Gen Bazlı Aşıların İngiltere’deki ilk 6 Haftalık Zarar Dökümü

Gen Bazlı Aşıların İngiltere’deki ilk 6 Haftalık Zarar Dökümü

ŞOK RAPOR!

İngiliz resmi makamlarının ülkede 8 Aralık 2020 tarihinde uygulanmaya başlanan Pfizer ve Oxford / Astrazeneca aşılarına bağlı olumsuz reaksiyonlara dair raporu hiç iç açıcı gözükmüyor.  

İngilizler MHRA Sarı Kart sistemi ilaç ve aşı yan etkilerine dair bildirim topluyorlar. 8 Aralık 2020’den 24 Ocak 2021 tarihine kadarki dönemde İngiltere’de Pfizer/BioNTech aşısından 5,4 milyon doz, Oxford Üniversitesi/AstraZeneca aşısından da 1,5 milyon doz uygulandığı tahmin ediliyor. İkinci doz olarak da çokça Pfizer/BioNTech aşısından 0,5 milyon doza yakın bir miktarın uygulandığı bildiriliyor.

Lâkin beklenildiği gibi, aşılananların sayısı arttıkça ortaya çıkan olumsuz reaksiyonların sayısı da artıyor ve Pfizer aşısı için bildirimi yapılmış 49.472 reaksiyon, Oxford / Astrazeneca için de 21.032 reaksiyon kayda geçiyor. Elbette, Sarı Kart sistemine ilaca ve/veya aşılamaya bağlı oluşmuş reaksiyonlar hiçbir zaman tam bildirilmediği için, gerçekte rakamların çok daha yüksek olabileceğini akılda tutmak gerekir. 

The Daily Expose grubu, aslını buradan görebileceğiniz raporun Pfizer aşısı ile ilgili bölümünü derinlemesine inceliyor ve bizler de size bu çalışmadan bilgiler aktarıyoruz.

İnsan hücrelerine “belirli bir görev” icra etmesi yönünde komut verme aracı olarak geliştirilmiş mRNA teknolojisine sahip Pfizer aşısı sayesinde şu an 5 kişi kör kalmış, 31’i de görme duyusunda ağır tahribat yaşamış durumdalar. Sadece 24 Ocak tarihine kadar, 5-6 haftalık süreçte aşıya bağlı görme kaybı/sorunu yaşayanlarca bildirimi yapılmış 634 vaka var. 1 senedir evde dört duvar arasında ailenizi, eşinizi dostunuzu göremeden yaşamışsınız, sonra hayatınızı size geri vereceği iddiasıyla “deneysel” bir aşıyı olmaya razı olup, ardından bir daha ne kimseyi ne de bir şeyi görebilir hale gelmişsiniz. Bu insanlara yaşatılan bu işte.

Deneysel Pfizer aşısı yüzünden gelişmiş 21 de serebrovasküler kaza (cerebrovascular accident – CVA) var. Serebrovasküler kaza, beyin damarlarındaki tıkanma yahut yırtılma nedeniyle beyin hücrelerinin oksijensiz kalarak ölmesine deniyor. Buna, inme dendiği de oluyor.

Serebrovasküler Kaza: Beyin damarlarında ani yırtılma, emboli vb. bir olay sonucu bilinç kaybı, felç ve bazen ölüme uzanan akut durum; akut beyin hasarı.

4 Aralık‘ta İngiliz devleti halka önerdikleri Pfizer aşısının doğurganlık üzerindeki etkisi hakkında bilgisi olmadığını itiraf ederken şu bilgileri de sağlıyor:

‘Gebelik’ 

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelerde kullanımı ile ilgili veri bulunmamaktadır.
Hayvanda üreme sistemi toksisitesi ile ilgili deneyler henüz tamamlanmamıştır

COVID-19 mRNA Aşısı BNT162b2’nin gebelikte kullanımı önerilmemektedir. 

Doğurganlık çağındaki kadınların, aşılanmadan önce gebe olmadıklarını teyit etmeleri gerekir. Ayrıca, doğurganlık çağındaki kadınlara 2. aşı dozundan sonraki en az iki ay boyunca gebe kalmamaya dikkat etmeleri salık verilmelidir.

Peki o halde Pfizer aşısı yan etki dökümünde 4 düşük ne arıyor?

Devletin kendi yönergeleri gebe olanların veya 2 ay içinde gebelik düşünenlerin Pfizer aşısı olmaması gerektiğini söylerken, gebe kadınlara bu aşı ne demeye vuruluyor? 

Ana akım medyada bu konular neden hiç gündeme getirilmiyor?

Maalesef, Oxford / Astrazeneca aşısından sonra da 2 düşük bildirimi var.


Bunlar yetmezmiş gibi analizimizde daha da sarsıcı bilgiler çıktı karşımıza. Sarı Kart sisteminde Pfizer aşısına bağlı 59 ölüm, 7 de ani ölüm bildirimi var. Bay Hancock’un (İngiltere Sağlık Bakanı) demeyi sevdiği gibi bu “iğne”yi olur olmaz düşüp ölüveren 7 insandan bahsediyoruz.

24 Ocak 2021 itibariyle Pfizer aşısına bağlı Toplam Ölüm sayısı ise 107. Yani, kör kalan 5 kişi, inmeli 21 kişi, devlet olmasın demesine rağmen aşı vurulup bebeğini kaybetmiş 4 kişi ve ne yazık ki aşıdan sonra hayatını kaybetmiş 107 kişi var elimizde. Hepsi de bu deney aşamasındaki, devletin firmalara hukuki tam koruma verdiği, acil durum izni icat edilerek halkın üzerine  boca edilen ve oluşmuş zararı kimsenin tazmin etmeyeceği aşılardan dolayı oluyor.

24 Ocak 2021 itibariyle ayrıca Pfizer/BioNTech aşısına bağlı 69 da yüz felci (Bell’s Palsy) bildirimi var. Yüzün bir tarafındaki kasları güçsüzleşmesi yahut felci ile karakterize bir durumdur.



Devlet tabii ki Covid aşılarının bu korkunç yan etkilerini geçiştirmeye çalışmakla meşgul, o yüzden rapord şöyle bir bildirimleri yer almakta:

Kampanya gereği aşılananlar şu ana kadar ağırlıklı olarak yaşı oldukça ileri olan nüfus grubundan oluşmaktadır ve elbette bu insanların birçoğu altta yatan tıbbi durumlara sahip bireylerdir. Yaşın ileri olması ve altta yatan kronik hastalıkların bulunması, hele de milyonlarca kişinin aşılandığı düşünülecek olursa, tesadüfi advers olaylarla da daha sık karşılaşılacağı manasına gelmektedir. O yüzden, gelen bu bildirimleri çok dikkatli bir biçimde ele alıp, aşılama olsun olmasın zaten oluşabilecek hastalıkları aşı yan etkisinden ayırmamız gerekir.

Ve değerli okurlar, okumuş olduğunuz bu açıklama “Riyakarlık”ın daniskasıdır. Altta yatan yığınla kronik hastalığa sahip onbinlerce insan SARS-CoV-2’ye pozitif verdikten sonraki 28 gün içinde hayatını kaybettiğinde ölüm nedeni olarak “Kesin Covid” yazıldı ve Covid ölümlerine ait  istatistik hanesine ekleniverdiler. (ONS ve NHS (sağlık bakanlığı) verileri üzerindeki analizimizi okumak için buraya bakınız). Fakat tabii ölümleri bir tek Covid için bu şekilde sayabiliyoruz, iş aşıdan ölümlere geldiğinde ise bu insanlar olsa olsa “altta yatan hastalıklar”ından dolayı ölmüştür, her gelen ölüm bildirimini kabul edemeyiz, inceleyip ayıklamamız lazım deniyor.

Oysa Covid ölümlerini bu şekilde saydıkları için İngiliz halkı bir yıldır diktatöryel tahakküm altında yaşıyor. Ortadaki sorunu görebiliyor musunuz?

O “iğne”yi olacak mısınız?

AstraZeneca Aşısı Kanda Pıhtı Oluşumuna ve Ölümlere Neden Oluyor

AstraZeneca Aşısı Kanda Pıhtı Oluşumuna ve Ölümlere Neden Oluyor

Norveçli Tıp Profesörü, AstraZeneca Aşısı’nın Ölümcül Kan Pıhtıları ile Tıbbi Bağlantısını Ortaya Koyuyor ama EMA “Zarardan Çok Yararı Var” Diyerek Avrupa’da Aşının Kullanımına Devam Edilmesini Söylüyor


AstraZeneca’nın COVID aşısının kullanımını durduran ülke sayısı 20’ye yükselmiş durumda. İtalya’da bu aşıyı olduktan saatler sonra hayatını kaybeden 57 yaşındaki müzik öğretmeninin eşi ‘kasıtsız adam öldürme’ suçlaması ile dava açmış bulunuyor.

Oslo Araştırma ve Eğitim Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Pål Andre Holme 18 Mart 2021 tarihinde düzenlediği basın toplantısı ile, hastanelerinde 50 yaşın altındaki 3 sağlık çalışanında AstraZeneca’nın deneysel aşısını olduktan sonra gelişen kan pıhtılanması ve aralarından birinin de ölümü üzerinde açılan soruşturmanın bulgularını açıklıyor.

ZeroHedge News sitesinin habeirne göre Dr. Holme, kan pıhtısı oluşumunun sebebinin AstraZeneca aşısı olduğunu doğruluyor:

Baş hekim Prof. Pål Andre Holme 18 Mart Perşembe günü, Avrupa Tıp Birliği EMA’nın aynı gün sunması beklenen “aşı güvenlik değerlendirme raporu” öncesinde basına yaptığı açıklamada, sağlık personelinin yaşamış olduğunu aşı reaksiyonunda tetikleyici faktörün ne olduğuna dair yeni bir teorilerinin olduğunu ve ne yazık ki, tetikleyici faktörün AstraZeneca aşısı olduğuna kanaat getirdiklerini bildiriyor.

Aşı 50 yaş altındaki hastane çalışanlarına uygulandıktan sonra kanda ciddi pıhtılanma ve trombosit seviyelerinde düşüş nedeniyle hastaneye yatışları yapılıyor. Pazartesi günü sağlık çalışanlarından biri kaybediliyor.

Uzman hekimlerden oluşan bir kurul derhal sebebi araştırmaya girişiyor ve bu beklenmedik ve güçlü immün yanıta aşının yol açmış olabileceği teorisini de masaya yatıyorlar. Ve Dr. Holme’ye göre sonuç:

“Bunun büyük ihtimalle aşıya bağlı olarak oluşan güçlü bir immün yanıt olduğu yönündeki teorimiz doğru çıkmıştır.”

“Kuzey Norveç’ten alanında uzman meslekdaşlarımızla beraber yürüttüğümüz araştırmada, hastaların kanında trombositlere karşı gelişmiş spesifik antikorlar olduğu saptanmış ve bunun da gördüğümüz reaksiyon tablosunu oluşturabileceğine kanaat getirilmiştir. Aynı reaksiyon ve tıbbi tabloya bazı ilaçların da neden olabileceği tıbben bilgimiz dahilindedir.”

Her ne kadar bu bir teori olarak öne sürülmüş olsa da, Dr. Holme üç hastada birden böylesi güçlü bir bağışıklık yanıtını aşıdan başka bir şeyin oluşturmasının mümkün olmadığının altını çiziyor. “Üç hastanın tıbbi açıdan tek ortak noktası, oldukları aşıdır,” diyor.

“Sebebi biliyoruz. Bu kişilerin neden böyle bir immün yanıt vermiş olduğunu aşıdan başka açıklayan bir şey yok.”

İmmün sistemdeki bu yanıtı aşıdan başka bir şeyin tetiklemiş olamayacağını neye dayanarak söylediği sorulduğunda Dr. Holme’nin yanıtı şu oluyor:

“Hastaların sağlık öykülerinde böylesi güçlü bir yanıt oluşturacak hiçbir etmene rastlanmadı. Sebebin bulduğumuz antikorlar olduğundan şüphem yok. Bunu tetikleyen faktör için de aşıdan başka geçerli bir açıklama göremiyorum.”

Dr. Holme’nin kamuoyuna mesajı şu:

“Covid geçirmiş olsalar muhtemelen rahat atlatacak, yaşı genç insanlar bunlar ve ne yazık ki çok ağır bir şekilde hasta düştüklerini, hatta hayatlarını kaybetttiklerini görüyoruz.”



Aşılarda Kullanılan Maddeler / Aşı Etken Maddeleri

Aşılarda Kullanılan Maddeler / Aşı Etken Maddeleri

Not: ‘Ebeveyn Aşı Kılavuzu’ yazısından alınmıştır.

Vücudun doğal savunma sistemlerini, en büyük organımız olan cildi, mukozaları, solunum ve sindirim sistemlerini atlayarak doğrudan kas içine zerk edilerek buradan dokulara ve kana geçmesi sağlanan aşı içeriğinde antijenler, koruyucular, adjuvanlar, stabilizatörler, antibiyotikler, tamponlar, seyrelticiler, emülgatörler ve inaktive edici kimyasallar kullanılmakta ve bunun yanısıra aşı geliştirilirken virüs veya bakteri için besiyeri ya da medyum olarak kullanılan insan ve hayvan doku ve hücrelerinden aşılarda kalıntılar bulunmaktadır.

Aşı üreticileri fikri mülkiyet kanunları uyarınca aşıların tam formülünü açıklamak zorunda değiller ve içerikte istedikleri an değişiklik yapma hakkında sahipler; yani ebeveynler çocuklarının vücuduna tam olarak ne verildiğini aslında hiçbir şekilde bilmiyorlar.


Amerikan hükümeti ve aşı politikalarını belirleyen merci olan CDC aşılarla ilgili problemler, yaralanmalar, hastalık ve ölüm bildirimi için tamamen aşı üreticilerinin deney/test ve bildirimlerini baz almakta, bu durum tıpkı adam öldürme suçundan yargılanan sanığa aynı zamanda hakim rolünün verilerek kendi kaderini belirlemesine imkan sağlamaya benzemektedir. Bugün aynı zamanda ekonomik ve politik ajandalara da sahip aşılara onay veren kuruluş, Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA), aşılara kitlelere vurulmak üzere onay vermeden önce kendi bünyesinde aşılar üzerinde hiçbir test uygulamamakta, yalnızca üreticinin deney ve test sonuçlarını incelemektedir.

Bugünün aşıları yakalanmak istemediğimiz hastalıkların “canlı” (tıbbi paradigma “vücutta üreme kabiliyetine sahip” organizma olarak kabul ediyor) versiyonlarını içermelerinin yanısıra GDO; enfekte inek, domuz, tavuk ve maymun hormonları; H1N1 gibi test edilmemiş virüs kombinasyonları; alüminyum; cıva; emülgatörler; çeşitli hayvanlardan, sivrisineklerden ve hastalıklı insanlardan hibrid bakteriler kullanılmaktadır.

Aşağıda aşı içeriğinde yer alan maddeler kısaca tanıtılacaktır:

ANTİJENLER: İmmün yanıt indüklemek için aşılarda kullanılan ana bileşen olup mikropların zayıflatılmış hali ya da hastalık yapıcı organizmanın fragmanı olarak aşıda bulunurlar: virüsler (polio-çocuk felci), bakteriler (Bordetella pertussis-boğmaca) ve toksoid (Clostridium tetani-tetanoz) bunlara örnek olarak verilebilir.

BESİYERİ/MEDYUM (Büyüme Ortamı): Virüslerin üretilebilmesi için bir medyuma/besiyerine ihtiyaç vardır. En sık kullanılan besiyerleri civciv embriyosu fibroblastları; civciv böbrek hücreleri; fare beyni; Afrika yeşil maymununun böbrek (Vero) hücreleri; ve insan diploid (fötal doku) hücreleri (MRC-5, RA 27/3, WI 38).

KORUYUCULAR: Aşilarda Mikrobiyal kontaminasyonu önlemek için kullanılıyor. Thimerosal (cıva), gelişimsel toksin olarak kabul edilmiştir; yani doğuştan gelen özürlere, düşük doğum ağırlığına, biyolojik bozukluklara, çocuk büyüdükçe ortaya çıkacak psikolojik veya davranışsal bozukluklara yol açtığı bilinmektedir. Hamilelikte maruz kalınması durumunda fötüsün gelişiminde aksaklıklar oluşabilir ve hatta ölümle sonuçlanabilir.

KAYNAK: 

  • 2008 Neuroendocrinology Letters: “Thimerosal has been recognized by the California Environmental Protection Agency, Office of Environmental Health Hazard Assessment as a developmental toxin. This implies that Thimerosal may produce birth defects, low birth weight, biological dysfunctions, or psychological or behavior deficits that become manifest as the child grows. Maternal exposure during pregnancy may disrupt the development or even cause the death of the fetus. … It is clear from these data that additional ND research should be undertaken in the context of evaluating mercury-associated exposures, especially from Thimerosal containing Rho(D)-immune globulins administered during pregnancy.
  • The Material Safety Data Sheet (MSDS) on Thimerosal, “Exposure to mercury in-utero and in children may cause mild to severe mental retardation and mild to severe motor coordination impairment.” 

    (“Anne karnında veya çocuklukta maruziyet durumunda hafif ve/veya ağır zihinsel özürlülük ile hafif ve/veya motor koordinasyonu bozukluklarına yol açabilir.”)

Thimerosal’in toksikolojik incelemesine bakıldığında ise insanlarda kronik etkisinin somatik hücrelerde gen mutasyonuna sebebiyet verici olduğu ve böbrekler, karaciğer, dalak, kemik iliği, merkezi sinir sistemine zarar verebileceği yönündedir. Hayvanlarda yapılan deneylerde kanser yapıcı etkisi saptanmış, ancak insanlar üzerinde karsinojenite çalışmaları yapılmamıştır.

KAYNAK: The Material Safety Data Sheet (MSDS) on Thimerosal, “Toxicological Information – Chronic Effects on Humans: Mutagenic for mammalian somatic cells. May cause damage to the following organs: kidneys, liver, spleen, bone marrow, central nervous system (CNS). Special Remarks on Chronic Effects on Humans: May cause cancer based on animal data. No human data found.”


Benzetoniyum klorür‘ün endokrin, cilt ve duyu organı toksini olduğu şüphesi bulunmaktadır.

2-phenoxyethanol‘un, embriyonik ve fötal gelişim ile canlıların üreme sistemlerinde toksik etkisi olduğundan şüphelenilmektedir; kimyasal yapı olarak antifrizle benzeşmektedir.

Fenol; kan, gelişim, karaciğer, böbrek, sinir sistemi, üreme sistemi, solunum sistemi, cilt ve duyu organı toksinidir.

ADJUVANLAR: “Bağışıklığı” kuvvetlendirmek (antikor üretimini arttırmak) için kullanılırlar. En yaygın olarak kullanılanı alüminyum tuzlarıdır. Skualen (squalene) antrax aşısında kullanılmıştır ve “Gulf War Syndrome” ile ilgisi olabileceği düşünülmektedir.

*Aşılarda alüminyum kullanımı ile ilgili bilimsel bulgular için buraya bakınız.

STABİLİZATÖRLER: Kimyasal reaksiyon oluşumunu engeller, aşı içeriğinin birbirinden ayrışmasını veya flakon yüzeyine yapışmasını önler. Stabilizatör olarak genellikle fötal sığır (buzağı) serumu kullanılır. Monosodyum glutamat (MSG), ısı, ışık, asidite veya nem maruziyetinde aşının değişmeden kalmasını sağlar. İnsan serumu albumini canlı virüslerin stabilizasyonunda kullanılır. Aşıları donarak kurumaya veya ısıya karşı koruyan domuz jelatini ağır alerjik reaksiyonlara yol açabilmektedir.

ANTİBİYOTİKLER: Aşıların üretim ve saklanma süreçlerinde bakteri oluşumu engeller. Neomycin bir gelişimsel toksin olup aynı zamanda nörotoksik özelliğinden de şüphelenilmektedir. Streptomycin‘in kan, cilt ve duyu organı toksini olduğundan şüphelenilmektedir. Polymyxin B‘nin, karaciğer ve böbreğe toksik etkisinden şüphelenilmektedir.

KATKI MADDELERİ (Tamponlar, seyrelticiler, emülgatörler, eksipiyanlar, kalıntılar, solventler, vb): Aralarından sodyum klorür gibi bazıları muhtemelen zararsız olup, yumurta proteini ve maya ağırreaksiyonlara yol açabilmektedir. Ammonyum sülfat’ın karaciğer, sinir ve solunum yolları toksini olduğu şüphesi bulunmaktadır. Gliserin’in, kan, karaciğer ve sinir sistemine toksik etkisinden şüphelenilmektedir. Sodyum Borat; kan, endokrin, karaciğer ve sinir sistemi üzerinde, Polisorbat 80 (Tween 80) ise deri ve duyu organları üzerinde toksik etkiye neden olabilir. Hidroklorik asit, şüpheli bir karaciğer, immün, locomotor, solunum, cilt ve duyu organı toksinidir. Sodyum hidroksit, solunum, cilt ve duyu organı toksini olma özelliği taşımaktadır. Potasyum klorür şüpheli bir kan, karaciğer ve solunum yolları toksinidir.

İNAKTİVASYON KİMYASALLARI: Aşıları kontamine edebilecek istenmeyen virüs ve bakterileri öldürür. Formaldehid (veya formalin)’in, kansere yol açtığı bilinmekte ve aynı zamanda karaciğer, immün, sinir, üreme, solunum sistemleri ile cilt ve duyu organları toksini olma şüphesi taşımaktadır; mumyalama sıvılarında kullanılmaktadır. Glutaraldehid, gelişim, immün, üreme, solunum sistemleri ile cilt ve duyu organı toksini olma şüphesi taşımaktadır. Polioksitilen ‘inise bir endokrin toksini olduğundan şüphelenilmektedir.

KİRLETİCİLER/KONTAMİNASYON: 

Bilimsel literatür incelendiğinde insanlar, ev hayvanları ve tarım hayvanlarına yönelik aşılarda ciddi miktarlarda virüs, bakteri, bunların komponentleri, toksinler, ayrıca yabancı hayvansal proteinler ile kanserojen protein ve DNA’larının bulunduğu görülmekte ve aşılardaki kontaminasyon sorunu halkın ya da medyanın idrak ettiğinden çok daha önemli bir sorun olarak bilimadamlarının karşısında durmaktadır.

Yapılan çalışmalar, değişik üreticilerden alınmış aşı numunelerinin %60’ında bir veya daha fazla kirletici organizma göstermiştir. Bu organizmalar arasında (AIDS’in öncülü HIV’yi andıran) maymun bağışıklık yetmezliği virüsü (simian immunodeficiency virus-SIV), mikoplazmapestivirüsSV-40 ve sitomegalovirüs bulunmaktadır. Bunun yanısıra aşıların bir kısmında mikroglial aktivitasyonu tetikleme ve hatta başka virüslerin içine yerleşerek tehlikeli hibridler oluşturma kapasitesine sahip viral fragmanlar bulunmuştur. Sitomegalovirüsün mevcudiyeti, felç/inme ile bağlantısından ötürü özellikle önemlidir. İnme geçirmiş bir grup üzerinde yapılan bir incelemede grubun %70’inin karotid arterlerinde bu virüs bulunmuştur.

 Aşı deneylerinde ve geliştirme süreçlerinde kullanılan Hint şebeği (Rhesus maymunu)

SV-40 virüsü de milyonlarca doz öldürülmüş ve canlı poliovirüsü aşısını kontamine etmiş olması bakımından yine oldukça endişe vericidir. Michele Carbone ve arkadaşları tarafından yapılan çalışmalar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde aşılardan alınan SV-40 virüsünün insanlarda beyin tümörü, mezotelyoma [akciğer ve karın zarı kanserleri] ve osteosarkomaya [kemik kanseri] yol açtığını göstermiştir. Bu virüsün yine aynı biilimadamı tarafından bir dizi beyin tümörü (medulloblastom, epandimom ve koryoit pleksus papillomu) ile bağlantısı ortaya konmuştur. Bu bilgilerin üzerini kapatmak için muazzam bir çaba gösteriliyor olsa da, bu virüsün aşılar vasıtasıyla dünya çapında binlerce kanser vakasına yol açtığına ve halen de açmaya devam ettiğine dair kesin bilimsel kanıtlar mevcuttur.

Piyasaya çıkan ilk polio aşılarından SV-40 virüsünü kapmış (1963’e kadar) kişilerin bu virüsü çocuklarına geçirmiş olduğu (dikey geçiş ya da transpasental transmisyon) gösterilmiştir. Aşı taraftarları işte tam da bu yüzden bu büyük felaketi bugün bile örtbas etmeye çalışmaktadır; şimdiye kadar polio aşısıyla onmilyonlarca günahsız kişinin bilmeden bu kanser virüsünü kapmış olduğu ve hatta gelecek nesillerin de bu kontaminasyondan payını aldığı bilindiği takdirde halkın devletin halk sağlığı yetkililerine ve yürüttükleri kutsal aşılama programlarına güveni tamamen sarsılacaktır.

Virologlar bugün aşılara çoğu kanserojen olabilecek çok sayıda virüs ve mikoplazmanın karışmış olabileceğini kabul etmektedir. Bazen iki zayıf karsinojenik virüs birleştiğinde, genetik rekombinasyon sonucu karsinojenitelerinin çok daha güçlü hale gelebileceği bilinmektedir. Bugün bilinen bir başka bilimsel gerçek de, karsinojenitesi zayıf virüslerin kimyasal karsinojenlerin varlığında kanser yapıcı etkilerinin çok daha artmakta olduğudur.


Aşılarda beklenilmedik virüslerin çıkması artık alışılagelmiş bir durumdur:

  • Aşıyla ilgili ve diğer hücre kültürlerinde Porcine circovirus type 1 (PCV1) [domuz sirkovirüsü tip 1] muayenesi. “Porcine circovirus type 1 (PCV1) domuzlarda oldukça yaygın görülmektedir ve yakın zamanda bazı rotavirüsü aşılarında olduğu rapor edilmiştir.

KAYNAK:  011 Oct 26;29(46):8429-37. Epub 2011 Aug . 
http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21835219?dopt=Abstract

  • ‘Zenotropik fare lösemisi virüsü’ ile bağlantılı virüs (XMRV), hem kronik yorgunluk sendromu hem de prostat kanseri hastalarında rastlanılan yeni keşfedilmiş bir insan retrovirüsüdür. XMRV’nin aşılardaki hücre substratlarında kullanılmasıyla ilgili potansiyel güvenlik sorunu bulunmaktadır…”

 KAYNAK: http://www.fda.gov/biologicsbloodvaccines/scienceresearch/biologicsresearchareas/ucm127327.htm

Daha fazla bilgi için Ebeveyn Aşı Kılavuzu ve Aşıların Karanlık Yüzü: Kontaminasyon başlıklı inceleme yazılarına bakınız.

Prof.Dr. Alişan Yıldıran: Bu aşı programı derhal durdurulmalıdır

Prof.Dr. Alişan Yıldıran: Bu aşı programı derhal durdurulmalıdır

Ülkemizde uygulanmakda olan maymun böbrek hücrelerinden (1) elde edilmiş sinovac/coronavac aşısının sorumlu araştırıcıları olan Dr. Akova ve Dr. Ünal’ın resmi başvurusunda çalışmanın başlangıç tarihi 14 eylül, bitiş tarihi 15 Nisan, ilk bitiş tarihi ise 15 Şubat 2021 olarak verilmiş (2).

Sorumlu kuruluş olarak ise TUSEB (Health Instıtutes of Turkey) görünüyor. Ancak TUSEB’in websitesinde bu çalışma görünmüyor.

Çalışma tasarımı ‘Randomized, Double-Blind, Placebo-Controlled Phase III Clinical Trial’ plasebo ise serum fizyolojik yani tuzlu su değil ‘Aluminium hydroxide, disodium hydrogen phosphate, sodium dihydrogen phosphate, sodium chloride 0.5mL/dose’ olarak verilmiş (2).

Çalışmaya 18-59 yaş arasında 13bin katılımcı alınması planlanmış.

Aynı zamanda Bilim Kurulu üyesi de olan (3) Sorumlu araştırmacılar 25 aralık’da Bakan ve bilim kurulu huzurunda yapdıkları açıklamada, aşı kolunda 752, plasebo kolunda 570 olmak üzere 1322 kişinin neticesini değerlendiriyor ve %91.25 etkinlik belirtirken, güvenlik konusunda plasebo kolunda 6’sı yatış gerekdiren 26 vaka olduğunu, aşı kolunda semptomu olmayan 3 kişinin belirlendiğini (neye göre, PCR mı, antikor mu?) söylüyor (4).

Aşılar ülkemize geldikden ve 14 günlük incelemeden (kim, nerede, nasıl inceledi, verileri nerede?) sonra 14 Ocak 2021’de aşılama programı başladı ve bugün itibarı ile 2.6 milyonda fazla kişiye ilk doz (ne kadarı plasebo?) yapıldı (5).

Hatta, 2009’da domuz gribi aşısı olmayarak o günki aşıların bertaraf edilmesini temin eden muhterem cumhurbaşkanını bile aşılamaya (plasebo?) muvaffak oldular. Ancak, bu durum hukuki açıdan sorunlu görünmekde, ülkenin cumhurbaşkanı denek yerine konuldu diyenler var (6).

Aşılama programı nasıl başladı? Faz 3 çalışması tamamlanmadığı için Acil kullanım onayı diye bir belge ile (7).

Aşının üretildiği ülke bile yaygın kullanımına daha dün izin verdi (8).

Adı geçen aşı ile ilgili bugüne kadar sadece bir yayın o da ağustos 2020’de yapıldı (9, 10).

Bilim kuruluna göre günde 1.5 milyon kişiye haziran ayına kadar toplam 65 milyon kişiye aşı yapılması planlanmış (11).

Bakanlığın verilerine göre 1 milyon 61bin sağlık çalışanı olan ülkemizde (12), 980bin sağlık çalışanı aşı olmayı kabul etmiş ve onların aşılanması bitdikden sonra 85 yaş üstü kişiler aşılanmaya başlanmış (13).

Bugün itibarı ile dünyada tam 130 ülkenin henüz hiç bir korona aşısı yapamadığı da biliniyor (14).

Yukardan beri anlatdıklarım hakkında, bazı çekincelerim olmasına rağmen söylenmesi gereken şey, ülkemizin ve hükümetin bu noktaya kadar süreci iyi yönetmiş olduğudur….

Tek kullanımlık aşıların kişiye tahsisli olduğunu da hatırlatalım (Resim) (15).

Sinovac’ın ülkemizde uygulanmasından birinci derecede sorumlu bilim kurulu üyesinin, ülkemizde çalışmanın başlamasından hemen sonra hastalığı geçirdiği için aşı olmayacağını açıklaması (16), aynı zamanda 29 nisanda başlatılan ve Aralık 31’de 2020’de yayınlanan Biontech çalışmasında da araştırmacı olarak katılmasını da not edelim (17).

Bir araştırmacı tarafından aşıyı üreten şirketin geçmişi araşdırıldığında beş parasız güvenilmez bir profil ile karşılaşılması (yakında sansürlenir) da ilginç doğrusu (18).

Bendenizin aşılar hakkındaki şüphelerimi sağır sultan bile duydu, bu aşı programı hakkında ise çekincelerimi ve herkesi riske etme yerine yapılması gerekenleri (korunmak için d vitamini ve hastalar için ivig uygulanması) kısa süre evvel izhar etmişdim (19).

Tam salgının ortasında toplum bağışıklığının tanımını değişdiren ve tamamen aşıya bağlayan sahtekar örgüte (20) rağmen İsveç’in başarı ile uyguladığı, düzeltici enzimi olmasına rağmen sık mutasyon geçiren bir virüse (21) karşı kendiliğinden husule gelmesi mutad olan ‘toplum bağışıklığı’ uygulamasının başarısını görelim (Resim 2) (22).

Resim: Açıkça görüldüğü gibi, salgının başlamasından kısa bir süre sonra, hastalığın nasıl tedavi edileceğinin henüz bilinmediği dönemde pik yapan ölümler, daha sonra mutadın altında seyrediyor.

Deneklere tahsis edilen ve bir kısmında plasebo olması eşyanın tabiatı icabı olan, uygulamadan evvel hukuki haklarından feragat etdiğine dair muvafakat alınan bu aşı programı derhal durdurulmalıdır….

Prof.Dr. Alişan Yıldıran

  1. https://en.wikipedia.org/wiki/Vero_cell
  2. https://clinicaltrials.gov/ct2/show/record/NCT04582344?view=record
  3. https://www.takvim.com.tr/guncel/2021/02/05/iste-bilim-kurulu-uyeleri-isim-isim-tam-liste
  4. https://www.indyturk.com/node/290586/sağlik/çin-aşısının-türkiye’deki-testlerinin-sonucu-açıklandı-etkinliği-yüzde-9125
  5. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-55657237
  6. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/01/19/misafir-yazar/cumhurbaskani-denek-oldu/
  7. https://ahmetrasimkucukusta.com/2021/01/20/misafir-yazar/kimin-eli-kimin-cebinde/
  8. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cin-sinovacin-kovid-19-asisinin-yaygin-kullanimina-onay-verdi/2135998
  9. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bilim-kurulu-uyesi-acikladi-gunde-kac-kisiye-asi-yapilacak-1798734
  10. https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2020.07.31.20161216v1
  11. https://www.bbc.com/news/world-asia-china-55212787
  12. https://www.sozcu.com.tr/2020/saglik/turkiyede-kac-saglik-personeli-var-bakan-koca-turkiyedeki-toplam-saglik-personel-sayisini-acikladi-5739923/
  13. https://www.ntv.com.tr/turkiye/son-dakika-haberibakan-koca-acikladi85-yas-ustu-asilama-yarin-basliyor,72kd09TzqUOdBYOwv4JI4Q
  14. https://www.yenisafak.com/koronavirus/130-ulke-asiya-ulasamiyor-2-bucuk-milyar-kisiye-tek-doz-dahi-yapilmadi-3597932
  15. https://www.trthaber.com/haber/saglik/koronavirus-asisi-ismine-tahsis-edilen-kisi-disinda-kullanilmayacak-547159.html
  16. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bilim-kurulu-uyesi-prof-dr-serhat-unaldan-carpici-aciklama-ben-asi-yaptirmayacagim-nedenini-tahm-302034h.htm
  17. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33301246/
  18. https://twitter.com/burak_turna/status/1350162061247000580
  19. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/12/misafir-yazar/bos-inanc-bilim-ve-akil-karsitligi/
  20. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/25/haftanin-haberi/who-suru-bagisikligi-sadece-asilama-ile-saglanabilir/
  21. https://www.nature.com/articles/d41586-020-02544-6
  22. https://en.wikipedia.org/wiki/COVID-19_pandemic_in_Sweden
Sinovac ve Korona Aşısı ile İlgili Soru ve Sorunlar

Sinovac ve Korona Aşısı ile İlgili Soru ve Sorunlar

A. Firma Güvenilirliği:


Çinli firmanın aşılarına ruhsat alabilmek için giriştiği ve yakalanıp yargılandığı rüşvet skandalları ile bezeli hayli karanlık geçmişi ve bugününden hareketle Filipinler’in bile aşı deneyi için etik onay vermediği aşıların deneyine Türkiye en büyük katılımcı sözüyle, Brezilya ve Endonezya’nın yanında gönüllü oluyor.

Çin’de ilaç ve aşı ruhsatlandırması prosesisinin 2001’de merkezileştirilmesi ile birlikte, Çin Gıda ve İlaç İdaresi başkanının 2007’de idamına karar verilmesini gerektirecek ölçü ve sıklıkta rüşvet skandallarının da yolu açılmış oluyor. Türkiye’nin bilim kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda Sağlık Bakanlığı tarafından tıp hukuk ve etik ilkeleri çiğnenerek aşısına acil kullanım izni verilen Sinovac’ın bugün insanımız üzerinde denenmekte olan Sars-CoV-2 aşısının teknolojik ve ilmi altyapısını, yepyeni bir firma olarak hemen 2003’teki SARS salgını için geliştirmeye çalıştığı ‘öldürülmüş virüs’ aşısına ve mahkeme kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, aşısına ruhsat alabilmek için dönemin ilgili bürokratına 2002’de vermeye başladığı belirtilen rüşvetlere borçluyuz. İlginçtir, rüşveti alan yetkili 10 yıl hapis cezasına çarptırılırken, pandemi öngörüsü hayli yüksek Sinovac’ın bugün de konumunu muhafaza eden ve rüşveti veren kişi olan CEO’su ceza almıyor.

Çin’de toplu ölümlerle ve ilgili ilaç ve aşıların toplatılmasıyla sonuçlanan çeşitli vakalar, Türkiye’de aşı piyasasına hakim konumdaki İngiliz GSK firmasının yakın geçmişte Çin’i boğduğu rüşvetlerle ilgili patlak veren skandallar ve GSK’nın ödemek zorunda kaldığı rekor düzeydeki tazminatların haberlerine internetten rahatlıkla ulaşılabilir.

B. Aşı Güvenilirliği:


En bilindik teknikle hazırlanacak virüs veya bakteri aşılarında dahi 8-10 yıl süren aşı geliştirme sürecinden sonra piyasaya çıkan ürünlerde türlü sorunlar ortaya çıkar, kimi piyasadan toplatılmak zorunda kalırken, Çinli firmanın 2-3 ay içinde geçtiği insan deneylerinin ilk iki fazında topu topu 744 kişi üzerinden toplanan ve tamamen firmanın kontrolünde/insafında olan verilerden hareketle Türkiye, 13 bin kişilik denek sözü ile firmanın aşısına talip olduğunu bildiriyor.

Çinli firmanın Çin virüsü üzerinden hazırladığı aşının 3. faz klinik deneylerinin Türkiye ayağının 15 Nisan 2021 tarihinde tamamlanması beklenirken, aşının ocak ayı itibariyle genel nüfusa önerilmeye başlanmış olması ise, dünya genelinde öldürücülük hızı mevsimsel griple aynı seyreden korona virüs tehdidi için asla göze alınmaması gereken ve hatta skandal olarak nitelendirilebilecek bir karar.

Örnek olarak, dünya genelinde bu “salgın”dan orantısız biçimde kötü etkilenen ve ölümlerin en yoğun görüldüğü ülkelerden ABD’ye uzanıyor ve CDC’nin verdiği CV-19 enfeksiyonundan hayatta kalma oranlarını gösteren resmi istatistiklere bakıyoruz:

0-19 yaş için: %99.997
20-49 yaş için: &99.98
50-69 yaş için: %99.5 
70 yaş üzerindekiler için: %94.6

Çinli firmanın şu ana kadar yürüttüğü 744 kişilik faz 1&2 deneylerinde de, Brezilya, Türkiye ve Endonezya’da yürütülmekte olan faz 3 deneylerinde de aşının sadece 18 – 59 yaş aralığındaki sağlıklı erişkinlerde etkinlik ve güvenlik profilinin çalışıldığı ve henüz çalışmanın da devam ettiği düşünüldüğünde, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın aşıyı bu yaş grubu haricindekilere, altta yatan sağlık sorunu/sorunları olup olmadığı ayırt edilmeksizin önermiş olması tıp etiği ve hukuku bakımından ivedilikle değerlendirilmeli, hiçbir bilimsel veriye dayanmadan verilen bu uygulama kararlarının suç teşkil edip etmediği acilen görüşülmelidir.

TARİHTE YOLCULUK

İnaktif / Öldürülmüş Virüs Aşılarının Skandal ve Felâketlerle Bezeli Tarihsel Güvenilirlik / Tehlike Profili

İPA – İnaktif Salk Polio (çocuk felci) Aşısı


Şimdilerde GBS – Guillain-Barre Sendromu olduğu anlaşılan ABD’nin dönem başkanı Franklin D. Roosevelt’in paralitik durumunun reklam ve bağış kampanyalarının mızrakbaşı yapıldığı 1950’lerde, tarım ilaçlarında kullanılmaya başlanan sinir sistemi zehri ağır metallerin yarattığı felç vakası öbeklenmelerinin virüs kaynaklı olduğu varsayım ve inancı üzerinden aşı geliştirme çalışmaları yarışa dönüşüyor.

Amerikalı mikrobiyolog tıp doktoru Jonas Salk 26 Mart 1953’te polio aşısı geliştirmeyi başardığını duyuruyor ve 1954’te “halk sağlığı” adına tarihin o zamana kadarki en büyük deneyi yapılıyor. Kanada, Finlandiya ve ABD’den anne-babaların adeta birbirini ezerek saha deneyine yazdırdığı 620 binin üzerine “polio öncüsü” çocuğa aşı ve plasebo iğneleri uygulanıyor, bir milyonun üzerinde kişi de kontrol olarak izleme alınıyor. 1 yılı bulmayan saha deneyinin ardından ABD’nin Sağlık, Eğitim-Öğretim ve Sosyal Hizmetler bakanlığı sadece 2 saat süren toplantının ardından Salk’ın aşısını “güvenli ve etkili” bulduğunu söyleyerek onaylıyor

1955 baharına gelindiğinde, Salk’ın formalin (formaldehid) adlı kimyasal ile “öldürüldüğü” için vücutta çoğalıp felce yol açamayacağı garantisi ile “polio virüsü”nün (esasen maymunlara ait türlü yabancı dokular ve kimyasalların) vücutlarına tanıtıldığı çoğunluğu çocuk olmak üzere 400 binin üzerinde kişinin yarıya yakınında “aşıya bağlı polio paralizisi” gözlemlenmeye başlıyor. 1 aya kalmadan, aşı kampanyasına ara verilmek zorunda kalınıyor.



Sonuç: 70 bin kas güçlüğü, 164 ağır felç, 10 ölüm vakası. Aşı kurbanlarının dörtte üçü (%75’i) ömür boyu felçli kalıyor. 

İnaktif / öldürülmüş IPA aşısı vurulan kolları sakat kalmış çocuklar.

1963’te ABD Salk’ın IPA aşısı yerine, Amerikalı mikrobiyolog ve Salk’ın rakibi Albert Sabin’in ağızdan uygulamalı “zayıflatılmış” virüs aşısını (OPA) kullanıma alıyor. Aşı tarihinin reklamı hiç yapılmayan bir diğer skandalı da işte böyle doğuyor.

Küp şekerlerde sunulan kanserojen maymun virüsü bezeli “hayat kurtarıcı” aşılar.

YEŞİL MAYMUN BÖBREKLERİ, VİRAL KONTAMİNASYON, KANSER VE AIDS

ABD sağlık bakanlığına bağlı NIH – Milli Sağlık Enstitüleri’nde Salk’ın polio aşı ekibinde güvenlikten sorumlu virolog olarak çalışırken Bernice Eddy, maymunlara vurduğu Salk’ın polio aşısının ağır felce yol açtığını fark eder etmez kurumda üslerine bildiriyor. İdari yetkililer kendilerine delil olarak iletilen felçli maymun fotoğraflarına el koyuyor, Eddy’yi polio takımınından alıp “influenza” (grip) ekibine veriyor ve bu ciddi tehlikeyi bildikleri halde aşıya onay verip çocuk ölümlerine yol açmış oluyorlar.

Eddy 1959’da bu defa da Sabin’in polio aşılarında kansere yol açma kabiliyeti olan enfeksiyöz ajan (SV40 virüsü) tespit ediyor. Durumu üslerine bildirdiğinde bu defa da kamuoyuna açıklama yapma yasağı getiriliyor, laboratuvarı elinden alınarak görevden uzaklaştırılıyor. 

1960’da aşı tarihinin iki devi, Merck ilaç firması çalışanı Dr. Maurice Hilleman ve Dr. Benjamin Sweet, virüs üretimi için kullanılan maymun böbreği hücrelerinden karışmış ve o güne kadar fark edilmemiş SV40 maymun virüsünün Sabin’in bütün aşılarında bulunduğunu teyit ediyor. Aşıda bulunmuş 40. maymun virüsü olduğundan ‘simian virus 40’ ismini verdikleri ve insanda kansere yol açtığı bilinen bu virüs, daha sonraki incelemelerde Salk’ın inaktif IPA aşılarında da bulunuyor.

2001’e gelinene kadar kemik, akciğer, hipofiz ve tiroit bezi kanserleri de dahil olmak üzere insan doku ve tümörlerinde SV40’a rastlanmış olduğunu bildiren 58 tıbbi yayın birikmiş oluyor. Dr. Hilleman’ın bir belgesel için yaptığı ve ses kaydı mevcut konuşmasındaki bildirimi, Merck ilaç ve aşı firmasının aşının virüsle kontaminasyonundan haberdar olduğu, buna rağmen çocuğundan yaşlısına kadar tüm popülasyona uygulanmasına devam edildiğini yönünde oluyor. 

Amerikan enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının bayrak gemisi CDC’nin, kanser virüsü bulaşık aşıları halka verdiğini itiraf etmesi 50 sene alıyor. Sonradan sitesinden silinmesine rağmen yakın geçmişe kadar bu konudaki açıklamalarında ifade, 30 milyon kadar Amerikalının oldukları inaktif ve zayıflatılmış polio aşılarından dolayı kanser riski altında olduğu yönündeydi.

Polio aşısı üretimi için bugün hâlâ maymun böbreği kullanılmakta ve Çinli Sinovac firmasının CoronaVac aşısı için tercihi de aynı. Maymun hâlâ aynı hayvan, bu aşı geliştirme tekniği de belli ki hâlâ vazgeçilmezimizken, Sağlık Bakanlığı’na bağlı görev ifa eden bilim kurulumuza resmi yoldan derhal sorulması gereken sorular şunlar:

  • Maymun virüsü bulaş ihtimaline karşı üretici firmanın uygulamak zorunda olduğu yasal protokol nedir?
  • Sinovac’ın aşısına Türkiye’den denek sağlama kararı almadan önce bilim kurulu Çinli firmadan ve elbette firmanın bildirimi haricinde aşı örneklerini laboratuvar analizine tabi tutmuş ve aşı içeriğini kontrol etmiş olması gereken Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’ndan aşıda “Sars-CoV-2 virüsü” haricinde başka herhangi bir yapı bulunmadığı yönünde rapor talep etmiş midir? 
  • Analiz raporları nerede yayımlanmıştır?
  • Maymun virüslerinin yalnız %2 kadarı bilindiğine, yalnız varlığı bilinen şeyin testi yapılabileceğine ve gördüğümüz üzere dünyanın ücra bir köşesindeki yarasadan insan türüne zıplayabilen bir “virüs” bile “ölümcül”(!) olabildiğine göre, çocuklarımıza IPA ve OPA şeklinde en az 4-5 doz uyguladıkları polio aşıları ve bugün tüm popülasyona uygulanmasını öngördükleri Sinovac’ın korona aşılarındaki muhtemel çoklu virüs bulaşını nasıl önlemeyi düşünmektedirler? Sinovac’tan bu konuda ne tür bir güvence alınmıştır, bu konuda bilimsel bir rapor hazırlayıp sunmaları gerekir.
  • Polio aşısı üretiminde en çok tercih edilen Afrikalı yeşil maymunların yarıya yakınının “simian immunodeficiency virus (SIV), yani AIDS’e yol açtığı düşünülen insan immünyetmezlik virüsü HIV’nin yakın akrabası olan maymun virüsü ile enfekte olduğu belirtilmekte. Sinovac hangi maymunlardan doku örneği, hücre hattı kullanmıştır, bunların temiz olduğuna dair raporlar kamuoyuyla paylaşılmış mıdır? Aşı takviminin genişlemesi ile birlikte çocuk popülasyonda patlama yaşayan ve otizm teşhisli çocukların primer bulgusu olan immün yetmezlik durumunun, bilim kurullarının önermesi ile maymun dokularından elde edilmiş virüs aşılarının rutin aşı takvimine alınmış olması ile bir alakası olabilir mi?
  • FDA’ya göre aşıya bağlı olumsuz etkilerinin en fazla 100’de 1’inin sisteme bildiriminin yapıldığı ABD’de 1990’dan 2018’e kadar OPA ve IPA aşılarına bağlı sakatlık ve ölüm rakamları yukarıdaki tabloda görülmekte. ABD’nin 1999 yılında, bizzat paralitik polio’ya yol açtığı için OPA aşısını terk edip ve yalnız IPA uygulamasına yöneldiği, ancak günümüzde Türkiye’de tüm çocuklara (polio eradike edilmiştir denmesine rağmen) her ikisi de hâlâ çoklu kereler uygulanmakta iken, acaba Sağlık Bakanlığı’nın tuttuğu Aşıya Bağlı İstenmeyen Etki Bildirim Sistemi’mizde kayıtlı kaç aşıya bağlı sakatlık ve ölüm vakası bulunmaktadır?

Öldürülmüş / İnaktif Kızamık Aşısı


“Başarılı” polio aşısından sonra bilim camiasının yeni gözdesi kızamık aşısı oluyor. Gerektiğinden değil ama sırf yapılabiliyor diye kızamığın da aşısını yapmaya girişiyorlar. Beklenmedik derecede zorlu çıkıyor iş bu defa; John Enders tarafından ilk geliştirilen ve yumurtada kültürlenen “canlı” aşı Maurice Hilleman’ın tabiriyle “berbat toksik” (toxic like hell) çıkıyor, vurulan çocuklar daha ağır hasta oluyor. “Daha az tehlikeli” olsun, vurulduğu kişide Hilleman’ın tabiriyle nöbet geçirtecek kadar yüksek ateş yapmasın, döküntü çıkmasın diye virüsü formalin (formaldehid) ile “öldürmeye” karar veriyorlar.

Tüm tıp ve bilim camiasının bildiği gibi, formaldehid adlı kimyasal ile etkisiz hale getirildiği düşünülen “virüs” aşısı hem çok kısa “koruma” sağlıyor, hem de literatürde “atipik kızamık” olarak bilinen, yalnız aşılanmış çocuklarda görülen, ağır zatürre tablosu ile karakterize ölümcül “kızamık” enfeksiyonlarına yol açması nedeniyle inaktif virüs aşısının kullanımına son veriliyor.

Onun yerine devreye giren “zayıflatılmış” kızamık virüs aşıları daha mı iyi koruyor?

Hayır. CDC 1960 öncesinde doğmuş olup çocukluğunda kendi önerdiği kızamık aşısını olmuş erişkinlere, etkisi çoktan geçmiş olduğu için şu anda yeniden kızamık aşısı önermekte.

Bunun dışında bugün çocuklar 2 doz oldukları karma kızamık aşısını üniversite girişte yeniden olmak zorundalar. Kızamığı doğal yoldan geçirip ömür boyu bağışıklanmalarına izin verilmeyen insanlar, çok ağır yan etkileri olduğu bilinen ve halihazırda inanılmaz kalabalık bir takvimle uygulanan bu aşıları periyodik olarak hayatları boyunca olmak zorundalar artık. 

Bunlar dışında bugün kullanımda olan inaktif/öldürülmüş virüs bazlı aşı sayısının ne kadar az olduğu düşünülürse, bu yöntemin ne güvenli ne de etkili bulunduğu aşikardır:

  • Hepatit A (iğne şeklinde 2 doz veriliyor)
  • İnfluenza (her sene uygulanan ve zaten endüstrinin de pek bir etkinlik beklemediği grip aşısı)
  • Japon ensefaliti (iki doz uygulanıyor)
  • Polio (çocuklarda ve erişkinlerde 2 doz şeklinde uygulanıyor)
  • Kuduz (3 dozluk iğne serisi)
  • Tifo (seyahat aşıları arasında, yola çıkılmadan önce tek doz veriliyor)

Aşı deneylerinde Plasebo olarak Alüminyum Kullanımı:


Sinovac’ın Corovac aşı preparatının “güvenlik değerlendirmesi” için yaptığı deneyde, karşılaştırma yapılan plasebonun alüminyum olduğunu görüyoruz.

Bilim kurulu ve sağlık bakanlığının ivedilikle, denenen aşının gerçek tehlike profilinin ortaya çıkmasını engelleyecek, aşıyı olduğundan daha az zararlı göstereceği mutlak olan bu uygulamaya rağmen Corovac’ın neden ve nasıl tercih edilmiş olduğunu açıklamaları gerekir.

Bilim kurulu toplantı tutanaklarından, aşılarda Alüminyum adjuvanının güvenle kullanılabileceğine dair hangi yayınlar esas alınarak karara varılmış olduğu soruşturulmalıdır. Aşılarda alüminyumlu adjuvan kullanımının ile ilgili kısmi bilimsel dokümantasyon için buraya bakınız.

C. Aşı Etkinliği:


Firmanın ve Türkiye’deki yetkililerin “hazır ve güvenilir aşı teknolojisi” olarak lanse ettiği ancak aşı tipleri arasında “koruyucu etkinlik” bakımından en zayıf olduğu bilinen “inaktif aşı” ile kontrol altına alınabilmiş herhangi bir hastalık bugüne kadar olmadığı gibi, korumadaki bu başarısızlık yüzünden inaktif aşı kullanımı gitgide terk edilmiş, kalanların da takvimlere eklenen doz sayısı (etkinsizliğinin kanıtı olarak ve olanca yan etkisi ile birlikte) yıllar içerisinde hep artmıştır.

Günden güne ve kişiden kişiye mutasyona gitme kabiliyetine sahip olduğu öne sürülen bir virüs için geliştirilmiş inaktif aşıda ise bunun herzamanki gibi, aşı korumadıkça ve içindeki kimyasallar ve metaller yüzünden bilakis, insan hastalandırdıkça endüstrinin en sevdiği ve etkin şekilde kullandığı “yeterince kişi aşılanmadığı için sürü bağışıklığı sağlanamadığı, hastalığın o yüzden ara ara patlak verdiği” iddiası üzerinden aşıların koşulsuz şartsız herkese her seferinde çoklu kereler zorla uygulanması sonucuna çıkacaktır.

D. Çelişkili Etkinlik Bildirimleri:


Aşının koruyucu etkinliği ile ilgili deney yürütülen 3 ülkeden birbirinden çok farklı ve hatta kendi içinde revizyona uğramış bildirimlerin gelmesi bilimsel bakımdan büyük soru işaretleri doğurmakta, verilen rakamların daha ziyade politik olduğunu akla getirmektedir.

BREZİLYAENDONEZYATÜRKİYE
%50,4
Daha sonra %78, fakat sonra yeniden%50 olarak açıklanıyor
%65,3%91,25
12400 kişilik örneklem1600 kişilik örneklem1322 kişilik örneklem
18 Ocak 202111 Ocak 202113 Ocak

Bu konunun çözümlenmesi ise hiç kolay değil, hatta belki imkansızdır, zira ortada CV-19 enfeksiyonu teşhisinde kullanılan standart klinik bulgu listesi olmadığı gibi, hiçbir güvenilirliği (altın standardı) olmayan ve asla hastalık teşhisinde kullanılmaması gereken ve çıkacak sonucun çok rahat manipüle edilebildiği kanıtlı PCR test sonuçları üzerinden açıklanan “pozitiflik” ve yanlış şekilde bununla eşleştirilen “vaka sayıları” ile olmayan hastalığı da salgın haline getirebilirsiniz, aşınızın etkinliğini de istediğiniz oranda gösterebilirsiniz ve elbette bu iş endüstri için sürekli gelir kaynağı olduğundan “seçeceğiniz hayali herhangi bir hastalığı” istediğiniz süre yaşatabilir, istediğiniz popülasyonda istediğiniz an hortlatabilir, bu kişilerin ısrarla ve zorla aşılanmasını sağlayabilir, sağlıkları ve hayatlarıyla dilediğiniz gibi oynayabilir, politik rakipleriniz ve “istenmeyen gruplar” için bu işi “zorla insan hayatı kurtarma maskesi” altında susturuculu silah olarak kullanabilirsiniz. 

E. Aşının Çelişkili / Eksik İçerik Listesi, Yol ortasında Değiştirilen Üretim Tekniği

Aşının Türkiye’den elde edilen ürün bilgisinde üretimde kullanılan kimyasal ve adjuvanların tümünün listelenmemiş olduğu görülmekte (1).

Eksik içerik öğelerinin başında virüs inaktivasyonu için kullandıkları ve insanda kanser oluşturma ihtimali resmi olarak tanınmış olan betaPropiolactone ve Nisan 2020’de işbirliğine gittiklerini duyurdukları ABD’li DynaVax’ın, CoronaVac’ta alüminyum ile birlikte veya tek başına kullanılıp kullanılmadığının ivedilikle anlaşılması (bu deneysel adjuvanla ilgili kalp krizi riski gibi ciddi güvenlik sinyalleri olması bakımından) elzem olan tescilli adjuvanları CpG018 gelmekte. Küresel pazara sürülecek yeni pandemi aşıları ile birlikte firmalar arasında “adjuvan” teknolojileri konusunda kıyasıya bir yarış ve piyasaya hakimiyet mücadelesi devam etmekte. Sinovac’ın Türkçe ürün bilgisinde yer almamasına rağmen, bu yeni adjuvan teknolojisinin geniş kitleler üzerinde serbestçe denenmesi için mükemmel fırsat teşkil ettiğinden, getirilen yeni “isme özel barkod sistemi” ile bu “yakın takip ve izlem” ısrarının gerisindeki asıl nedenleri de düşündürten CpG018 isimli adjuvanla ilgili ayrı bir yayın yapacağız.

KAYNAK Bill Gates ve CEPI destekli Amerikan Dynavax firması, koronavirüs aşısı üzerinde çalışmakta olan bir diğer Çinli firma ile de adjuvanı üzerinden işbirliği yapıyor.

Firmanın Faz 1&2 deneylerine yönelik The Lancet dergisinde yayımladığı makaleden görülebileceği üzere, en eski / en bilindik aşı üretim tekniğidir diye lanse edilmesine rağmen firma klinik deneyler devam ederken üretim kapasitesi artırımı için cihaz değişikliğine gittiğinde tesadüfen, yeni geçilen üretim tekniği ile aşıdaki “virüs”lerin “spike” proteinlerinin daha az bozulmuş olduğunu, bu yüzden de “virüs”ün antijenisite özelliğinin yükseldiğini hayretle görüp bildiriyorlar. Bu teknik konuyu ileride daha ayrıntılı ele alacağız.

“Aşı bilmi”nin en bilindik kompartmanlarına serpiştirilmiş irili ufaklı soru işaretlerini, her iki yöne de çalışabileceği unutulmaması gereken bu “minik sürpriz”leri bir tarafa bırakırsak, firmanın yayınlarını okumuş olanlarımızın anlayabileceği, “bilim kurulu”muzun mutlaka anlamış olması lazım geldiği üzere, toplum geneline uygulanmak üzere seçtikleri aşının ilk 2 faz deneyde sağladığı en yüksek antikor seviyesi bile, CV-19 geçirdiği öne sürülen hastalarda tespit edilen antikor seviyesinin hayli altında kalıyor. Bu da tarihsel olarak öldürülmüş virüs aşılarının sergilediği performansla birebir uyuşuyor.

Acaba bunun nedeni, virüs inaktivasyonunda firmanın tercihi olan betaPropiolactone adlı kimyasalın “virüs” yapısını formaldehidden de beter bozuyor oluşu, bu yüzden de bu kimyasal ile “öldürülen” virüs aşılarında bir türlü istenen “koruyucu etkinlik” seviyelerinin yakalanamıyor oluşu olabilir mi? Bilim kurulumuz bu sorunu cevabını bilecektir diye tahmin ediyoruz.

Bu bilgiler ışığında okurlarımız, yukarıdaki tabloda Türkiye’den bildirimi yapılmış aşı etkinlik değerinin geçerlilik ve güvenilirliği ile ilgili akıllarına gelmiş olabilecek soruları Sağlık Bakanlığı bünyesinde hizmet veren bilim kurulu üyelerine resmi yoldan sormak isteyebilirler.

Bizim aklımıza gelen etkinlikle ilgili sorular şu şekilde:

  1. Firma, CV-19 tanı kriterleri de, “virüs tespiti” için kullanılan PCR cihazları da, bu cihazlara tanımlı virüs gen dizilimleri de, kullanılan devir sayıları da, ülkeden ülkeye görüldüğü ileri sürülen virüs alttipi de bambaşka birkaç ülkeden, CV-19’luydu denilen kişilerden salgı örnekleri alıyor ve sonunda yine gidip Çinli bir hastanın salgısını kullanıyor.

    Bilim kurulu üyeleri firmadan virüs izolasyonunun nasıl gerçekleştirilmiş olduğunu, virüsün morfolojik tanımlamasını, genetik dizilimini, spike protein yapısını ihtiva eden belgeleri talep etmiş, gerekli incelemeleri yapmış, bu “virüs”ün Türkiye genelinde görülen ancak hızla mutasyona uğradığı söylenen virüs alttipleriyle benzerliği (dolayısıyla aşının “koruma potansiyeli”) konusunda bir çalışma yapmış mıdır?

  2. Türkiye aşı prospektüsünde yazmayan içerik maddelerinin ne olduğuna dair firmadan bilgilendirme istemiş, aşı örneklerini analiz etmiş ve içerikteki maddelerin firmanın belirttiği miktarlarda olup olmadığını, dışarıdan herhangi bir bulaş olup olmadığını kontrol etmiş midir? Evetse, raporlara nereden ulaşılabilinir?

  3. Mutasyon sorunu nedeniyle aşı kullanımının mantığı zaten büyük soru işareti taşır, firmanın tesadüfen antijenisite yükselten tekniği keşfetmiş olmasına rağmen aşısıyla kanda sağlayabildiği antikor oranı hastalığı geçirmiş ve olağanüstü sağlık sorunları yoksa istatistiklerin de gösterdiği gibi gayet rahat atlatmış bireylerin kanındaki antikor oranını yakalayamıyor olmasını, risk/fayda dengesi bakımından nasıl değerlendirmişlerdir?

  4. Lancet yayınından görülebileceği üzere firma faz 1&2 deneylerinde yalnız antikor yanıtına bakmış, aşının T hücresi bağışıklığı oluşturup oluşturmadığına bakmamış. Şu anki tıp paradigmasında enfeksiyonel bir hastalıkta EN ÖNEMLİ parametre, kişide uzun vadeli bağışıklık oluşup oluşmadığını anlamamızı sağlayacak veri eksik, kendi yaptığı ve aşının etkinliğini ortaya koyacak 3. faz klinik deneyin bile Nisan 2021’de bitmesi beklenirken, hakkında elle tutulur hiçbir veri olmayan, yan etki profili de bilinmeyen bu toksik materyalin genel topluma verilmesini bilim kurulu nasıl önerebilmiş, sağlık bakanlığı nasıl onaylayabilmiştir?

  5. Firmanın Türkiye’ye sağladığı ürün bilgilendirmesinde ismi dahi geçmeyen inaktivasyon ajanının endüstride “en az işe yarayan ve virüsün fiziksel yapısını bozan kimyasal” olarak biliniyor olması, üstelik insanda muhtemel kanserojen etkisinin de bildirilmiş olmasına rağmen mi Bilim Kurulu üyeleri ve Sağlık Bakanlığı bu aşıda karar kılmıştır?

F. Sağlıklı Kişiler Üzerinde Denenmekte Olan Aşının Toplum Genelinde Sergileyeceği Gerçek Emniyet Profilini Bilmek Mümkün Değil


KAYNAK

Sinovac’a ait CoronaVac aşısının Türkiye’deki “gönüllüler” üzerinde devam etmekte olan ve 15 Nisan 2021 itibarıyla sonlanması beklenen 3. faz klinik deneyine, yukarıdaki fotoğraftan da görülebileceği üzere 18-59 yaş arasındaki “sağlıklı kişiler” kabul edilmekte.

Bildiğimiz gibi hayli güçlü etkileri bulunan aşı ürünlerinin deneylerinde istenmeyen etki yaşanma ihtimalini azaltmak için firmalar oldukça sağlıklı bireyleri denek olarak kullanmayı tercih etmekte, oysa bu veriler üzerinden ruhsatlandırılan ürünler daha sonra her yaştan ve sağlık durumundan insana aynı doz ve sıklıkta uygulanmakta ve işte ancak o zaman aşının gerçek tehlike profili anlaşılabilmekte, ancak endüstri ile sıkı iş ilişkisi içindeki resmi birimler gerekli yan etki takibini yapmadığından, aşılarla ilgili problemler hiçbir zaman gün yüzüne çıkmamaktadır.

Sinovac aşısının Türkiye’de yürütülen 13 bin kişilik deneyine kimler alınmıyor diye bakacak olursak:

  • PCR ile önceden COVID-19 pozitif çıkanlar
  • IgG veya IgM pozitif olanlar (yani virüsle önceden temas edip immün yanıt oluşturduğu tespit edilenler)
  • Kadın deneklerde: beta-hCG testi ile gebeliği teyitli olanlar, emzirmekte olanlar yahut aşılamayı takip eden 3 ay içerisinde doğum kontrol yöntemi kullanmadan çocuk sahibi omak maksadıyla cinsel ilişkide bulunmayı düşünenler
  • Denenmekte olan aşı veya “plasebo” içeriğindeki maddelere alerjisi olanlar (Not: Bunun bilinebilmesi için aşının ve plasebonun tam içeriğinin bilinmesi gerekir oysa sağlanan Türkçe ürün bilgisinde aşı virüsünün hangi kimyasalla deaktivasyonunun yapıldığı dahi yazmıyor, eksipiyan listesi yok, aşıda aluminyum dışında bir adjuvan kullanılıp kullanılmadığı belirsiz. Ürünün ve plasebosunun acilen bağımsız laboratuvarlarda analizi gerekir.)
  • Deneye katılmadan önceki 6 ay içinde yahut deney bitiminden sonraki 2 yıl içinde bağışıklık baskılayıcı terapi görmüş veya görecek olanlar.
  • İmmünosüpresan terapiler şu şekilde tanımlanmış: antineoplastik kemoterapi, radyasyon terapisi ve nakli gerçekleştirilen organa tolerans ve diğer şeyler için verilen bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaç kullanımı
  • Deneye katılım öncesindeki 3 ay içinde bağışıklık baskılayıcı dozlarda kortikosteroid ilaç kullanımı olmuş veya deneyden sonraki 3 ay içinde bağışıklık baskılayıcı dozlarda kortikoid ilaçlar kullanacak olanlar.
  • Kortikosteroid ilaçlar için bağışıklık baskılayıcı dozlar şu şekilde tanımlanmış: erişkinler için bir haftanın üzerinde günde 20 mg prednisone kullanımı. Topikal veya nazal kortikosteroidler bağışıklık baskılayıcı kabul edilmiyormuş.
  • Aspleni öykülüler, yani dalağı olmayanlar.
  • Kanama bozukluğu (örn. faktör eksikliği, pıhtılaşma bozukluğu (koagülopati) ceya platelet bozukluğu) öyküsü olanlar veya daha önceki kas içi enjeksiyonlarda yahut kan aldırırken kapsamlı kanama ya da morluk oluşumu yaşayanlar.
  • Deneye katılmadan önceki 12 aylık süreçte klinik öykü itibariyle tıbbi, ailevi problemlere veya işyerinde sorun yaşanmasına neden olacak boyutta alkol veya uyuşturucu alımı olanlar
  • Aşı vurulma tarihinden önceki 3 ay içerisinde immünoglobülin ve/veya herhangi bir kan ürünü almış olanlar.
  • Bu deneye katılmadan önceki 6 ay içinde ilaç/aşı deneyen başka bir deneye katılmış olanlar veya bu deneyden sonraki 2 yıl içinde bir başka deneye katılacak olanlar.
  • Deneye katılamdan önceki 14 gün içinde zayıflatılmış bir virüs aşısı olmuş olanlar
  • Deneye katılmadan önceki 7 gün içinde inaktif / öldürülmüş tipte aşı veya subünit aşısı olmuş olanlar
  • Denenecek aşıyı olmadan önceki 24 saat içinde ateşlenme yaşayanlar (ağızdan ölçümde 37.2℃’ı geçen ateş kastedilmekte, koltukaltı ölçümü kabul edilmiyormuş)
  • Deneyi yürüten yetkili yahut kişinin kendi doktoru tarafından deneye katılımının şahsın sağlığı ve hakları bakımından uygun olmadığına veyahut da deneyi kurallarına uygun götüremeyeceğine karar verilenler
  • İnsan immünyetmezlik virüsü (HIV) enfeksiyonu da dahil olmak üzere, immünyetmezlik veya otoimmün herhangi bir hastalık tanısı veya hastalık şüphesi bulunanlar

Hâl böyleyken, Bilim Kurulu’nun tavsiyesi doğrultusunda şu anda Sağlık Bakanlığı bu deneysel aşıyı öncelikli olarak yaşlı, engelli, koruma evleri gibi yerlerde kalanlara ve 85 yaş üstü bireylere öneriyor. (2)

Sağlık Bakanlığı’nın toplumda yaş gruplarına göre CV-19 olduğu iddia edilen enfeksiyonu geçirme ve sağ kalım istatistiklerini yayımlaması ve daha deneyleri tamamlanmadan etkinliği ve tehlike profili bilinmeyen bu aşı girişimine “acil” gereksinimi net bir şekilde ortaya koyabilmesi gerekir.

E-nabız sisteminden, isme özel vurulan bu aşıları alanların sağlık geçmişlerini, halihazırda altta yatan ne gibi rahatsızlıkları olduğunu, görmekte oldukları tedavileri, kullandıkları ilaçların dökümünü Sağlık Bakanlığı’nın derhal yayımlaması, aşı uygulaması ardından başgöstermiş hertürlü sağlık sorununu haftalık olarak raporlaması gerekir.

Bu deneysel ancak kişilere bağışıklık oluşturacağı ve hastalıktan koruyacağı yönlendirmesi(3) ile vurulan aşıdan ötürü oluşacak hertürlü yan etkide devletin vatandaşına tazminat ödemesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

(1)

(2)

(3)

Aşı Adjuvanı Alüminyum ile İlgili Yayın ve Görüşler

Aşı Adjuvanı Alüminyum ile İlgili Yayın ve Görüşler

Not: Bu bölüm, Türkçeye kazandırılmış olan Miller’ın Eleştirel Aşı Literatürü Derlemesi kitabından, yazar ve yayınevinin yazılı izni alınarak paylaşılmıştır.

miller_dizgi_son-II

Bu video, Amerikalı ünlü pediatr Bob Sears ve Immunıty Education Group tarafından hazırlanmıştır.

Altyazı için araç çubuğundan Türkçe’yi seçiniz.

Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.

Başta nanopartiküler alüminyum olmak üzere, bunun beraberinde aşı ile vücuda tanıtılan içeriklerin bedenimizde izlediği yol ve açtığı hasara dair tıbbi bilgilendirme için pediatr Larry Palevsky’nin Amerikan eyalet meclisinde verdiği ifadeyi dineleyelim.