigo Zoni (IVM)                                       54 379 441 00 00

AUSTRALIA

The Centre for Digestive Diseases (IVM)         2 9713 4011       [email protected]    referrals

Dr. Mark Hobart (IVM)                                        3 9311 5977

Dr. Peter Lewis (IVM)                                          3 9822 9996

Dr. Shashikanth Manikappa (IVM)                     3 8768 1200

BANGLADESH

Dr. Mohammad Tarek Alam (IVM)                   9120792 93

BELIZE

IVM approved by Belize’s Ministry of Health as a prescription treatment option for Covid-19

BERMUDA

Dr. Paula Estwick (IVM)                                      (441)293-5476       [email protected]         www.nmac.bm  

BOLIVIA

Bolivian government added IVM to its guidelines for treating coronavirus infections in May 2020

Dr. Andres Zurita (IVM)                                     +79606228793      [email protected]      (consultations by telemedine for all Bolivia)

BRASIL (BRAZIL)

Cities using IVM:  Belem, Fortaleza,Itajai, Paranagua, Porto Alegre, Porto Feliz

Dr. Geysa Regina Canarim Pin (IVM)                17 3216 3408   (São José do Rio Preto)

Dr. Renato J. Freitas (IVM)                                 17 3227 0508   (São José do Rio Preto)

Dr. Lucy Kerr (IVM)                                              55 11 3287 3755  (São Paulo)

Dr. Jussara Resende (IVM)                                 55 11 98825 6308  (São Paulo)

Dr. Raissa Soares (IVM+HCQ)                           73 98834 0357  (Porto Seguro, Bahia)

Dr. Fernando Suassuna (IVM)                            55 84 98103 1515  (Natal)

Dr. Nise Hitomi Yamaguchi (HCQ)                    55 11 21411446  (São Paulo)

BULGARIA

Use of IVM for COVID-19 treatment is common

CAMEROON

Dr. Sam Enoh (IVM)                                            s[email protected] 

CZECH REPUBLIC

Physicians can prescribe Ivermectin for COVID-19 patients; then report it in the Infectious Diseases Information System

CUBA

HCQ available; IVM being tested for COVID-19 treatment

DOMINICAN REPUBLIC

IVM is used widely both for prophylaxis and for treatment of COVID-19. Some doctors use HCQ as well.

Dr. José Natalio Redondo Galan (IVM)            [email protected]

EGYPT

National treatment guidelines issued November 2020

EL SALAVDOR

Government sanctioned protocol includes IVM  https://pbs.twimg.com/media/EYmTD7kXsAIh2L_?format=jpg&name=large

FRANCE

Coordination Santé Libre     https://stopcovid19.today/

Dr. Sabine Paliard-Franco (HCQ)                      3 81 07 62 64

Dr. Denis Gastaldi (HCQ)                                  3 87 86 31 05

Dr. Jean-Jacques Erbstein (HCQ)                     3 87 94 49 71

GUATEMALA

Some municipalities are providing free Covid Kits to those who are sick. The kits include IVM and other items.

Dr. Jorge Alfonso Lemus (IVM)                         WhatsApp 502 5391 7777  (Guatemala City)

HONDURAS

Government approved protocol includes IVM and HCQ

HUNGARY

Clinical trial of IVM for COVID-19 treatment  at the South Pest Central Hospital and the National Institute of Pulmonology 

INDIA

Most of India uses IVM in the first line of treatment for COVID-19

Dr. Rakesh Arora (IVM)                                       97792114  

Dr. V. K. Arora (IVM)                                           120 4880077

Dr. Digambar Behera (IVM)                              172 274 7585  

Dr. Darrell DeMello (IVM)                                  7718079507   (Mumbai)  [email protected]  also treats long-hauler Covid-19 

Dr. Bhupesh Dewan (IVM)                                 22 30610000

Dr. Jagadish G Donki (IVM)                               9845917230   (Bangalore) [email protected] also treats long Covid-19 (Post Covid Syndrome)

Dr. Surya Kant (IVM)                                           522 2255167    

Dr. Rahul Mayekar (IVM)                                    22 2406 3000

Dr. Parthiv Mehta (IVM)                                     757 500 4800

Dr. Narayana Pradeep (IVM)                             949 6358176

Dr. P. Sarat Singh (IVM)                                      38 5244 3144

Dr. Mohankumar Thekkinkatti (IVM)l                759 8110066

Dr. Agam Vora (IVM)                                          22 2895 4811  

Dr. Asiya Kamber Zaidi (IVM)                                                     [email protected]

ISRAEL

Dr. Eli Schwartz (IVM)                                         03-5305000

ITALY

IVM for COVID-19 information at:  https://www.farmagalenica.it/ivermectina-contro-covid-capsule-galeniche-in-farmacia/ 

JAMAICA

Ministry of Health & Wellness does not recommend for or against IVM in COVID-19 treatment (March 2021)

The Ministry recognizes that some doctors are using IVM for treatment of COVID-19

JAPAN

Dr. Haruo Ozaki, chairman, Tokyo Medical Association, recommends use of Ivermectin for COVID-19 patients (9 Feb 2021)

Tokyo Metropolitan Government plans clinical trials of Ivermectin for outpatient treatment of COVID-19 (30 Jan 2021)

MACEDONIA

IVM for COVID-19 treatment approved by MALMED Drug Agency for North Macedonia

MEXICO

States using IVM:  Chiapas

Mexico City government is giving away COVID-19 kits with Ivermectin & Azythtromycin through kiosks.

Dr. Guadalupe Espitia Hernández (IVM)          55 54471424 ext 13272  (Mexico City)

Dr. Ezequiel Jose Castro Ortiz (IVM)                [email protected] (Monterrey)

Dr. José Humberto Galindo Rendón (IVM)      (492) 156 0805  (Zacatecas)

NICARAGUA

National treatment guidelines issued January 2021

NIGERIA

Clinical trial ​approved in Lagos state for Ivermectin treatment of Covid-19

PAKISTAN

Dr. Najma Parveen (IVM)                                   322 5335786

Dr. Sohaib Ashraf (IVM)                                      333 447452

PANAMA

Government has approved and stockpiled IVM and HCQ

PARAGUAY

States using IVM: Alto Parna

PERU

National treatment guidelines issued January 2021

Dr. Gustavo Aguirre Chang (IVM)                     Facebook: Gustavo Aguirre             

Dr. Carlos Calampa Del Águila (IVM)               1 641 9847

Dr. Antonio Camargo  (IVM)                             WhatsApp +51 942610346       [email protected]

Dr. Risof Solis Cóndor (IVM)                             [email protected]

Dr. Jose Eduardo Gotuzzo Heritage (IVM)      1 319 0000

Dr. Yiduv Pettyd Ordoñez Romero (IVM)         

PHILIPPINES

FDA granted compassionate special permit for an unnamed hospital’s use of IVM for COVID-19 patients (April 8, 2021)

Dr. Allan A. Landrito (IVM)                                 09323137060      [email protected]

POLAND

Dr. Włodzimierz Bodnar (Amantadine)            +48 16 677 00 79, +48 16 671 87 77           https://przychodnia-przemysl.pl

SLOVAKIA

January 27, 2021: The Health Ministry approved the therapeutic use of IVM for six months

SOUTH AFRICA

Court order determines that physicians, on their own judgement, may prescribe IVM for treatment of COVID-19 (April 6, 2021)

SPAIN

Dr. Marina Bucar Barjud (HCQ)                         +34 902 089 800

USA

(see below)

VENEZUELA

Government has approved COVID-19 treatment protocol includes IVM and HCQ

ZIMBABWE

Government has approved use and importation of IVM for prophylaxis and treatment of COVID-19 

—————————-  

USA

MULTIPLE STATES (Telemedicine)

Dr. Miguel Antonatos (IVM)                              (855) 767-8559   https://text2md.com

       (States: AL, AZ, CO, FL, GA, IA, ID, IL, KS, KY, MD, ME, MI, MN, MS, ND, NE, NJ, NV, OK, SC, SD, TN, UT, VT, WA, WI, WV)

Dr. Alan F. Bain (IVM+HCQ)                              (312) 236-7010   https://docintheloop.com   (all states except IN, LA, MN, NY, PA, WI)

Dr. Darrell DeMello (IVM)                                 +91-7718079507 [email protected]  (located in India; licensed in and treats in the USA)

Dr. Syed Haider (IVM+HCQ)                             (281) 219-7367 Text or better yet sign up: http://www.drsyedhaider.com/

       (States: AK, AZ, CO, CT, DE, FL, HI, IA, ID, IN, IL, KS, MA, MD, MI, MO, NC, ND, NE, NH, NJ, NY, PA, SC, SD, TX, UT, VA, VT, WV, WI, WY)

Dr. Eder Hernández DMSc,PA-C (IVM)             (956) 546-2000; (956) 518-7444; (956) 731-6699        www.valleymedcovid19.com

Dr. Richard Herrscher (IVM)                               (972) 473-7544                                                             www.aircaremd.com

Dr. Joseph N. Holmes (IVM+HCQ)                  (980) 264-9020   Text preferred

Dr. Rob Karas (IVM)                                            (479) 966-5088;  (479) 770-4343                                   https://karashealthcare.com/

Dr. Clifford F. Porter (IVM+HCQ)                      (512) 553-1501                                                              www.txmedicalcare.com

Dr. Lisbeth W. Roy (IVM + HCQ)                      (561) 444-7751   [email protected]   

Dr. Barry Ungerleider (IVM)                                                                                                  https://preventionwithivermectin.com/   (all 50 states)

Dr. David Gregory Walker (IVM)                       (713) 776-2200   [email protected]  (all 50 states)

Ken Wamwiri, MSN FNP-C (IVM)                     (817) 987-1127                                                                www.evergreentclinic.com   (all 50 states)

Brian Weinstein MS APN NPC (IVM+HCQ)                                                                                            www.synergyhealthdpc.com  (all 50 states) 

Dr. Anna Yoder-Olson, DNP (IVM+HCQ)                                    connect with me at www.telehealthnp.com  

  (States: AZ, CA, CO, CT, HI, ID, KS, MD, ME, MN, MO, MT, NE, NV, NY, NC, ND, OK, OR, PA, SD, TX, WA, WI, WV)  Prophylaxis $50; Positive $75.                                                         

America’s Frontline Doctors (IVM+HCQ)       (855) 503-2657   https://www.americasfrontlinedoctors.com/how-do-i-get-covid-19-medication/

My Free Doctor (IVM+HCQ)                            (850) 750-1321   (Text Only)     https://myfreedoctor.com    (all 50 states)

iCareVIP (IVM)                                                    (888) 447-7902   https://icarevip.com

ALABAMA

Dr. David Calderwood (HCQ)                           (256) 535-5944

ALASKA

​Renae Blanton, MSN, FNP-BC (IVM)                                           https://svthw.org/

ARIZONA

Dr. Harolyn C. Gilles (IVM)                                 (602) 929-6347   [email protected]                  www.drharolyn.com

Dr. David Jensen (IVM + HCQ)                         (480) 444-8715   [email protected]

Zhanna Tarjeft, FNP-BC (IVM + HCQ)              (480) 550-9551   [email protected]                           www.sproutshealth.com

Dr. Barry Zaretzky (IVM + HCQ)                                                   [email protected]

ARKANSAS

Dr. Rob Karas (IVM)                                            (479) 966-5088;  (479) 770-4343                                       https://karashealthcare.com/

CALIFORNIA

Dr. Margaret Aranda (IVM + HCQ)                   (800) 992-9280   [email protected]        www.arandaMDenterprises.com

Dr. Jeffrey Barke (IVM)                                       (949) 706-3300

​Dr. Jose R. Cilliani (IVM)                                    (714) 421-9926

Dr. George C. Fareed (HCQ)                            (760) 351-4400

Dr. Bob Hamilton (HCQ)                                   (310) 264-2100

Dr. Sabine Hazan (IVM)                                     (805) 339-0221

Dr. Joseph Ladapo (HCQ)                                (310) 206-6232

Dr. Mark McDonald (HCQ)                               (310) 954-9565  

Dr. Donald C. Pompan (HCQ)                          (831) 770-0444

Dr. Brian M.Tyson (IVM + HCQ)                        (760) 592-4351

Dr. Daniel Wohlgelernter (HCQ)                      (310) 315-0101

Dr. Tom Yarema (IVM)                                        (831) 621-2535   DrTom.com/CovidConcern

COLORADO

Siegfried Emme, FNP (IVM)                              (970) 227-0526   [email protected]                            www.lovelandmedicalclinic.com

CONNECTICUT

Dr. Steven Phillips (HCQ + IVM)                       (203) 544-0005

FLORIDA

Dr. Bruce Boros (IVM)                                         (305) 294-0011

Dr. Bernard Garcia (IVM)                                   (954) 771-2111

Jessica Ham, ARNP (IVM)                                 (850) 444-8857

Dr. Peter H. Hibberd (IVM)                                (561) 655-4477

Dr. Michael M. Jacobs (HCQ)                           (850) 912-2000

Dr. Jasen Kobobel (IVM + HCQ)                      (321) 636-0005   (appointments only with patients already established with his practice)

Dr. Angeli Maun Akey (IVM)                                                         [email protected]  (telemedicine)

Dr. William Nields (IVM + HCQ).                                                 [email protected]

Dr. Ben Marble (HCQ)                                       (850) 776-5555

Dr. Juliana Rajter (IVM)                                      (954) 906-6000

Dr. Jean-Jacques Rajter (IVM)                           (954) 906-6000

Dr. Rebecca J. Roberts (IVM)                            (941) 365-6273

Dr. Lisbeth W. Roy (IVM + HCQ)                       (561) 444-7751   [email protected]

Dr. Tara A. Solomon (IVM)                                 (954) 984-8892   Ext 1     www.drtarasolomon.com   

Dr. Juan Pascal Suarez-Lopez (IVM)                 (407) 843-0151

Dr. Andres Felipe Velasco (IVM)                       (386) 574-1423

Brian Weinstein, NP (IVM)                                 (888) 329-0120

GEORGIA

Dr. Jason N. Cox (IVM + HCQ)                         (912) 632-6000

Dr. Jimmy A. Malaver (IVM)                               [email protected]     prophylaxis for exposed medical personnel; treatment for sick outpatients

USMed Clinic (IVM + HCQ)                              (678) 974-1240

IDAHO

Dr. Ryan N. Cole (IVM)                                      (208) 472-1082

Joseph W. Petrie, PAC (IVM + HCQ)               (208) 833-3773   [email protected]        www.gemexpresscare.com

ILLINOIS

Dr. Alan F. Bain (IVM + HCQ)                            (312) 236-7010   https://docintheloop.com

Dr. William Crevier (IVM+HCQ)                        (708) 349-0070

Margarita Ruiz, PA-C (IVM)                                (773) 278-7024   (9am – 3pm  Mon-Sat)      lsmi[email protected]com    Se Habla Espanol         

INDIANA

Melissa Donahue, FNP (IVM + HCQ)               (765) 201-0746

Dr. A Brooks Parker (IVM)                                  (317) 300-4091   (call to schedule a Zoom meeting; ask for Dr. Parker)

LOUISIANA

Dr. Lauren Mickey (IVM)                                    (318) 322-9882

MASSACHUSETTS

Dr. Kathleen O’Neil-Smith (IVM)                                                  [email protected]  (telemedicine)          Medicare not accepted 

MINNESOTA

Dr. Stacey Luetmer (IVM)                                   (320) 424-0771  www.flourishmd.com

Catherine McCulley, CNP (IVM)                       (605) 271-1020   [email protected]       www.marywuebbenwellness.com   (office visit only)

NORTH CAROLINA

Dr. Joseph N. Holmes (IVM + HCQ)                 (980) 264-9020   text preferred

Dr. Prachee Jain (IVM)                                        (704) 256-8300   [email protected]              https://thehometowndoctors.com

Dr. Jodi Stutts (IVM)                                           (704) 360-5190    [email protected]  (COVID-19 positive patients only; no prophylaxis)

NEVADA

Dr. Arezo M. Fathie (IVM)                                  (702) 407-9994

Dr. Harolyn C. Gilles (IVM)                                 (602) 929-6347   [email protected]www.drharolyn.com

Dr. Patrick G. Ticman (IVM)                               (702) 877-5199

NEW JERSEY

Dr. Stavros Christoudias (HCQ)                        (201) 833-2888

Dr. Alieta Eck (IVM)                                            (732) 463-0303

Dr. Eric Osgood (IVM)                                                                  [email protected]

Dr. Stephen M. Smith (HCQ)                            (862) 772-7822

Jennifer Wright MSN, ANP-C (IVM+HCQ)     (561) 444-7751  [email protected] 

NEW MEXICO

Stephanie Wilks, FNP-C (IVM)                          (575) 433-3000

NEW YORK

Dr. Thomas Madejski (IVM)                               (585) 798-3345

Jennifer Wright MSN, ANP-C (IVM+HCQ)      (561) 444-7751  [email protected]

Dr. Vladimir Zelenko (HCQ + IVM)                   (845) 537-2742   text for appointment         https://www.vladimirzelenkomd.com

OHIO

Dr. A. Patrick Jonas (IVM + HCQ)                     (937) 427-7540

Dr. Jennifer Pfleghaar (IVM)                              (567) 336-6001

Dr. Brad Schneider (IVM)                                   (234) 414-0215

Dr. Fred Wagshul (IVM)                                     (888) 788-9101                       

OKLAHOMA

Dr. Randy Grellner (IVM)                                   (918) 725-1599  

Dr. Jim Meehan (IVM)                                       (918) 600-2240

Laura Moreno, FNP (IVM)                                 (405) 861-0224 

Dr. James Ross (IVM)                                         (918) 932-2909           

PENNSYLVANIA

Dr. Alexis S. Lieberman (IVM)                           (215) 774-1166    only patients under age 18

Dr. Safiyya Shabazz (IVM)                                  (215) 924-2440    https://www.fountainmedonline.com/contact

Dr. Regina Smith (IVM + HCQ)                         (717) 795-9566

SOUTH CAROLINA

Carolina Health & Wellness Services (IVM)     (843) 996-4908    [email protected]    Telehealth for Virginia and South Carolina

SOUTH DAKOTA

Catherine McCulley, CNP (IVM)                       (605) 271-1020   [email protected]       www.marywuebbenwellness.com   (office visit only)

TENNESSEE

Dr. Dawn Linn (IVM)                                           (615) 551-9707   [email protected]           https://impressionshendersonville.com

TEXAS

Dr. Robin Armstrong (HCQ)                              (409) 938-5000

Dr. Kimberly Barbolla (IVM + HCQ)                  (903) 320-3200

Dr. Louis P. Coates (IVM)                                    (972) 496-6937

Dr. Hong Davis (IVM + HCQ)                            (972) 867-5888   call or text.     [email protected]

Dr. Alison Garza (IVM)                                        (956) 393-2200   https://www.dralisongarza.net/contact

Dr. Eder Hernández DMSc,PA-C (IVM)             (956) 546-2000; (956) 518-7444; (956) 731-6699        www.valleymedcovid19.com

Dr. Richard Herrscher (IVM)                               (972) 473-7544   www.aircaremd.com

Dr. Deborah M. Holubec (IVM)                         (214) 509-9691   [email protected]

Dr. Stella Immanuel (IVM + HCQ)                     (281) 530-1230

April E. López NP, MSN (IVM)                           (956) 627-5555

Dr. Ivette Lozano (HCQ)                                    (214) 660-1616

Cynthia Malowitz, ANP-BC, FNP-C (IVM)        (361) 937-2121 or (361) 937-2124   www.bayareaquickcare.com   $35 telemedicine visit for uninsured

Raynell Odom, FNP (IVM + HCQ)                    (830) 391-0877

Dr. Russell Phillips (IVM + HCQ)                       (469) 916-4436   [email protected]            www.thecellspa.com

Dr. Hoan Pho (IVM)                                            (210) 541-4164

Dr Clifford F. Porter (IVM + HCQ)                     (512) 553-1501

Dr. Brian Procter (IVM + HCQ)                          (972) 562-8388

Wendy Starnes, APRN, NP (IVM+HCQ)           (903) 320-3200

Dr. Ibidunni Omolayo Ukegbu (IVM)                (469) 453-2008    https://pearlmedclinic.com  

Dr. Richard G. Urso (IVM)                                   (713) 668-6828

Dr. David Gregory Walker (IVM)                        (713) 776-2200   [email protected] 

Ken Wamwiri, MSN FNP-C (IVM)                      (817) 987-1127    www.evergreentclinic.com

UTAH

Dr. David Jensen (IVM + HCQ)                         (480) 444-8715   [email protected]

VIRGINIA

Carolina Health & Wellness Services (IVM)      (843) 996-4908    [email protected]    Telehealth for Virginia and South Carolina

WISCONSIN

Dr. Kristen Lindgren (IVM)                                 (920) 737-1625    www.Lindgren.Health

LIMITATION OF LIABILITY

This information is provided as a not-for-profit public service by people who are not medical professionals.

In no event shall we or our affiliates be liable for any special, incidental or consequential damages arising out of or in connection with this information or website, including negligence.  

BY USING THIS WEBSITE OR INFORMATION, YOU AGREE TO THESE TERMS.

Gen bazlı aşıların yarattığı düşük ve ölü doğumlarda %475’lik artış

Gen bazlı aşıların yarattığı düşük ve ölü doğumlarda %475’lik artış

İngiltere’de devreye giren gen bazlı Covid aşılarının bir önceki yazıda ele aldığımız 8 Aralık – 24 Ocak tarihleri arasında resmi makamların “gebelere uygulanmaması gerek”tiği yönündeki şerhine rağmen uygulanması nedeniyle gelişen düşük ve ölü doğum sayısı, bir sonraki 6 hafta içinde (7 Mart 2020 itibarıyla) %475 artış görüyor!

Bu durumun müsebbibi ise, devletin gen bazlı Covid aşılarının gebelerde kullanım yönergelerinde yaptığı değişiklik oluyor. 

Deneysel aşının gebelikte kullanımına yönergeler şu açıklamalardan:

‘Gebelik’ 

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelerde kullanımı ile ilgili veri bulunmamaktadır.

Hayvanda üreme sistemi toksisitesi ile ilgili deneyler henüz tamamlanmamıştır

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelikte kullanımı önerilmemektedir. 

Doğurganlık çağındaki kadınların, aşılanmadan önce gebe olmadıklarını teyit etmeleri gerekir. Ayrıca, doğurganlık çağındaki kadınlara 2. aşı dozundan sonraki en az iki ay boyunca gebe kalmamaya dikkat etmeleri salık verilmelidir.

Bu açıklamalara dönüşüyor:

4.6 Doğurganlık, gebelik ve emzirme dönemi

Gebelik

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’in gebelerde kullanımı ile ilgili fazla deneyim bulunmamaktadır.

Yürütülen hayvan deneyleri gebelik, embriyo/fetal gelişim, doğurma veya doğum sonrası dönem bakımından zararlı addedilecek doğrudan ya da dolaylı etki göstermemektedir.

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’in gebelikte kullanımı ancak be ancak, elde edilecek fayda potansiyeli anne ve fetüsün sağlığı için doğacak riskten fazla olduğu durumlarda düşünülmelidir. 

Aşı üreticisi şirketlerin derhal, hayvanlarda yürütülmüş her türlü deneyin orijinal verilerini bağımsız kişi ve kurumlarca incelenmek üzere kamuoyuyla paylaşması gerekir. Şayet bu enjeksiyonlar yetersiz bilimsel veri üzerinden onaylanmış ise sorumlulular görevlerinden azledilerek haklarında dava açılmalı, aşıyı önerdikleri ister gebe ister sıradan vatandaş olsun gerekli tıbbi bilgilendirmeyi doğru ve usulüne uygun şekilde yapmadan uygulayan sağlık personeli hakkında derhal inceleme başlatılarak meslekten men edilmeleri sağlanmalıdır.

Bu insanlık suçlarına bir an evvel son verilmelidir.

Gen Bazlı Aşıların İngiltere’deki ilk 6 Haftalık Zarar Dökümü

Gen Bazlı Aşıların İngiltere’deki ilk 6 Haftalık Zarar Dökümü

ŞOK RAPOR!

İngiliz resmi makamlarının ülkede 8 Aralık 2020 tarihinde uygulanmaya başlanan Pfizer ve Oxford / Astrazeneca aşılarına bağlı olumsuz reaksiyonlara dair raporu hiç iç açıcı gözükmüyor.  

İngilizler MHRA Sarı Kart sistemi ilaç ve aşı yan etkilerine dair bildirim topluyorlar. 8 Aralık 2020’den 24 Ocak 2021 tarihine kadarki dönemde İngiltere’de Pfizer/BioNTech aşısından 5,4 milyon doz, Oxford Üniversitesi/AstraZeneca aşısından da 1,5 milyon doz uygulandığı tahmin ediliyor. İkinci doz olarak da çokça Pfizer/BioNTech aşısından 0,5 milyon doza yakın bir miktarın uygulandığı bildiriliyor.

Lâkin beklenildiği gibi, aşılananların sayısı arttıkça ortaya çıkan olumsuz reaksiyonların sayısı da artıyor ve Pfizer aşısı için bildirimi yapılmış 49.472 reaksiyon, Oxford / Astrazeneca için de 21.032 reaksiyon kayda geçiyor. Elbette, Sarı Kart sistemine ilaca ve/veya aşılamaya bağlı oluşmuş reaksiyonlar hiçbir zaman tam bildirilmediği için, gerçekte rakamların çok daha yüksek olabileceğini akılda tutmak gerekir. 

The Daily Expose grubu, aslını buradan görebileceğiniz raporun Pfizer aşısı ile ilgili bölümünü derinlemesine inceliyor ve bizler de size bu çalışmadan bilgiler aktarıyoruz.

İnsan hücrelerine “belirli bir görev” icra etmesi yönünde komut verme aracı olarak geliştirilmiş mRNA teknolojisine sahip Pfizer aşısı sayesinde şu an 5 kişi kör kalmış, 31’i de görme duyusunda ağır tahribat yaşamış durumdalar. Sadece 24 Ocak tarihine kadar, 5-6 haftalık süreçte aşıya bağlı görme kaybı/sorunu yaşayanlarca bildirimi yapılmış 634 vaka var. 1 senedir evde dört duvar arasında ailenizi, eşinizi dostunuzu göremeden yaşamışsınız, sonra hayatınızı size geri vereceği iddiasıyla “deneysel” bir aşıyı olmaya razı olup, ardından bir daha ne kimseyi ne de bir şeyi görebilir hale gelmişsiniz. Bu insanlara yaşatılan bu işte.

Deneysel Pfizer aşısı yüzünden gelişmiş 21 de serebrovasküler kaza (cerebrovascular accident – CVA) var. Serebrovasküler kaza, beyin damarlarındaki tıkanma yahut yırtılma nedeniyle beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak ölmesine deniyor. Buna, inme dendiği de oluyor.

Serebrovasküler Kaza: Beyin damarlarında ani yırtılma, emboli vb. bir olay sonucu bilinç kaybı, felç ve bazen ölüme uzanan akut durum; akut beyin hasarı.

4 Aralık‘ta İngiliz devleti halka önerdikleri Pfizer aşısının doğurganlık üzerindeki etkisi hakkında bilgisi olmadığını itiraf ederken şu bilgileri de sağlıyor:

‘Gebelik’ 

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelerde kullanımı ile ilgili veri bulunmamaktadır.
Hayvanda üreme sistemi toksisitesi ile ilgili deneyler henüz tamamlanmamıştır

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelikte kullanımı önerilmemektedir. 

Doğurganlık çağındaki kadınların, aşılanmadan önce gebe olmadıklarını teyit etmeleri gerekir. Ayrıca, doğurganlık çağındaki kadınlara 2. aşı dozundan sonraki en az iki ay boyunca gebe kalmamaya dikkat etmeleri salık verilmelidir.

Peki o halde Pfizer aşısı yan etki dökümünde 4 düşük ne arıyor?

Devletin kendi yönergeleri gebe olanların veya 2 ay içinde gebelik düşünenlerin Pfizer aşısı olmaması gerektiğini söylerken, gebe kadınlara bu aşı ne demeye vuruluyor? 

Ana akım medyada bu konular neden hiç gündeme getirilmiyor?

Maalesef, Oxford / Astrazeneca aşısından sonra da 2 düşük bildirimi var.


Bunlar yetmezmiş gibi analizimizde daha da sarsıcı bilgiler çıktı karşımıza. Sarı Kart sisteminde Pfizer aşısına bağlı 59 ölüm, 7 de ani ölüm bildirimi var. Bay Hancock’un (İngiltere Sağlık Bakanı) demeyi sevdiği gibi bu “iğne”yi olur olmaz düşüp ölüveren 7 insandan bahsediyoruz.

24 Ocak 2021 itibariyle Pfizer aşısına bağlı Toplam Ölüm sayısı ise 107. Yani, kör kalan 5 kişi, inmeli 21 kişi, devlet olmasın demesine rağmen aşı vurulup bebeğini kaybetmiş 4 kişi ve ne yazık ki aşıdan sonra hayatını kaybetmiş 107 kişi var elimizde. Hepsi de bu deney aşamasındaki, devletin firmalara hukuki tam koruma verdiği, acil durum izni icat edilerek halkın üzerine  boca edilen ve oluşmuş zararı kimsenin tazmin etmeyeceği aşılardan dolayı oluyor.

24 Ocak 2021 itibariyle ayrıca Pfizer/BioNTech aşısına bağlı 69 da yüz felci (Bell’s Palsy) bildirimi var. Yüzün bir tarafındaki kasları güçsüzleşmesi yahut felci ile karakterize bir durumdur.



Devlet tabii ki Covid aşılarının bu korkunç yan etkilerini geçiştirmeye çalışmakla meşgul, o yüzden rapord şöyle bir bildirimleri yer almakta:

Kampanya gereği aşılananlar şu ana kadar ağırlıklı olarak yaşı oldukça ileri olan nüfus grubundan oluşmaktadır ve elbette bu insanların birçoğu altta yatan tıbbi durumlara sahip bireylerdir. Yaşın ileri olması ve altta yatan kronik hastalıkların bulunması, hele de milyonlarca kişinin aşılandığı düşünülecek olursa, tesadüfi advers olaylarla da daha sık karşılaşılacağı manasına gelmektedir. O yüzden, gelen bu bildirimleri çok dikkatli bir biçimde ele alıp, aşılama olsun olmasın zaten oluşabilecek hastalıkları aşı yan etkisinden ayırmamız gerekir.

Ve değerli okurlar, okumuş olduğunuz bu açıklama “Riyakarlık”ın daniskasıdır. Altta yatan yığınla kronik hastalığa sahip onbinlerce insan SARS-CoV-2’ye pozitif verdikten sonraki 28 gün içinde hayatını kaybettiğinde ölüm nedeni olarak “Kesin Covid” yazıldı ve Covid ölümlerine ait  istatistik hanesine ekleniverdiler. (ONS ve NHS (sağlık bakanlığı) verileri üzerindeki analizimizi okumak için buraya bakınız). Fakat tabii ölümleri bir tek Covid için bu şekilde sayabiliyoruz, iş aşıdan ölümlere geldiğinde ise bu insanlar olsa olsa “altta yatan hastalıklar”ından dolayı ölmüştür, her gelen ölüm bildirimini kabul edemeyiz, inceleyip ayıklamamız lazım deniyor.

Oysa Covid ölümlerini bu şekilde saydıkları için İngiliz halkı bir yıldır diktatöryel tahakküm altında yaşıyor. Ortadaki sorunu görebiliyor musunuz?

O “iğne”yi olacak mısınız?

Peki Ama Bu İnsanlar Neden Ölüyor?

Peki Ama Bu İnsanlar Neden Ölüyor?

COVID-19 Resmi Mortalite Verileri Yaşanan Ölümlerin Viral Hastalık Kaynaklı Olamayacağını, Ana Etmenin Tedavi için Kullanılan İlaçlar Olduğunu Gösteriyor


COVID-19’un virüs kaynaklı bir salgın olduğu hipotezi giderek güç ve dayanak kaybederken, aralarında ölüm de olmak üzere ağır yan etki listesine sahip ilaçların kullanımının bu süreçteki payı gitgide daha iyi anlaşılmaya başlıyor. Tıbbi tedavi için önerilen ilaçların zarar potansiyelinin halihazırda zirveyi zorladığı, hatta çoktan zirveye yerleştiği düşünülecek olursa, yapılacak herhangi bir değerlendirmede bu kalemin neden atlanmaması gerektiği daha net anlaşılacaktır.

TO ERR IS HUMAN: BUILDING A SAFER HEALTH SYSTEM, Institute of Medicine, 1999https://www.nap.edu/resource/9728/To-Err-is-Human-1999–report-brief.pdf


“Reçeteli ilaçlar, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da kalp hastalığı ve kanserden sonra en çok öldürenler listesinde üçüncü sıradadır.” –  Peter C.Gøtzsche

Gøtzsche, Peter C., Our prescription drugs kill us in large numbers, Polskie ArchiwumMedycyny Wewnetrznej, Epub October 30, 2014

“İstastiki bulgular arasında en çarpıcı olanı ise konvansiyonel tıbbın yol açtığı ölümlerin toplamının yılda 783,936 gibi astronomik bir sayıya ulaşmış olması. Şu anda Birleşik Devletler’de en fazla ölüm ve incinmeye yol açanlar listesinde Amerikan tıp sisteminin başı çektiği aşikardır. (Değerlendirmenin yapıldığı aynı yıl (2001)  kalp hastalığına bağlı ölümler 699.697, kanser ölümleri ise 553.251,5’de kalmıştır.)” 

Death By Medicine; Gary Null, PhD; Carolyn Dean MD, ND; Martin Feldman, MD; Debora Rasio, MD; and Dorothy Smith, PhD, pg 1. http://www.webdc.com/pdfs/deathbymedicine.pdf

 


AYNI VİRÜS – AYNI SÜREÇTE COĞRAFİ SINIRLARA GÖRE NASIL BUNCA FARKLI DAVRANABİLİYOR?


Gözlemsel veriler 2020’nin ilk 6 ayı içerisinde Avrupa ülkelerinin birçoğunda ‘olağanın üstünde ölüm’ (excess mortality) gerçekleşmemiş olduğunu göstermekte. O yüzden, tüm dünyayı tuttuğu söylenen bir viral salgında, aynı kıtada 6 ay boyunca sadece bazı ülkelerde ölüm sayısı artıyorsa, burada suçlu virüs değil, belli ki başka şeylerdir.

Avrupa’da İspanya, Fransa, İngiltere; okyanusun diğer tarafında ise ABD’de görülen orantısız ve hastaların zamanından önce bu dünyadan göçmesi ile ortaya çıkan can kaybı istatistiklerinin Hidroksiklorokin, Kaletra ve Azitromisin gibi preparatların kitlelere deneysel biçimde uygulanması yüzünden oluştuğunu gösteren yığınla kanıt bulunmakta.

2020’nin ilk altı ayı boyunca Avustralya’da intihar ölümleri CV-19 ölümlerinden yüksek seyrederken, tıpkı Almanya ve Portekiz gibi bu kıtada da olağanın dışında, fazladan ölüm kaydedilmemiş olması, hatta Almanya ve Portekiz’de önceki yıllara göre ölüm oranlarının daha da düşük seyretmiş olması ortada ölümcül bir viral salgın olduğu hipotezini çürütüyor.

Bu ülkelerde ölümlerin düşük seyretmiş olması hükümetlerin aldığı korona tedbirlerine de bağlanamaz, zira ölümlerin esaslı bölümü yaşlılar evinde ağır sağlık sorunları nedeniyle zaten ölümün eşiğinde olan kesimden çıkmış olup, her ne tedbir alırsanız alın bunlar zaten önlenemeyecek olan ölüm vakalarıdır.

İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda ve ABD, 2020’nin ilk yarısında önceki senelere göre ölümlerde belirgin artışların görüldüğü ülkeler oluyor. Bunlar aynı zamanda, Hollanda haricinde, en sıkı karantina önlemlerinin uygulandığı ülkelerdir. Oysa aynı süreçte hemen hiçbir karantina önlemi alınmamış İsveç’te aynı virüsün benzer ivme göstermemiş olması yine, hem karantina önlemlerinin “viral salgın”da etkinliğini sorgulatmakta hem de bunun gerçekte bir viral salgın olup olmadığını. 


SINIR TANIYAN VİRAL SALGIN


Belçika, komşusu Almanya’dan (100 bin kişi başına) 8 kat fazla ölüm çıkarıyor; İspanya Polonya’dan 22 kat; İspanya’nın kapı komşusu Portekiz ise olağanın üstünde hiç ölüm kaydetmiyor.

Popülasyon geçişliliğinin bunca yüksek olduğu günümüz dünyasında virüsün her siyasi sınır aşımında karakter değiştiğini mi ileri süreceğiz?

Yoksa akla yatkın olan çıkarımı yapıp, Avrupa’da ülkeler arası ölüm istatistiklerindeki derin ayrılıkların, ülkelerin uygulamayı seçtiği agresif tedavi yöntemlerine göre şekillenmiş olduğunu mu düşünmeliyiz?

İlginç olan, bu bahsi geçen ülkelerde olağanın üstünde kaydedilmiş “fazladan ölümler”in en büyük bölümünün çok çok kısa bir zaman diliminde gerçekleşmiş olması; Nisan başından ortasına kadarki 2-3 hafta içinde vuku buluyor ölümler. Euromomo’da kayıtlı ölüm istatistiklerine göre İspanya ve İngiltere’de çizelgeler Mart sonuna kadar gayet monoton bir tablo sergilerken birden fırlıyor ve daha sonra Nisan ortası gibi başladığı gibi düşüveriyor, böylelikle “pik” oluşturmuş oluyor. Ölenler ise demografik bakımdan ağırlıklı olarak ileri yaşlılardan oluşuyor. 

Kaynak: https://www.euromomo.eu/graphs-and-maps/


Yani, sadece bir iki hafta içinde yılın bu zamanında normalde görülenden 60 – 70 bin fazla ölüm kaydedilmiş oluyor bu Avrupa ülkelerinde. ABD’de ise önceki 2 yıla kıyasla 2020’nin ilk 6 ayı içinde 130 bin fazladan ölüm kaydediliyor (ABD’de 2020’nin ilk yarısında ölüm hızı %0.48; 2018 ve 2019’da %0.44). Avrupa ülkeleri ve ABD arasındaki tek fark ise, Amerika’nın tablosunda “pik”in biraz daha geniş/yayvan bir eğri oluşturması (yani Nisan’da sadece 2 haftada kalmıyor, tüm aya yayılıyor; dünya genelinde dramanın başlatıldığı yer olan İtalya’dan 2 hafta kadar sonra, 11 Nisan’da ABD’de pik yaşanıyor.)

Kaynak: https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/covid-data/covidview/02122021/images/chart-deaths.jpg

Normal grip sezonunun dışında, bir virüsün bu şekilde 2 hafta içinde onbinleri silip süpürmesi mümkün değil, solunum yollarını tutan bir virüs bu şekilde davranmaz. Hadi diyelim denildiği kadar ölümcül bir virüs olsun bu, o zaman hayatı kilit alma taraftarlarının iddiası uyarınca en başta okulları, işyerlerini kapatmayan, maske de kullanmayan İsveç’te ölüm oranlarında muazzam pik görülmüş olması gerekirdi, ki yok. İsveç’in Nisan’da kaydettiği ölümler mevsim normallerinin çok üzerinde değil, 2017-2018’deki %0.46 yerine 2020’nin ilk 6 ayında ölüm hızı %0.48 olarak kaydedilmiş.

Ekonomi Eğitim Vakfı’nca hazırlanan 9 Ekim 2020 tarihli analiz raporu “İsveç’in Stratejisi’nin İşe Yaradığını, Karantina Tedbirlerinin Boşa Çıktığını Gösteren 5 Grafik”in vardığı sonuç, viral salgında sağlık tedbiri olarak hayatı kilit altına alma uygulaması ile COVID-19’a bağlı ölümler arasında ilişki bulunmadığı, tersine, karantina uygulamalarının tartışmasız biçimde zarar oluşturduğu yönünde oluyor.

Kaynak: https://fee.org/articles/5-charts-that-show-sweden-s-strategy-worked-the-lockdowns-failed/

Grafikte de görüldüğü gibi yıl sonunda, hayatı sıkı kilit alan ülkelerden İspanya İsveç’ten tam 25 kat; Fransa 10 kat; İngiltere ise 7 kat fazla ölüm çıkarıyor.

İtalya’da da Nisan ayında bir “pik” var, ancak tıpkı İsviçre’de olduğu gibi burada da ölümler nedense sadece belli bölgelerde yoğunlaşmış durumda ve bunlardan biri de Bergamo. Ölümcül bir virüs kol geziyor, lakin belli ki öldürücülükte herkese ve her yere eşit davranmıyor. 

Almanya’nın verileri yakından incelendiğinde de virüs tezi hiç ikna edici olamıyor. Alman Federal İstatistik Bürosu ölüm rakamlarını haftalık olarak raporluyor. 

Kaynak: Alman Federal İstatistik Bürosu

Mart 2019’da Almanya’da yaklaşık 86.500 kişi hayatını kaybediyor. 2018 mart ayında ise sert bir grip sezonu geçiren Almanya’da ölümler 107.100’e ulaşıyor. Görüldüğü üzere, koronavirüsle bir pandemiye gerek olmadan da, tipik grip dönemlerinde ölüm oranlarında büyük dalgalanmalar meydana gelebiliyor. 2020 yılının ölüm oranları eğrisine bakıldığında da, geçmiş senelere  kıyasla ortada anormal bir durum, önceye göre ölümlerde bir artış ivmesi bile görülmüyor. Duisburg-Essen Üniversitesi’nin yürüttüğü ve The Journal of Infection dergisinde yayımlanan “Almanya’da COVID-19’a Bağlı Gerçekleşen Fazladan Ölümler” başlıklı araştırmasına göre, ileri yaş grubundaki nüfustaki artış da hesaba katıldığında Almanya’da COVID-19’un ilk dalgasında geçmiş seneye göre 4926 daha az ölüm vakası kaydedilmiş olduğu ortaya çıkıyor.

“Excess mortality due to COVID-19 in Germany”, Andreas Stang et al.,2020 nov., J Infect.,PMID: 32956730 DOI: 10.1016/j.jinf.2020.09.012

Federal İstatistik Bürosu’nun 22 Ocak 2021’de yayımladığı ve 2020 genelinin istatistiklerini içeren raporda da ortalığı kırıp geçiren bir virüsün varlığına işaret edecek bir veri bulunmadığı görülüyor. 2016-2019 arası dönemde kaydedilen ölüm ortalamasına göre 2020’de 41.000 kadar, yani %4’lük bir artış var, 2018’e göre ise 20.000 fazladan ölüm var (%2.1). Ancak tabii 2020’de Alman nüfusu 2016’dakine göre 1 milyon artmakla kalmamış, öldü denilenlerin de yarıdan fazlası 80 yaşın üzerindekilerden oluşuyor—ki bu yaş grubu 2016’dan 2019’a kadar %5.8 ila %6.8’lik bir artış görmüş durumda. Tüm bunlar, yanında 2020 yaz sonunda Almanya’yı vuran ve normalin üstünde 9000 kişinin daha ölümüne yol açan sıcak dalgası da hesaba katıldığında, 2020’deki fazladan 41.000’lik ölümün epey bir kısmı açıklanmış oluyor zaten.

Ölümcül olabilecek yüksek doz ilaçlarla uygulanan deneysel tedavi protokolleri gerisini “rahatlıkla” açıklıyor. Tüm dünya genelinde yürütülen resmi deneylerde kullanıldığı gibi deney kapsamı dışında da uygulandığı bilinen bu ilaçlarla on binlerce insanın canına kıyılmış durumda. 

Almanya’daki 2018-2019 dönemine kıyasla Nisan 2020’de yaşanan birkaç binlik fazladan ölüm, bu ülkede o ara devreye sokulan hidroksiklorokin adlı sıtma ilacının yüksek dozdan deneysel olarak uygulamaya alınmasıyla aynı zamana rastlıyor. Spiegel dergisinin haberine göre, Alman sağlık sigortası şirketi AOK kayıtları, ilacın mart ayı itibariyle hayli revaçta olduğunu gösteriyor. Bir önceki aya göre martta hidroksiklorokin reçete edilen hasta sayısı neredeyse 10.000 artıyor ve bunlar da çoğunlukla yaşı oldukça ileri, ağır sağlık problemleri bulunan hastalar. İlacın, özellikle de önerildiği dozlar göz önüne alındığında, oluşturacağı toksik etki bakımından hayati tehlike riskini doruğa ulaştıracağı hasta grubu bunlar. Nisan ve mayıs ayları, reçete edilen hidroksiklorokin adedinin düşüşe geçtiği aylar oluyor. Haziran ayına gelindiğinde hidroksiklorokin için rakamlar, bir önceki sene averajının altında kalıyor.

Görünüşe göre Almanya’da COVID-19 paniğinin bilhassa yoğun olduğu martın ikinci yarısı, yüksek toksisiteye sahip hidroksiklorokin ve Kaltera adlı antiviral ilaç preparatının (Lopinavir/Ritonavir) en fazla rağbet gördüğü zaman dilimi oluyor. Yine de, bu ilaçların Belçika ve İngiltere’deki kullanım oranlarına bakıldığında, Almanya’daki kullanımın devede kulak kaldığı görülüyor. 

20 Mart 2020’de Russia Today TV kanalı ile röportajında Alman doktor Claus Köhnlein’ın bu ilaçların hayli yüksek dozlarda hastalarda denenmesine getirdiği eleştiriler büyük yankı uyandırıyor, Köhlein, bu ilaçların her defasında bağışık sistemini baskıladığını ve halihazırda sağlık durumu kritik hastalara verildiği takdirde ölüme yol açabileceğini söyledikten sonra ülke genelinde antiviral ilaçlara rağbet azalma eğilime giriyor.

Daha sonra Ärzteblatt tıp dergisinde yayımlanan mektubunda Claus Köhnlein şu yorumu yapıyor: 

“Almanya’nın süreci nispeten az hasarla atlatabilmiş olmasının sebebi tedavi konusunda en başından beri aşırı invazif girişimlerden kaçınmış olmamız ve/veya İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere’deki kötü deneyimlerden ders alıp antiviral ilaç kullanımına ihtiyatlı yaklaşmış olmamızdandır.”

Engelbrecht, Torsten; Köhnlein, Claus, COVID-19 (excess) mortalities: viral causeimpossible—drugs with key role in about 200,000 extra deaths in Europe and the US alone,www.realnewsaustralia.com, October 1, 2020

Yaşanan mega korona paniğinde tüm dünya daha krizin başında, COVID-19 hastalarındaki etkileri daha doğru dürüst çalışılmadan bir dolu yan etkiyle gelen ilaçları denemeye başlıyor. Örneğin, Pharmazeutische Zeitung dergisi daha 28 Ocak 2020’deki haberinde, koronavirüslerin bilinen bir ilacı olmamasına rağmen tedavide—deneme-yanılma yöntemi ile— birtakım HIV ilaçlarının kullanılmakta olduğunu yazıyor. Bahsi geçen HIV ilaçlarının, hele de yaşlı ve sağlık durumu ileri derecede bozuk kişilerin hayatına mâl olabileceği bilinirken, tercih edilen yol bu oluyor.

Basında yer alan bir başka habere göre de, Amerikan ilaç firması AbbVie, Çin sağlık bakanlığından yetkililerin HIV ilaçları Kaletra’yı talep ettiğini duyuruyor. Kaletra, Lopinavir ve Ritonavir karışımı bir preparat ve elbette diğer antiviral ilaçlar gibi ölümcül yan etkilere sahip.

Hüttemann, Daniela, Lungeninfektionen: Wie wird eine Coronavirus-Infektionbehandelt?, www.pharmazeutische-zeitung.de, January 28, 20201390 Lopinavir / Ritonavir, www.aidsinfo.niv.gov

Yüklü deneysel ilaç uygulamalarına kapı aralayan ise muhtemelen 18 Şubat 2020’de The Lancet tıp dergisinde yayımlanan tek vakalık Covid tedavi sunumu gibi yayınlar oluyor. Biraz titizlikle irdelense rahatlıkla bu tarz ilaç tedavilerine kalkışılmaması için uyarı niteliği kazanabilecekken, maalesef hiç düşünmeksizin kritik durumdaki hastalara deneysel ilaçların boca edilmesinin yolunu açıyor bu yayın.

Vaka sunumu yapılan hasta 50 yaşında; ateş, üşüme-titreme, öksürük, halsizlik ve nefes darlığı şikayetiyle geliyor ve “COVID-19” hastası olarak yatışı yapılıyor. Ve antiviral ilaçlarla tam bir taarruza maruz bırakılıyor: interferon alfa-2b, lopinavir ve ritonavir, antibiyotiklerden moxifloxacin ve meropenem, yanında yüksek doz kortizon (metilprednizolon). Bu sayılan ilaçların her biri, tek başına uygulandığında bile ölüm de dahil olmak üzere oldukça ağır yan etkilere yol açabilen maddeler. Hastanın otopsisinde karaciğer hasarı tespit ediliyor ve en azından bunun, verilen ilaç tedavisi yüzünden gelişebileceği yayın yazarları tarafından da kabul ediliyor. Elbette, hastanın bizzat ilaç toksisitesine bağlı olarak hayatını kaybetmiş olabileceği göz ardı edilemeyecek bir ihtimal.

Henüz 50 yaşında ve altta yatan bilinen bir sağlık sorunu da olmayan biri bile ağır grip semptomları için verilen ilaç kokteyline dayanamayıp vefat edebiliyorsa, “COVID-19” hastası denilerek kanser hastaları da dahil olmak üzere sağlık durumu son derece nazik 70-80 yaşındaki insanlara verildiğinde bu muazzam toksik ilaç karışımlarının etkisi ne olur, herhalde tahmin edebiliyoruzdur.


Peki ama doktorlar bu 50 yaşındaki hastaya niye bu tedaviyi verdiler? The Lancet yayınında neden kapanış yorumu olarak hastanın “şiddetli akut solunum yetmezliği sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2)’den öldü”ğü yazıyor? Başka hiçbir şey değil, virüs öldürmüş yani bu insanı? Tıp camiasına hakim tünel vizyonundan neden olarak sadece virüs gözüküyor, içlerine işlemiş inançları onlara kurtuluşun bir tek ilaçta olduğunu söylüyor, korkularını bir tek bununla avutabiliyorlar da ondan. İlaca mutlak güven ve denenmedik ilaç bırakmama güdüsü tıp camiasının ruhuna işlemiş durumda da ondan. Hele de “pandemi” ortamının yarattığı panikle, çare olarak daha fazla ilaca sarılmaları olağan. 

50 yaşındaki bu zavallı nefes darlığı çekiyor diye kortizon veriliyor. Kortizon nedir? İnflamatuar yanıtı yatıştırıp yavaşlatan bir lenfosit baskılayıcı. Öyle olunca ateş de düşüyor tabii, başka semptomlar da azalıyor. Hasta geçici olarak kendini biraz daha iyi hissediyor, nefes alabilmeye başlıyor. Lakin bir de faturası var bu rahatlamanın: immün sistem fena halde baskılanmış olduğundan hasta için ölüm tehlikesi ortadan kalkmıyor ve hatta burada olduğu gibi kişiye bir de kendi içinde hayati tehlike oluşturan başka ilaçlar da verilmekteyse, sonuç kaçınılmaz olabiliyor. 

Gelgelelim, Lancet yayınının vardığı sonuç hastanın virüsten ölmüş olduğu. İlaç tedavisine rağmen ölmüş hem de, ilaçlar yüzünden değil. Tıp camiasında sözü kanun addedilen The Lancet gibi bir dergi kalkıp böyle bir yayın yapınca da ne oluyor, bu “tedavi” şekli COVID-19 için model terapi haline geliveriyor

Bir iki haftaya kalmadan, yukarıda yüksek mortalite görülen ülkeler olarak ismi geçenlerin hepsinde (ve başka yerlerde de) çok yüksek toksisitedeki ilaçlar tamamen deneysel olarak ve hatta ruhsat almış oldukları endikasyonlar dışında (off-label) bol keseden hastalara verilmeye başlıyor. Daha da kötüsü bu ilaçlar bu şekilde en çok, testi COVID-19 pozitif çıkmadan önce de ağır hastalıkları bulunan yaşlı insanlara veriliyor.

Resmi veriler, yüksek seyirli ölüm oranlarının İtalya’dan havalanıp, bir çırıpıda İspanya ve Fransa’yı kat edip, İngiltere ve Belçika’ya konuverdiğini gösteriyor. Buradan sonra göç sırası elbette ABD ve Brezilya’ya geliyor.

İtalya’da, bilhassa Lombardiya’da “ilaç çılgınlığı” 17 Mart gibi başlıyor, en çok da huzurevleri ve bunların kliniklerini tutmuşa benziyor. İtalya’dan 9 nisan 2020’de çıkan şu ölüm istatistiği ise ibretlik ve kendi içinde çok şey anlatıyor; ölen hastaların %84’ü başta azitromisin olmak üzere antibiyotik tedavisi görmüş olanlar, %55’i antiviral ilaç almış, %33’ü kortikosteroid ilaç alırken %18.6’sı ise bu üçünü birlikte almış.

Azitromisin (Zitromax / Zmax) İle ilgili olarak 2013 yılında FDA’nın yayımladığı ve kalpte ölümcül olabilecek ritim düzensizliğine yol açtığı ile ilgili bir uyarı bulunmakta.

https://www.fda.gov/drugs/drug-safety-and-availability/fda-drug-safety-communication-azithromycin-zithromax-or-zmax-and-risk-potentially-fatal-heart

https://www.drugs.com/fda-alerts/300-0.html

Antiviral ilaçların ölümcül olabileceği de bilimsel olarak kafi derecede ispatlanmış durumda. 

Bunlar arasında, yukarıda bahsi geçen 50 yaşındaki hastaya da verilmiş olan  Lopinavir-Ritonavir de bulunmakta. 

https://kaletra.com/
https://www.drugs.com/mtm/lopinavir-and-ritonavir.html

Kortikosteroidler için ise 10 Nisan 2020’de Journal of Infection’da yayımlanmış bir çalışmaya göre “Kortikosteroidler daha ziyade ağır sağlık problemlerine sahip hastalara gerekmektedir. Koronavirüs pnömonisi geliştirmiş hastalarda kortikosteroid kullanımı ise ölüm riskinde artış ile ilişkilendirilmiştir.” Yazarlar, yayınlarında “kortikosteroidlerin COVID-19 tedavisi için kullanımında ihtiyatlı olunması gerektiği” yönünde uyarıda bulunuyorlar, ancak bakıldığında ortaya çıkan şey esasen, bu bağlamda kortikosteroid kullanımını haklı çıkaracak veya mazur gösterecek tıbbi kanıtın olmadığıdır.

https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0163445320301912https://doi.org/10.1016/j.jinf.2020.03.062

Fransızların Culture dergisi, girişilen kitlesel ilaç deneyinin pratikte neye benzediğini dökümlüyor. Başlık: “Covid-19: Fransa, İtalya, İspanya ve Almanya’da doktorlar bu hastalıkla nasıl mücadele ediyor?”

İtalya’nın Fransa sınırındaki Liguria bölgesindeki Imperya ili Tabipler Birliği başkanı, nörolog  Francesco Alberti pandemi nedeniyle işe geri dönüyor ve şu açıklamayı yapıyor:

“Öncekilerden çok farklı ve hastasına göre ağır da seyredebilen bu hastalık için haliyle çok sayıda tedavi denemesi yapıp bir yandan da türlü klinik deneyler yürütmekteyiz. Hastanın salt ateşi varsa ve 4-5 günden fazla sürmüyorsa bu durum, paracetamol veriyoruz. Bu süre aşıldığında ise hastalığın ilerlemesini durdurmak için antiviral tedavisine başlıyoruz; en çok kullandıklarımız hidroksiklorokin (Plaquenil markayı kullanıyoruz), yanında hidroksiklorokin’in kalp ritmi problemleri oluşturabildiğini de gözeterek azitromisin adlı antibiyotiği veriyoruz. Bunun dışında diğer antivirallerden remdesivir ve favipiravir’i de kullanıyoruz. İmmün sistem virüsle başa çıkamayacak gibiyse, bu durumda romatoid hastalıklarda kullanılmakta olan tocilizumab aslı immünolojik ilacı da hastalarda denemekteyiz.“

https://www.franceculture.fr/sciences/covid-19-en-france-italie-espagne-allemagne-comment-les-medecins-sattaquent-a-la-maladie

Alberti sözlerine devam ediyor: “Tek bir tedavi protokolü yok bu iş için. İlaçları ruhsatlı endikasyonlarının dışında kullanmaktayız (off-label). İtalya Sağlık Bakanlığı ve İlaç Dairesi, başka hastalıkların tedavisine yönelik olsalar da bu ilaçları kullanmamıza izin verdi.”

Hastaların entübasyonla suni solunuma alnması ile ilgili olarak da Paris’teki Bichat hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları Hasta Canlandırma ve Yoğun Bakım ünitesi şefi Jean-François Timsit şunları söylüyor:

“Yoğun bakıma alınan hastalarda can kaybı oranının şu an için %30 düzeyinde olduğu tahmin ediliyor. Entübe edilmiş olanlarda ölüm oranının %50’ye çıktığını görüyoruz.”

%30 zaten yüksek bir oran, hele bir de entübasyonla yarı yarıya can kaybını düşünün. İlk başlarda entübasyona bu kadar yönelinmesinin ardındaki sebep ise, hastaya normal (ve daha az korumalı) maske ile oksijen verildiği takdirde hastanın soluğundan etrafa ve personele viral enfeksiyon bulaşından çekinilmesi. Oysa ta 2002-2003’teki ilk SARS salgınından bu yana hastaların entübasyonla hayatını kaybetme riskinin çok yüksek olduğu bilinmekte. Ancak yine de bu trend, COVID-19 tedavisinde de devam ettiriliyor.  Şubat 2020’de The Lancet’te yayımlanan bir makalenin çizdiği tablo oldukça karanlık: Entübasyona alınan 22 hastadan yalnız 3’ü hayatta kalıyor.

Clinical course and outcomes of critically ill patients with SARS-CoV-2 pneumonia in Wuhan, China: a single-centered, retrospective, observational study, The LancetDOI:https://doi.org/10.1016/S2213-2600(20)30079-5
https://www.thelancet.com/journals/lanres/article/PIIS2213-2600(20)30079-5/fulltext

23 Aralık 2020’de, focus.de’de yayımlanan “Entübasyondaki Fazlasıyla Yüksek Ölüm Oranları” başlıklı makalede göğüs hastalıkları uzmanı Thomas Voshaar’ın yaptığı açıklama: 

“Korona ile mücadelede hastanın hemen entübasyona alınması yapılabilecek en büyük hatadır.”

Voshaar, COVID-19 mağduru diye etiketlenmiş hastaların entübasyonunun can kaybı oranlarını fırlatan faktör olduğunu söylüyor.

“İnvazif bir şekilde ventilasyona alınan COVID-19 hastalarının yüzde ellisi hayatını kaybediyor. Tıbben farklı bir yönteme geçmemiz gerektiğine en açık işarettir bu.”

Voshaar’ın meslekdaşlarına bu yöndeki çağrıları ne yazık ki dikkate alınmıyor.


YÜKSEK DOZ HİDROKSİKLOROKİN TRAJEDİSİ 


İtalya’da salgın öncesinde de hastalara yaygın biçimde önerilmekte olan hidroksiklorokin’in salgınla birlikte aşırı yüksek dozlarda ugulanmaya başlaması sayısız insanın hayatına mal olmuş durumda.

Hidroksiklorokin’in ağır yan etkileri arasında kalp aritmisine bağlı ölüm de bulunmakta. Bu yan etki riskini özellikle artıran husus ise yüksek doza çıkılması. İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere ve ABD’de COVID-19 hastalarına yapılan şey de tam olarak bu işte. İlaç düşük dozda verildiğinde iyileştirici etki sağlayabileceğini belirten Yale Üniversitesi’nden epidemiyolog Harvey Risch yazdığı bir e-postada şöyle diyor:

“Hidroksiklorokin’in doz aşımı durumunda işlevini yitireceği ve toksisiteye gideceği hususunda hemfikirim.” 

İspanya’nın İlaç ve Tıbbi Ürün Denetleme İdaresi (Agencia Española de Medicamentos y Productos Sanitarios – AEMPS) 16 mart 2020’de ‘Özel Durumlara Yönelik İlaç Yönetimi’ [Management of Medicines in Special Situations (MSE)] yönetmelikleri üzerinden ülke geneline hidroksiklorokin ve bunun biraz daha toksik çeşidi olan klorokin dağıtımına başlıyor. Barselona’nın 150 km kuzeyinde, hemen Fransa sınırı altındaki Cerdenya Hastanesi’nden Miquel Barceló nisan başında Fransız Culture dergisi ile söyleşisinde şöyle diyor:  

“Bu ilaç [hidroksiklorokin ] ile ilgili bir başıboşluk durumu yaşanmakta … Bizde yoğun bakımda yatan sayısı da can kaybı da Occitania’ya [sınırın hemen ötesindeki Fransız bölgesi] göre fazla. Ortalığı kasıp kavuran bir hastalık olunca insanlar bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyor. O yüzden bu ilacın kullanımına fazla itiraz eden yok gibi.” 

Bundan hemen 2 gün sonra ise (18 Mart) WHO direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus kamuoyuna, COVID-19’a karşı ilaçla mücadele için geniş çaplı çalışmalar başlatıldığını açıklıyor:

“Farklı metodolojiler üzerine kurulmuş irili ufaklı deneyler ile insan hayatı kurtaracak tedavi yönteminin hangisi olduğuna karar verebilmemiz güç olacağından WHO ve ortakları birçok ülkede birden bir deney düzenleyerek bu testten geçmemiş tedavilerden bir kısmını birbiriyle kıyaslama yoluna gitmeye karar vermiştir. İhtiyacımız olan veriyi üretecek şekilde tasarlanmış bu geniş çaplı uluslararası deneyle en çok hangi tedavilerin işe yaradığını anlayabileceğiz. Bu deneyimizin adı “COVID DAYANIŞMASI” (SOLIDARITY) olarak belirlenmiştir.”

“COVID DAYANIŞMASI” deneyi kapsamında araştırılan remdesivir; lopinavir/ritonavir (Kaletra); Interferon-β’nin Kaltera, hidroksiklorokin ve klorokin ile birlikte kullanımı oluyor.

İnsanlar üzerinde yürütülen deneylerde kişilerin haklarını korumak amacıyla kurulmuş ‘Alliance for Human Research Protection’ grubundan doktor Meryl Nass’ın konuyla ilgili tespitleri ise şöyle:

“Lakin, WHO’nun denenecek ilaçlar listesinde herhangi bir doz yönergesi olmadığı gibi, yine WHO’nun 8 Nisan tarihli klorokin dozaj konsültasyonunda da şaşırtıcı biçimde hangi dozların kullanıldığına dair bilgi yer almamaktadır.”

WHO’nun düzenlediği toplantı tutanaklarından hazırlanan raporun giriş bölümünde şu bilgi geçmekte: 

“Deney için seçilen klorokin ve hidroksiklorokin doz şemasında iki oral doz yükleme seçeneği (250 mg/tablet CQ veya 200 mg/tablet HCQ) bulunmakta, bunu takip eden on gün boyunca idame sozu olarak da günde iki kez oral doz alımı öngörülmektedir. Bu toplantı, deney için belirlenen bu dozların uygun olup olmadığını görüşmek üzere düzenlenmektedir.”

Ancak Dr. Nass dozaj konusundaki bu bildirimlerin kasıtlı olarak muğlak bırakılmış olduğu ve hatta yanıltıcı olduğu görüşünde, zira “COVID DAYANIŞMASI” deneyinde gerçekte kullanılan dozun ilk 24 saatte 2.400 mg, bunun üzerine de sonraki 10 gün içerisinde eklenen 9.2 gram [9.200 mg] şeklinde olduğunu tespit ediyor.

Seçilen bu haddinden fazla yüksek bu dozaj, WHO’nun klorokinin muhtemel rolü ile ilgili 13 mart 2020 tarihli gayri-resmi konsültasyon raporu dikkate alındığında daha tuhaf kaçıyor. Görünüşe göre klorokinin farmakokinetiğini araştıranlar arasında Gates Vakfı da var (toplantıdaki 25 katılımcının 5’i Gates Vakfı’ndan). Raporda dediğine göre, “Tedavide yüksek dozlara çıkılması öngörülmektedir; yani ilk baştaki kilogram başına 10 mg’lık baz yükleme dozunun ardından yedi gün boyunca günde 2 kez kilogram başına 5 mg verilecektir.” (250 mg’lık klorokin tablette 150 mg “baz” ilaç bulunmakta.)

70 kiloluk birine bu ilacın bu protokolle verildiğini düşünelim: yükleme dozu olarak kişi 700 mg baz, yani 1.200 mg klorokin alacak demektir. “COVID DAYANIŞMASI” deneyinde ilk 24 saatte hidroksiklorokin için öngörülen 2.400 mg’lık doz yüklemesine göre hayli düşük kalıyor bu.   

Klorokinin de hidroksiklorokinin de vücutça yıkımlanması hayli güç ilaçlar olduğu unutulmamalı; hatta vücuttan atılma yarı-ömürleri bir ila iki ay civarında. Bu hesaba katıldığında alınan dozların çok çabuk birbiri üzerine eklenerek ölümcül etkiler ortaya çıkarabileceği aşikardır, yaşlılar için bu daha da olası bir problemdir.

1986’da Alman tıp dergisi Zeitschrift für Rechtsmedizin’de yayımlanmış makalenin başlığı: “Tod nach Gabe von 1250 mg Chloroquin bei Porphyria cutanea tarda“. (Porfiria kutena tarda [metabolik bir hastalık] vakasında 1250 mg [1.25 g] klorokin uygulamasından sonra gelişen can kaybı).

Porfiria kutena tarda: Karaciğerde işlev bozukluğu, güneş ışınlarına aşırı duyarlık sonucu deride kızartı ve büller oluşması, hiperpigmantasyon, sertleşme, idrarda aşırı üroporfırin bulunuşu ile belirgin kalıtsal porfiri


Başka kaynaklar bu ilaç için ölümcül dozu 2 ila 3 gram olarak vermiş.

1979’da WHO, H. Weniger adında bir araştırmacı tutarak kendisinden klorokinin toksisitesini değerlendirmesini istemiş. Weniger, klorokin zehirlenmesi yaşamış 335 erişkin vakanın raporlarını incelemiş. Raporunun 5. sf’sında Weniger, “1.5 – 2.0 g’lık klorokin bazı [= 2.5 – 3.3 g klorokin] ölümcül olabilmektedir”, diye yazıyor. 

Review of side effects and toxicity of chloroquine / by H. Weniger,
https://apps.who.int/iris/handle/10665/65773?show=full

https://apps.who.int/iris/bitstream/handle/10665/65773/WHO_MAL_79.906.pdf?sequence=1&isAllowed=y

“COVID DAYANIŞMASI” deneyinde kullanılan ve klorokinle hayli benzer özellikteki hidroksiklorokin’in daha ilk 24 saatte 2.4 gram dozunda verildiği, üzerine de sonraki 10 gün boyunca toplamda 9.2 gram daha eklendiği bu noktada dikkatlerden kaçmamalıdır.

Dr. Nass şunları söylüyor: “Tüm uzmanlar Goldfrank’in Toksikolojik Acil Durumlar kitabında belirttiği şu konuda hemfikirdir: Klorokinin ‘toksik – terapötik doz marjini’ çok küçüktür”. Doğru kullanıldığında son derece emniyetlidir bu ilaç, ancak çok az bir fark kafidir doz aşımı için ve ölümcül olabilir. WHO’nun klorokin bazlı ilaçlar üzerine düzenlediği her iki konsültasyonda da görev alan Wellcome Trust vakfı baş akademisyeni ve sıtma tedavisinde uzman Prof. Nicholas White da bunu doğrulamıştır.” 

WHO‘nun raporunda klorokin dozlaması ile ilgili geçen şu ifade dikkat çekici: 

“Toplantıda genel kanaat bu ilacın doğuracağı riske karşın sağlayacağı faydanın makul düzeyde olacağı yönünde olmuşsa da, şu an öngörülmekte olan protokol dahilindeki ‘minimalistik güvenlik verisi toplama’dan kastın tam olarak ne olduğu konusunda kuşku ve çekinceler dile getirilmiştir”.

Dr. Nass’ın bununla ilgili yorumu şu: “COVID DAYANIŞMASI deneylerinde çıkılan yüksek dozların tıbbi gerekçesi ve açıklaması yoktur. Standart ilaç deneyleri ile karşılaştırıldığında güvenlik verisi toplamadaki eksiklikleri yüzünden bu deney dizaynı, ilacın toksik etkilerinin anlaşılmasını güçleştirebilir. Bu durum tamamıyla etik dışıdır.”

Ve fakat dünya genelinde pek çok ülke bu DAYANIŞMA deneyine katılma kararı alıyor, bunlar arasında (çokça nisan ayıyla sınırlı olmak üzere) hayli yüksek fazladan ölüm oranları çıkaran İspanya, Fransa, İsviçre ve Belçika gibi ülkeler de var.

İsmin çağrıştırdığı tüm iyi niyete rağmen COVID DAYANIŞMASI deneyi çıkılan aşırı yüksek dozlar ve elbette çoğu kez yanında başka toksik ilaçların da veriliyor olması nedeniyle tam bir felaketle sonuçlanıyor. Klorokin’in ne denli tehlikeli olabileceği Brezilya örneği ile iyiden iyiye görünür hale geliyor. 13 Nisan’da Chicago Tribune gazetesi, Brezilya’da koronavirüs hastalarının tedavisi için devlet tarafından önerilen klorokin protokollerinde yüksek doz alan hastalarda ölümle sonuçlanabilen kalp aritmileri gözlemlenmesi nedeniyle uygulamanın askıya alınmak zorunda kaldığını yazıyor. Deneyde hastalara klorokin ile birlikte, kendisi de benzer risklere sahip azitromisin (zitromax) de veriliyor.

Toronto Üniversitesi’nde klinik farmakoloji bölüm başkanı Dr. David Juurlink’in yorumu şöyle oluyor:

“Bana göre bu deneyin ortaya çıkardığı tek faydalı bilgi olmuştur, o da klorokin’in elektrokardiyogram’da [kalbin elektriksel aktivitesini ölçümlüyor] doz-bağımlı olarak anomaliyi arttırdığı, bunun da hastaları ani kalp krizi nedeniyle ölüme yatkınlaştırdığıdır.”  

Deneye dahil olan hastaların kabaca yarısına beş gün süreyle günde iki defa alınmak üzere 450’şer miligram klorokin veriliyor; toplamda 4.5 gram alınmış oluyor. Geri kalan hastalar ise 10 gün boyunca 12 saatte bir, 600 miligram alıyorlar; yani toplamda 12 gram ediyor. Bu ilaç düzenine geçilmesinin 3. gününde araştırmacılar ‘yüksek doz’ grubunda kalp aritmileri baş gösterdiğini fark ediyor. Tedavinin altıncı gününde 11 hasta hayatını kaybetmiş oluyor, bunun üzerine deneyin ‘yüksek doz’ kolu derhal durduruluyor.

İsviçre 16 hastaneyle COVID DAYANIŞMASI deneyine katılıyor ve orada da ampirik kanıtlar, yaşanmaya başlanan fazladan ölümlerin bizzat ilaçlara bağlı olduğu şüphesini doğuruyor. Ülkenin federal istatistik bürosundan gelen veriler, genelin üstünde (fazladan) ölümlerin ülkenin yalnızca İtalyanca ve Fransızca konuşulan kantonlarında görülmekte olduğunu, Almanca konuşulan bölgelerinde görülmediğini ortaya koyuyor. 

Dili Almanca olan kantonlardan Zürih 1.521.000 nüfusuyla, kendisinden çok daha küçük (353 bin nüfuslu) ve dili İtalyanca olan Ticino ile aynı ölüm oranına sahip. Mevzubahis bir solunum yolu virüsüyse şayet, aynı ülkede kantonuna göre davrandığını ve buralara farklı güçlerde saldırdığını düşünmek tamamıyla akıl dışıdır

Ölüm öbeklenmelerinin bazı yerlerde müthiş çabuk geliştiği de dikkate çarpmakta. Örneğin, (COVID DAYANIŞMASI deneyine iştirak eden Valais bölgesindeki) Saas-Grund’a bağlı San Antonius yaşlı bakım ve huzur evinde, İsviçre devlet televizyonun verdiği habere göre ilk “pozitif” test sonucu 1 Nisan 2020’de çıkıyor, ilk ölüm 17 Nisan’da gerçekleşiyor ve bunun hemen ardından peşpeşe 14 ölüm daha geliyor; huzurevi sakinlerinin neredeyse üçte biri bir anda yitip gidiyor.

Huzurevi yöneticisi Patricia Pfammatter: 

“Virüs tespit edilmiş ancak durumu gayet iyi olan birçok yaşlımız vardı, hatta yedi-sekiz gün sonra dedik ki tamam, atlattılar artık virüsü, fakat sonra ne olduysa birden işler tersine dönüverdi. Birkaç saat içinde şuurları kapanıyor, tepki vermez oluyorlardı, ölümün kıyısına geldiklerini anlıyordunuz.” 

Dr. Meryl Nass bu durumu şöyle eleştiriyor: 

“COVID DAYANIŞMASI deneyleriyle hidroksiklorokin’in Covid-19’a karşı bir faydası olup olmadığı değil de, hastaların toksik, non-terapötik dozlara dayanıp dayanamayacağı ölçülmekte sanki.” 

Fakat iş “COVID DAYANIŞMASI” deneyleriyle kalmıyor. 22 Mart’ta Fransız biyomedikal araştırmalar idaresi INSERM, Avrupa’da KEŞİF (DISCOVERY) adıyla ilave bir deneyin koordinasyonunu başlattıklarını, WHO’nun izinden giderek oluşturdukları bu modelin de yedi ülkeden, 800’ü Fransa’dan olmak üzere 3.200 hastayı kapsayacağını açıklıyor. Açıklamaya göre burada denecek ilaçlar da, klorokin hariç, aynı.   

8 Nisan tarihli Newsweek haberi, 22 Mart’ta KEŞİF deneyine seçilmiş Nice’teki üniversite hastanesinde (CHU) hidroksiklorokin ile tedavi deneyinin durdurulmak zorunda kaldığını bildiriyor. Fransa’nın günlük yayın yapan gazetelerinden Nice-Matin’e verdiği röportajda, CHU bünyesindeki Pastör Hastanesi’nin kardiyoloji bölüm başkanı Emile Ferrari, bazı hastaların baş gösteren kalp ritim bozukluğu nedeniyle tedaviyi yarıda bırakmak zorunda kaldığını açıklıyor.

Ferrari’ye göre kalp ritminde bozulma riski, hidroksiklorokin yanında azitromisin verildiği takdirde artış gösteriyor. Bu tedavinin verildiği hastaların bir kısmı için ilaçlar, hastalığın kendinden daha tehlikeli gözükmekte diyor Ferrari. Almanların eczacılara yönelik dergisi Deutsche Apotheker Zeitung’da da, “Devam etmekte olan birçok başka COVID-19 deneyi de bulunduğundan, bu gözlemler özellikle önemli,” deniyor.

Fransa’da hakikaten hayli büyük ilaç denemelerine ev sahipliği yapıyor bu süreçte. L’Express gazetesinin 23 Mart tarihli haberi, ülkenin Halk Sağlığı Yüksek Konseyi’nin (Haut Conseil de santé publique), “verili bir tedavinin işe yarayıp yaramadığını süratle anlamanın en emin yolu bu olduğundan doktorlarımızın ülkede devam etmekte olan türlü ilaç denemelerine mümkün olduğu kadar çok hastayı dahil etmesi açğrısından bulunuyoruz,” dediğini yazıyor. 1 Nisan 2020 itibariyle yayımlanmış, ülkede yürürlükte olan COVID-19 tedavi projelerinden oluşan listede adı geçen diğer pekçok ilacın yanısıra remdevisir, kaletra ve hidroksiklorokin’in de listede yerini almakta.

Belçika’da sağlık bakanlığı tarafından yayımlanmış 8 haziran 2020 tarihli bir kılavuzdan, KEŞİF deneyi çerçevesinde Avrupa Birliği genelinde yüksek dozlarda hidroksiklorokin uygulaması yapılmış olduğu anlaşılıyor.

Peki deney yolculuğu burada bitiyor mu? Elbette hayır!

3 Nisan 2020, İngiltere hükümeti yalnızca 15 günde ülke genelindeki 132 hastaneden 1000 kadar hastanın dahil edildiği ve daha binlercesinin de katılımının beklendiği, muhtemelen  dünyanın en geniş katılımlı randomize-kontrollü COVID-19 tedavi denemesi olacak İYİLEŞME (RECOVERY) adını verdikleri programı duyuruyor. Bu programda da çok sayıda ilaç var denenen. Bunlar arasında ismi geçenlerden bazıları şöyle: Lopinavir-Ritonavir, [anti-inflamatuar ilaç] Dexamethasone, Hidroksiklorokin

İYİLEŞME deneyinde başarısı sınanacak diğer ilaçlar arasında yine azitromisin ve tocilizumab’ın yanısıra, koronavirüsü hedef alan monoklonal antikor bileşimi olarak adlandırılan REGN-COV2 de var.

Bir bölümü Wellcome Trust ve Bill & Melinda Gates vakfınca karşılanan İYİLEŞME deneyi görülmemiş bir hızla ilerliyor, çok kısa sürede İngiltere genelinde ulusal sağlık sistemine bağlı 175 hastane’den 11.000 hasta deneylere kaydoluyor. Ancak bir süre sonra deneyin hidroksiklorokin kolu bir anda askıya alınıyor. Gerekçe olarak, hidroksiklorokin’in COVID-19 nedeniyle hastaneye kaldırılmış hastalarda can kaybını önlemede göze çarpan bir avantaj sağlamamış olduğunun görülmesi veriliyor. Oysa bu açıklama gerçeği örtbas etmek yapılmış edebi kelamdan başka bir şey değil, çünkü hidroksiklorokin tedavisi uygulananların dörtte biri o deneyde ( %25,7) kaybediliyor. 

İYİLEŞME deneyinde öngörülen hidroksiklorokin dozunun DAYANIŞMA deneyindekiyle benzerliğine bakınca sonuç o kadar da şaşırtıcı gelmiyor aslında. Oxford Üniversitesi Tıp fakültesinde görevli profesör doktor ve aynı zamanda İngiltere bazlı İYİLEŞME deneyinin eş başkanlarından Martin Landray’in, Fransız internet gazetesi France-Soir’a 6 Haziran 2020’de verdiği bilgiye göre, “[hidroksiklorokin için yükleme dozu] ilk 24 saatte 2.400 mg, 2. günden 10. güne kadar da günlük 800 mg. Toplamda 10 günlük bir tedavi protokolü bu”. Yani, nereden baksanız 2.4 gramı daha ilk günden olmak üzere toplamda 10 grama yakın hidroksiklorokin veriliyor insanlara. 

Dr. Meryl Nass’in dikkat çektiği gibi, “burada hastanın kilosuna göre doz ayarı yapılması gerektiği gibi gerçekler göz ardı edildiği gibi, böbrek veya karaciğer fonksiyonu gibi faktörlerin de gözetilmediği görülüyor. İYİLEŞME deneyinde, hastaneye kaldırılmış, durumu zaten ağır Covid-19 hastalarına tedavilerinin ilk 24 saatinde 1860 gramlık hidroksiklorokin bazı (2400 mg hidroksiklorokin) veriliyor ki bu muhtemelen ölümcül bir dozdur.”

Landray’a İngiltere’de hidroksiklorokin için çıkılabilecek maksimum doz şudur gibi bir yönerge olup olmadığı sorulduğunda cevaı ciddi ciddi, “Bir bakmam lazım ama 2400 mg’dan çok daha fazla olması lazım, en az altı veya 10 katı filan,” oluyor. Ardından kendisine İngiltere’nin İlaç ve Tıbbi Cihaz Denetleme Kurumu (MHRA) tarafından hidroksiklorokin için belirlenmiş bir öldürücü doz değeri bulunup bulunmadığı sorulduğunda ise cevabı, ”Tedavi veren doktorların hiçbirinden ölümlerin herhangi birinin hidroksiklorokin kaynaklı olabileceğine dair bir bildirim almadık. Deneyin hidroksiklorokin koluna da güvenlik sorunu nedeniyle değil, işe yaramadığı için son verildi. COVID gibi yeni bir hastalık için onaylı doz protokolü olmasını zaten bekleyemezsiniz. Ancak dediğim gibi, deneyde verilen hidroksiklorokin dozu sözgelimi amipli dizanteri için  kullanılandan farklı değil.”

İYİLEŞME deneyinin baş müfettişi Peter Horby her ne kadar France Soir gazetesinin Landry’nin sözlerini yanlış anladığını ve aktardığını iddia etse de, bu sözler bir tıp adamına yakışmayacak pervasızlıktadır ve büyük sorumsuzluk olarak addedilmelidir.

Ingiltere’nin hidroksiklorokin için günde aşılmaması gereken doz miktarı olarak belirlediği değer 6,5 mg/kg’dir, yani günde yaklaşık 500 mg civarındadır. İnanılır gibi değil ama, İYİLEŞME deneyinde daha ilk 24 saatte 2.400 mg olarak verilen hidroksiklorokin dozu, Fransa’nın L’autorisation de mise sur le marché (AMM) kurumunca belirlenmiş ve alındığı takdirde kişinin acilen hastaneye kaldırılmasını gerektiren 25mg/kg’lık (örn.. 75 kg’lık biri için günde 1875 mg) doz aşımı değerinden de yüksektir. Ayrıca İYİLEŞME’de kullanılan doz, France Soir’ın 8 Haziran 2020 tarihli “İyileşme deneyi: Brexit ve dozaşımı” başlıklı makalesinde belirttiği gibi, Fransa’daki Dünya Tabipler Birliği’nce (WMA) önerilenin de hayli üstündedir. 

İYİLEŞME ve DAYANIŞMA deneylerinin ikisinde de çalışmanın hidroksiklorokin kolu ani bir şekilde, biri 5 diğeri de 17 haziranda olmak üzere sonlandırılıyor ve tesadüf o ki bu tarihler tam da insanların ilacın ölümcül dozlarda kullanılmakta olduğunu fark edip, Twitter gibi sosyal medya ortamlarında “#Recoverygate” gibi etiketler altında seslerini yükselttikleri zamana denk geliyor.

Bir başka tuhaflık da, hidroksiklorokin deneyi sonlandırılmadan hemen önce, 28 Mayıs’taki İYİLEŞME Denetleme Komitesi toplantısında ‘hidroksiklorokin ile ilgili hiçbir sorun yoktur, o yüzden 11 Haziran’daki bir sonraki toplantıya kadar deneye katılımcı alımına aynen devam edilmelidir’ kararı çıkmış olması. Kurulun 22 Mayıs tarihli ve 96.000 hastanın kaydı incelenerek yürütülmüş Lancet çalışmasından haberdar olmadığı anlaşılıyor buradan. Bu çalışmada da, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında  hidroksiklorokin alan hastalarda ölüm oranlarının daha yüksek seyrettiği, hatta hidroksiklorokin ile birlikte makrolidlerden azitromisin de verilen hastalarda ölüm oranlarının daha da yükseldiği ortaya konuluyor. 

Fakat fiyaskonun sonu bir türlü gelmiyor. 29 Mayıs tarihinde Hindistan Tıbbi Araştırmalar Konseyi, WHO’ya İYİLEŞME deneyinde kullanılmakta olan olağanüstü yüksek dozdaki hidroksiklorokin konusunu iletiyor, dozun Hindistanda yürütülmekte olan deneylerdekinin dört katı olduğu haber veriliyor. 4 Haziran’da İngiliz İlaç ve Tıbbi Cihaz Denetleme Kurumu, İYİLEŞME deneyini yürüten ekipten hidroksiklorokin verilerini incelemesini istiyor. Fransız sağlık bakanı da 23 Mayıs 2020’de aynı talimatı veriyor. Dört gün geçmeden 27 Mayıs’ta Fransa, Milli İlaç ve Tıbbi Cihaz Güvenliği Denetleme Kurulu’ndan aldığı olumsuz rapora istinaden hidroksiklorokin kullanımına son veriyor. 

Bunu 4 Haziran’da The Lancet’te yayımlanmış ve hidroksiklorokin (ve yanında antibiyotiğin) öldürücülüğünü ortaya koyan geniş çaplı çalışmanın dergi tarafından geri çekilmesi izliyor. 

Ardından, aşırı yüksek dozlarda uygulanıp sayısız ölüme yol açıldığının itirafı yerine, ilacın işe yaramadığı gerekçesi ile İYİLEŞME ve  DAYANIŞMA deneylerinde hidroksiklorokin kullanımına son verilmesi ile birlikte bu defa da sahne, Remdevisir adlı bir diğer toksik ilaca kalıyor. 

Fakat burada atlanmaması gereken bir diğer önemli nokta da, Ingiltere için hidroksiklorokinde çıkılabilecek maksimum dozun ne olduğu sorusu üzerine Dr. Landray’ın verdiği şu cevap:

“Bir bakmam lazım ama 2400 mg’dan çok daha fazla olması lazım, en az altı veya 10 katı filan …  deneyde verilen hidroksiklorokin dozu sözgelimi amipli dizanteri için  kullanılandan farklı değil.”

Bu sözlerle ilgili olarak enfeksiyon ve tropik hastalıklar profesörü Christian Perronne, France Soir gazetesine şu yorumu yapıyor:

“1975’te, enfeksiyon hastalıklarının kabesi sayılan Claude Bernard hastanesinde internken bir sürü amip vakası gördüm ancak klorokin o zaman bile kullanılıyordu bu hastalık için, çoktan terk edilmişti. Amipli dizanteri için insanda süper toksik dozlarda hidroksiklorokin  kullandığımızı ilk defa [Martin Landray’den] duyuyorum açıkçası. Kolonik amiplerin klasik tedavisi tilikuinol ve tilbrokuinol karışımı olan hidroksikinolin’dir, Intetrix markası ile satılır. Kendine doktor diyen bu zat hem bilgisiz hem de tehlikelidir. Tam bir skandaldır bu.”

Landray’in France Soir’a hidroksiklorokin için neden “ölümcül değil; güvenlik nedenleriyle değil, etkinliğinin yetersiz olması nedeniyle kestik” dediğini biraz daha düşünmemiz lazım. 

Belki de, İYİLEŞME deneyinin (randomize şekilde standart bakım uygulanan) kıyas grubundaki can kaybı oranının yüzde 23.6 olması ve esasen hidroksiklorokin grubundaki can kaybı oranlarından (yüzde 25.7) fazla da düşük olmaması yüzündendir? İyi ama burada bir terslik var; ölüm oranı olarak yüzde 23,6 anormal yüksek kalmıyor mu?

Örneğin 11 Mayıs 2020 tarihinde Amerikan Tabipler Birliği’nce yayımlanmış ve hastanede yatmakta olan ağır Covid hastaları arasında hidroksiklorokin + azitromisin kombinasyonu ile tek başına hidroksiklorokin, tek başına azitromisin ve ne hidroksiklorokin ne de azitromisinin kullanıldığı tedavisi protokollerinin sonuçlarının karşılaştıran çalışmada, bu ilaçlar kullanılmadığında karşılaşılan ölüm oranı yüzde 12,7 olarak belirtilmiş. The New England Journal of Medicine dergisindeki bir başka çalışmada da hidroksiklorokin alan grupta entübasyona gitme veya ölüm görülme oranı %32,3 iken, hidroksiklorokin kullanılmayan grupta %14,9 çıkmış. 

Verdiğimiz son iki çalışma New York eyaleti özelindeki verileri kapsıyor. Bu veriler bize, New York bölgesinde hidroksiklorokin aldığında insanların iki kat daha fazla öldüğünü gösteriyor. Ne yazık ki bunlar gözleme dayalı çalışmalar olduğundan yazarlar, işlenmemiş verilere bakıp ilaç toksisitesine bağlı can kaybından şüphelenmek yerine uyguladıkları istatistiksel model nedeniyle sonuç bildiriminde hidroksiklorokin’in can kaybında artışla ilintili olmadığını bildirmişler.

ABD’de yaşanan ilaç çılgınlığına örnek olarak hekim ve moleküler biyolog Andrew Kaufman şunları söylüyor:

“ABD’de insanları ventilatöre (solunum cihazına) bağlamak için, ayık ve bilinçleri yerinde olduğundan, dünyanın ilacını vermek zorunda kaldılar. Paralitik (ileri düzeyde kas gevşetici) ilaçlar (kürar zehrinden elde edilenler), sakinleştiriciler (sedatifler) ve anestezik ilaçlar verildi insanlara. Profilaktik ilaçlar da kullanıldı bu insanlarda; proton pompası inhibitörleri, pıhtılaşmayı önleyici ilaçlar vs. Tüm bunlar tabii antibiyotiklerin, antivirallerin/kemoterapi ilaçlarının, hidroksiklorokin ve kortikosteroid gibi ilaçların yanında veriliyor bir de. Keşke en yoğun ölümlerin yaşandığı yerlerde hastaların epikriz raporlarını inceleyip herbirinin gerçekte neden ölmüş olduğunu anlama imkanımız olsaydı.”


Bitti zannediyorsanız yanılıyorsunuz, işler burada kalmıyor. Bir çalışma daha başlatılıyor, adı REMAP ve bu defa hedef kitle suni solunum cihazına bağlanmış yahut şokta, yani ölüm döşeğinde olan hastalar ve tıpkı İYİLEŞME ve DAYANIŞMA deneylerinde olduğu gibi burada da hastalara (ilk 24 saat içerisinde 2,4 g olmak üzere) hidroksiklorokin yükleme dozu uygulanıyor, takip eden altı gün boyunca da 6,4 g veriliyor.

Dr. Meryl Nass’in tespit ettiği problemlere bakalım:

  • Deney dokümanlarına göre katılım için ölüm döşeğinde olmak gerekiyor. 
  • Tek başına hidroksiklorokin de alabiliyorsunuz, her biri kendi içinde ölümcül olabilen iki ilaçla (lopinavir/ritonavir) birlikte de verilebiliyor. Oysa lopinavir/ritonavir de tıpkı hidroksiklorokin gibi QT interval uzamasına neden olan ilaçlar. (QT interval uzunluğu, ventriküler repolarizasyonda yaşanan gecikmenin ölçüsüdür, yani kalbin iki atım arasında şarj olma süresi uzar. Senkop ve ani kardiyak ölümlere yol açabilen bir durumdur). İlacın kendi prospektüsünde ise, “Qtc- veya PR interval uzamasına yol açan ilaçlarla birlikte kullanımından kaçınılmalıdır” yazmakta. 
  • Şok halinde yahut solunum cihazına bağlı hasta size klinik deneye katılmak isteyip istemediğine dair rıza veremeyebilir. Ancak deneyi yürüten ekip hasta rızası aranmasının gereksiz olduğuna hükmetmişler.
  • Hap yutamayacak kadar durumu ağır olan hastalara ise besleme borusundan ilacı veriliyor. Bu da elbette o borunun takılabilmesi için hastaya ekstra tıbbi girişimlerin uygulanması demek.

REMAP deneyleri 14 ülkede 200 sağlık biriminde yürütülüyor; bunlar arasında Belçika, Hollanda, İspanya, İngiletre ve ABD de bulunmakta. Dikkat edilecek olursa, bunların hepsi çok kısa süre zarfında normalin üstünde ölümlerin yaşanmış olduğu yerler.

Engelbrecht, Torsten; Köhnlein, Claus, COVID-19 (excess) mortalities: viral causeimpossible—drugs with key role in about 200,000 extra deaths in Europe and the US alone,www.realnewsaustralia.com, October 1, 2020


Bunca büyük ve invazif insan deneylerine girişilmeden önce keşke geçmiş deneyimlere dönülüp aynı hataları yapmaktan kaçınılabilse. Pharmazeutische Zeitun’daki daha önce bahsini ettiğimiz makalede dediği gibi: “2002/2003 SARS pandemisinde de hastalara kortikosteroidler ve Ribavirin adlı hepatit C ilacı verilmişti. 2007’de girişilen literatür derlemesi bu dönemde gelen ilk bildirimlerin ümit vaadedici olduğunu, ancak daha sonra ribavirin’in toksisitesinin hastaların kaldırabileceğinin çok üstünde olduğunun anlaşıldığını yazıyor. Ayrıca kortikosteroidlerin doz ve tekrar düzeneğinin de şaibelere yol açmış olduğunua değinilirken, dönemin HIV ilacı Kaletra’nın da deneme maksadıyla SARS hastalarına verildiği ortaya çıkıyor. Bu ilaçta lopinavir ve ritonavir adlı iki ayrı HIV proteaz inhibitörü bulunmakta.”

Hüttemann, Daniela, Lungeninfektionen: Wie wird eine Coronavirus-Infektionbehandelt?, www.pharmazeutische-zeitung.de, January 28, 2020

Makalede ayrıca WHO tarafından yazılmış ve SARS hastalarında kullanılan ilaçlara yönelik eleştiri yüklü yorumların bulunduğu bir rapora da atıfta bulunuluyor ki şaşırtıcı olmaması lazım bunun, zira bu tedavide kullanılan ilaçların çoğu olabilecek en ağır yan etkilere sahip.  

Stockman, Lauren J. et al., SARS: Systematic Review of Treatment Effects, PLoSMedicine, September 12, 2006, e343

Not: Bu yazdıdaki bilgiler için ‘Virus Mania’ adlı kitaptan yararlanılmıştır.

AstraZeneca Aşısı Kanda Pıhtı Oluşumuna ve Ölümlere Neden Oluyor

AstraZeneca Aşısı Kanda Pıhtı Oluşumuna ve Ölümlere Neden Oluyor

Norveçli Tıp Profesörü, AstraZeneca Aşısı’nın Ölümcül Kan Pıhtıları ile Tıbbi Bağlantısını Ortaya Koyuyor ama EMA “Zarardan Çok Yararı Var” Diyerek Avrupa’da Aşının Kullanımına Devam Edilmesini Söylüyor


AstraZeneca’nın COVID aşısının kullanımını durduran ülke sayısı 20’ye yükselmiş durumda. İtalya’da bu aşıyı olduktan saatler sonra hayatını kaybeden 57 yaşındaki müzik öğretmeninin eşi ‘kasıtsız adam öldürme’ suçlaması ile dava açmış bulunuyor.

Oslo Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Pål Andre Holme 18 Mart 2021 tarihinde düzenlediği basın toplantısı ile, hastanelerinde 50 yaşın altındaki 3 sağlık çalışanında AstraZeneca’nın deneysel aşısını olduktan sonra gelişen kan pıhtılanması ve aralarından birinin de ölümü üzerinde açılan soruşturmanın bulgularını açıklıyor.

ZeroHedge News sitesinin habeirne göre Dr. Holme, kan pıhtısı oluşumunun sebebinin AstraZeneca aşısı olduğunu doğruluyor:

Baş hekim Prof. Pål Andre Holme 18 Mart Perşembe günü, Avrupa Tıp Birliği EMA’nın aynı gün sunması beklenen “aşı güvenlik değerlendirme raporu” öncesinde basına yaptığı açıklamada, sağlık personelinin yaşamış olduğunu aşı reaksiyonunda tetikleyici faktörün ne olduğuna dair yeni bir teorilerinin olduğunu ve ne yazık ki, tetikleyici faktörün AstraZeneca aşısı olduğuna kanaat getirdiklerini bildiriyor.

Aşı 50 yaş altındaki hastane çalışanlarına uygulandıktan sonra kanda ciddi pıhtılanma ve trombosit seviyelerinde düşüş nedeniyle hastaneye yatışları yapılıyor. Pazartesi günü sağlık çalışanlarından biri kaybediliyor.

Uzman hekimlerden oluşan bir kurul derhal sebebi araştırmaya girişiyor ve bu beklenmedik ve güçlü immün yanıta aşının yol açmış olabileceği teorisini de masaya yatıyorlar. Ve Dr. Holme’ye göre sonuç:

“Bunun büyük ihtimalle aşıya bağlı olarak oluşan güçlü bir immün yanıt olduğu yönündeki teorimiz doğru çıkmıştır.”

“Kuzey Norveç’ten alanında uzman meslekdaşlarımızla beraber yürüttüğümüz araştırmada, hastaların kanında trombositlere karşı gelişmiş spesifik antikorlar olduğu saptanmış ve bunun da gördüğümüz reaksiyon tablosunu oluşturabileceğine kanaat getirilmiştir. Aynı reaksiyon ve tıbbi tabloya bazı ilaçların da neden olabileceği tıbben bilgimiz dahilindedir.”

Her ne kadar bu bir teori olarak öne sürülmüş olsa da, Dr. Holme üç hastada birden böylesi güçlü bir bağışıklık yanıtını aşıdan başka bir şeyin oluşturmasının mümkün olmadığının altını çiziyor. “Üç hastanın tıbbi açıdan tek ortak noktası, oldukları aşıdır,” diyor.

“Sebebi biliyoruz. Bu kişilerin neden böyle bir immün yanıt vermiş olduğunu aşıdan başka açıklayan bir şey yok.”

İmmün sistemdeki bu yanıtı aşıdan başka bir şeyin tetiklemiş olamayacağını neye dayanarak söylediği sorulduğunda Dr. Holme’nin yanıtı şu oluyor:

“Hastaların sağlık öykülerinde böylesi güçlü bir yanıt oluşturacak hiçbir etmene rastlanmadı. Sebebin bulduğumuz antikorlar olduğundan şüphem yok. Bunu tetikleyen faktör için de aşıdan başka geçerli bir açıklama göremiyorum.”

Dr. Holme’nin kamuoyuna mesajı şu:

“Covid geçirmiş olsalar muhtemelen rahat atlatacak, yaşı genç insanlar bunlar ve ne yazık ki çok ağır bir şekilde hasta düştüklerini, hatta hayatlarını kaybetttiklerini görüyoruz.”