VE HAKLI ÇIKTIK! Epstein Dosyaları; Global Çaplı *Biyogüvenlik Devleti İnşası Adına Gates, Kurgu Pandemi ve Sistemik Sansür Arasındaki Bağlantıları Yazıyor’!
*Biyogüvenlik Devleti: Toplumun sağlık ve güvenlik gerekçeleriyle (izleme, zorunlu tıbbi müdahaleler vb.) kontrol edildiği yönetim modelini ifade eder.
Her uyarı. Her belgesel. Her makale. Bizi yasaklatan her paylaşım. Hepsi doğruydu. Şimdi ne olacak? Ne yapabiliriz? Okumaya devam edin, bu Substack’i paylaşın, hayatları kurtarmamıza yardım edin! Işık parlıyor! ✨
Adalet Bakanlığı’nın, Jeffrey Epstein’ın e-posta kutusundan nihayet çekip çıkardığı ve kimsenin-sahiplenmek-istemediği-çürüyen-bir-ceset gibi dünyanın kapısının önüne bırakıverdiği şeyi gördünüz mü? Evet, evet doğru. Epstein Dosyaları’ndan bahsediyoruz. Yok aslı astarı denilen, o yok efendim “Demokratların düzmecesi”, yok efendim “hayali” olan müşteri listesi aniden pek de gerçek, mühürleri sökülü sökülüvermiş bir belgeye dönüşmesin mi?
Yıllarca—yıllarca—bize komplo teorisyeni dediler. Paylaşımlarımıza ‘yanlış bilgi’ etiketlerini, Pfizer’ın sorumluluk reddi feragatnamelerini basmasından daha hızlı yapıştırdılar. Bizi platformlardan attılar, medya üzerinden hakkımızda yalanlar söylediler ve erişimimizi gizlice kısıtladılar (shadow-ban). Meğer bu sırada milyarderler, bankacılar ve hüküm giymiş bir pedofil arasındaki siyah-beyaz e-postalarda yazılıp çizilen asıl komplo, atıldığı devlet kasasında bizi haklı çıkarmayı bekler dururmuş.
Peki ya şimdi? Eh, şimdi kanıtlar kamuya açık.
Jeffrey Epstein dosyalarının yayınlanması, elit bir pedofili ve şantaj ağını ifşa etmekten çok daha fazlasını yaptı aslında; küreselci seçkinlerin sinsi ajandaları hakkında uyarıda bulundukları için karalanan, sansürlenen, platformlardan uzaklaştırılan ve zulme uğrayan bizler gibi ve diğer sayısız doğruyu söyleyeni haklı çıkardı. Epstein, Bill Gates, bunların pandemi planları ve elbette noktaları birleştirmeye cesaret eden herkesin sistematik olarak susturulması (sansür) arasındaki şok edici bağlantıların hepsi bu belgelerde.
Bizler deli değildik. Sadece erkenciydik. Bunun için de bizden nefret ettiler işte.
Epstein, Gates ve Birlikte İnşa Ettikleri Pandemi “İş Modeli”
Epstein dosyalarındaki en sarsıcı ifşalardan biri, Bill Gates ile olan ortaklığı. Halkla İlişkiler kalemlerinin özenle hazırladığı o “malum görüşmelerden duyulan pişmanlık” terennümlerine kulak asmayın siz. Bunlar öyle sıradan akşam yemekleri filan değil, basbayağı plan-proje toplantılarıymış.
2015 yılında Gates ve Epstein, e-posta üzerinden “pandemi hazırlıkları” ve “DSÖ’yü (WHO) sürece dahil etme” stratejileri üzerine teatide bulunmuşlar. Gates şöyle yazmış: “Umarım kotarırız bu işi.”
Tüy ürpertici resmen.
Bu teatilerden sonra bir de bakıyoruz 2019’da Event 201 simülasyonunu olmuş. Hani o Gates Vakfı, Johns Hopkins Hastanesi ve Dünya Ekonomik Forumu’nun ortaklaşa, COVID-19’un Wuhan’da “gizemli şekilde” belirmesine birkaç ay kala, başka hiçbir şey değil ama küresel bir koronavirüs salgını modelleyeceklerinin tuttuğu pandemi tatbikatından bahsediyoruz. Akıl sır ermez işler bunlar, öyle değil mi?
Fakat gelin şimdi bundan biraz geriye, planın asıl taslağına—pandemiyle mücadele faaliyetlerini sadece mümkün değil, aynı zamanda kârlı da kılacak işin finansal mimarisine gidelim.
Hikâye, tüyler ürpertici bir 2011 e-posta trafiği ile vücut buluyor. O dönem Jes Staley yönetimindeki JPMorgan’dan bir müdür, Juliet Pullis tarafından Jeffrey Epstein’e detaylı bir soru listesi iletiiliyor. Kaynağı mı merak ettiniz? “Gates için fikir çalışması yapan JPM ekibi.”
Sorular net: Hedefler neler? Bağışlar açıktan mı yapılacak yoksa isimler gizli mi kalsın istiyoruz? Yatırım ve hibeleri kim yönetecek? JPMorgan burada hayırsever bir uzmana filan danışmıyor; trilyon dolarlık bir banka kalkmış, hüküm giymiş bir suçluya Bill Gates için milyar dolarlık bağış kampanyası nasıl yapalım diye soruyor.
Bunu bir hazmetmek ister misiniz önce?
Epstein’den gelen cevap ise gayet kendinden emin ve işbilir çıkıyor. Gates-Buffett “Verme Andı” (Giving Pledge) ile ilişiği bulunan “yıldız” bir yöntemi kurulu kadrosu sıralıyor kendilerine. Taahhüdünü aldıkları milyarlarca dolar olduğundan bahisle bir de kendince tespitte bulunuyor Epstein: “Hepsinin vergi danışmanı var ama parayı nasıl vermeleri gerektiğinden bihaberler.” Bu noktada çözümü mü ne? “JPM sürecin entegral parçası olmalı. Danışmanlık değil… operatör, uyum denetçisi olarak görev almalı.” Staley’nin cevabı: “Konuşmamız lazım.”
Temmuz 2011’e gelindiğinde ise planın daha da gelişmiş olduğunu görüyoruz. Staley’e gönderdiği ve Gates’in baş bilim danışmanı Boris Nikolic’i de kopyaya eklediği bir e-postada Epstein, ana temayı muştuluyor: “Bill’e aşılar için daha fazla para sağlayacak, silo tabanlı bir teklif.”
Pandemi kurguluyoruz ama “bilimsel araştırma”ya yatırmak için değil, “daha iyi halk sağlığı altyapısı” kurmak için de değil… “Aşılar için daha fazla para” topluyor Bill bey. Bu, hayırseverlik dili değil, açık ve net bir sermaye oluşumu dilidir. Bu, planladıkları yapılanmada artık en uç mertebelere kadar ilerlemiş olduklarını gösterir.
Ağustos 2011’de JPMorgan’ın 2 trilyon dolardan fazla varlığı yöneten Varlık Yönetimi bölümü CEO’su Mary Erdoes, Epstein’a (tatildeyken) ek operasyonel sorular içeren bir e-posta gönderiyor.
Epstein’ın cevabı ise tam manasıyla nefes kesici:
Ölçek: İki yıl içinde “milyarlarca dolar”, 4. yıla gelindiğinde “on milyarlarca dolar”.
Yapı: Bağışçılar, tıpkı yatırım fonları gibi “silolar” arasından seçim yapacak.
İşin Can Alıcı Noktası:“Ve fakat, bilhassa aşılar için denizaşırı (offshore) bir kola da hazırlıklı olmalıyız.”
Denizaşırı kol.Aşılar için. Hayırkurumundan bahsediyoruz. Bunun ne anlama geldiğini iyice bir düşünelim.
Yani, 2020 Mart’ında dünya artık panikler haldeyken, kurgunun finansal işleyiş mekanizmaları da çoktan hazır edilmiş durumda. Yatırım araçlarından, bağışçı fonlarına, Swiss Re gibi yerlerdeki reasürans ürünlerinden malum simülasyonun elkitaplarına kadar, herkes hazır, her şey yolunda.
Pandemide bunların işi-gücü sekteye uğramadı ki hiç, bilakis, BÜYÜK AÇILIŞ’larını yaşadılar hepbirlikte.
Epstein’e biçilen rol insan kaçakçılığı ve fuhuş ticaretinin çok ötesine geçmiş, artık o, küresel elitler için bir iş kolaylaştırıcı ve şantaj operatörü haline gelmişti. COVID-19 güç gaspını—maske zorunlulukları, karantinalar, sansür ve mRNA enjeksiyon baskısı—kurgulayan o güçler, bizim gibi eleştirel seslerin de susturulmasını sağladı.
Gates, Epstein ile belgelenmiş ilişkisine rağmen (Epstein’ın 2008’deki mahkumiyetinden sonra “Lolita Express” ile yapılan çok sayıda sefer), hâlâ özgürce dolaşıyor. Televizyonlarda boy gösteriyor. Devlet başkanlarına danışmanlık yapıyor. Hâlâ “küresel sağlık girişimlerini” finanse ediyor ve dijital kimlikleri, aşı pasaportlarını ve iklim karantinalarını yasalaştırmaya çalışıyor.
Minvalde, dostumuz Joby Weeks gibi insanlar suçlama bile olmaksızın ev hapsinde tutulabiliyor ve bizim gibi sesler, tam da bunları söylediğimiz için sosyal medya platformlarından atılıyoruz, gelirlerimiz kesiliyor ve kariyerlerimiz yok ediliyor.
Biz demiştik size. İçten içe siz de biliyordunuz aslında. Artık e-postalar da elinizde.
Sansür: Elitlerin Suçlarını Örtmek İçin Kullandığı “Yanlış Bilgidir” Yaftası
Epstein dosyaları sadece suç teşkil eden davranışları değil, aynı zamanda gerçeğin sistematik olarak bastırılmasına yönelik oyun planını da ifşa ediyor. Epstein’ın ensesi kalın dostları bizzat FBI, Adalet Bakanlığı ve medya tarafından korunurken, bildiğimiz gibi Facebook (Meta), YouTube (Google) ve Twitter gibi platformlar bunu konuşan herkese karşı savaş başlatmıştı.
Şu cürret ve cesarete bakar mısınız?
Bizi COVID-19’a “sahte pandemi” dediğimiz için ve bugün artık artık inkar edilemez hale gelmiş aşı hasarı verilerini ifşa ettik diye sosyal medya ortamlarından kovdular.
Aşağıda, kaldırılan ilk Facebook gönderimizin ekran görüntüsü var; bu gönderiyi daha sonra, bizi Dr. Joseph Mercola ve Bobby Kennedy’nin ardından dünyanın en tehlikeli 3. kişisi olarak adlandırdıkları ve “Dezenformasyon Düzinesi” (Disinformation Dozen) dedikleri dijital hedef listesinde, ne denli cani olduğumuzu göstermek için “Kanıt A” diye sergilediler. Saldırdılar, hakkımızda yalan söylediler ve yetmezmiş gibi medyaya, sosyal medyaya ve halka lince ortak olmaları için baskı dahi yaptılar: saldırı, tehdit yağmuru ve toplum dışına itme yarışındaydılar.
Adalet Bakanlığı ve CDC’nin (Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri) tarafından bugün doğrulanmış e-postaları, bilgi ve belgeleri ogün paylaştık diye “tehlikeli” damgası vurdular. Oysa mesele hiçbir zaman “güvenlik” değildi. Mesele hakim anlatıyı kontrol altında tutma gayesiydi.
Onlarca yıl boyunca Epstein’ın suçlarına göz yuman—kameraların “tesadüfen” bozulduğu maksimum güvenlikli bir hapishanede “intihar etmesine” izin veren—aynı kurumlar, birdenbire “kabul edilebilir söylemin” acımasız salon başkanları haline geldiler ve sadece kendi onayladıkları hikayelerin anlatılmasını sağladılar.
Teknoloji (Big Tech), Medya (Big Media) ve Devlet (Big Government) mekanizmaları aynı kalkan şebekesinin unsurları. Epstein’in müşteri listesine nasıl kalkan oldularsa şimdi de pandemi felaketinin mimarlarını korumaktalar. İz sürüp noktaları birleştiren bağımsız gazeteciler, araştırmacılar ve bizim gibi sağlık savunucuları ise sistematik olarak susturulduk, üzerimiz çizildi.
Neden mi? Çünkü haklıydık ve bu onlar için en büyük tehditti.
Hedefin tam üstüne geldiğinizde, uçaksavar ateşi de en yoğun halini alır ya hani, işte biz resmen yaylım ateşine tutulduk.
Gerçek Suçluları Korurken Bizim Hakkımızda Yalan Söylediler
Burada olup biteni tam anlamak lazım:
Bizler kanser endüstrisini, Büyük İlaç Şirketlerinin (Big Pharma) yolsuzluklarını ve doğal sağlık çözümlerinin önünün kesilmesini ifşaya onyıllarımızı verdik. The Truth About Cancer belgesel serisini hazırlayarak dünya çapında milyonlara ulaştık. Aşıların yarattığı hastalık tufanı, sansür uygulamaları ve yaklaşan tıbbi tiranlık konusunda halkı COVID-19 başlatılmadan yıllar öncesinden uyardık.
Onlar ne yaptılar? Bize “Komplo Teorisyeni”, “Aşı Karşıtı” ve “Katil” dediler. Tehlikeli ilan ettiler.
Kasıtlı olarak verdiğimiz yalan-yanlış bilgilerle (mezenformasyon) insan öldürdüğümüzü söylediler.
Facebook bizi yasakladı. YouTube videolarımızı sildi. Ana akım medya karalama yazıları yayınladı. PayPal hesaplarımızı dondurdu.
Tüm bunlar olurken; Jeffrey Epstein ile bağları ispatlı, Epstein’in mahkumiyetinden sonra bile uçağına defalarca binmiş, Epstein’ın sağladığı Rus kızlardan zührevi hastalık kapmış, o zamanki eşi Melinda’ya da, özrü olmayan bu sapkın kaçamakları fark etmesin diye, çaktırmadan verebilmek için Epstein’dan antibiyotik ayarlamasını talep etmiş zat—evet, işte O Bill Gates—yeryüzünün sağlık kahini olarak her büyük haber kanalında boy gösteriyordu.
Eşzamanlı olarak; Kongre’ye yeminli ifadesinde yalan söyleyen, maskeler, karantinalar ve aşılar konusunda sürekli çark eden Anthony Fauci, bir aziz gibi el üstünde tutuluyor, Time dergisinde “Yılın Muhafızı” seçiliyordu.
Tüm bunların yanında; hileli pazarlama, rüşvet ve usulsüz ödemeler nedeniyle 2,3 milyar dolarlık ceza almış bir şirket olan Pfizer’a, hakkında tazminat davası açılamasın diye sorumluluktan muafiyet zırhının yanısıra, uzun vadeli hiçbir güvenlik verisi bile sunmamışken, piyasaya rekor kısalıkta bir sürede aşı çıkarması için vergi mükelleflerinin milyarlarca doları verildi.
Tehlikeli olan biz miydik?
Hayır.
Biz doğruyu söyleyenlerdik. Bu da bizi düşman yaptı.
Silah haline Getirilmiş Kurumlar: Epstein’ın Şantajından Sizin Dijital Kimliğinize
Epstein’inki asla salt sapkınlık amaçlı bir şantaj operasyonundan ibaret değildi; olay, bir kontrol ağı oluşturmaktı. Dosyalar, istihbarat servisleriyle (Mossad, CIA), JPMorgan ve Deutsche Bank gibi finans devleriyle ve dünya genelindeki siyasi liderlerle sıkı fıkı bağlarını ortaya koyuyor.
Bunlar, şu anda aşağıdaki ajandalar için bastıran aynı şebekedir:
Büyük Sıfırlama (The Great Reset)
Dijital Kimlik
Merkez Bankası Dijital Para Birimleri (CBDC’ler)
15 dakikalık şehirler
Karbon ayakizi üzerinden sosyal kredi sistemi
Aşı pasaportları
Noktaları birleştirelim ve siz görmeyin diye çırpındıkları planları afişe edelim:
Finansal Kontrol:
JPMorgan, Epstein’le ilgili basbas bağıran uyarı sinyallerine rağmen bankacılığını yaptı; içeride işaretlenen ancak görmezden gelinen 1 milyar doların üzerinde şüpheli işlemi vardı. Biliyorlardı. Umursamadılar. 290 milyon dolar ceza ödeyip yollarına devam ettiler.
Şimdi ise Bank of America, Chase ve PayPal gibi bankalar; muhafazakarları, tır şoförlerini, sağlıkta özgürlük savunucularını ve resmi anlatıyı sorgulayan herkesin hesaplarını kapatmakla meşgul (debanking). Kanadalı tır sürücüleri. Silah dükkanları. Kripto para girişimcileri. Hedef aynı: muhalefeti cezalandırmak ve ekonomik hayatı kontrol etmek.
CBDC’ler devreye girdiği anda oyun biter; bunlar vatandaşın boynuna geçirecekleri dijital tasmadır. Kapatılabilen, kısıtlanabilen veya kullanım süresi dolabilen programlanabilir para. Başka bir deyişle sosyal kredi.
Tıbbi Tiranlık:
Büyük İlaç Şirketleri’nin total kontrolü altında olan FDA, CDC ve DSÖ bakın hangi yalanları söyledi:
COVID’in kökeni (Wuhan laboratuvar sızıntısı komplo teorisi denilerek reddedildi) [Bu noktada Bollinger’la aynı fikri paylaşmıyoruz. Virüsle hastalık oluştuğu teoremi bilimsel olarak ispatsız, ancak üzerine koca bir aşı endüstrisi kurulu olduğu için dokunulmaz ilan edilmiş bir safsatadır.]
Aşı etkinliği (“%95 korur” sözü “sonsuza kadar hatırlatıcı dozlara ihtiyacınız var”a dönüştü)
Doğal bağışıklık (üstün olmasına rağmen görmezden gelindi)
Erken müdahale ile verilen tedaviler (sansürlenip alay konusu edşken Ivermectin, hidroksiklorokin, D vitamini)
Tıpkı onlarca yıldır kansere bulunan çarelere, detoks protokollerine ve Büyük İlaç Şirketlerinin kârını tehdit eden her şeye yaptıkları gibi doğal sağlık savunucularına saldırdılar. Bunlar sağlık kuruluşu filan değil; ilaç endüstrsinin laboratuvar önlüğü giymiş kâr koruma kollarıdır.
Siyasi Yolsuzluk:
Epstein’ın şantaj ağı elitlerin dokunulmazlık kalkanıydı. Müşteri listesinde devlet başkanları, prensler, CEO’lar, bilimadamları ve medya patronları var.
Diğer yanda gerçek muhaliflere—gazetecilik yaptığı için hapiste çürütülen Julian Assange, kitlesel gözetlemeyi ifşa ettiği için sürgün yiyen Edward Snowden ve bizim gibi gazetecilere—zulüm, hapis, banka hesabı kapatma, iftira/karalama dolu yazılar ve/veya bitmez tükenmez karakter suikastı reva görülmekte.
İki ayrı adalet sistemi: Biri onlara çalışıyor, diğeri size. Biri Epstein’ın dostlarına, diğeri doğruları söyleyenlere.
İleriye Giden Yol: İfşa Oldular. Şimdi İnşa Etme Zamanı.
Epstein dosyaları kanıtın da ötesinde, sistemin iliklerine kadar çürümüş olduğunun beyanıdır. Ancak işin güzel tarafı şu: Bu dosyalar bizi tamamenhaklı çıkarıyor.
Her uyarı. Her belgesel. Her makale. Bize yasak getiren her paylaşım. Hepsi doğruydu.
Küreselcilerin boyunduruğu zayıflıyor. Hakikatler—o belgeli, çirkin gerçekler—saklamaya çalışıp da beceremedikleri o dosyalardan cerahat gibi sızıyor. Bize yalancı dediler ama e-postalar komplonunmimarının kendileri olduğunu gösteriyor. Sesimizi kıstılar,sansürlediler; fakat bu sadece seslerimizi daha da gerekli kıldı.
“Epstein intihar etmedi. COVID-19 doğal değildi. [Ed-not: COVID 19 diye bir hastalık ve böyle bir hastalığa sebep olacak “virüs” diye bir şey ortada yoktu.] Aşılar ne güvenliydi ne de korumaktaydı. Bizlere uygulanan sansürün sizi korumakla ilgisi yok, kendilerini korumakla ilgisi vardı.
Ve şimdi? Şimdi bu haklı çıkmışlığı bir yakıt olarak kullanma zamanı. İntikam için değil, devrim için. Hakikat, sağlık, özgürlük ve adalet devrimi için.
Bizi gömmeye çalıştılar. Tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.
Epstein dosyaları suçüstü kanıtıdır. Geride bıraktıkları yazılı bir suç izidir. E-postalarda, finansal yapılarda ve denizaşırı hesaplarda kaleme aldıkları bir itiraftır.
Dosyalar, başından beri söylediklerimizi kanıtlıyor:
Viroloji ve immünoloji doktoralı, Hint asıllı akademisyen Poorniam Wagh, teknoloji, medya, çokuluslu şirketler ve dünya istihbarat birimlerinin yardımıyla dünya popülasyonunun başına örülmüş gelmiş geçmiş en kapsamlı ve koordinasyonu yüksek komploda kral çıplak diyebilen ve bu yüzden cezalandırılan şerefli akademisyenler arasındaki yerini alıyor.
Sunum yaptığı videonun kısa versiyonunu altyazılı olarak izleyebilirsiniz. Videonun uzun versiyonu yazı sonunda verilmiş olup, sunumun içeriği Wagh’ın yorumları ve bizlerin eklediği genişletilmiş açıklamalar ile birlikte birkaç bölüm halinde sitemizden sunulacaktır.
Ne dersiniz? Daha fazla kanıta ihtiyacımız var mı? Virüs… Var mı yok mu?
Wagh’ın sunum slaytları ve videoda yapmış olduğu yorumlar ile birlikte Türkçeleştirilerek aktarılmıştır.
Wuhan ve ardından dünyanın geri kalanında kurgulanan oyunda neler yaşandı:
2019 Aralık ayında, Wuhan’da deniz ürünleri satan bir pazaryerinden alışveriş yapan 198 kişinin, yarasa-karıncayiyen virüsü olduğu iddia edilen bir virüs nedeniyle hasta düştüğü ve zatürre benzeri belirtiler sergilediği söylendi. Bu 198 kişiden ise inceleme için yalnız 1 kişinin akciğerinden sıvı aspire edildi. NİYE? Hasta grubu içerisinden yalnız 1 kişiden test numunesi alınması gayrı bilimsel olduğu kadar şüphelidir de.
Bu yaptıkları son derece anlamsız, büsbütün tuhaf. Niye 198 kişiyi de test etmiyorsunuz, sadece 1 kişiden numune alıyorsunuz? Bilimsellikle taban taban zıt bir davranış bu. Ortada viral bir salgın olduğunu iddia ediyorsanız, büyükçe bir grup insanda bu virüsü bulup göstermeniz lazım.
Gen Diziliminde Yapılan El Çabukluğu – Tek Dokunuşla 40’tan 40,000’e Bütünleme Bilimi
Wuhan’daki hastanede bu kişinin ciğerinden çekilen sıvıda topu topu 40 baz çiftlik, inanılmaz kısa RNA iplikçik bölümü bulduklarını söylediler ve buradan bilgisayar programı marifeti ile (“in silico) NOVEL (yeni oluşumlu, daha önce hiç karşılaşmamış olduğumuz) virüs için tam 40 binbaz çiftlik bir gen dizilimi yarattılar, bunu da Blast P gibi dünya genelindeki veritabanlarına yüklediler.
Teknolojik Sihirbazlık Numarası ile Frankenstein Genom Yaratma
Hastadan alınan sıvıdan 40 baz çiftlik “virüs” RNA’sı bölümünü alınıp bilgisayara yüklenir, “alignment” (hizalama) denilen bir işleme tabi tutulur -buna De Novo sequencing process (Yeni genom dizileme işlemi) denmekte.
Bilgisayar programından, elimizdeki 40 baz çiftlik bölümü sistemine kayıtlı diğer tüm bakteri, “virüs” gen bilgisi ile kabaca birleştirip, buradan bize “yeni” bir yapboz resmi oluşturmasını, yani ortaya “yeni bir virüs resmi” çıkarmasını isteriz.
Bilgisayar denileni yapar ve ortaya yepyeni, ancak HAYALİ (gerçekte var olmayan) bir SARS-CoV-2 virüsü çıkar. “Çok ölümcül” olduğu söylenir(!).
Bilgisayar marifetiyle oluşturulmuş bu gen dizilimi Blast P’ye yüklenir.
Wagh, tecrübeli ve oldukça fazla sayıda gen dizilimi görmüş bir bilimci olarak dünyaya SARS-CoV-2 genomu diye tanıtılan dizilime ilk baktığında son derece tuhafına gittiğini, şaka mı bu diye düşünmekten kendini alamadığını da ifade ediyor.
2019 Aralığında birden internet, yol ortasında yığılıp kalmış, ağzından kan gelen, epileptik nöbet geçiren Çinli’lerin tuhaf ve daha sonradan sahte olduğu anlaşılan videoları ile doldu. Bunu, İran’dan gelen ve kurgusu birebir aynı videolar izledi; insanlar Tahran’da yol ortasında düşüp ölüyor, ağızlarından burunlarından kan geliyordu. Bu durumun adını Covid koymuşlardı. Batı dünyasının kalbine böylelikle salınan korku ile birlikte, başta ABD olmak üzere ülkeler askeri sıkıyönetimin medikal karşılığı olan ‘tıbbi acil durum’larını ilan etmekte gecikmediler ve bu acil durum halen kaldırılmış değil.
Aralık’ta birden ortaya çıkan bu YouTube videoları Ocak ayına gelindiğinde yine birden yok oluverdi.
Ardından DSÖ doğrudan Victor Corman ve Christian Drosten adlı Alman iki moleküler biyoloji uzmanı ile iletişime geçerek(!) SARS-CoV-2 için PCR “test”i geliştirmelerini istiyor.
Peki ama niye PCR testi?
Yaptıkları yayında Drosten ve ark., geliştirdikleri RT-PCR “testi“ için, herhangi bir kişinin vücudundan alınarak diğer hertürlü materyalden arındırılmış olarak tek başına ortaya konmuş (izolasyon ve pürifikasyonu yapılmış) ve bu şekilde kimyasal ve morfolojik yapısı tanımlanmış fiziki bir “virüs”ten değil, “in silico”, yani bilgisayar bazlı bir genomdan yola çıkarak hazırlamış olduklarını yazıyor!
Yani bu insanların SARS-CoV-2 denilen virüsü ne mikroskop altında görmüşlükleri var ne de laboratuar ortamında bununla çalışmışlıkları. Ellerinde yalnızca Wuhan’ın kendilerine ilettiği novel (yeni oluşumlu) genom bilgisi var ve bununla kalkıp RT-PCR protokolü hazırlayabiliyorlar.
Wagh’ın yorumu: Bilime daha aykırı yürütülemezdi herhalde işler!
Bilimle hiçbir şekilde bağdaşmayan bu icraatlerini yaptıkları yayında açıkça yazıyorlar da:
“Boşluk kalmamış bir hizalama elde etmek için SARS ve SARS ile bağlantılı koronavirüsleri (daha önce kendi çalışmalarımızdan elde ettiğimiz ve ayrıca literatürde geçen diğer yarasa korona virüslerini) kullandık. Teşhis amaçlı kullanılacak aday RT-PCR assay’lerimizin tasarımı, 2019-nCoV genom diziliminin tamamlanıp açıklanmasından önce hazırdı.”
Yani, oluşturmak istedikleri yeni “virüs” için daha bilgisayar bir gen haritası oluşturmamışken, Drosten ve ekibinin teşhis amaçlı(!) kullanılacak testi hazır!
DSÖ’nün kendi elleriyle seçmiş olduğu “bilimadamları”, ortada bir virüs var mı yok mu bilmeden, görmeden, hayali virüsün bilgisayar üretimi genomuna bile sahip değilken, tüm dünyada tam da bu “virüs”ü tespit edeceği iddiası ile cihaz, protokol geliştirebiliyor.
Wagh’ın, doktora sahibi olmanıza gerek yok, okuyan herkesin apaçık hataları görebileceği bir yayın dediği Drosten imzalı belge Avrupa’dan 15 kişilik bağımsız bir ekip tarafından da incelenerek metodolojideki 10 hayati kusur gösteriliyor. Buna rağmen, hiçbir bilimsel geçerliliği olmayan, anormal derecede fazla yanlış pozitif sonuç üreten bu kusurlu model, hastalık teşhisinde kullanılmaya devam ediyor.
Niye bu kadar çok yanlış pozitif var?
Wagh’a göre, insan vücudunda kan dolaşım sistemi ve lenfatik sistem aracılığıyla sürekli dolaşımda olan RNA ve DNA’lar bulunmakta ve Çin’liler akciğerden aldıkları sıvıda buldukları küçücük bir RNA iplikçiğini alıp, işte aradığımız katil “virüs RNA’sı” bu diyorlar.
İnsan genomunun parçası olan bu genetik bilgi, buna sahip başka insanlarda da saptandığında, “virüs”e pozitif ilan ediliyorsunuz. Kurgu bu.
Hastayla sadece 2 dakikalık konsültasyonu olan doktorların ise bu tarz ayrıntılar umurunda olmadığı gibi, bilimdeki son gelişmelere, araştırmalara da hakim olmadıklarından, gözlerinin önündeki kurguyu anlamıyorlar dahi.
Durumun vahametini anlatan bir başka örnek daha veriyor Wagh:
2020 Şubat ayında Hintli akademisyenlerin, Çinliler’in tüm dünyaya SARS-CoV-2 genomudur diye servis ettiği dizilimin “HIV virüsü” ile hiç de “tekin olmayan” benzerlikler taşıdığı, bunun izahı mümkün olan bir durum olmadığı ve bu işte bir “bit yeniği” olduğunu ima ettikleri yayınları sahneye çıkıyor.
Virolog Wagh’ın yorumu, korona virüs ile HIV’nin benzerlik taşımasının mümkün olmadığı, ortada gerçek bir virüs olmayıp Çinliler bilgisayar veritabanlarında kayıtlı karma genetik bilgiden kes-yapıştırla ortaya hayali bir virüse ait uydurma bir genom çıkarmış oldukları için istemeden yakayı ele verecek hataların yaşanmış olduğu yönünde.
Bu açığı yakalayan Hintli akademisyenler, Amerikan Mikrobiyoloji Derneği’nin baskıları neticesinde yayınlarını 1 ay içinde geri çekmek durumunda bırakılıyor. Retraction.org’da sadece özet bölümü bırakılan yayının içeriği internetten silinmiş durumda. Wagh, yasaklı bu güzelim yayının pdf’ine sahip olduğunu belirtiyor.
Şu adresten, “Covid 19” ile ilgili yapılmış ancak geri çek(tir)ilmiş bugüne kadarki yayınları görebilirsiniz:
Wagh’ın “virüs” izolasyon, pürifikasyon ve karakterizasyonu ile ilgili açıklamalarının olduğu bir sonraki yayında görüşmek üzere.
Videonun uzun versiyonu:
SARS-CoV-2 diye bir virüs bulunmadığı, ortada 2019 yılında ortaya çıkmış COrona VIrüsüne ait bir hastalık (yani COVID-19) olmadığı, viral bir salgın yaşanmamış olduğu yönünde sürecin başından beri görüş bildirip en ağır şekilde sansüre tabi tutulan yasaklı bilimci ve doktorların sitemizdeki yazılarına şuradan ulaşabilirsiniz:
Amerikan halk sağlığı kurumu CDC, doğal bağışıklığı reddederek kendi itibarıyla savaşıyor.
Covid-19 aşısı mı daha iyi korur, hastalığı önceden geçirmiş olmak mı? Akil adamlar tartışadursun, ICAN Derneği sorunun cevabını kesin olarak almak için gerekli adımı attı. CDC’ye resmi yollardan bu soruyu sordu. Gelen cevap şaşırtıcı değildi: Doğal bağışıklık elbette üstündü!
Yazışmalar uzun, fakat kesinlikle okunmaya değer. Kısacası, her ne kadar epey alttan alınmış bir ifade olacaksa da bu, CDC doğal bağışıklığın aşı bağışıklığına üstünlüğünü hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuş, tutarlı, anlaşılır ve net bilimsel bilgiye karşı argüman geliştiremiyor, bunları çürütemiyor. Görüşme sonuçlarını şu şekilde özetleyebiliriz:
Covid-19 geçirmeye (klinik semptomlarını gösterecek şekilde hasta düşmeye) hangisi daha yatkın? Cevap net. Kazanmış olduğunuz doğal bağışıklık sizi Covid-19’dan %99 başarı oranıyla korurken aşı, daha yeni olmuşsanız bile bu orana yaklaşamıyor, sonrasında da bağışıklık hızla sönüp gidiyor.
Virüsle enfekte olup (ister semptomlu ister semptomsuz) etrafa bulaştırma ihtimali daha yüksek olan hangisi? Cevap daha net olamazdı. Aşı bağışıklığı ne enfeksiyon geçirmenizi önlüyor ne de çevrenize bulaştırmanızı, oysa doğal bağışıklık ikisini de sağlıyor. CDC direktörünün açıkladığı üzere aşılanmış kişilerin maske takmaları gerekiyor, çünkü “[Covid-19 aşıları] artık kişiden kişiye hastalık bulaşmasını önleyemiyor.”
Daha da vahimi, İngiltere ve İsrail resmi verilerine göre, Covid-19 aşılarının yarattığı olumsuz sağlık sonuçları, hastalığı geçirip doğal yoldan bağışıklık kazanmış bireylerin aşılanmasından sağlanacak faydayı gölgede bırakıyor.
Buradan çıkacak ders yine, sağlık yetkilileri hiç hata yapmasın değil. Hata hep olur, bunlar yaşanacak. Asıl olmaması gereken şey, vatandaşlık ve insan haklarınızın tıbbi bir prosedürü yaptırıp yaptırmamış olmanıza bağlanmasıdır. Doğal bağışıklığı olsun olmasın aşı veya pekiştirme dozlarını olmak isteyen herkes özgürce bu hakkını kullanabilmeli. Ancak kimse devlet tarafından tıbbi bir prosedür yaptırmaya mecbur bırakılmamalı, buna zorlanmamalı.
Önemli not:ICAN derneği ve yaptığı işleri bilmeyenler öğrenmeli. ICAN’in misyonunu size şöyle anlatabilirim: Tüketici olarak hepimiz kullandığımız ürünlerin güvenli olmasını isteriz, öyle değil mi? Kullandığımız araba, bindiğimiz uçak, çocuğumuzun oynadığı oyuncak, içtiğimiz ilaç güvenli olmalıdır çünkü. Peki ya aşılar? Hani şu direkt bedeninize zerk edilen tüketici ürünleri var ya, işte onlar. ICAN Derneği 5 yılı aşkın zamandır işte bu ürünlerin, tüm kullacılar için daha güvenli hale getirilmesi için ön cephede savaş veriyor ve hukuk şirketim de bu savaşta ICAN’in baş hukuk danışmanı olmaktan gurur duyuyor.
ICAN Derneği’ni temsilen Avukat Aaron Siri’nin CDC ile yürüttüğü yazılı görümelerin tam metni için: https://www.icandecide.org/wp-content/uploads/2021/10/Reply-to-CDC-Re-Natural-Immunity-v-Vaccine-Immunity.pdf
Kelime mânâsı ‘temel hakikat’ olarak anlaşılması îcab eden ‘santral dogma’dan ilk defa 1957’de DNA’nın helezonî yapısını keşfeden Francis Crick bahsetmiş. Gencecik yaşında DNA’nın yapısını çözmek için maruz kaldığı radyasyon sebebi ile kanserden ölen Rosalind Franklin’in çekmiş olduğu meşhur fotoğraf 51’e ulaşmak sureti ile Crick ve James Watson’ın Nobel almış olmalarını ise ancak satır aralarında görebilirsiniz (2).
Santral dogma tabiri ile basitçe, bilgiden (DNA) bir aracı (Messenger=peygamber RNA) vasıtası ile protein elde edilmesi, proteinden geri dönülemeyeceği, ancak RNA’dan tekrar DNA elde edilebileceği ifade edilmekdedir (Şekil 1) (2).
Bugün klinikde her gün kullanabildiğimiz ve fazla maliyetli olmayan genetik teknolojilerin gelişdirilmesi 1984’de başlatılan ve ancak 2003’de bitirilen ‘İnsan Genom Projesi’ ile elde edilmişdir. O dönemde insan DNA’sında 80-140 bin gen olduğu tahmin edilirken, sadece 22 bin gen bulunmuş olması çok şaşırtıcı olmuşdu (3). Bir meyve sineğinde bile 9000 gen vardı yahu. Bulunan ilk monogenik (tek gen) hastalığı ise Türk hastalığı da denilen MEFV geni bozukluğuna bağlı Ailevî Akdeniz Ateşi idi. Bugün keşfedilmiş, sadece immün yetmezlik genleri 480’e ulaşmış durumdadır.
Burada dikkatinizi ‘Gen-ome’ bütün gen kelimesine vermelisiniz, exome bütün ekson, virome bütün virüsler, proteome bütün proteinler, transcriptome bütün santral dogma ürünleri anlamına gelmekdedir (3). Yani kâinattaki canlılık ile alakalı bütün moleküler bilgiler incelenmekde ve veritabanlarına yerleşdirilmekdedir. Bu veritabanlarının ihata etdiği bilgiyi sıradan insanların kavramasına imkan yokdur. Merak edenler kaynağı inceleyebilir, mesela insan birinci kromozomunda 5091 gen, 1416 psödogen ve bunlardan üretilen 11288 protein olduğu bilgisine hemen ulaşabilirsiniz (4).
Şimdi arkanıza yaslanın ve düşünün, eskiden saat tamircileri klasik saatleri tamamen sökerek mekanizmanın nasıl çalışdığını tesbit edip sorunu hallederlerdi, youtube’dan görebilirsiniz.
İşte genlerin ve ilgili parçaların ne işe yaradığını ecnebilerin ‘experiment of nature’ dedikleri primer immün yetmezlik hastalarının bozuk genlerini tesbit ederek büyük oranda anlaşılmaya başlanmışdır. Bu genlerin bozukluğu bilhassa akraba evliliğinin yaygın olduğu toplumlarda sık görülmekdedir. Bu evliliklerin mahsulü olan bebeklere genetik ve immünolojik çorba olan aşıların yapılması bozuk genin fonksiyonunu ve ilgili olduğu moleküler mekanizmaların anlaşılmasının temin etmekdedir, bir çeşit in vivo deney yapılmakdadır yani.
Bu durumda, nihai hedef olan ‘ölümsüzlüğün’ çaresini bulmak için kabaca santral dogmanın son elemanı olan transkriptomu çözmek ve yeniden düzenleyebilmek kalıyor.
Daha 2017’de bir mRNA firması müdürü açıkça ‘We are actually hacking the software of life, yani hayatın yazılımını hackliyoruz’ demişdi (5).
Bir nanobot olarak apoferritin molekülü içine yerleşdirilen bir mRNA ve belki başka bir parça, mesela lusiferaz ile, ve bu nanobotun milyarlarca insana uygulanmasının temin edilmesi ile yapılabilir mi? Bingo!
Optogenetik, magnetogenetik, sıvı kristalleşme ile hücreye uzakdan kumanda edilmesi ise başka bir yazı konusudur….
Gelelim işin dînî ve felsefî cephesine….
İnsanlar bilim putuna değil fıtrat icabı Allah’a inanmaya ve güvenmeye meyyaldir. Şeytan ve tarafdarları ise işte o fıtratı bozarak bezm-i elestte insana secde etmeyecekleri ve onu sapıttıracaklarına dair sözlerini yerine getirmek için çalışmakdadır. Bunu yapmak için de ellerindeki en mühim fıtrat bozucu immün sistemi ve endoteli allak bullak eden, kronik enflamasyona yol açan ‘pig gelatin’ gibi maddeler ihtiva eden aşılardır… Kalp gözü açık olmayanların görememesini de cenabı Allah ayetleri ile bize bildiriyor; onlar görmezler, duymazlar.
Fıtrat demişken aklıma geldi; Diyanetin (!) yayınına göre ‘Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar’. Daha anasının memesini emmemiş bebeye aşı yapmak şeytan ve tarafdarlarından başka kimin aklına gelir?
Aşılar hakkında senelerdir Allah rızası için efkâr-ı umûmîye dilim döndüğünce bilgiler vermeye gayret ediyorum. ‘Aşı Felsefesi’, ‘Genetik Çorba’ ve virüsler hakkında naçizâne yazmak istediğimi belirtmişdim (6). Bu yazı ile beraber ‘Zayıflatılmış mikrob’ yazımı da hasseten okumanızı arzu ederim.
COVID aşılarının yan etkileri konusunda fakirden daha yetkin kişilerin bilgilerine müracaaat edilebilir (7).
Daha evvel ki tesbitlerimizi güncelliğine ve isabetliliğine istinaden hatırlatıp devam edelim; Toplum bağışıklığı (herd immunity), 1933’de otuz yıl boyunca bu konu üzerinde çalışan ve o dönem için tek ve hala en tipik ve hâlâ geçerli örnek olan kızamık için Hedrich tarafından ilk defa tarif edilmişdir, ancak adamcağızın adı bile anılmaz (8).
Buna göre; bir toplumdaki fertlerin %68’i kızamık geçirmiş ise yeni vaka görülmez. Böylece, yeni kızamık salgını 2-5 yılda bir emzirme döneminden çıkmış çocuk nüfusu artdıkça tekrarlar. Kızamık herd immünitenin en tipik örneğidir, tamamı aşılanmış toplumlarda bile salgın yapar, ancak döngü süresi uzar, çünkü aşı hakikaten virüsün toplumdaki dolaşımını kısıtlar. Çılgınca aşı yapılmasını istemelerinin yegâne dayanak noktası da budur.
COVID için hiç bir ön immünolojik değerlendirme yapılmaksızın, üstelik hastalığı geçiren kişileri de aşılayarak ve insanları belki de bilerek kobay yaparak çok büyük bir yanlış yapılmakdadır. Buradaki en mühim ahlâkî sorun ise insanların büyük kısmının kobay olduklarının farkında bile olmamalarıdır.
Aşı olan kişilerin önümüzdeki senelerde aynı virüs ve mutantlarına ve yeni ÜRETİLECEK koronavirüslere karşı en korumasız grubu teşkil edeceğini zannediyorum. Bu sebeple tekrar hatırlatıyorum;
AŞI İLE HİÇ BİR ZAMAN NATURAL VE ÇAPRAZ (HETEROSUBTİPİK) TOPLUM BAĞIŞIKLIĞI TEMİN EDİLEMEZ.
Bir solunum yolu virüsünden maske ve mesafe ile korunmak imkansızdır.Toplumun büyük kısmı bir yıl içinde bu virüsle şu veya bu şekilde karşılaşmış ve tabii bağışıklık gelişdirmiş olmalıdır. Bu sebeple, Dr. Yıldız’ın tesbitinin doğru olduğu kanaatindeyim (9). Bu durum, İsveç’in BAŞARI ile sürdürdüğü herd immünite politikasında açıkça ve HÂLÂ görülmekdedir (10).
BİR SOLUNUM YOLU VİRÜSÜNE KARŞI YAPILACAK YEGÂNE MÜDAFAA, ONUNLA KARŞILAŞMAK VE ONU MAĞLUB ETMEKDİR.
Aşılayarak hasta olunmayacağını, bulaşmanın önleneceğini iddia eden otorite, bu iddialarından mecburen (!) vazgeçmiş ve artık sadece hastalığın ağır geçirilmesinin önleneceğini söylemekdedir. Ancak, bu iddia da yanlışdır. Aynı adî gripde olduğu gibi, aşılanan kişilerde yeni mutasyonlar ilerdeki mevsimsel sirkülasyonlarda daha ağır geçirmeye sebeb olacakdır. Yeni ve iyi bir araştırma bu iddiamızı teyid etmekdedir (11).
Bu bakımdan Diyanet’in içindeki kime muhtemelen ‘mabedci’ bir klik ‘orucu bozmaz’, ‘Aşı yapdırmamak kul hakkıdır’ diyerek siyasi otoriteyi de hatalarına ortak etmişdir.
Yukarda ifade etdiğim mücadeleyi kazanamayanların yükünü gayr-i kabil-i kıyas, kan, su ve diğer yollarla bulaşan veba gibi hastalıklarla bir tutarak diğer bîgünah insanlara yüklemek caiz olamaz.
Gazâlî’nin islam düşmanlarının, satanistlerin en sevmediği kişilerin başında gelmesinin, kötülenmesinin sebebi de ilmi metodolojiyi, akıl ve mantığın ehemmiyetini bize akdarmasıdır. Dolayısı ile, Akıl ve mantığa, hayatın akışına uymayan bilimsel araşdırmalar ÇÖPDÜR.
Kâinatdaki her şey binary (ikili) sistemle yani, 1 (arabcası vahid) ve 0 (=var ve yok) yani matematik ile ifade edilebildiğine ve bütün bilgisayarlar da bu sistemle çalışdığına, 1 ve/veya 0 sistemi ile çalışan kuantum bilgisayarları ile de sanal gerçekliğin gerçekden ayırt edilemez hale getireceği (in silico) de göz önüne alındığında yüce kitaptaki şu ayetleri hatırlatmak lazımdır;
Allah şeytanı lânetlemiştir, o da “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler” demiştir (Nisa 118-119).
Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz (Ankebut, 57).
Temmuz 2021’de ABD’nin Indiana eyaletinde 33 senelik aile hekimliği kariyeri ile Dr. Daniel W. Stock’u, Mt. Vernon isimli okulun yönetim kurulu toplantısındaki ifadesi ile dinleyeceksiniz.
Indiana’dan Dr. Dan Stock ben.
Az önceki yorumunuza istinaden, 18 ay geçmiş halen sorunu çözemedik dediniz ya, işe yarayacak bir şey yapmıyoruz ki sorun çözülsün?
Karar almadan önce bilim ne diyor, buna bile bakmayan Eyalet Tabip Odası ve CDC’yi dinleyince böyle oluyor.
Kendim Fonksiyonel Aile Hekimiyim, immünoloji ve enflamasyon regülasyonu alanlarında eğitimim var. CDC ve eyalet Tabip Odasınca verilen tavsiyelerin HEPSİ bilmin HER TÜRLÜ KURAL VE KAİDESİNE AYKIRIDIR.
Koronavirüs ve diğer tüm respiratuar virüslerle ilgili bilmeniz gereken şey şu: Aerosol partiküllerle yayılır bunlar ve gözeneklerinden geçmediği maske de yoktur.
Sekreterliğinize bıraktığımız flash drive’daki dosyadan konuyla ilgili tıbbi/bilimsel tüm verileri görebilirsiniz.
Hatta orada, bizzat NIH’in yaptırdığı ve maskenin işe yaramadı GERÇEĞİNİ gösteren en aşağı 3 yayın göreceksiniz, lâkin CDC de NHS de parasını KENDİ ödedikleri bu BİLİMSEL çalışmaları görmezden geliyor.
O yüzden hâlâ uğraşıp duruyorsunuz işte, çünkü VİRÜSLERİ ortadan kaldırmanız İMKANSIZDIR. Solunum yollarını tutan TÜM virüslerin tarihçesini inceleyin, YIL BOYUNCA dolaşımdadır bunlar, kış olsun da immün sisteminiz zayıflasın diye bakarlar veya şimdi BU AŞILARLA olduğu gibi immün sisteminiz RAYINDAN ÇIKTIĞINDA onlara fırsat doğar, bir bakmışsınız semptom verecek şekilde hasta düşmüşsünüz.
Maske filan tutmadığı, üstüne bir de hayvanlarda barınabildikleri için de —bu nokta çok önemlidir bakın— kimsenin bu virüsü ortadan filan kaldırması mümkün değildir!
CDC herkesi biz bu işi “çiçek”teki gibi hallederize inandırdı; “çiçek”teki gibi kökünü kazırız nasıl olsa dendi. Çiçek virüsü hayvanda barınan bir virüs değildi, enfekte etmeyi bildiği tek canlı insandı. O yüzden ortadan kaldırabildik o virüsü.
Fakat BU virüsle yapamazsınız bunu; tıpkı grip, nezle, Respiratuar Sinsisyal Virüs (RSV), adenoviral respiratuar sendrom ve hayvanda barınabilen diğerleriyle de YAPAMADIĞINIZ gibi.
O yüzden bu tedbirlerle defedemezsiniz işte bu virüsü; çünkü daha önce DENENMİŞ, BECERİLEMEMİŞ ve becerilemeyecek olan bir şey yapmaya çalışıyorsunuz.
Bir bu kadar önemli diğer mesele de, AŞIYLA, hele hele BU aşıyla bu dediğim gerçeklerin HİÇBİRİNİ değiştiremeyecek olmanız.
Umarım kurulunuz CDC, NIH ve Tabi Odası’nın tavsiye kararlarına uyup uymamaya karar vermeden önce şunu sorar kendine: Ne grip, ne nezle ne de RSV için yapmadığımız bütün bu uygulamaları bu virüs için niye yapmak durumundayız?
Sonra şunu sorun kendinize: Bu sözümona çok etkili aşı, viral respiratuar sendromların HİÇ huyu olmadığı halde tutup YAZIN ORTASINDA SALGIN patlak vermesine NASIL izin verdi?
Anlamanıza yardımcı olsun diye söylüyorum, bu duruma tıpta “ANTİKOR MEDİASYONLU VİRÜS GÜÇLENMESİ” deniyor.
Aşı yanlış iş gördüğünde ortaya çıkan bir durum bu ve SARS pandemisi sonrasında koronavirüsler için düzenlenen BÜTÜN hayvan deneylerinde yaptığı şey de bu olmuştur aşının.
Respiratuar sinsiyal virüs (RSV) için geliştirilmiş aşıda da aynısı yaşanmıştır: Patojenisitesi zaten çok düşük, doğal yoldan kapsanız hafif bir enfeksiyonla atlatacağınız respiratuar virüsü alıyorsunuz, aşıyla insanlara vurup immün sistemlerinin virüse sapkın yanıt vermesini, böylelikle aşırı güçlenmesini sağlıyorsunuz.
Şu an yaşanan salgının NEDENİ DE BUDUR, zaten flash drive’daki ve emaillerinize de gönderilecek yayınlarda da göreceksiniz, Massachusetts’te patlak veren salgındaki semptomatik Covid teşhisli vakalarının %75’i önerilen aşı dozlarının HEPSİNİ olmuş olanlardır.
O yüzden, aşı olmuş birine aşı olmamıştan farklı davranmanın hiçbir gerekçesi yok. Ayrıca —arkasında olduğum, kendim olacağım ve çocuklarıma da vuracağım aşılar da DAHİL olmak üzere— HİÇBİR aşının ENFEKSİYONU ÖNLEMEDİĞİNİ de BİLİN isterim.
2014’te ulusal hokey liginde KABAKULAK salgını yaşandı. Semptom gösterenler aşısız olanlar veya aşılılık durumu bilinmeyenler olmuştu. Aşının işe yaradığını mı gösteriyor peki bu? Semptom gösterecek şekilde hasta düşenlerin YARISI ne aşısız bireylerle ne de aşılılık durumu ilinmeyen kimseyle TEMAS dahi etmemişken, sizce hastalığı NEREDEN kapmış olabilirler?
Yanıt: AŞILI KİMSELERDEN!
Enfekte olmanızı ÖNLEYECEK AŞI DİYE BİR ŞEY YOKTUR. Enfekte de olursunuz, patojeni de [vücut sıvılarınızdan] etrafa saçarsınız [SHEDDING]. Özellikle de SOLUNUM sistemi VİRÜSLERİ için geçerlidir bu, fakat “semptom göstermez”siniz. Patojenin kişiden kişiye bulaşmasını önLEMİYOR yani!
Şu an yaptığınız HİÇBİR şey buraya yazdığınız bu istatistikleri düzeltecek bir işe yaramıyor ki! Solunum sistemini tutan viral patojenlerin doğası gereği bu tedbirlerin tümü geçersiz. Aşıyla da önleYEMEZsiniz, çünkü yapsın istediğiniz şeyi YAPMIYOR! Hayatınızın geri kalanı boyunca kovalayıp duracaksınız bu meseleyi ve sonunda anlayacaksınız ki CDC ve Tabipler Birliği’nden aldığınız “bilimsel” yönlendirme 5 para etmezmiş.
Onun yerine size ilettiğimiz dosyaları, emaillerinize gönderilen yayınları okuyun ve CDC ile NIH’ten aldıkları bilgilendirmenin GERÇEKLERLE ÖRTÜŞMEDİĞİNİ anlamış buradaki bu insanları dinleyin lütfen.
O yüzden hâlâ bu hastalıkla uğraşıyorsunuz, aşı da sizi virüsten koruyacaktı ama işe bakın ki YAZIN ORTASINDA, D vitamini seviyeleri tepedeyken CV-19 salgını patlatabildi?!
Bu arada, aşılamayla ilgili herhangi bir hak kısıtlayıcı uygulamanın gündeme gelebilmesi için ortada sözkonusu hastalık için TEDAVİ olmaması gerekir.
15’ten fazla CV-19 hastası tedavi etmiş biri olarak, aktif D vitamini yüklemesi, Ivermectin ve çinko verilen kişilerin TEKİ bile hastanenin yakınından bile geçmek durumunda kalmadı, 25 Hidroksi-D vit seviyelerini 55’in üstüne çıkarttığınız anda nüfus genelinin CV-19’dan hayatını kaybetme olasılığının 4’te 1’ine indiğini gösteren tıbbi yayınlar da mevcut.
D vitamini ile yürütülmüş CV tedavi denemelerine dair yayınları da ilettiğimiz dosyada bulabilirsiniz.
O yüzden, aşı olmuş mu olmamış diye bakıp buna göre insan ayıracaksanız aynı ayrımcılığı 25-hidroksi D vitamini seviyelerine, çinkoya bağlı tat alma duyusu yerindeliğine ve hatta geçmiş enfeksiyon öyküsüne göre de yapmanız lazım, keza ilettiğimiz dosyada aşının, CV-19 GEÇİRMİŞ insanlara kesinlikle HİÇBİR FAYDA SAĞLAMADIĞI, ne semptom azalttığı ne hastane bakım oranlarını azalttığı, bilakis, hastalığı geçirdikten sonra aşılandıkları takdirde 2 ila 4 kat FAZLA YAN ETKİ yaşadıklarını belgeleyen yayınlar mevcut.
Dolayısıyla, yönetim olarak aldığınız kararlar gerçeklerle hiçbir şekilde uyuşmayan bilgilere dayanmakta. Sizin hatanız değil tabii, bilim icra eden insanlar değilsiniz ve CDC, NIH ya da Tabipler Birliği’nin dediğini yapmak da makul gözüktü gözünüze.
Onun yerine burada toplanan insanların dediklerini dikkate alın ve tarafınıza teslim edilen dosyayı okuyun derim. Dosyada yazanlarla ilgili herhangi bir sorunuz olursa da seve seve gelir ve gerekirse tek tek sorularınızı yanıtlayıp işin bilimsel kısmını açıklarım.
CDC veya NIH yönergelerini takip etmezsek hakkımızda dava açılabilir diye bir endişeniz varsa, mahkemede savunmanızı yapmak üzere ücretsiz uzman tanıklık yapacağımı da burada belirtmek isterim.
Mahkeme yeri, zamanı fark etmez; resmi yönergelerin bilimsel gerçeklerle örtüşmediğine dair tanıklık sözüm bakidir.
“Büyük hata yaptık. Diken proteininden şahane hedef antijen olur diye düşündük ama bunun aslen bir toksin olduğunu, patojenik (hastalık yapıcı) bir protein olduğunu bilmiyorduk. İnsanlara aşıyla toksin veriyoruz, bunların bir kısmı kan dolaşımına giriyor ve başta kalp-damar sistemi olmak üzere bedende hasara yol açıyor.” – Byram Bridle
https://www.canadiancovidcarealliance.org/
Kanadalı immünolog Byram Bridle, işi aşı geliştirmek, özellikle de “virüs aşısı”. Pfizer’ın Japon idari makamlarına teslim ettiği ancak gizlilik ibaresi nedeniyle kimsenin erişim sağlayamadığı ‘aşının ‘biyodağılımı’ ile ilgili çalışma sonuçlarının yer aldığı rapora resmi taleple ulaşıyor. Ve ortaya Cv-19 aşılarıyla ilgili problemler saçılıyor. Bunu bir radyo programında ifade eder etmez de yoğun saldırılar başlıyor. Kariyerine bitti gözüyle bakılıyor.
Aşı üreticisi şirketlerin yola çıkış varsayımı, aşıdaki mRNA’nın çokça vurulduğu yerde (omuz kasları) kalacağı, vücut geneline dağılmayacağı yönünde. Pfizer’ın kendi verileri ise hem mRNA’nın hem de bunun sayesinde üretilen “diken proteini”nin saatler içerisinde vücuda dağılıverdiğini gösteriyor.
“Diken proteini” doku ve organlarda birikmeye başlıyor. Biriktiği organların başında dalak, kemik iliği, karaciğer, adrenal bezler ve “oldukça yüksek konsantrasyonlarda” da yumurtalık geliyor. Doç.Dr. Bridle soruyor: “Bu aşılar çocuklara vurulmaya başlandığı takdirde bir kısmını kısırlaştırmış olacak mıyız?”
“Diken proteini neredeyse tek başına bu hastalıktaki kalp ve damar sistemi hasarından sorumlu kısmı virüsün. Tutar saflaştırılmış diken proteinini deney hayvanlarının kanına enjekte ederseniz kalp-damar sisteminde oluşmadık hasar bırakmadığını görürsünüz. Üstüne, kan-beyin bariyerini geçerek beyinde de hasar bırakır.” – VaksinologByram Bridle
Kanda dolaşıma girdiği andan itibaren diken proteini kan pulcuğu reseptörlerine ve kan damarları çeperindeki hücre reseptörlerine bağlanıyor. Bu olduğunda kan pulcukları öbeklenerek kan pıhtısı oluşumuna gidebilir veya anormal kanamalar görülebilir.
Kanada’dan hakemli dergide yayımlanmış çalışmada, yine bir mRNA aşısı olan Moderna vurulmuş 13 genç sağlık çalışanı takibe alınıyor ve 11’inin kanında diken proteini bulunuyor.
Byram Bridle: “Diken proteininin patojenik bir protein olduğu çoktandır bilinen bir şey. Toksindir bu protein ve vücutta dolaşıma girerse hasar bırakır. Ve şimdi elimizde, omuzdaki kas dokusuna bu proteini yapsın diye zerk edilen aşıların hem kendisinin hem de ürettirdiği diken proteinlerinin kan dolaşımına girdiğine dair kesin kanıt var.”
Aşı gebelere ve emziren kadınlara vurulurken ne güzel, annenin ürettiği hazır antikorlar da bebeğe aktarılmış, bu sayede bebek pasif bağışıklık kazanmış olacak denmişti. Fakat ortaya çıktı ki antikor filan değil, anne sütünden bizzat aşı içeriği bebeğe geçiyormuş! Sütle birlikte aşı vektörünün kendisi bebeğe aktarılmış oluyor. Bu da diken proteininin bebekte dolaşıma girmesi demek. Kanda ne var ne yok tüm proteinler konsantre halde anne sütüne gidiyor çünkü! Ve ABD’deki VAERS (aşı yan etki bildirim sistemi) programına bakıldığında da anne sütü emen bebeklerde mide-bağırsak kanamaları görüldüğüne dair raporları buluyor Byram Bridle.
Byram Bridle’a göre bu durumda sorunlu alanlar şunlar:
a) Kan bağışı. Patojen diken proteinlerinin kan nakli bekleyen, sağlık durumu nazik hastalara aktarılmaması gerekiyor. b) Anne sütü alan bebekler risk altında c) Orijinal “virüs”le enfeskiyonun hiçbir şekilde sağlık için risk oluşturmadığı gruplara (bütün çocuklar!) bu aşı uygulandığı takdirde sadece risk/zarar meydana gelmiş olacağından sakıncalı. d) Kadınlarda yumurtalıkta anormal diken proteini birikimi nedeniyle kısırlık sorunu olabilir.